Kategori: Sağlıklı Yaşlanma

Yaşlılarda K vitamini Eksikliği Yatağa Bağımlılığı Arttırabilir.

Jean Mayer USDA İnsan Beslenme Araştırması tarafından yürütülen bir araştırmaya göre;

“düşük K vitamini seviyeleri yaşlı erişkinlerde hareketlilik sınırlaması ve engellilik riski ile ilişkilidir. Yaşlılıkta hareketliliği ve bağımsızlığı korumak için göz önünde bulundurulması gereken yeni bir faktördür”. (Tufts Üniversitesi’nde Yaşlanma Merkezi)

Araştırmacılar;  düşük k vitamini seviyesinin yavaş yürüme hızı ve yüksek osteoartrit riski ile ilişkili olduğunu ileri sürdü. Araştırmada düşük i K vitamin değerleri olan yaşlı erişkinlerin mobilite sınırlaması (1.5 kat daha fazla risk )  ve sakatlanma, yatağa bağımlılık olasılığı yaklaşık 2 kat  daha yüksek bulundu. Kadın ve erkeklerde oran değişmedi. Araştırmada yaklaşık yüzde 40’ı siyah olan ve 70-79 yaşları arasındaki 635 erkek ve 688 kadının verileri kullanılmıştır. Katılımcılar her altı ayda bir ve yaklaşık 10 yıl boyunca değerlendirilmiştir.

Yapılan bir çok araştırma yaşlanmayla birlikte görülme sıklığı artan kalp hastalıklarının, inmenin, kemik erimesinin, alzheimer hastalığının K vitamini ile ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Yağda eriyen vitaminlerden biri olan K vitamini genellikle vücutta bağırsak bakterileri tarafından sentezleniyor.

K vitamininin temel görevi, protrombin üretimine yardımcı olmaktır. Protombin, kemik metabolizmasında ve kan pıhtılaşma sürecinde görev alan oldukça önemli bir proteindir. Ayrıca kalsiyum birikimini düzenler, kemik kalsifikasyonunu destekler, kan damarlarında ve böbreklerde kalsiyum birikimini önler. Yani vücudumuzdaki kalsiyum miktarını dengeler.

K vitamini eksikliği, safra kesesi, böbrek ve karaciğer hastalıkları, kan seyrelten ilaç ve antibiyotik kullanımı, uzun süreli bilinçsiz diyet yapılması gibi durumlarda ortaya çıkıyor.  Aşırı miktarda alınan K vitamini, depolandığı organ karaciğerin fonksiyonlarını yerine getirmesine engel olabiliyor ve kanama, pıhtılaşma problemlerine neden olabiliyor.

KAYNAK: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190613103124.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Menopoz Yaşı, Yaşlanma ve Genetik

Kuzey Amerika Menopoz Derneği (NAMS) dergisi Menopause’da yayınlanan bir araştırmaya göre Annenizin menopoza girme yaşı, size menopoza girme yaşınız hakkında bilgi verebilir.

Menopoz, kadın üreme fonksiyonlarının sona ermesi ve adetten kesilme ile başlayan fizyolojik bir süreçtir. Adet görmeden itibaren 1 yıl veya üzerinde geri dönüşümsüz olarak kesilmesini ifade eder. Menopozda, yumurtalık fonksiyonlarının tükenmesi sonucunda gebe kalma yeteneği kaybolur.

Menopoz yaşının, sigara içme, kemoterapi ve yüksek vücut kitle indeksi gibi çeşitli koşullardan etkilenebilmesine rağmen, en çok aile öyküsünden etkilendiği kabul edilir. Bu nedenle, eğer anneniz erken yaşta menopoza girdiyse, sizin de erken yaşlarda menopoza girme ihtimaliniz bulunmaktadır.   Ayrıca araştırma sonuçları hakkında konuşan NAMS Genel Müdürü Dr. JoAnn Pinkerton’a göre; menopoz yaşının insan ömrü ile ilgili genetik bağlantıları olabileceğini göstermektedir. Erken menarş(ilk adet kanaması) ve geç menopoz (daha uzun üreme potansiyeli) daha yavaş yaşlanma ile ilişkili görünmektedir. Araştırma sonuçları 35-40 yaş üstü çocuk sahibi olan kadınların yaşam sürelerinin daha uzun olduğu yönündeydi.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190612110127.htm

ScienceDaily, 12 Haziran 2019

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize başvurunuz.

YÜKSEK EĞİTİM ALZHEİMER’I ENGELLEMİYOR, ANCAK AVANTAJ KAZANDIRIYOR.

Bilim insanları uzun süredir yüksek eğitim düzeyi ile alzheimer hastalığı riski arasındaki bağlantıyı araştırmaktadırlar. Alzheimer hastalığını neyin geciktirebileceğini veya önleyebileceğinin ipuçlarını araştıran bilim adamları, daha akıllı, daha eğitimli insanların hastalıktan korunmadığını, daha yüksek eğitim düzeyine sahip bireylerin yaşlandıklarında Alzheimer hastalığından etkilenecek daha büyük kognitif(bilişsel) rezerve sahip olduğunu öne sürdü.

Johns Hopkins Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, Alzheimer hastalığı bulunan daha yüksek eğitim alan bireylerin bir süre bile olsa bilişsel faaliyetlerini daha iyi koruyabildiğini ortaya koyuyor. Alzheimer Hastalığı Dergisi’nin Nisan sayısında yayınlanan bulgular, beyin egzersizlerinin ve eğitimin insanları bilişsel olarak daha işlevsel tutmaya yardımcı olabileceğini, ancak Alzheimer hastalığının kaçınılmaz sonuçlarına engel olamayacağını öne sürüyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre, ABD’de yaklaşık 5 milyon insan Alzheimer hastalığından muzdarip ve 2060’a kadar bu sayının üç katına çıkması bekleniyor.

Alzheimer hastalığı veya diğer demans türleri için etkili tedavi seçenekleri bulunmadığından, araştırmacılar hastalığı önleme veya geciktirme yollarını belirlemekle ilgili araştırmalar yapıyorlar. Araştırma için, Ateroskleroz Topluluklarda Risk (ARIC) çalışmasından elde edilen verileri kullanan araştırmacılar; Forsyth County, Kuzey Carolina; Jackson, Mississippi; ve Minneapolis, Minnesota, 1987’den 1989’a kadar okulda kaydedilen verileri inceledi.Yirmi yıl çalışmaya katılan katılımcılar ortalama 76 yaşındaydı. Yaklaşık% 57’si kadın,% 43’ü Afrika kökenli Amerikalılardı;

Araştırmacılar demans hastası olmayan 331 katılımcıdan oluşan bir grup ile çalıştı, katılımcıların özel beyin görüntülemelerine tabi tutulduğu ARIC-PET çalışmasında,54’ü lise eğitiminden daha az öğrenmiş, 144’ü lise bitirmiş veya diplomalarını almış, 133’ü kolej eğitimi görmüştür.

Yirmi yıl boyunca, tüm katılımcılara, Alzheimer hastalığının standart bir belirteci olan beyinde biriken amiloid beta proteini seviyelerini ölçmek için beyinlerine MRG ve pozitron emisyon tomografi (PET) taramaları uygulandı. 20 yıl boyunca her katılımcının bilişi 10 standart hafıza, dil ve diğer entelektüel fonksiyon testleri ile değerlendirildi.

Araştırmanın sonucunda herhangi bir amiloid beta seviyesine sahip olan ve kolej, lisansüstü veya profesyonel eğitim alan katılımcıların, beyindeki beta amiloid seviyelerine bakılmaksızın, lise eğitiminden daha düşük olanlardan ortalama bir veya daha fazla test puanı almışlardır. Gottesman, bu verilerin eğitimin yüksek puan almasından dolayı bilişin korunmasına yardımcı olduğunu belirtti. Ancak eğitimli ve eğitimsiz bireylerin beyinlerinde aynı miktarda beta amiloid bulunduğu görüldü.

Sonuç olarak yapılan açıklamada eğitim düzeyinin yüksek olmasının alzheimer hastalığını engellemediği ancak bu kişilerin bilişsel faaliyetlerini daha iyi koruyabildiği anlatıldı.

Gottesman, bunun Alzheimer hastalığına yönelik tedavileri geliştirmek,tedaviye fayda sağlamak için bağımsız ve spesifik biyobelirteçler üzerine odaklanmanın önemli olduğunu söylüyor.

KAYNAK: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190611155600.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlı araştırma çevirileridir. Lütfen tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Diş Eti Hastalıkları Alzheimer Hastalığına Neden Olur mu ?

Bergen Üniversitesi (UIB) Broegelmanns Araştırma Laboratuvarı araştırmacısı Piotr Mydel, Diş eti iltihabına neden olan bakterilerin, alzheimerlı hastaların beyninde de bulunduğunu gösteren DNA bazlı kanıtlar bulduklarını, bu bakterilerin beyindeki sinir hücrelerini tahrip eden bir protein ürettiklerini ve hafıza kaybına ve nihayetinde alzheimer’a yol açabileceğini belirtiyor. Bakteri ayrıca amiloid beta üretimini de artırarak amiloid plaklara yol açıyor. Alzheimer hastalarının beyninde bu plaklara rastlanıyor.

Science Advances dergisinde yayımlanan araştırma, alzheimer teşhisi konmuş veya bu hastalıktan şüphelenilen canlı veya ölmüş hastalardan (53 kişi )alınan beyin dokusu, omurilik sıvısı ve tükürük örneklerinin incelenmesine dayalı. Kronik diş eti iltihabına yol açan Porphyromonas gingivalis adlı bakterinin alzheimer hastalarının beyninde de görüldüğünü (%96 oranla) ortaya koyan çalışma, Alzheimer’ı da içeren demans hastaları için yeni tedavi yöntemleri geliştirebilmesini sağlayabilir. Araştırmalar devam ederken, Mydel ; ailesinde alzheimer hastalığı olan bireylerin veya diş eti sorunları yaşayan hastaların düzenli olarak diş hekimi kontrollerini yaptırmalarını ve ağız hijyenlerine doktorlarının önerdiği biçimde dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor.

 

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190603102549.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

METFORMİN KULLANIMI İLE İLİŞKİLİ BİLİŞSEL İŞLEVLERDE AZALMA VE B VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ

 

Metformin; Tabletler, standart ve uzatılmış salınımlı tabletler şeklinde üretilen, tip2 diyabeti tedavi etmek amacı ile kullanılan antidiyabetik bir ajandır. Günümüzde Tip 2 Diyabet dışında da kullanım alanları vardır. Halen devam eden araştırmaların iki önemli odağı vardır, bunlardan birisi insan ömrünü uzatmaya yönelik etkilerine odaklanırken diğeri zayıflamaya olan etkilerini incelemektedir. Kadınlarda polikistik over sendromunun tedavisinde de kullanılabilmektedir.

Endocrinology & Metabolism Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, uzun süreli metformin kullanan ve  yaşlı hastalarda, muhtemel B6 ve B12 vitamini eksikliği ile ilişkili , bilişsel işlevlerde azalma görülmektedir. Çalışma ortalama yaşı 74,1 yıl olan, 4160 yaşlı hasta üzerinde yapılmıştır. Hiperglisemik olarak sınıflandırılan her katılımcı, Nöropsikiyatrik durum değerlendirmeleri ve, folat, B12-B6 vitamin düzeyleri bakımından değerlendirilmiştir. Bilişsel performansları ölçülen hastalar normal- ortalama değerler göstermiştir. Belirli aralıklarla değerlendirilen gruplardan, metformin ile tedavi edilenler, diğer gruplara oranla B vitamini eksikliği açısından daha riskli bulunmuştur. Bu analizde araştırmacılar Tip-2 diyabetli kişilerde Tip-2 olmayanlara göre daha kötü bilişsel performans olduğunu ve şeker hastalığı olan kişiler arasında ise metformin ilacını kullanan hastaların kullanmayanlara göre daha kötü bilişsel performans gösterdiğini belirtmişlerdir.

Sonuç olarak;

Metformin grubu ilaç kullanan tip-1 ya da tip-2 diyabetlilerde bilişsel performans yani bir nevi algılama problemi ortaya çıkabiliyor. Bu sebeple Metformin grubu ilaç kullanan diyabetli bireylerin yanında ayrıca B12 vitamini kullanması da öneriliyor.

 

Kaynak: www.endocrinologyadvisor.com  (15 Nisan 2019)

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen doktorunuza danışınız.

DEMANS HASTALARINDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI

 

Demans, hafıza kaybı, düşünme sorunları ve konuşma güçlüklerini kapsayan belirtiler grubudur. Demansın en sık görülen nedeni, tüm demans hastalarının üçte ikisinden fazlasında görülen Alzheimer hastalığı yani Alzheimer tipi demanstır. Ancak her demans Alzheimer değildir. Beyni zayıflattığı için demans hastalığına yol açan çok çeşitli hastalıklar veya durum vardır. Vasküler / kan dolaşımına bağlı demans hastalığı da sıklıkla görülür. Daha az görülen demans nedenlerinden örneğin beyin boşluklarının büyümesi, ilaç yan etkileri, enfeksiyonlar, metabolik –toksik durumların tedavisi Alzheimer hastalığından oldukça farklıdır. Demans yaşlılığın değil, bir hastalığın sonucudur. Fakat Demans riski yaşlılıkla birlikte artar.

 

Demans hastalığında depresyon sıklıkla görülür. Bu nedenle demans hastaları antidepresan tedavisi alabilirler. Alzheimer Derneği tarafından verilerine göre, 65 yaş ve üstü 10 kişiden 1’i Alzheimer ile karşı karşıyadır. Alzheimer hastaları sıklıkla depresyon gibi zihinsel sağlık sorunları yaşarlar.

Ontario, Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nden araştırmacıların yapmış olduğu yeni bir araştırmaya göre; Demans hastalarında kullanılan antidepresan ilaçların sadece depresyonda değil, demansın tedavisinde de etkili olduğunu göstermektedir. Bu araştırmaya göre SSRI grubu antidepresanların beyindeki demans spesifik agregaların büyümesini engellediği göstermiştir. Araştırma ekibinin çalışmanın sonuçları ACS Chemical Neuroscience dergisinde yayınlanmıştır. Prof. Praveen Nekkar Rao, yapmış olduğu açıklamada, Alzheimer ve demans hastalarında antidepresan kullanımının getirdiği faydaların oldukça umut verici olduğunu, ileride geliştirilecek Alzheimer ve demans hastalığının tedavisine yönelik geliştirilecek ilaçlar için de yol gösterici olabileceğini vurguladı.

Kaynak: Medical News Today

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız. 

PARKİNSON VE APANDİSİT AMELİYATI ARASINDAKİ BAĞLANTI.

APANDİSİTİN GÖREVİ ÇÖZÜLDÜ MÜ ?

ABD’de 62 milyondan fazla kişinin sağlık verilerinin analizi sayesinde apandisitini aldıran kişilerin Parkinson hastalığına yakalanma riskinin 3 kat fazla olabileceğini ortaya koydu.

Case Western Reserve Üniversitesi ve Cleveland Üniversite Hastanesi’nin 62 milyon hastanın verilerini analiz ederek yaptığı araştırmada apendektomi operasyonu geçirmiş kişilerin Parkinsona yakalanma riskinin 3 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Ekip ayrıca 3 kattan yüksek riskin yaş, cinsiyet veya ırka bağlı olmadığını tespit etti.

Bağırsaklar ve sinir sistemi üzerine yapılan araştırmada apandisit ameliyatı geçiren 488 bin 190 hastadan 4 bin 470’inin, 61.7 milyon apandisit ameliyatı geçirmeyen hastanın ise 177 bin 230’unun Parkinson hastalığına yakalandığı görünüyor.

 

2016 yılında Danimarka’da hareket bozukluklarına yönelik yapılan bir çalışmada, apandisit ameliyatı olan bireylerin Parkinson hastalığına yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştu.

“Parkinson, hareketin kontrol altına alınmasına yardımcı olan beynin bir bölümündeki hücreleri yavaş yavaş yok eden bir hastalıktır. Parkinson semptomları arasında hareket sertliği, titreme, yavaşlık ve denge zorlukları bulunur”

Araştırmanın diğer önemli noktalarından biri ise Parkinson hastalığı ile bağlantılı alfa-sinüklein isimli proteinin, apandisitin de dahil olduğu sindirim sisteminden beyine kadar yolculuk edebildiği. Alfa-sinükleinin nöronlar arasında yer değiştirmesi, Parkinsonun ilerlemesini hızlandırıyor. Apandisit bugüne kadar ‘işlevsiz’ olarak nitelense de uzmanlar bu organın görevinin beyin hastalıklarıyla savaşmak olabileceğini düşünüyor.

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/325152.php?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_country=TR&utm_hcp=yes&utm_campaign=MNT%20Weekly%20%28HCP%20non-US%29%20-%20OLD%20STYLE%202019-05-15&utm_term=MNT%20Weekly%20News%20%28HCP%20non-US%29

Sayfa İçeriği Tanı ve Tedavi Amaçlı Değil, Sadece Bilgilendirme Amaçlı Güncel Bir Haberdir. Lütfen Daha Fazla Bilgi İçin Hekiminize Danışınız.

 

KETON DİYETİ !!!

Düşük karbonhidrat ve yüksek miktarda yağ alınarak uygulanan,vücudun ana enerji kaynağı olarak glikozu değil keton cisimlerini kullandığı Keton diyeti bilimsel temellere dayanan,epilepsi ve kanser hastalıklarında olumlu etkileri üzerinde durulan bir diyettir. ketojenik diyetle ilgili araştırmalar epilepsi hastalarının tedavisinde,keton diyetinin özellikle dikkat, uyanıklık, aktivite düzeyi, sosyalleşme ve uyku kalitesi açısından davranış ve bilişsel işlevlerde olumlu etkisinin olduğunu göstermiştir.

Dirençli epilepside ketojenik diyet ile hastaların yarısının nöbet sayılarında belirgin azalma ve yaklaşık %15’inde ise tam nöbet kontrolü bildirilmiştir.

Sara hastalarında ketojenik diyetin,Karbonhidrat metabolizması kaynaklı nöbet uyarımını engellediği,Beyin metabolizmasını dengelediği düşünülmektedir.

Sağlıklı bireylerde ise daha hızlı ve etkin düşünme,dikkati arttırma gibi etkileri araştırma sonuçlarındandır.

Keton diyeti ALZHEİMER’lı hastaların,beyin tümörü bulunan hastaların ve parkinson hastalarının tedavisinde başarı ile uygulanmış ve alzheimerlı hastalarda ilk haftadan itibaren etkili olmaya başlamıştır.Ketojenik beslenme anti aging uygulamalarında da kullanılmaktadır.Metabolik hastalıklar ve kilo kontrolü bu diyetin çıkış noktasıdır.

Keton diyeti kalp damar sağlığı açısından incelendiğinde LDL düzeylerini düşürüp HDL düzeylerini arttırdığı araştırmalarda yer almaktadır.yüksek kilolu olan 66 denek üzerinde yapılan çalışmada LDL düzeyi yüksek olan 35 kişiye ve LDL düzeyi normal olan 31 kişiye keton diyeti uygulanmış,her iki gruptada LDL düzeylerinin düşüp HDL düzeylerinin yükseldiği görülmüştür.Başka bir araştırmada ise trigliserit ve LDL düzeyi yüksek olan hastalardan bir kısmına yağdan fakir diyet,diğer gruba ise keton diyeti uygulanmış ancak keton diyeti uygulanan grupta kolesterol değerlerindeki düşüşün daha fazla olduğu ölçülmüştür.

Keton diyetinin kilo kontrolündeki yeri de araştırmalara konu olmuş,kilo kontrolündeki etkilerinin diğer diyetlere oranla daha fazla olduğu,kas kütlesini koruyarak yağ oranının azalmasını sağladığı görülmüştür.Bu noktadan yola çıkarak keton diyetinin kas kütlesini arttırarak kilonun büyük kısmının yağ dokusundan verildiğini,buna bağlı olarak kilo kontrolünün daha uzun vadede etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Keton diyeti ile ilgili internette çok fazla bilgi bulunmaktadır.Ancak bu diyet yüksek yağ oranı içerdiğinden ve belirli seviyelerde uygulanması gerektiğinden,diyet sırasında sıvı alımı ve elektrolit düzeylerinin izlenmesi gerektiğinden bilinçsiz bir şekilde yapılmamalı,mutlaka bir uzman kontrolünde uygulanmalıdır.Yüksek yağ içeren besinler alındığından kalp damar sağlığı açısından sağlıklı yağları tercih etmek çok önemlidir.doymuş yağlardan olabildiğince uzak durmak gerekmektedir.kısaca sıvı yağlar olarak bilinen zeytinyağı yada çekirdek yağları kullanılabilir.Hamilelik,emzirme ve kalıtımsal hiperkolesterolemi ve elektrolit bozukluğu olan kişilerde bu diyet önerilmemektedir.

Polikistik over hastalığı olan kadınlarda da keton diyetinin etkileri araştırılmaktadır.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar keton içeren gıdalarla uygulanan diyetlerde,kan şekeri dalgalanmalarının daha az olduğunu göstermektedir.Bu çalışmalar gelecekte tip 2 diyabet hastalarının keton takviyeli beslenme ile kan şekerlerinin kontrol altına alınabileceğini ileri sürmektedir.insülin direnci olan bireylerde de keton diyeti uygulanabilir.

Yağlar, tereyağ, hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, yumurta, meyve ve sebzeler, yeşil salata, kabak, avokado, brokoli, ispanak, karnabahar, frambuaz,süt ürünleri,peynir keton içeren gıdalardan bazılarıdır.

Aile hekiminize ve uzman doktorunuza danışınız. Sayfa içeriği bilgi vermek amaçlıdır.

Alzheimer ve Demans Hastalığında Vitaminlerin Etkisi

Demans, bir hastalık sürecinin sonucu olarak ortaya çıkar. Alzheimer hastalığı ” bunama-demans”  diye adlandırılan durumun en sık nedenlerinden biridir. Hastalıkta, beynin bazı bölgelerindeki hücrelerde harabiyet ve kayıp söz konusudur. Hastalık ilerledikçe beynin mantıksal düşünme, öğrenme, konuşma, yargılama, iletişim ve günlük yaşamı sürdürme becerilerinde  aşamalı bir  yıkıma ve davranışlarda değişikliklere neden olur. Demans kavramı hafıza kaybı, düşünme sorunları ve konuşma güçlüklerini kapsayan belirtiler olarak tanımlanmalıdır.

Demans türlerinin hastalık bulguları birbirine benzese de bu başlığın altında yatan her hastalık birbirinden farklıdır ve tedavide farklı yaklaşımlar gerektirirler. Özetle, demans çatısı altında, Alzheimer, pick demans, damarsal kökenli demans vb. pekçok bunama tipi bulunur.

Ailenin fark edebileceği ilk işaretler yakın zamanda olmuş olayları hatırlamada yaşanan problemler ve rutin, alışıldık işleri yapmada görülen zorluklardır. Kişi ayrıca kafa karışıklığı, kişilik değişiklikleri, davranış değişiklikleri, karar verme sorunları, kelimeleri bulmada zorluk çekme, düşüncelerini toparlama ya da yönleri takip etme gibi sorunlar yaşayabilir.

Son  yıllarda yapılan araştırmalarda vitamin B12 ve folik asit eksikliğinin  homosistein denilen maddenin vücutta fazlalaşmasına yol açtığı , bu maddenin fazlalaşmasının sinir hücrelerine zarar vererek demansa  (bunama) neden olduğunu anlaşılmıştır.

Genel olarak 65 yaş üzeri kişilerin yüzde 10’unda demans görülür. Türkiyedeki Çalışmaların yetersizliğinden dolayı yaklaşık 250 bin  demans hastası olduğu tahmin edilmektedir.

Alzheimer ve Demans Hastalığında Vitaminlerin Etkisi
Alzheimer ve Demans Hastalığında Vitaminlerin Etkisi

Demans sık olarak Alzheimer hastalığında görülür.  Sistemik risk faktörlerine bağlı olarak beyinde gerçekleşen  vasküler (damarsal) olayların da sık görülen demans nedenleri arasında yer  alır.

Demans yaşam kalitesini bozarak bakıma muhtaç hale getiriyor, ölümlere neden olabiliyor.

Çevresel faktörler, yaşam süresinin uzaması, vasküler ve  metabolik hastalıkların artması gibi nedenlerle demans hastalığı önemli bir  toplum sorunu haline gelmiştir. Önümüzdeki 50 yıl içerisinde demans hastası sayısının üç kat artarak 75 milyona ulaşacağı düşünülüyor. Bu anlamda hastalığın tedavisi kadar, korunmaya da önem vermek gerekiyor. Bu yüzden vitaminler,  vücuttaki birçok biyokimyasal olayda görevli oldukları için önceliğimiz olmuşlardır.

Unutulmamalıdır vitamin eksikliği demansa sebep olabilir. A, C ve E vitaminleri antioksidan vitaminlerdir. sinir hücrelerinin korunması ve fonksiyonlarının düzeltilmesinde faydalı bir mekanizmadır. Bu vitaminlerin kan seviyeleri ile  demans arasındaki ilişkisi pek çok çalışmada saptanmıştır. Bu vitaminler tedaviden çok önleme amaçlı olarak kullanılır.

yaşlılarda genellikle yüzde 3-60 vitamin B12 eksikliği, yüzde 30  folik asit eksikliği görülür.

60 yaş üzeri, homosisteini yüksek, vitamin B12’si normal 800  kişi üzerinde yapılan çalışmada, folik asit alan kişilerin plasebo alanlara göre  üç yıl sonunda bilişsel fonksiyonlarının daha iyi olduğu gözlemlenmiştir.

Multivitamin haplarının sağlıklı kişiler üzerine etkisiyle ilgili yapılmış iki  çalışma vardır.  Biri Altı aylık multivitamin  hapı kullanımı sonrası, öncesine göre bilişsel işlevlerde anlamlı bir fark  görülmemiş. Bu çalışmanın izlem süresinin yetersiz olduğu düşünülmüş.Bir diğer  çalışma yaşlı 910 sağlıklı kadın ve erkek üzerinde yapılmış. Bunların yarısı  vitamin hapı, yarısı plasebo aldığında, multivitamin preparat kullanan bazı  grupların (75 yaş üzeri ve iyi beslenemeyen gruplar) bazı testlerde bu

kullanımdan fayda gördükleri gözlendi. Az sayıda alzheimer hastası üzerinde yapılan çalışmalarda ise multivitamin haplarının bilişsel fonksiyon,  duygu durumu ve günlük fonksiyonlarını iyileştirdiği ve hastalara fayda sağladığı tespit  edilmiştir.

 

kaynaklar : Erciyes Üniversitesi Tıp  Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Emel Köseoğlu

Bilgilendirme amaçlı içeriktir. Lütfen öncelikle aile hekiminizden destek alınız.

Omega-3, Depresyon, Koroner Kalp Hastalığı Olan Hastalarda Fayda Göstermedi

Klinik Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, sertraline ek eikosapentaenoik asit (EPA) …

İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun telomerlere sahipler; İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun yaşayabilir !

MEHMET SALTUERK / THE INSTİTUTE FOR GENETİCS OF THE UNİVERSİTY OF COLOGNE Hepimiz uzun ve sağlık bir yaşam isteriz. …

Yapay zeka bir çocuğun konuşmasından depresyon ve kaygıyı tespit edebiliyor.

Bir makine öğrenmesi algoritması, küçük çocukların konuşma modellerinde kaygı ve depresyon belirtilerini algılayabilir. …