Kategori: <span>Psikiyatrik Hastalıklar</span>

Yeni yapılan Kesitsel bir çalışmaya göre düşük tiroid hormonu seviyeleri ile intihar düşünceleri arasında ilişki var

Yeni yapılan Kesitsel bir çalışmaya göre düşük tiroid hormonu seviyeleri ile intihar düşünceleri arasında ilişki var.

Araştırmaya göre intihar düşüncesi olan hastaların TSH seviyeleri düşük veya düşme eğiliminde. Çalışmaya yaşları 18 ile 73 arasında değişen 77 hasta katıldı. Bunların 59’unun kadın olduğu görüldü. 42 katılımcıda intihar düşüncesi tespit edildi. İntihar düşüncesi olan ve olmayan hastalar arasında yaş, cinsiyet, eğitim, obezite, sigara ve ilaç kullanımı açısından anlamlı bir fark yoktu. Ancak TSH seviyelerine bakıldığında düşüncesi olan hastaların TSH seviyelerinin düşük bulundu.

İntihar düşünceleri ile ilişki çok fazla biyolojik, psikolojik ve sosyoekonomik faktör söz konusu. Ancak yine de araştırma oldukça anlamlı. Çünkü;

Tiroid hormonunun ruh sağlığı üzerindeki etkileri uzun zamandır bilinmekte. Tiroid hormonu fazlalığı yani hipertiroidinin, öfke- sinirlilik, el titremesi, uyku problemleri, huzursuzluk gibi etkileri, tiroid hormonu eksikliğinin de uyku sorunları, depresyon, isteksizlik ve halsizliğe neden olduğu göz önüne alındığında depresyon gibi intihara en fazla neden olan hastalıklarda tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve tedavi yaklaşımına eklenmesi oldukça önemli.

Tiroid Testleri Nelerdir ?

Tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesinde TSH, T3, T4 değerleri, tiroid otoantikorları kullanılmaktadır. Ayrıca gerekli durumlarda tiroid bezinin radyolojik görüntüleme yöntemleri ile incelenmesine de başvurulabilmektedir. Oldukça kolay uygulanan bu testler hakkında aile hekiminizden, ruh sağlığı uzmanınızdan bilgi alabilirsiniz. Kaynak: medscape.com

Vagus sinir stimülasyonunu duydunuz mu ?

Vagus sinir stimülasyonunu duydunuz mu ?

Vagus pili ya da epilepsi pili olarak da bilinen vagal sinir stimülatörü epilepsi tedavisinde kullanılan alternatif yöntemlerden biridir. Bir kişinin beyin sapından boynuna, göğsüne ve karnına kadar uzanan uzun bir kraniyal sinir olan Vagus siniri, parasempatik sinir sisteminin bir parçasıdır.

Vagus siniri sindirim, kalp atış hızı ve solunum hızı dahil olmak üzere çeşitli organ fonksiyonlarını kontrol eder. Vasomotor aktiviteden ve şu gibi reflekslerden sorumludur:

  • öksürük
  • hapşırma
  • yutma
  • kusma

 

Vagus siniri ayrıca seslendirmeyi, ruh halini ve bağışıklığı düzenler. Bir kişinin kulaklarındaki, sinüslerindeki ve yemek borusundaki duyusal fonksiyonları da etkiler. Beyin ve kalp arasındaki iletişimi sağlayan bu sinirin bağırsak, böbrek, safra kesesi, akciğer, karaciğer, pankreas, boyun, dil ve kulaklarla da bağlantısı bulunmaktadır.

Vagus sinirini doğal olarak uyarmanın yolları şunlardır:

  • Şarkı söylemek
  • su ile yüksek sesle gargara
  • öksürük
  • meditasyon
  • soğuk suyla duş almak
  • yüze buzlu su uygulama
  • derin nefes egzersizleri
  • gülme

 

VNS bir kişinin ruh sağlığı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir ve kronik tedaviye dirençli depresyon ve travma sonrası stres bozukluğunun tedavisinde kullanılabilir.

Vagus siniri stresle ilişkili durumların somatik ve bilişsel semptomlarını düzenlemede yardımcı olabilir. Kan basıncının düşürülmesi ve kalp atım hızının yavaşlamasına yardımcı olabilir.

 

Kaynak: Vagus sinir stimülasyonu: Yararları, riskleri ve daha fazlası (medicalnewstoday.com)

 

 

 

 

 

antidepresan

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY | ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA BİLİNMESİ GEREKENLER 2021

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY

  • Antidepresan nedir?
  • Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?
  • Antidepresan çeşitleri nelerdir?
  • Seçici serotonin gerialım inhibitörü (SSRI) nedir?
  • Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI) nedir?
  • Trisiklik antidepresanlar (TCA) nedir?
  • Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI) nedir?
  • Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI) nedir?
  • Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?
  • Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?
  • Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?
  • Antidepresanların yan etkileri nelerdir?
  • Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?
  • Antidepresanlar bağımlılık yapar mı?
  • Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi?
  • Antidepresan kullananlar neleri tüketmemelidir?
  • Antidepresanlar ile hangi ilaçlar etkileşir?
  • Antidepresan kullanılırken hangi tetkikler yapılmalıdır?
  • Hamilelik ve emzirme döneminde antidepresan kullanılır mı?
  • Yaşlı bireylerde antidepresan kullanımında nelere dikkat edilmelidir?
  • Serotonin sendromu nedir?

 

Antidepresan nedir?

Depresyon başta olmak üzere bazı ruhsal hastalıklar beyinde nörotransmitter adı verilen ve sinir hücreleri arasında haberleşmeyi sağlayan maddelerin dengesinde bozukluklara neden olur. İnsanlar üzerindeki etkisi 70’li yıllarda keşfedilen molekül şeklindeki antideprasanlar, beyindeki nörotransmitter dengesini değiştirmek için kullanılan ilaçlardır.

Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?

Depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi birçok psikiyatrik hastalıkta antidepresan kullanılır. Antidepresanların etki ve yan etkilerinden faydalanılarak birçok psikiyatrik hastalık tedavi edilebilir.

Antidepresan kullanımına hekim ile birlikte karar verilir. Antidepresan tedavisi ile birlikte bir çok terapi türü, gevşeme ve nefes egzersizi gibi uygulamalar birlikte kullanılır. Yapılan araştırmalar antidepresan kullanımı ile bu tekniklerin birlikte kullanımının tedavi sürecini hızlandırdığını ve tedavinin etkinliğini arttırdığını göstermektedir.

Antidepresan kullanımına başlamadan önce danışana ve aileye psikoeğitim uygulanmalıdır. Yan etkiler ve ilaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verilmeli ve hastanın izni alınmalıdır.

Antidepresan çeşitleri nelerdir?

Seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI)

Bu gruptaki ilaçlar; essitalopram, sitalopram, paroksetin, fluoksetin, fluvoksamin etken maddesi içeren ilaçlardır ve anksiyete bozuklukları, depresif ve obsesif kompulsif bozuklukların tedavisinde kullanılır. Mutluluk hormonu olarak da bilinen beyindeki serotonin düzeylerini reseptör düzeyinde arttırırlar.

 

Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI)

Bu ilaçlar alıcı hücrenin ulaştığı serotonin ve norepinefrin miktarı artmaktadır. Bu gruptaki ilaçlar; venlafaksin, duloksetin etken maddesini içermektedir.

Trisiklik antidepresanlar (TCA)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Bu gruptaki ilaçlar da SSRI ve SNRI grubu ilaçlarda olduğu gibi serotonin ve norepinefrin düzeylerini ve az miktarda dopamin düzeyini artırmakta. asetilkolin adı verilen bir başka nörotransmitterin etkisini azaltmaktadır. Genelde SSRI ve SNRI grubu ilaçlardan yeterli verim alınmadığı durumlarda kullanılır. Amitriptilin, imipramin, nortriptilin, klomipramin etken maddesini içeren ilaçlar bu gruptadır.

Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Nörotransmitterlerin yıkımını engelleyerek serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin düzeyini artırmaktadır. Genelde diğer antidepresan ilaçlardan yeterli faydalanım görülmediğinde kullanılmaktadır. İzokarboksazid, fenelzin, selejilin, maklobemid etken maddeleri olan ilaçlar bu grupta yer alır.

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI)

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri, beyindeki serotonin düzeyini artırmak için kullanılır. Trazodon, nefazodon etkin maddeli ilaçlar bu grupta yer almaktadır.

Diğer antidepresanlar

 

Mirtazapin, bupropion, vilazodon gibi etkin maddesi olan pek çok farklı çeşitteki antidepresanlar halen kullanılmaktadır.

 

Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?

Antidepresanların etkileri kişiden kişiye farklılık göstermek ile birlikte genellikle 4-6 haftalık kullanım süresi ile birlikte görülmeye başlar. Bu etki kişinin metabolizma hızı, hastalığın türü ve şiddeti, hastalığın belirti ve bulgularına göre değişiklik göstermektedir. Bu süreçte tedaviden herhangi bir fayda görülmemesi durumunda ilaç kullanımı bilinçsizce kesilmemeli, ilaç dozu değiştirilmemeli ve hekime bilgi verilmelidir. Bazı hastalık belirtileri ilaca daha çabuk yanıt verirken, bazı semptomlar daha geç iyileşir.

Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?

Antidepresan ilaçlar kullanılırken ilacın tıpkı antibiyotik kullanımında olduğu gibi aynı saatlerde alınması ilacın etkisini arttırmaktadır. Yan etkiler nedeni ile oluşan sıkıntılarda hekim ilaç saatlerini değiştirebilir. Örneğin ilacınız yan etki olarak uyku hali yapıyor ise ilacınızın saati gece saatlerine çekilebilir. Ancak bu değişiklik mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır.

Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?

Antidepresanlar ağrı kesiciler gibi anında etki göstermez. Beyindeki kimyasal değişikliklerin oluşması zaman alır. Bu nedenle ilaçların doktorunuzun önerdiği süre boyunca kullanılması gerekir. Bu süre kabaca 6 aydan başlayarak daha uzun bir zamana yayılabilir. İlaç kullanım süresi kişiden kişiye ve hastalığa göre farklılık göstermektedir.

Antidepresanların yan etkileri nelerdir?

Antidepresanların yan etkileri genellikle ilk 2 hafta içinde daha belirgin olmak ile birlikte çoğunlukla zamanla azalarak geriler. Ancak yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. En sık karşılaşılan yan etkiler;

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık veya İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Uyku hali
  • Kilo artışı
  • Kilo verme
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı
  • Mani veya hipomani
  • Serotonin sendromu

En sık görülen yan etkilerdir. Kişinin genel sağlık durumu, metabolizma hızı, kullandığı diğer ilaçlar, hastalığın türüne göre yan etkiler farklılık gösterir. Kullanılan antidepresan türü de yan etkilerin türü ve şiddeti üzerinde etkilir. Bazı antidepresan grupları daha fazla yan etkiye neden olabilir.

Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?

İlacı kullanmaya başladığınız andan itibaren oluşan yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Yan etkinin şiddeti ve türüne göre hekiminiz yan etkiyi azaltmaya yönelik medikal tedavi, ilaç dozunda değişiklik, ilaç türünde değişiklik, tıbbi öneriler gibi birçok yöntem ile yan etkilerin tamamen kaybolması, şiddetinin azalmasını sağlayabilir.

Her yan etki önemlidir. Oluşan yan etkiler bazen istenilen yan etkilerdir. Örneğin kilo vermekte zorluk yaşayan bir hastada kilo kaybının yan etki olarak görülmesi, uykusuzluk sorunu yaşayan bir hastanın uykusunda artış yan etkilerden faydalanmayı sağlayabilir.

Antidepresanlar Bağımlılık Yapar mı?

Antidepresan ilaçlar kesinlikle bağımlılık yapmaz. Uyarıcı ya da uyuşturucu ilaçlar değildirler.

Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasalları düzenler. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. İlacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz ve kesilme bulguları oluşabilir, bu bağımlılık değildir. Kesilme bulguları veya çeklime bulguları olarak adlandırılan tablo bağımlılarda görülen, baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma-karıncalanma, el titremesi gibi bulgulara benzeyebildiğinden kişi bağımlı olduğu düşüncesine kapılır. Ancak ilaç hekim kontrolünde ve doz ayarlaması yapılarak kesilirse bu bulgular oluşmaz.

Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresan kullanımı sırasında çekincen bir kişi daha girişken veya cesur hareketler sergileyebilir. Bu durum zaten tedavinin istenilen etkisidir. İlaç kullanımı ile birlikte psikoterapi istenmeyen semptomlar ile mücadele etmemizi kolaylaştırır. Kalıcı olarak istemediğimiz bir kişiliğe bürünmeye neden olmaz.

Antidepresan kullanımında bazen hipomani veya mani denilen durum ile karşılaşılabilir. Hipomani ve mani  bedensel ve psikolojik olarak, alışılmadık, orantısız, doğal olmayan mutluluk, dışa dönüklük veya sinirlilik, hareketlilikle karakterize olan bir ruh halidir. Mani veya hipomani yaşayan kişi alışılmışın dışında bir mutluluk, alışveriş yapma isteği, aşırı cesaret, öfke gibi duygu ve davranışlar yaşayabilir. Bu etki derhal hekime bildirilmelidir. Kalıcı değildir. İlaç değişikliği ve doz ayarlaması, ek medikal tedaviler ile kontrol altına alınabilir. Bazen kişiler bu durumu kalıcı kişilik değişikliği olarak değerlendirebilir.

Antidepresanlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?

Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar. Antidepresanlar kalıcı olarak cinsel problemler yaşamanıza veya kısırlığa neden olmamaktadır.

Antidepresanlar intihar düşüncelerine neden olur mu?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

İlaç kullanımına neden olan hastalık, örneğin depresyon intihar riski yüksek olan bir hastalık olabilir. Bu durumda ilaç kullanılmaması intihar riskini oldukça yüksek düzeyde arttırır. Yüksek düzeyde intihar riski olan kişilerde yatarak tedavi uygulanır .

Antidepresanlar diğer ilaçlar ile etkileşime girer mi? Hangi gıdalar tüketilmemeli, hangi ilaçların birlikte kullanımında dikkat edilmelidir?

Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.

SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.

Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz. Bazı epilepsi ilaçları antidepresanlar ile etkileşebilir.

Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.

Bazı mide ilaçları (Sisaprid) antidepresan ilaçlar ile etkileşebilir.

Antipsikotik ilaç kullanıyorsanız mutlaka hekiminize bildirin. (Klozapin, Haloperidol, Pimozid)

Astım ilacı(teofilin) kullanıyorsanız lütfen hekiminize bildirin.

İdrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildirin.

Benzodiyazepin grubu (sakinleştirici) ilaç kullanımında lütfen hekiminize bildirin.

Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç veya beta bloker kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin. Bazı tansiyon ilaçları ve betablokerler antidepresanlar ile etkileşebilir.

Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.

Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sarı kantoron antidepresanlar ile etkileşir. Bu nedenle hekime danışmadan kesinlikle bitkisel bir tedavi uygulamayın.

Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.

Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.

Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.

Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.

Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.

Bazı zayıflama ilaçları antidepresanlar ile ciddi şekilde etkileşebilir.

*** Psikiyatrik bir tedaviye başlamadan önce kullandığınız tüm ilaçları ve mevcut ya da geçirilmiş hastalıklarınızı, alerji durumunuzu, alternatif olarak kullandığınız gıda takviyelerini hekiminize eksiksizce iletin. Geçirilmiş bir kalp krizi, astım, glokom gibi hastalıklar veya alerji geçmişi olan kişilerde ilaç seçimi oldukça önemlidir.

 

Antidepresan kullanımı öncesi veya sonrası tetkikler nelerdir?

Antidepresan kullanımına başlamadan önce hekiminiz sizden bir takım kan tetkikleri veya radyolojik görüntülemeye yönelik tetkikleri ister. Bunun nedeni vitamin eksiklikleri, mineral eksiklikleri, hormonal düzensizlikler, karaciğer, böbrek fonksiyonları, ilaç kan düzeyleri ile yağ metobolizması gibi parametrelerin değerlendirilmesidir. Ayrıca EKG, MR, EEG, ultrasonografi  gibi tetkikler de ilaç kullanımına başlamadan önce gerekli olabilir.

Antidepresan kullanımı sırasında bu tetkikler hekimin belirlediği aralıklarda tekrarlanır. Böylece ilacın etki ve yan etkileri kontrol altında tutulur.

Hamilelerde antidepresan kullanımı

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir.

Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmeli, mümkün ise gebelik planı ertelenmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı (doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

Yaşlılarda antidepresan kullanımı

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. 

Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

 

***Yaşlı bireylere kesinlikle hekim önerisi dışında ilaç başlanmaması hayati önem taşımaktadır. Yaşlılıkta kullanılan çoklu ilaçlar antidepresanların etkileşim riskini arttırmaktadır. Karaciğer böbrek fonksiyonlarından elektrolit dengesine kadar birçok biyokimyasal tetkik, görüntüleme tetkikleri, bazı psikiyatrik testler yaşlılarda ilaç kullanımına başlamadan önce yapılmalıdır.

***Herkes kendine ait bir tıbbi dosya tutmalı, özellikle yaşlıların tıbbi dosyasında oldukça titiz olunmalıdır. Yaşlı bireyin tıbbi dosyasını mümkünse tıbbi tedavisi ile ilgilenen tek kişi tutmalıdır. Böylece atlama ve unutma olasılığı azalır.

Serotonin Sendromu Nedir?

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk, hızlı göz hareketleri, kas kasılmaları ve gevşeme, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir sendromdur. Serotonin sendromu tedavi edilmezse ileriki safhalarda çok ciddi problemlerle karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu nedenle yan etkilerin her biri hekime bildirilmelidir.

BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TANI VE TEDAVİ İÇİN MUTLAKA HEKİMİNİZE DANIŞIN.

antidepresan
antidepresan

 

Coronavirüs Pandemisinde Anksiyete Bozukluğu ve Uyku Problemleri “koronasomnia”

 

Coronavirüs Pandemisinde Anksiyete Bozukluğu ve Uyku Problemleri “koronasomnia”

  • İnsomnia Nedir ?
  • İnsomnia Belirtileri Nelerdir ?
  • Anksiyete Bozuklukları ve Uyku Arasındaki Bağlantı Nedir ?
  • Anksiyete Bozukluğu ve İnsomnia
  • Neler Yapılabilir?

Pandemi süreci, fiziksel ve ruhsal yönden herkesi farklı ölçülerde etkiledi. Bu etkilerin başında, depresyon ve uyku problemleri geliyor. Çoğumuz coronavirüs hastalığına yakalanma, hastalığın neden olabileceği kalıcı hasarlar, yakınlarımızı kaybetme korkusu ve kaygı yaşıyoruz. İnterneteki bilgi kirliliği, sosyal medyanın etkisi, her gün aldığımız olumsuz haberler, ekonomik sorunlar ve işsizlik, işini kaybetme korkusu gibi birçok etken dışında zaten sürecin kendisi de oldukça zor.

Ağustos 2020’de Birleşik Krallık’taki Southampton Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, uyku sorunu yaşayanların oranının altıda birden dörtte bire çıktığını; özellikle annelerin, kritik işlerde çalışanların ve azınlık gruplarının daha fazla uyku problemiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.

09.07.2020 yılında Covid-19 pandemisi ve sağlık çalışanlarının anksiyete ve uykusuzluk düzeylerinin incelenmiş olduğu bir araştırmaya göre ise; Çalışanların %52.3’ünde yaygın anksiyete bozukluğu, %53.1’inde uykusuzluk görüldüğü. Hem yaygın anksiyete bozukluğu hem de uykusuzluk olanların oranının %36.9 olduğu ortaya kondu.

Uzmanlar bunun için bir terim bile yarattı: Insomnia (uykusuzluk) ile koronavirüs veya Covid-19’un birleşimi olan koronasomnia veya covidsomnia.

İnsomnia Nedir ?

Uyku bozukluğu hastalıklarının yaygın bir türü olan insomnia, uyku için elverişli ortam ve şartların bulunmasına rağmen, uykuya başlamada veya uykuyu sürdürmede güçlük ve buna bağlı gündüz fonksiyon bozuklukları ile seyreden bir hastalıktır.

Yeterli uyku süresi kişiden kişiye farklılık gösterse de genel olarak yetişkin bireylerde 7 saattir. Yeterli uyku yaşa ve sağlık durumuna göre farklılık gösterir.

Var olan uykusuzluğun en az 3 ay boyunca haftada en az 3 kez tekrar etmesi durumunda ise “kronik insomnia”dan bahsedilebilir.

İnsomnia Belirtileri Nelerdir ?

  • Uykuya başlama zorluğu
  • Uykuyu devam ettirme zorluğu
  • İstenenden erken uyanma
  • Uygun uyku saatinde yatağa gitmek istememesi
  • Ebeveyn veya bakıcı müdahalesi olmadan uykuya dalmada güçlük

İnsomnia;

  • Halsizlik, yorgunluk
  • Dikkat, konsantrasyon veya bellek bozukluğu
  • Sosyal, ailesel, mesleksel veya akademik performans bozukluğu
  • Duygudurum bozukluğu
  • Gündüz uyku hali
  • Kişilik bozuklukları (agresiflik, dürtüsellik, hiperaktivite)
  • Motivasyon ve enerji kaybı
  • Hata ve kaza yapma eğilimi
  • Uyku ile ilgili genel memnuniyetsizliğe neden olur.

Anksiyete Bozuklukları ve Uyku Arasındaki Bağlantı Nedir ?

Anksiyete bir diğer adıyla kaygı bozukluğu, psikolojik bir rahatsızlıktır. Toplumun yaklaşık olarak %18’i kaygı bozukluğu probleminden muzdaripken pandemi süreci anksiye bozukluğuna yakalanma ve anksiyete bozukluğunun şiddetinde artışa neden olabilmektedir.

Ansiyete bozuklukları, yoğun endişe ve korku hissi dışında panik nöbetlerine ve uyku problemlerine neden olabilir. Anksiyete bozukluğu bulunan bireyler, pandemi sürecinde hastalığa yakalanma korkusu, ayrılık anksiyetesi, ölüm korkusu, hastalık belirtileri ve şiddetine yönelik takıntılı düşünceler, sevdikleri insanları kaybetmeye yönelik olumsuz düşünceleri daha yoğun yaşarlar Anksiyete bozukluğu bulunan bireylerde ortalama %40 oranında uyku bozuklukları görülmektedir.

Şiddetli kaygı durumunda vücudumuzda devreye giren kalp atış hızının artması, terleme, mide bağırsak problemleri, yetersiz nefes alma hissi, hızlı soluk alıp verme,kaslarımızdaki gerginliğin artması gibi bedensel tepkiler, olumsuz düşünceler, ani irkilmeler, tetikte olma hali uyku kalitesini ve süresini oldukça olumsuz yönde etkilemektedir.

Pandemi sürecinde bağışıklık sisteminin daha düzgün çalışmasına önemli katkısı olan yeterli uyku süresi ve kalitesi anksiyete bozukluğu olan bireylerde bir kısır döngü haline gelebilir. Anksiyete bozukluğu uyku sorunlarını, uyku problemleri de anksiyete ataklarını ve bulguların şiddetini olumsuz yönde etkiler.

Neler Yapılabilir ?

Öncelikle anksiyete bozukluğuna sahipseniz veya anksiyete bozukluğu belirtileri yaşıyorsanız mutlaka bir hekime danışın. İlk aşamada aile hekiminiz ile görüşebilir, bir psikiyatri uzmanından veya ruh sağlığı alanında uzman birey veya kurumlardan destek alabilirsiniz.

Anksiyete bozukluğunun ve uyku bozukluklarının tedavisi vardır ve oldukça geniş tedavi seçeneklerinden faydalanıla bilinir.

Psikoterapiler ve ilaç tedavisinin birarada kullanımı anksiyete bozukluğu ve uyku bozukluklarının tedavisinde oldukça etkilidir. Pandemi sürecinde yaygınlaşan telepsikiyatri uygulamaları hastaneye veya sağlık kuruluşlarına başvuruda yaşadığınız endişelerinizi yok etmede yardımcı olur.

  1. Tıbbi destek alın
  2. Gerekirse telepsikiyatri, online danışmanlık hizmetlerinden yararlanın,
  3. Var olan tedavilerinizi aksatmayın, ilaçlarınızı bilinçsizce kesmeyin veya değiştirmeyin,
  4. Uyku hijyeni ve daha sağlıklı bir uyku için;
  • Yatmadan önce odanızdaki uykunuzu bölebilecek saat, telefon gibi araçları kaldırarak uyku için uygun ortam yaratmaya ç alışın,
  • Uyumadan önce odanızın havalanmasını sağlayın. Mümkün ise oda ısınızın biraz daha soğuk olmasını sağlayın. Yapılan araştırmalar soğuğa yakın ortamın uyku kalitesini arttırdığını göstermektedir.
  • Gün içerisinde kafein ve sigara kullanımınızı firenleyin,
  • Gevşeme ve nefes egzersizi, meditasyon gibi yöntemlerden faydalanın,
  • Spor yapın ve bol su tüketin,
  • Sağlıklı beslenin,
  • Doğada yürüyüş, hobi bahçesi gibi etkinlikler ile açık havada zaman geçirin.

KAYNAKLAR: Koronavirüs Sizi Ayakta Tutmaktan Mı Endişe Ediyor? Koronavirüs Anksiyeteye Bağlı Uykusuzluk? (psycom.net)

SAYFA İÇERİĞİ BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TANI VE TEDAVİ İÇİN HEKİMİNİZE DANIŞINIZ.

menopoz

Hormon Tedavisi Alzheimer Riskini Düşürüyor

Hormon Tedavisi Alzheimer Riskini Düşürüyor

2016 yılında Menopoz Döneminde Hormon Tedavisi ve Demans başlıklı yazıda menopoz sonrası hormon tedavisinin demans riskini azalttığına yönelik bilgiler yer almaktaydı. https://sedatirgil.com/kadin-sagligi/menopoz-doneminde-hormon-tedavisi-demans/ Hormon tedavilerinin faydaları ve zararlarına yönelik araştırmalar bir yandan devam etmekte iken Arizona Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin yeni bir çalışması, hormon tedavisi gören kadınların Alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere nörodejeneratif hastalıklar geliştirme olasılığının daha az olduğunu yayınladı.

UArizona Beyin Biliminde İnovasyon Merkezi direktörü ve makalenin kıdemli yazarı Roberta Diaz Brinton, “Bu, hormon tedavilerinin nörodejeneratif hastalıkları azaltmasına yönelik yapılan ilk çalışma değil” dedi. “Ancak bu çalışmada önemli olan, Alzheimer da dahil olmak üzere nörodejeneratif hastalığın önlenmesinde hassas hormon tedavilerinin geliştirilmesidir” dedi.

Hormon tedavisi, sıcak basmaları, gece terlemeleri, uykusuzluk, kilo alımı ve depresyonu içerebilen menopoz semptomları için en etkili tedavidir. Çalışma sırasında Dr. Brinton ve araştırma ekibi, menopozda olan 45 yaş ve üstü yaklaşık 400.000 kadının sağlık verilerini inceledi.

Alzheimer & Demans: Çevirisel Araştırma & Klinik Müdahaleler’de yayınlanan çalışma, altı yıl veya daha uzun süre menopoz hormon tedavisi gören kadınların Alzheimer’a yakalanma olasılığının% 79 ve herhangi bir nörodejeneratif hastalık geliştirme olasılığının% 77 daha az olduğunu buldu. Kullanım süresi, kullanım yolu (ağzıdan veya bant olarak) gibi faktörlerin risk oranı üzerinde etkili olduğunu bildirdi.

Ek olarak, bir yıldan uzun süren uzun süreli tedavinin Alzheimer, Parkinson hastalığı ve demans üzerindeki koruyucu etkisi, bir yıldan kısa süreli tedaviden daha fazlaydı.

KAYNAK :

Alzheimer riskini azaltmak için hassas hormon tedavilerini ilerletmeye yönelik bir adım — ScienceDaily

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

 

PSİKİYATRİ VE ORUÇ

2021/ Psikiyatri Uzmanı Dr. Sedat İrgil

PSİKİYATRİ VE ORUÇ

“Psikiyatrik Hastalıklar da biyolojik hastalıklar gibi değerlendirilmelidir”

Ramazan ayının başlamasıyla beraber “psikiyatri hastaları oruç tutabilir mi?” “Psikiyatri ilacı kullanırken oruç tutulur mu?” gibi sorularla sık karşılaşıyoruz. Bu nedenle sizleri bu konuda bilgilendirmek istedik.

Oruç tutmanın manevi ve biyolojik yararları oldukça fazladır. Belirli hastalıklara sahip, düzenli ilaç kullanması gereken ve/veya yaşlı bireylerin oruç tutması kişinin sağlığına zarar verebilir. Burada mantık kişinin fiziksel ve zihinsel sağlığının oruca bağlı nedenler ile bozulmamasıdır. Düzenli ilaç kullanması gereken veya kronik ya da akut bir hastalığı bulunan bireylerin oruç tutup tutamayacağını mutlaka hekimi ile görüşmesi gerekmektedir. Aynı durum yaşlı bireyler için de geçerlidir.

Psikiyatri hastalarının oruç tutup tutamamaları ise hastalığın şiddeti, türü ve kullandığı ilaçların özellikleriyle ilişkilidir. Ayrıca kişinin var olan sağlık sorunları da (eşlik eden hastalıklar) göz önüne alınmalıdır. Bu nedenle psikiyatri hastalarının da oruç tutup tutamayacakları kararı hekim ile birlikte verilmelidir.

HAFİF VE ORTA DÜZEY RUHSAL SORUNLAR

Hafif ve orta düzey ruhsal sorunları olan bireyler, sağlık durumları, ilaç etkileşimleri hekim ile değerlendirilerek, sağlıklarını tehlikeye atacak bir risk söz konusu değil ise oruç tutabilirler. Ancak yine bu karar hekim ile birlikte verilmelidir.

DEPRESYON

Depresyon iştah sorunları, karamsarlık, isteksizlik, umutsuzluk, uyku problemleri, değersizlik duyguları, suçluluk duyguları ile seyreden bir hastalıktır. Oruç tutmanın manevi yönü, oruç tutmaya çok istekli olan bireylerde hastaların olumlu duygular yaşamasına yardımcı olabileceği gibi hastalığın şiddetinin artmasına da neden olabilir. Depresyona bağlı olarak enerjisi, iştahı azalan hastanın beslenme sorunları, uyku problemleri, cinsel isteksizlik gibi sorunlarının artmasına neden olabilir. Bu nedenle depresyon hastalarının mutlaka hekimleri ile birlikte karar vermeleri ve ilaçlarını kendi kafalarına göre kesmemeleri gerekir. Unutmayınız ki depresyon hastalığı ruhsal hastalıklar içinde intihara bağlı ölümlere en çok yol açan hastalıktır.

BİPOLAR BOZUKLUK

Bipolar bozukluğa sahip bireylerin tedavilerinde kullanılan LİTYUM TUZU, beraberinde bol su tüketimini gerektirir. Hastaların bu ilacı düzenli kullanmaları gerekmektedir. Çünkü ilacın düzensiz kullanımı, doz atlaması veya alınmaması mani veya depresif atakları tetikler.

Bu ilacı kullanıp sıvı alımını sınırlandırmak ise böbreklere ciddi hasar verebilir. Bunu anlamanın yolu kan kreatinin düzeyini tespit etmektir. Neredeyse her yerde yapılabilen bu tahlil çok iyi bir yol gösterici olabilir. Sadece böbrek sorunları değil lityumun kandaki oranının yükselmesi de yine ciddi zehirlenmelere neden olabilir. Yeşil renkte görmeyle başlayan bu zehirlenmelerin ölümcül olabileceğini hatırlatmakta fayda var.

Bipolar bozukluk hastaları için oruç tutmanın olası olumsuz etkilerinden biri de uyku konusunda olacaktır. Sahura kalkmak, yemek yiyip yatmak, sabah tekrar uyanmak demek, düzensiz uyku demektir ve bu, söz konusu hasta grubu için kaçınılması gereken bir durumdur. Bipolar bozuklukta duygudurumun kontrol altında tutulması ve sabit bir duygusal çizginin yakalanması için düzenli ilaç kullanımının yanı sıra düzenli uyku da şarttır. Uykusuzluğun manik dönemi tetiklediği, bu hastalığın mizacına dair uzun zamandır bilinen bir gerçek. Hastaların bunu muhakkak göz önünde bulundurması gerek.

EPİLEPSİ HASTALARI

Halk arasında “sara” olarak bilinen epilepsi hastalığında da ilaçların düzenli kullanımı ‘hayatî’ derecede önemlidir. İlaçların etkileşimini sadece “ilacı içmiş olmak” sağlamaz. Vücuttaki sıvı kayıpları ve uzun açlık süreleri kan değerlerini (sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi elektrolitler, vitamin ve mineral düzeyleri gibi) değiştirip nöbetleri tetikleyebilir. Çünkü bu tarz ilaçların işleyişi, etken maddelerin kanda belirli bir düzeyde bulunmasına dayalıdır. 16 saat boyunca aç ve susuz kalmak, kan şekerinin düşmesi ve sıvı kaybının artması ile ilaç-kan dengesi büyük oranda bozulacaktır. Kan şekerinin 60 ve altına düşmesi, sağlıklı kişilerde bile tek başına epilepsi nöbeti riski yaratır.

 

DEMANS HASTALARI VE YAŞLILIK

Demans hastalarının da oruç tutmaları hastalığın etkilerini olumsuz yönde arttırabilir. Hastalığın ileri seviyelerinde zaten kişinin bilişsel işlevleri zayıflamıştır. Ancak, hastalığın ilk aşamalarında da hastalığın seyrini kontrol altında tutmak adına kullanılan ilaçların günün belirlenen saatlerinde alınması gerekir. Oruç sebebiyle ilaç kullanımının ertelenmesi ve sıvı kaybı “sundown sendromu” diye adlandırılan ve akşam saatlerinde artan şaşkınlık, bilinç dalgalanmaları, hırçın ve saldırgan bir tutum gibi davranış sorunlarına yol açabilir.

Uzun süreli aç ve susuz kalmanın hastalığın seyrine dair olası etkilerini görmezden gelmek pek çok kaynakta tavsiye edilmiyor zaten. Oruç tutmak isteyen ve buna niyetlenen bütün psikiyatri hastalarının muhakkak doktorları ile görüşmesi, tedavileri üzerindeki etkilerini öğrenmesi ve buna göre karar vermesi çok önemli. Tabi ki sadece psikiyatrik hastaların değil, yüksek tansiyon, diyabet ve kalp hastaları gibi düzenli ilaç kullanmak zorunda olan tüm hastaların ve gündelik hayatında yüksek oranda alkol tüketenlerin de uzman doktorlarla görüştükten sonra karar vermesi gerektiğini de hatırlatalım.

ORUÇ TUTARSAM KULLANDIĞIM İLAÇLAR AĞIR GELİR Mİ?

Bu sorunun cevabı yine mevcut sağlık durumunuz ve kullandığınız ilacın etken maddesine ve dozuna bağlı olarak değişir. Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar kişinin metabolizma hızı, kilosu, karaciğer fonksiyonları, böbrek fonksiyonları, glisemik durumu vb gibi birçok kişisel ve tıbbi duruma bağlı olarak farklı düzeylerde ve çeşitlilikte yan etkilere neden olabilmektedir. Bu nedenle bu ve diğer tüm faktörler göz önünde bulundurularak hekim ile birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

ORUÇ TUTMADIĞIM İÇİN YAŞADIĞIM OLUMSUZ DUYGULAR İLE NASIL BAŞEDECEĞİM?

İslam dinine göre gebelik, yolculuk, kişinin sağlığını olumsuz yönde etkileyecek hastalık gibi durumlarda oruç farz değildir. Burada önemli olan kişinin sağlığının bozulmaması, yaşamının tehlikeye girmemesidir. Hekimlerin hastalarını oruç tutma durumu konusunda değerlendirmeleri ve bilgilendirmeleri oldukça önemlidir. Oruç tutması tıbbi olarak uygun olmayan bireyler, manevi olarak hissettikleri eksiklik veya suçluluk gibi duyguları öncelikle hekimlerinden aldıkları bilgiler doğrultusunda farkındalık kazanarak, daha sonra da ihtiyaç sahiplerine yardımda bulunmak gibi sosyal izolasyon kurallarına özen gösterecekleri faaliyetler ile gidermeye yönelmeli, duygu ve düşüncelerini paylaşmaları konusunda desteklenmelidir.

Sağlık ve huzur dolu bir ramazan ayı geçirmenizi dilerim. Saygılarımla

 

 

 

 

 

UZAMIŞ COVİD- 19 SENDROMU NEDİR ? KİMLER RİSK ALTINDADIR ?

Uzamış Covid

İngiltere’de King’s Colloge of London’dan bilim insanları bazı hastalarda uzun süreli Covid-19 riskinin neden arttığını araştırdı.

Araştırmalar COVID-19’a yakalanan her 10 hastadan birinde hastalık belirtilerinin en az 10 hafta (yaklaşık 3 ay) daha devam etme ihtimalinin olduğunu gösteriyor.

COVID-19’a neden olan virüs hafif, kısa süreli semptomlarla, akut solunum yolu hastalığı veya bazen hiç semptomsuz olarak atlatılabilirken bazı kişilerde enfeksiyondan sonra uzun süreli semptomlar devam ediyor.  Bu duruma uzamış covid veya uzun covid adı veriliyor.

İngiltere’deki insanların semptomlarını takip etmek amacıyla hazırlanan Covid Symptom Study uygulamasının verilerinin kullanıldığı çalışmaya göre kadınlarda, aşırı kilolu olanlarda ve astım hastalarında uzun süreli Covid-19 riski daha fazla. Ancak bu konuda araştırmalar devam ediyor.

Araştırma verilerine göre COVID-19 semptomları yaşayan kişilerin% 13’ünün bu semptomları 28 günden fazla yaşadığını,  ,% 4’ünün 56 günden fazla semptom taşıdığını gösteriyor. Araştırmalar SARS-CoV-2’nin insanların organları üzerinde uzun vadeli bir etkisi olabileceğini öne sürüyor.

Söz konusu yazılımın, uzun süreli Covid geçirecekleri yüzde 69 oranında önceden tahmin ettiği belirtiliyor.

Risk etmenleri konusunda uzmanlar ilk haftada beşten fazla farklı belirtiye sahip olmanın en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu düşünüyor. Yani Öksürük, yorgunluk, baş ağrısı, ishal ve koku alma duyusunu kaybeden birinin tek başına öksürüğü olan kişilerden daha fazla risk altında olduğu söylüyor.

Diğer taraftan, uzun süreli Covid-19’un görülme sıklığının yaş ile birlikta arttığı belirtiliyor. Bilim insanları özellikle 50 yaşın üstündeki kadınların uzun süreli Covid-19 semptomlarından daha sık muzdarip olduğunu vurguluyor.

Doktor Steves, konuya ilişkin yaptığı açıklamada,  “Önceki çalışmalarda, erkeklerin hastalığı ağır geçirme ve hayatlarını kaybetme riskinin daha fazla olduğunu gördük, kadınlarda da uzun süreli  Covid-19 riski daha yüksek görünüyor” dedi.

Ayrıca astım hastalığı dışında diğer hastalıklar ile uzamış covid 19 arasında da bir bağlantı olmadığı belirtildi.

Uzmanlar uzamış covid 19 enfeksiyonuna yönelik araştırmaların devam ettiğini, literatürde uzamış- uzun covid sendromunun henüz bulunmadığını ancak Dünya Sağlık Örgütü tarafından resmi olarak tanınan iki haftalık semptom süresinden daha uzun süre devam eden kişileri tanımlamak için konuşma dilinde kullanılan bir terim olduğunu açıkladı.

KAYNAK:

https://en.wikipedia.org/wiki/Long_COVID

https://www.bhf.org.uk/informationsupport/heart-matters-magazine/news/coronavirus-and-your-health/long-covid

https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/coronavirus/in-depth/coronavirus-long-term-effects/art-20490351

https://www.kcl.ac.uk/news/study-identifies-those-most-risk-long-covid

 

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz .

 

Vişne Suyu Uykusuzluğu Gidermeye Yardımcı mı ?

Vişne Suyu Uykusuzluğu Gidermeye Yardımcı mı ?

Amerika’da yapılan bir çalışma sabah ve akşam 1 bardak vişne suyu içen yaşlıların ortama 84 dakika daha fazla uyuduklarını gösteriyor. Yaşlılarda iştahsızlık ve baş dönmesi gibi sorunlara neden olan ve düşme riski yaratan uyku ilaçları yerine içinde doğal olarak melatonin bulunan vişne suyu tercih edilebilir mi?

Ortalama 68 yaş civarındaki bireylerle yapılan araştırmada 2 hafta boyunca günde 2 defa vişne suyu veriliyor. Daha sonraki hafta ise vişne suyu içermeyen bir sıvı veriliyor. Sabah ve akşam Montmorency türü vişne suyu içenlerin, gece daha fazla (ortalama 84 dakika) ve daha iyi uyuduğu saptanıyor.

ABD ve Avrupa’da yetiştiriciliği en fazla yapılan vişne çeşidi olan Montmorency’nin uykuyu düzenleyen melatonin hormonu içerdiğini belirten bilim adamları ayrıca, vişnede bolca bulunan triptofan adlı amino asitlerin mutluluk hormonu serotoninin salgılanmasını da sağlayarak uyumaya yardımcı olabildiğine dikkati çekiyor.

Yaşlıların yüzde 24’ünü etkileyen uykusuzluk sorununu gidermek için denenebilecek bir yöntem olan doğal vişne suyu diyabet hastaları için hekim kontrolünde kullanılmalı.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

Beynin mideyi yöneten bölümleri

Stres,  işsizlik, pandemi derken mide ülserlerinde de artış gözleniyor. Peki midenin beyin ile ilişkisi nedir ?

Araştırmacılar mide işlevlerini denetleyen beyin bölgelerini artık belirlediler. Bulgular stresin ülsere ve diğer mide barsak hastalıklarına nasıl katkıda bulunduğunu açıklayabiliyor.

Pittsburgh Üniversitesi’nden (Pennsylvania) David Levinthal ve Peter Strick;in yapmış olduğu araştırma şöyle;

Araştırmacılar kobayların midesine sinir hücrelerinin haritalanmasını sağlayan yani sinir hücrelerini enfekte eden kuduz virüsü  enjekte ediyor. )Kuduz virüsü birbiriyle bağlantılı sinir hücrelerinden (nöron) ilerleyerek herhangi bir organdan beyne doğru yol alabiliyor.) Midenin asitliğindeki değişmeler ülsere neden olan bakterilerin çoğalmasını etkileyebileceklerinden, bu beyin sinyalleri ülser geliştirme ihtimaline katkıda bulunuy düşüncesi ile harekete geçen araştırmacılar virüsün ilerleyişini izleyerek “rostral insula” denen (duyguların düzenlenmesinde rol alan) bir beyin bölgesindeki sinir hücrelerinin (nöron) besini sindirmesi için mideyi uyardığını buluyor. Beynin birincil motor korteksinde bulunan ve bedenin hareket etmesi için buyruk veren hücreler, mide asidinin üretilmesini ve sindirim yolunun kasılmalarını ketliyor.

Kaynak: https://www.nature.com/articles/d41586-020-01508-0?utm_source=commission_junction&utm_medium=affiliate&utm_content=deeplink&utm_campaign=3_nsn6445_deeplink_PID100011630

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.