Kategori: <span>Psikiyatrik Checkup</span>

antidepresan

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY | ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA BİLİNMESİ GEREKENLER 2021

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY

  • Antidepresan nedir?
  • Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?
  • Antidepresan çeşitleri nelerdir?
  • Seçici serotonin gerialım inhibitörü (SSRI) nedir?
  • Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI) nedir?
  • Trisiklik antidepresanlar (TCA) nedir?
  • Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI) nedir?
  • Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI) nedir?
  • Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?
  • Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?
  • Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?
  • Antidepresanların yan etkileri nelerdir?
  • Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?
  • Antidepresanlar bağımlılık yapar mı?
  • Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi?
  • Antidepresan kullananlar neleri tüketmemelidir?
  • Antidepresanlar ile hangi ilaçlar etkileşir?
  • Antidepresan kullanılırken hangi tetkikler yapılmalıdır?
  • Hamilelik ve emzirme döneminde antidepresan kullanılır mı?
  • Yaşlı bireylerde antidepresan kullanımında nelere dikkat edilmelidir?
  • Serotonin sendromu nedir?

 

Antidepresan nedir?

Depresyon başta olmak üzere bazı ruhsal hastalıklar beyinde nörotransmitter adı verilen ve sinir hücreleri arasında haberleşmeyi sağlayan maddelerin dengesinde bozukluklara neden olur. İnsanlar üzerindeki etkisi 70’li yıllarda keşfedilen molekül şeklindeki antideprasanlar, beyindeki nörotransmitter dengesini değiştirmek için kullanılan ilaçlardır.

Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?

Depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi birçok psikiyatrik hastalıkta antidepresan kullanılır. Antidepresanların etki ve yan etkilerinden faydalanılarak birçok psikiyatrik hastalık tedavi edilebilir.

Antidepresan kullanımına hekim ile birlikte karar verilir. Antidepresan tedavisi ile birlikte bir çok terapi türü, gevşeme ve nefes egzersizi gibi uygulamalar birlikte kullanılır. Yapılan araştırmalar antidepresan kullanımı ile bu tekniklerin birlikte kullanımının tedavi sürecini hızlandırdığını ve tedavinin etkinliğini arttırdığını göstermektedir.

Antidepresan kullanımına başlamadan önce danışana ve aileye psikoeğitim uygulanmalıdır. Yan etkiler ve ilaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verilmeli ve hastanın izni alınmalıdır.

Antidepresan çeşitleri nelerdir?

Seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI)

Bu gruptaki ilaçlar; essitalopram, sitalopram, paroksetin, fluoksetin, fluvoksamin etken maddesi içeren ilaçlardır ve anksiyete bozuklukları, depresif ve obsesif kompulsif bozuklukların tedavisinde kullanılır. Mutluluk hormonu olarak da bilinen beyindeki serotonin düzeylerini reseptör düzeyinde arttırırlar.

 

Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI)

Bu ilaçlar alıcı hücrenin ulaştığı serotonin ve norepinefrin miktarı artmaktadır. Bu gruptaki ilaçlar; venlafaksin, duloksetin etken maddesini içermektedir.

Trisiklik antidepresanlar (TCA)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Bu gruptaki ilaçlar da SSRI ve SNRI grubu ilaçlarda olduğu gibi serotonin ve norepinefrin düzeylerini ve az miktarda dopamin düzeyini artırmakta. asetilkolin adı verilen bir başka nörotransmitterin etkisini azaltmaktadır. Genelde SSRI ve SNRI grubu ilaçlardan yeterli verim alınmadığı durumlarda kullanılır. Amitriptilin, imipramin, nortriptilin, klomipramin etken maddesini içeren ilaçlar bu gruptadır.

Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Nörotransmitterlerin yıkımını engelleyerek serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin düzeyini artırmaktadır. Genelde diğer antidepresan ilaçlardan yeterli faydalanım görülmediğinde kullanılmaktadır. İzokarboksazid, fenelzin, selejilin, maklobemid etken maddeleri olan ilaçlar bu grupta yer alır.

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI)

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri, beyindeki serotonin düzeyini artırmak için kullanılır. Trazodon, nefazodon etkin maddeli ilaçlar bu grupta yer almaktadır.

Diğer antidepresanlar

 

Mirtazapin, bupropion, vilazodon gibi etkin maddesi olan pek çok farklı çeşitteki antidepresanlar halen kullanılmaktadır.

 

Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?

Antidepresanların etkileri kişiden kişiye farklılık göstermek ile birlikte genellikle 4-6 haftalık kullanım süresi ile birlikte görülmeye başlar. Bu etki kişinin metabolizma hızı, hastalığın türü ve şiddeti, hastalığın belirti ve bulgularına göre değişiklik göstermektedir. Bu süreçte tedaviden herhangi bir fayda görülmemesi durumunda ilaç kullanımı bilinçsizce kesilmemeli, ilaç dozu değiştirilmemeli ve hekime bilgi verilmelidir. Bazı hastalık belirtileri ilaca daha çabuk yanıt verirken, bazı semptomlar daha geç iyileşir.

Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?

Antidepresan ilaçlar kullanılırken ilacın tıpkı antibiyotik kullanımında olduğu gibi aynı saatlerde alınması ilacın etkisini arttırmaktadır. Yan etkiler nedeni ile oluşan sıkıntılarda hekim ilaç saatlerini değiştirebilir. Örneğin ilacınız yan etki olarak uyku hali yapıyor ise ilacınızın saati gece saatlerine çekilebilir. Ancak bu değişiklik mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır.

Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?

Antidepresanlar ağrı kesiciler gibi anında etki göstermez. Beyindeki kimyasal değişikliklerin oluşması zaman alır. Bu nedenle ilaçların doktorunuzun önerdiği süre boyunca kullanılması gerekir. Bu süre kabaca 6 aydan başlayarak daha uzun bir zamana yayılabilir. İlaç kullanım süresi kişiden kişiye ve hastalığa göre farklılık göstermektedir.

Antidepresanların yan etkileri nelerdir?

Antidepresanların yan etkileri genellikle ilk 2 hafta içinde daha belirgin olmak ile birlikte çoğunlukla zamanla azalarak geriler. Ancak yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. En sık karşılaşılan yan etkiler;

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık veya İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Uyku hali
  • Kilo artışı
  • Kilo verme
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı
  • Mani veya hipomani
  • Serotonin sendromu

En sık görülen yan etkilerdir. Kişinin genel sağlık durumu, metabolizma hızı, kullandığı diğer ilaçlar, hastalığın türüne göre yan etkiler farklılık gösterir. Kullanılan antidepresan türü de yan etkilerin türü ve şiddeti üzerinde etkilir. Bazı antidepresan grupları daha fazla yan etkiye neden olabilir.

Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?

İlacı kullanmaya başladığınız andan itibaren oluşan yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Yan etkinin şiddeti ve türüne göre hekiminiz yan etkiyi azaltmaya yönelik medikal tedavi, ilaç dozunda değişiklik, ilaç türünde değişiklik, tıbbi öneriler gibi birçok yöntem ile yan etkilerin tamamen kaybolması, şiddetinin azalmasını sağlayabilir.

Her yan etki önemlidir. Oluşan yan etkiler bazen istenilen yan etkilerdir. Örneğin kilo vermekte zorluk yaşayan bir hastada kilo kaybının yan etki olarak görülmesi, uykusuzluk sorunu yaşayan bir hastanın uykusunda artış yan etkilerden faydalanmayı sağlayabilir.

Antidepresanlar Bağımlılık Yapar mı?

Antidepresan ilaçlar kesinlikle bağımlılık yapmaz. Uyarıcı ya da uyuşturucu ilaçlar değildirler.

Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasalları düzenler. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. İlacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz ve kesilme bulguları oluşabilir, bu bağımlılık değildir. Kesilme bulguları veya çeklime bulguları olarak adlandırılan tablo bağımlılarda görülen, baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma-karıncalanma, el titremesi gibi bulgulara benzeyebildiğinden kişi bağımlı olduğu düşüncesine kapılır. Ancak ilaç hekim kontrolünde ve doz ayarlaması yapılarak kesilirse bu bulgular oluşmaz.

Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresan kullanımı sırasında çekincen bir kişi daha girişken veya cesur hareketler sergileyebilir. Bu durum zaten tedavinin istenilen etkisidir. İlaç kullanımı ile birlikte psikoterapi istenmeyen semptomlar ile mücadele etmemizi kolaylaştırır. Kalıcı olarak istemediğimiz bir kişiliğe bürünmeye neden olmaz.

Antidepresan kullanımında bazen hipomani veya mani denilen durum ile karşılaşılabilir. Hipomani ve mani  bedensel ve psikolojik olarak, alışılmadık, orantısız, doğal olmayan mutluluk, dışa dönüklük veya sinirlilik, hareketlilikle karakterize olan bir ruh halidir. Mani veya hipomani yaşayan kişi alışılmışın dışında bir mutluluk, alışveriş yapma isteği, aşırı cesaret, öfke gibi duygu ve davranışlar yaşayabilir. Bu etki derhal hekime bildirilmelidir. Kalıcı değildir. İlaç değişikliği ve doz ayarlaması, ek medikal tedaviler ile kontrol altına alınabilir. Bazen kişiler bu durumu kalıcı kişilik değişikliği olarak değerlendirebilir.

Antidepresanlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?

Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar. Antidepresanlar kalıcı olarak cinsel problemler yaşamanıza veya kısırlığa neden olmamaktadır.

Antidepresanlar intihar düşüncelerine neden olur mu?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

İlaç kullanımına neden olan hastalık, örneğin depresyon intihar riski yüksek olan bir hastalık olabilir. Bu durumda ilaç kullanılmaması intihar riskini oldukça yüksek düzeyde arttırır. Yüksek düzeyde intihar riski olan kişilerde yatarak tedavi uygulanır .

Antidepresanlar diğer ilaçlar ile etkileşime girer mi? Hangi gıdalar tüketilmemeli, hangi ilaçların birlikte kullanımında dikkat edilmelidir?

Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.

SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.

Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz. Bazı epilepsi ilaçları antidepresanlar ile etkileşebilir.

Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.

Bazı mide ilaçları (Sisaprid) antidepresan ilaçlar ile etkileşebilir.

Antipsikotik ilaç kullanıyorsanız mutlaka hekiminize bildirin. (Klozapin, Haloperidol, Pimozid)

Astım ilacı(teofilin) kullanıyorsanız lütfen hekiminize bildirin.

İdrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildirin.

Benzodiyazepin grubu (sakinleştirici) ilaç kullanımında lütfen hekiminize bildirin.

Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç veya beta bloker kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin. Bazı tansiyon ilaçları ve betablokerler antidepresanlar ile etkileşebilir.

Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.

Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sarı kantoron antidepresanlar ile etkileşir. Bu nedenle hekime danışmadan kesinlikle bitkisel bir tedavi uygulamayın.

Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.

Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.

Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.

Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.

Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.

Bazı zayıflama ilaçları antidepresanlar ile ciddi şekilde etkileşebilir.

*** Psikiyatrik bir tedaviye başlamadan önce kullandığınız tüm ilaçları ve mevcut ya da geçirilmiş hastalıklarınızı, alerji durumunuzu, alternatif olarak kullandığınız gıda takviyelerini hekiminize eksiksizce iletin. Geçirilmiş bir kalp krizi, astım, glokom gibi hastalıklar veya alerji geçmişi olan kişilerde ilaç seçimi oldukça önemlidir.

 

Antidepresan kullanımı öncesi veya sonrası tetkikler nelerdir?

Antidepresan kullanımına başlamadan önce hekiminiz sizden bir takım kan tetkikleri veya radyolojik görüntülemeye yönelik tetkikleri ister. Bunun nedeni vitamin eksiklikleri, mineral eksiklikleri, hormonal düzensizlikler, karaciğer, böbrek fonksiyonları, ilaç kan düzeyleri ile yağ metobolizması gibi parametrelerin değerlendirilmesidir. Ayrıca EKG, MR, EEG, ultrasonografi  gibi tetkikler de ilaç kullanımına başlamadan önce gerekli olabilir.

Antidepresan kullanımı sırasında bu tetkikler hekimin belirlediği aralıklarda tekrarlanır. Böylece ilacın etki ve yan etkileri kontrol altında tutulur.

Hamilelerde antidepresan kullanımı

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir.

Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmeli, mümkün ise gebelik planı ertelenmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı (doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

Yaşlılarda antidepresan kullanımı

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. 

Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

 

***Yaşlı bireylere kesinlikle hekim önerisi dışında ilaç başlanmaması hayati önem taşımaktadır. Yaşlılıkta kullanılan çoklu ilaçlar antidepresanların etkileşim riskini arttırmaktadır. Karaciğer böbrek fonksiyonlarından elektrolit dengesine kadar birçok biyokimyasal tetkik, görüntüleme tetkikleri, bazı psikiyatrik testler yaşlılarda ilaç kullanımına başlamadan önce yapılmalıdır.

***Herkes kendine ait bir tıbbi dosya tutmalı, özellikle yaşlıların tıbbi dosyasında oldukça titiz olunmalıdır. Yaşlı bireyin tıbbi dosyasını mümkünse tıbbi tedavisi ile ilgilenen tek kişi tutmalıdır. Böylece atlama ve unutma olasılığı azalır.

Serotonin Sendromu Nedir?

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk, hızlı göz hareketleri, kas kasılmaları ve gevşeme, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir sendromdur. Serotonin sendromu tedavi edilmezse ileriki safhalarda çok ciddi problemlerle karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu nedenle yan etkilerin her biri hekime bildirilmelidir.

BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TANI VE TEDAVİ İÇİN MUTLAKA HEKİMİNİZE DANIŞIN.

antidepresan
antidepresan

 

Fonksiyonel Tıp Nedir ?

Fonksiyonel Tıp

Tıbbın her dalında tanı ve tedavi yaklaşımları bireyselleştirilmiş ve kişiye özeldir. Bu bağlamda fonksiyonel tıp, tıbbın ta kendisidir. Tanı ve tedavi sürecinde yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, genetik özellikler, çevresel etmenler gibi bir çok faktörü göz önüne alarak hastalığa neden olan etmenleri ve fonksiyonel bozuklukların nedenlerinin belirlenmesi ve tedavinin bu yönde planlanmasını amaçlamaktadır.
Fonksiyonel tıp modern tıbbın sunduğu bilimsel testleri kullanır. Fonksiyonel tıp, daha ayrıntıya inmeyi ve tedavide daha fazla bireyselliği hedeflediğinden standart test ve tıbbi uygulamaların yanında kişinin genetik/epigenetik yapısını, vücudun doku düzeyindeki toksin (ağır metal vb.) yükü, intra-selüler düzeyde mikrobesin (vitamin-mineral vb) düzeyleri kısaca daha ileri biyokimya, mikrobiyoloji ve genetik testleri kullanır.
Özellikle kronikleşmiş sağlık sorunlarını hedef alan fonksiyonel tıp, hastalığın altında yatan beslenme, yaşam şekli, duygu durumu, genetik yapının bir arada değerlendirilmesi ile kişinin çok yönlü desteklenerek sağlığına kavuşması ve en önemlisi bu sağlığı sürdürmesi için çaba harcar.
Fonksiyonel tıp alternatif tıp değildir, bir cihaz veya aletler ile yapılan tedavi yöntemi değildir. Ancak bir çok disiplinden faydalanır ve tamamen tıbbi-bilimsel yöntemleri kullanır. Bir yan dal değildir.

HANGİ HASTALIKLARDA FONKSİYONEL TIPTAN FAYDALANILIR ?

Sadece hastalık durumunda değil sağlığın sürdürülmesinde de fonksiyonel tıptan faydalanılır. Akut hastalıklar, acil durumlardan çok, kronikleşmiş, tedavi süreci uzamış hastalıklarda fonksiyonel tıptan faydalanılır. Çünkü akut veya acil hastalıklar (örneğin kalp krizi, apandisit ) acil tedavi gerektiren hastalıklardır. Elbette bu hastalıkların bazılarının altında yatan kök sebepler fonksiyonel tıbbın alanına girse de amaç daha kompleks, kronik hastalıklardır.
Daha iyi ifade etmek gerekirse, Fonksiyonel tıp, hastalıklara konulan teşhisler yani hastalık isimleri üzerine değil, makro bir yaklaşım ile hastalıkların nedeni, nasılı ve altında yatan mekanizmaları (kök nedenleri) açıklamaya çalışır.
Bir örnek vermek gerekir ise depresyon hastalığına, hormonal düzensizlikler, mineral ve vitamin eksiklikleri, psikolojik bir travma veya bağırsak florasındaki bozukluk, yas, sosyo-ekonomik durum ve bunun gibi bir çok etmen veya etmenler neden olmuş olabilir. Bu noktada fonksiyonel tıp hastalığa neden olan kök sebepleri bularak tedaviyi bütüncül bir yaklaşımla planlar. Bu nedenle bir hastalık listesi vermek yerine fonksiyonel tıptan daha fazla faydalanılan hastalıkları örnek olarak verebiliriz. Demans, diyabet, insülin direnci, gıda alerjisi, astım, bağışıklık sistemi hastalıkları, sindirim sistemi bozuklukları vb.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

LİTYUM KULLANIMINDA DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

LİTYUM İLACI NE İŞE YARAR?

Lityum tuzu, Bipolar afektif bozukluk tedavisinde kullanılan duygudurum düzenleyicidir. Lityum tedavisi bipolar bozukluğu bulunan hastalarda manik ve depresif arakların sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmanın etkili bir yoludur.

TEDAVİYE BAŞLAMADAN ÖNCE ;

  • Böbrek fonksiyonları, (üre ve kreatinin kan seviyesi)
  • Karaciğer enzimleri, (ast,alt ve ggt kan seviyesi)
  • Tiroid Fonksiyonları ,(TSH, FT3, FT4)
  • Kadın hastalar için hamilelik olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. (lityum hamilelikte ve emzirme döneminde riskli olan ilaçlar listesindedir. )

DOZ VE TEDAVİ SÜRESİ

Doz ve tedavi süresi mutlaka hekim tarafından, hastanın muayene ve laboratuvar tetkiklerinin sonuçlarına göre, hastaya özgü planlanmalıdır.

  • İlacın başlama dozu, tedavi dozu, ve ilacın kesilme dozu farklıdır.
  • Çocuklar ve ergenlik dönemindeki çocuklar için altı aydan uzun süreli tedavi tavsiye edilmemektedir.
  • Yaşlılık lityuma cevabı etkilemez. Ancak başlangıç dozu düşük planlanmalı ve hasta iyi izlenmelidir.

İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ

  • Lityum antipsikotik ilaçlarla birlikte dikkatli kullanılmalıdır. Fenitoin ve karbamazepinle birlikte lityum kullanımı önemli etkileşimler doğurabilir
  • Lityum bazı epilepsi ilaçları ile beraber kullanılabilir.
  • Lityum antidepresanlar ile kullanılırken, SSRI grubu antidepresanların tedaviye eklenmesi durumunda, serotonin sendromu göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Lityum ACE inhibitörleri ile kullanıldığında, lityum zehirlenmesine neden olabilir.
  • Lityum antiinflamatuvar ile kullanıldığında, (indometasin, fenilbutazon, diklofenak, ketoprofen, oksifenbuzaton, ibuprofen, proksikam, naproksen vb.) kandaki lityum düzeyini tehlikeli şekilde arttırır.
  • Lityum idrar söktürücü adı ile bilinen diüretik ilaçlarla kullanıldığında, bazı diüretikler kandaki lityum düzeyini tehlikeli bir şekilde arttırabilir.
  • Amiodaron ve benzeri bir kalp ritm bozukluğuna dönük ritim ilacı kullanıyorsanız lütfen doktorunuza bildiriniz.
  • Asprinin lityum ile kullanımı sinir sisteminde istenmeyen etkilere neden olabilir.

DİĞER ETKİLEŞİMLER;

  • İlaç olmayan fakat geniş ölçüde kullanılan ve internet üzerinden de satışı olan bitkisel ürünler, her tür zehirlenme için olduğu kadar lityum zehirlenmesi için de risk taşırlar. Bunların pek çoğu içerisinde 100 mg civarında lityum orotat bulunmaktadır.

YAN ETKİLER

Hastaların %20’den daha azında hiçbir yan etki görülmez.

  • Tremor(titreme),
  • Tiroid reaksiyonları (hipertiroidi, hipotiroidi) kadınlarda daha sık görülmektedir.
  • Kardiyovaskuler reaksiyonlar
  • Cilt sorunları (sivilce, cilt döküntüleri vb)
  • Kilo alma,
  • Kiloya bağlı kalp damar hastalıkları, tip 2 diyabet gelişme riski,
  • İştah kaybı,
  • Bulantı, kusma,
  • İshal,
  • Kanda beyaz küre sayısında artış (bazı kanser türlerinin tedavisinde etkinliği araştırılmaktadır)
  • Sık idrara çıkma,
  • Susuzluk,
  • İdrar miktarında artma,
  • Böbrek yetmezliği,
  • Karaciğer fonksiyonlarında bozulma,
  • Uyku hali,
  • Kas güçsüzlüğü,
  • Saç dökülmesi.

LİTYUM ZEHİRLENMESİ

Ani yada yavaş ilerleyen türlerde görülebilen lityum zehirlenmeleri (Lityum intoksikasyonları) sadece yetişkinlerde değil, yanlışlıkla alım sonucu küçük çocuklarda da görülebilmektedir.

  • Yanlışlıkla veya kasıtlı yüksek doz alınması,
  • Uzun süreli kullanım,
  • Tedavide, takibin yapılamaması,
  • Lityum atılımını bozan ilaç veya durumlar( idrar söktürücüler, yüksek ateş, su kısıtlaması, kontrol edilemeyen ishal, kusma gibi sıvı elektrolit dengesizlikleri, vb)
  • Lityum atılımını bozan kronik veya nörolojik hastalıklar. (özellikle yaşlı hastalarda)
  • Kalp cerrahisi gibi büyük operasyonların öncesinde kesilmediği olgularda,

BELİRTİLER

Zehirlenmenin ilk belirtileri;

  • İştahsızlık, ağız kuruluğu, ağızda metalik tat, bulantı, kusma, ishal.
  • Tremor, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, peltek konuşma, yürüme, oturma gibi istemli hareketlerde bozulma, denge bozukluğu, göz bebeklerinin farklı büyüklüklerde olması, bakış kısıtlılıkları, görme bozuklukları kas güçsüzlüğü, bellek ve bilişsel işlevlerde bozulma, epileptik nöbet görülebilir. Her türden nörolojik bulgu değerlidir. Bazen günlük baş ağrıları veya depresif atağı taklit eden bulgular görülebilir.
  • Ritim bozuklukları ve EKG değişiklikleri .
  • Kandaki lityum seviyesinin yüksek çıkması bulgularla beraber değerlendirildiğinde tanıyı doğrular.

TEDAVİ

Lityum zehirlenmesinin tedavisi, zehirlenmenin nedenine, şiddetine ve lityumun böbreklerden atılım hızına bağlı olarak seçilir. Her durumda lityum alımının kesilmesinin ardından sıvı elektrolit dengesinin düzenlenmesi ve destekleyici tedavi atılması gereken ilk zorunlu adımdır. Bunun için öncelikle yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Hemodiyaliz uygulanabilir. Bulgulara yönelik ek tedaviler uygulanır. Bunlara hekimleriniz karar vermelidir.

LİTYUM ZEHİRLENMESİNDEN KORUNMA VE LİTYUM KULLANIRKEN DİKKAT EDİLECEK UNSURLAR

Her ilaçla olabileceği gibi, lityum kullanıldığı sürece bu ilaca bağlı zehirlenmeler ortaya çıkacaktır. Bu durum, bipolar bozukluğun tedavisinde 60 yılını başarıyla tamamlayan lityumun yararlı olduğu gerçeğinin önüne geçmemelidir. Risk etkenlerinin ve nedenlerinin iyi bilinmesi ve koruyucu önlemlerin alınması ile bu tablonun ortaya çıkma sıklığı azalacak, ortaya çıktığında hızla tanınması tedavisini kolaylaştıracak, etkin ve hızlı tedaviler sekel olasılığını ortadan kaldıracaktır.

  • Lityum kullanımına başlamadan önce ve tedaviniz sırasında düzenli aralıklarla doktorunuzun önerdiği laboratuvar tetkiklerini yaptırın. (karaciğer ve böbrek fonksiyonları, tiroid fonksiyonları, ilaç kan düzeyi ölçümü, diyabete yönelik tetkikler, kolesterol değerleri vb. )
  • Tedaviniz sırasında takiplerinizi atlamayın. Doktor ile randevularınızı ihmal etmeyin .
  • Kendi başınıza ilaç dozlarınızı değiştirmeyin.
  • İlaca yönelik fark ettiğiniz yan etkilerin her birini önemseyin ve doktorunuza mutlaka bildirin. Bu yan etkilerin her biri değerlidir. Doktorunuz yan etkilerin kontrolünü sağlayacak bilgi ve destek tedaviler önerebilir. Ciddi komplikasyonların önlenmesini sağlar.
  • Zehirlenmeye yönelik bulgu ve risk etmenlerini öğrenin. Acil durumlar için yakınlarınızın bu bulgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayın.
  • Tedaviniz sırasında doktorunuzun bilgisi dışında kilo kontrolü, yan etkileri gidermeye veya başka nedenlere yönelik bitkisel ilaç veya takviye kullanmayın.
  • Gelişen yeni hastalıklara yönelik (gribe yönelik ilaçlar, ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, yüksek tansiyona yönelik ilaçlar, diyabet ilaçları vb.) ilaçları doktorunuza danışmadan kullanmayın.
  • Daha önce lityum zehirlenmesi yaşadıysanız bunu doktorunuzla paylaşın.
  • Kafein ve alkolden mümkün olduğunca uzak durun. Bol sıvı tüketin. (kafeinli içecekler el titremesi veya idrar çıkışını etkileyebilir. )
  • Var olan kronik hastalıklarınıza yönelik doktorunuzun istemi dışında bilinçsizce tuz kısıtlaması yapmayın.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

HAMİLELİK- EMZİRME VE ANTİDEPRESAN KULLANIMI (Bölüm3)

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir. Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı ( doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

ETKİLEŞİMLER

  • Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.
  • SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.
  • Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz.
  • Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.
  • Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin.
  • Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.
  • Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.
  • Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.
  • Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  • Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.
  • Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.
  • Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.
  • Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

YAŞLILARDA DEPRESYON VE ANTİDEPRESAN KULLANIMI (Bölüm2)

Yaşlılarda depresyon ve antidepresan kullanımı

YAŞLILARDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta, hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

  • Yaşlı bireylerin kullanmış olduğu ilaçların listesi dozları ve isimleri tam ve doğru olarak hekime bildirilmelidir. Özellikle idrar söktürücü (lasix, desal), kan pıhtılaşmasını önleyici (coumadin), kalp ritmini düzenleyici (rytmonorm, isoptin) kalp yetmezliği (digoksin) ve yüksek tansiyonu önlemeye yönelik ilaçlar (beloc, micardis) kullanıyorsanız doktorunuza söyleyiniz. Bu tür ilaçlarla bazı psikiyatrik ilaçların etkileşme riski çok yüksektir.
  • Var olan tüm hastalıklar, diğer tüm hastalarda olduğu gibi eksiksiz şekilde hekime bildirilmelidir. Özellikle kalp yetmezliği, kalp ritminde bozukluk, yakın zamanda kalp krizi geçirme öyküsü, yüksek tansiyon, akciğer hastalıkları (sigaraya bağlı gelişmiş olan solunum yetmezliği, astım gibi),guatr ve diğer tiroid hastalıkları, son zamanlarda sık düşme öyküsü, bu düşmeler sırasında başınızı çarpma ve bilinç kaybı olması, felç geçirme öyküsü, göz tansiyonu, idrar yapmada tutukluk, prostat büyümesi, şeker hastalığı, yüksek kolesterol düzeyleri doktorunuza mutlaka söylemeniz gereken durumlar arasındadır.
  • Sadece yaşlı hastalar değil, tüm hastalar son yapılan tetkiklerini hekime bildirmelidir. (EKG, akciğer grafileri, EEG,BT,MR, kan tetkikleri vb)
  • Kabızlık için kullanılan ilaç ve bitkisel çözümler mutlaka hekime danışılarak kullanılmalıdır.
  • Akraba, komşu veya tanıdıkların önerisi ile ilaç kullanmayınız. Başka birisinin çok faydalandığı bir ilaç size uygun olmayabilir ve ciddi yan etkiler ve ilaç etkileşmeleri nedeniyle zarar görebilirsiniz. Doktorunuza danışmadan aktarlardan alacağınız bitki çayları, şifalı bitkiler vb maddeleri veya vitamin tabletleri vb takviyeleri kullanmayınız.
  • İlacı kullanımı sırasında zorluk yaşıyorsanız (tableti yutamama, tableti bölmede zorluk, ilacı sık sık unutma vb) doktorunuza iletiniz.
  • İlaçlarınızı doktorunuzun bilgisi olmadan kesmeyiniz. Bir psikiyatrik ilaç kullanıyor iken, yeni bir sağlık sorunu gelişirse, ilaçlarınız değiştirilir, yeni ilaç eklenir veya kullanmakta olduğunuz ilaç kesilirse mutlaka doktorunuza haber veriniz.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

 

ANTİDEPRESAN İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ, ÖNLEM VE ÖNERİLER (Bölüm1)

ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA GÖRÜLEBİLEN BAZI YAN ETKİLER:

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık
  • İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Kilo artışı
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı

Bu yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye ve ilaca göre farklılık göstermektedir. Bazı hastalarda hiçbir yan etki görülmezken bazı hastalarda yan etkiler daha şiddetli olabilmektedir. Kişinin var olan diğer sağlık sorunları da yan etkilerin türü ve şiddetini değiştirebilmektedir. Yan etkiler çoğunlukla geçici olup tedavinin başlangıcında daha şiddeti iken zamanla kaybolabilir. Antidepresan ilaçların kullanımına bağlı yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Böylece hekiminiz, yan etkileri gidermeye yönelik müdahalelerde bulunabilir.

ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

  • Herhangi bir yan etki fark ettiğinizde hekiminize bilgi veriniz.
  • Ağız kuruluğu; Daha fazla su tüketimi, sakız çiğneme gibi tükürük salgısını arttıran uygulamalar fayda sağlayabilir.
  • Baş dönmesi ve düşük tansiyon; Orta düzey fiziksel aktivite, uzun süre yatar pozisyondan sonra daha yavaş ve kademeli bir şekilde ayağa kalkmak, ayağa kalkmadan önce yatak içerisinde bacakları çaprazlama, bacak kalça ve baldır kaslarını germek gibi küçük egzersizler yapmak fayda sağlamaktadır. Uzatılmış egzersizlerden kaçınılmalı ve çok sıcak ortamlardan ve çok sıcak duştan uzak durulmalıdır. Mutlaka hekime bu konuda bilgi verilmeli, düşme ve yaralanmalara karşı önlem alınmalıdır.
  • Mide bulantısı; İlaçlarınızı hekimin belirlediği şekilde, çoğunlukla tok karnına almak, hafif bulantı durumunda tercihen temiz havada derin nefes alıp vermek bulantının geçmesine yardımcı olabilir. Uzun süre aç kalmamak, mide bulantısını arttıracak gıdalardan kaçınmak (acılı, yağlı vb) aşırı derecede mideyi doldurmamak gerekir. Mide bulantısına yönelik bitkisel takviyeleri hekiminize sormadan kullanmayınız. Mide bulantısı, kusma, ishal veya mide ağrısı varlığında mutlaka hekiminize bildiriniz.
  • Kabızlık; Daha fazla su tüketimi, ılık su içmek, yüksek lifli gıdalarla beslenmek, yürüyüş, egzersiz yapmak, her gün aynı saatte, dışkı yapmasanız bile tuvalete oturarak bağırsak alışkanlığı edinmek kabızlık şikayetinizi azaltmaya yardımcı olur. Kabızlık şikayetinize yönelik hekiminiz destekleyici ek tedaviler önerebilir.
  • Kilo Alma: Bazı antidepresan ilaçlar iştahsızlık ve kilo kaybına neden olurken bazıları iştah ve özellikle tatlı tüketim isteğinizi arttırabilir. Hekiminiz kilonuzu ve diğer sağlık sorunlarınızı göz önüne alarak antidepresan seçimi yapmaktadır. Dengeli beslenmek ve daha fazla egzersiz yapmak veya bir diyetisyenden destek almak faydalı olacaktır. Fazla kilo beraberinde kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırdığından ve beden imajını olumsuz etkilediğinden bu durumu lütfen hekiminizle paylaşın.
  • Cinsel sorunlar: Cinsel isteksizlik, boşalma- orgazm ve sertleşme sorunları antidepresanların en sık görülen yan etkilerindendir. Ancak bireyden bireye farklılık göstermektedir. Her antidepresan kullanan bireyde bu yan etkiler görülmeyebilir. Ancak bu yan etki geçicidir. Antidepresan kullanımın kesilmesiyle veya zamanla cinsel isteksizlik, sertleşme ve orgazm sorunları ortadan kalkar. Ancak bu yan etkilere yönelik mutlaka hekiminize bilgi verip size önerilerde bulunmasına izin verin.

Antidepresan ilaç seçerken hekiminiz sağlık durumunuz ve şikayetlerinizin türü- şiddeti, ilacın etki ve yan etki profili ve ilacın güvenirliği ve diğer ilaçlarla etkileşimini göz önüne alır. Hekiminiz zaman zaman ilacın türü ve dozunda değişikliğe gidebilir. Bu durum üzerinizde deneme yapmak için değil, kişisel farklılıklar, yan etkiler veya tedavi sürecinizin bir parçası olarak yapılır.

ETKİLEŞİMLER

  • Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.
  • SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.
  • Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz.
  • Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.
  • Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin.
  • Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.
  • Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.
  • Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.
  • Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  • Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.
  • Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.
  • Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.
  • Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

 

SEROTONİN SENDROMU

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk,  hızlı göz hareketleri, hızlı kas kasılmaları ve gevşemeleri, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir durumdur.

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA YANLIŞ İNANIŞLAR

Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasallar yerlerine konulur. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. Bir gün ilacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz, bu bağımlılık değildir, tıpta “kesilme belirtisi” denilen durumdur. İlacı azaltarak kesmek gereklidir. Birçok depresyon hastası için tedavi süresi 1-1,5 yıl kadar sürer. Bazı durumlarda daha kısa da sürebilir. Ancak hastalık kronikleşmiş, şiddetli, çok sayıda tekrar varsa daha uzun sürelerle kullanım gerekir. Fakat bu süre “hayat boyu” değildir. Uyuşturucu yada uyarıcı değildirler.

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Depresyonu tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresanlar hemen etki göstermezler. Örnek olarak, üzücü bir olay yaşadığınızda o an antidepresan alarak rahatlayamazsınız. Antidepresanların etkisi genellikle 2. Haftadan sonra başlar.

Kalıcı cinsel sorunlara neden olmazlar. Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar.

Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi ?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

Antidepresan kullanımı mutlaka hekim kontrolünde olmalıdır. Antidepresan tedavisinin yanında psikoterapilerin uygulanması depresyon tedavisinin daha etkin olmasını sağlamaktadır. Psikoeğitim verilerek hastaların kullanmış olduğu ilaçlar, etki ve yan etkileri konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Böylece yan etkilerle daha iyi başa çıkılabilir, ortadan kaldırılabilir ve daha sağlıklı ve etkili bir tedavi süreci oluşturulur. Lütfen ilaçlarınız hakkında hekiminize danışmaktan çekinmeyin.

Medyada her geçen gün doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış daha fazla bilgi yayınlanmaktadır. Size en doğru bilgiyi, sizi takip eden hekiminiz verecektir.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

 

2019 Verilerine Göre Demir Kullanımında Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Demir bir mineraldir. Vücuttaki demirin çoğu kırmızı kan hücrelerinin hemoglobinlerinde ve kas hücrelerinin miyoglobinlerinde bulunur. Oksijen ve karbondioksiti taşımak için demir gereklidir. Aynı zamanda vücutta başka önemli rollere sahiptir. Et, balık, tofu, fasulye, ıspanak, tahıl ve diğer yiyecekler gibi yiyeceklerde demir bulunur.
Demir, çoğunlukla düşük demir seviyelerinin neden olduğu anemiyi önlemek ve tedavi etmek için kullanılır. Ayrıca kanama, hamilelik, böbrek sorunları veya kalp yetmezliği ile ilgili adet döngüsü nedeniyle anemi için kullanılır.

Demir, kırmızı kan hücrelerinin oksijenleri akciğerlerden vücudun her tarafındaki hücrelere taşımasına yardımcı olur. Demir ayrıca vücuttaki birçok önemli fonksiyonda rol oynar.

Kullanım Alanları

Güçlü etki;

Kronik hastalıklardan kaynaklanan anemi

Kanser, böbrek problemleri veya kalp problemleri gibi birçok hastalık anemiye neden olabilir. Epoetin alfa gibi diğer ilaçlar ile birlikte demirin alınması, kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına yardımcı olabilir ve böbrek sorunları olan insanlarda veya kemoterapi ile kanser tedavisinde tedavi edildiğinde kansızlığı önleyebilir veya tedavi edebilir. Enjeksiyon yoluyla demir almak, ağızdan demir almaktan daha etkilidir.

Düşük demir seviyelerinin neden olduğu anemi

Ağızdan veya enjeksiyon yoluyla demir almak, vücutta çok az demirin neden olduğu anemiyi tedavi etmek ve önlemek için etkilidir.

Hamilelikte düşük demir seviyeleri

Ağızdan demir almak, hamile kadınlar tarafından alındığında vücutta çok az demir bulunması nedeniyle anemi riskini azaltabilir.

Muhtemel etki;

ACE inhibitörlerinin neden olduğu öksürükler

ACE inhibitörleri olarak adlandırılan yüksek tansiyon için kullanılan ilaçlar bazen yan etki olarak öksürüğe neden olabilir. Bazı araştırmalar demir yoluyla ağız yoluyla alınmanın bu yan etkiyi azaltabileceğini veya önleyebileceğini göstermektedir. ACE inhibitör ilaçları arasında captopril (Capoten), enalapril (Vasotec), lisinopril (Prinivil, Zestril) ve diğerleri vardır.

Düşünceyi geliştirmek

Ağızdan demir almak, düşük demir seviyeleri ile 6-18 yaş arası çocuklarda düşünme, öğrenme ve hafızayı geliştirmeye yardımcı olabilir. İlk çalışma, demir alımının bilinmeyen demir durumu olan 13-18 yaş arası kızlarda dikkatini artırabileceğini göstermektedir.

Kalp yetmezliği

Kalp yetmezliği olan kişilerin% 20’sine kadar düşük demir seviyeleri de vardır. Bazı araştırmalar, enjeksiyon yoluyla demir vermenin, egzersiz yapma kabiliyeti ve diğer semptomlar gibi kalp yetmezliği semptomlarını iyileştirebileceğini göstermektedir.

Huzursuz bacak sendromu (RLS)

Araştırmalar, demir yoluyla ağız yoluyla alınmanın, bacak rahatsızlığı ve uyku sorunları gibi RLS semptomlarını azalttığını göstermektedir. Aslında, semptomları iyileştirmek için demir almak RLS’li ve düşük demir seviyeli kişiler için önerilir. RLS’li bazı kişilerde ayrıca damar içine demir enjekte edildikten sonra semptomları düzeldi (IV ile). Ancak IV tarafından verildiğinde tüm demir formlarının işe yarayıp yaramadığını bilmek için çok erken.

Etkisiz olabilecek durumlar;

Erken doğum eylemi. İkinci trimesterde başlayan hamilelik sırasında demir almak, hamilelik süresini artırmaz veya doğumda bebeğin ağırlığını arttırmaz.

Etkisi için yetersiz kanıt bulunan durumlar;

DEHB

Araştırmalar, 1-3 ay boyunca ağız yoluyla demir almanın, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve düşük demir seviyeleri denilen bir durumda olan çocukların dikkat problemlerinin semptomlarını iyileştirdiğini göstermektedir.

Katılma nöbeti (nefes tutma atakları)

Erken araştırmalar, demir alımının çocuklarda nefes tutma ataklarının sayısını azalttığını göstermektedir.

Çocuk Gelişimi

Erken araştırmalar demirin anemisi olmayan bebeklerde ve çocuklarda düşünme veya öğrenmeyi iyileştirmediğini göstermektedir. Bununla birlikte, hareket becerilerinde bir gelişme olabilir. Diğer erken kanıtlar demir alımının çocuklarda büyümeyi artırmadığını göstermektedir.

Boğaz ve mideyi birbirine bağlayan tüp kanseri (özofagus kanseri)

Erken araştırmalar demir takviyesi alan kişilerin bir tür özofagus kanseri geliştirme olasılığının% 32 daha az olduğunu buldu.

Yorgunluk

Demir gibi demir sülfat almanın, kadınlarda açıklanamayan yorgunluğu artırabileceğine dair bazı kanıtlar vardır.

Mide kanseri

Erken araştırmalar demir takviyesi alan kişilerin bir tür mide kanseri geliştirme olasılığının yaklaşık 1.6 kat daha fazla olduğunu buldu.

HIV’li insanlarda anemi

Erken araştırmalar, HIV ve anemili bir multivitamin ile birlikte 3 ay boyunca demir alan çocukların, sadece bir multivitamin alan çocuklara kıyasla 3 ay sonra hala anemi olma ihtimalinin daha düşük olduğunu göstermektedir.

Fiziksel performans

Erken araştırmalar, ağız yoluyla demir almanın, genç kadınlarda ve çocuklarda egzersiz yapma yeteneğini geliştirebileceğini göstermektedir.

Ek olarak;

Yaralar

Crohn hastalığı adı verilen sindirim sistemi hastalığı.

Depresyon.

Kadın kısırlığı.

Ağır adet kanaması.

Diğer durumlar.

Yan Etkiler ve Güvenlik

Uygun dozda demir kullanımı çoğu insan için güvenlidir, ancak mide rahatsızlığı ve ağrı, kabızlık veya ishal, bulantı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilir. Yemekle birlikte demir takviyesi almak, bu yan etkilerin bir kısmını azaltıyor gibi görünüyor. Bununla birlikte, gıda vücudun demiri ne kadar iyi emebileceğini de azaltabilir. Mümkünse ütü, aç karnına alınmalıdır. Çok fazla yan etkiye neden olursa, yemekle birlikte alınabilir. Süt ürünleri, kahve, çay veya tahıl içeren yiyeceklerle birlikte demir almaktan kaçının.
Demir sülfat, demir glukonat, demir fumarat ve diğerleri gibi birçok demir ürünü türü vardır. Polisakkarit demir kompleksi (Niferex-150, vb.) İçeren bazı ürünler, diğerlerinden daha az yan etkiye neden olduğunu iddia eder. Ancak bu iddiayı destekleyecek güvenilir bir kanıt yoktur.
Bazı enterik kaplı veya kontrollü salımlı demir ürünler bazı insanlar için bulantıyı azaltabilir; ancak, vücut bu ürünleri de ememeyebilir.
Sıvı demir takviyeleri dişleri karartabilir.

Yüksek dozlarda demir özellikle çocuklar için güvenli değildir. Demir, çocuklarda zehirlenme ölümlerinin en yaygın nedenidir. 60 mg / kg kadar düşük dozlar ölümcül olabilir. Demir zehirlenmesi, mide ve bağırsak rahatsızlığı, karaciğer yetmezliği, tehlikeli derecede düşük kan basıncı ve ölüm gibi birçok ciddi soruna neden olabilir. Bir yetişkinin veya çocuğun önerilen miktardan daha fazla demir aldığından şüpheleniyorsanız, derhal sağlık uzmanınızı veya en yakın zehir kontrol merkezini arayın.
Yüksek demir alımının kalp hastalığına yakalanma olasılığını artıracağına dair bazı endişeler var. Bazı araştırmalar, özellikle kırmızı et gibi gıda kaynaklarından yüksek miktarda demir alımı olan kişilerin kalp hastalığına yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu, özellikle tip 2 diyabet hastaları için geçerli olabilir. Ancak bu tartışmalı. Diğer çalışmalar demirin kalp hastalığı riskini arttırdığını göstermez. Demirin kalp hastalığı riskini arttırıp arttırmadığını kesin olarak söylemek için çok erken.

Hamilelik ve emzirme:

Hamile ve emziren kadınlar için vücutlarında yeterli miktarda demir bulunan ve başlangıç ​​demirinin günlük 45 mg tolere edilebilir üst alım seviyesinin (UL) altındaki dozlarda kullanıldığında güvenlidir.Hamileler için yüksek dozlarda ağızdan alındığında güvenli değildir. Demir eksikliği yoksa, günlük demirden günde en fazla 45 mg almayınız. Daha yüksek dozlar mide ve bulantı ve kusma gibi bağırsak yan etkilerine neden olur. Yüksek dozlarda demir ayrıca kanda yüksek düzeyde hemoglobine neden olabilir. Doğum sırasındaki yüksek hemoglobin düzeyleri kötü gebelik sonuçları ile ilişkilidir.

Şeker hastalığı: Demir oranı yüksek bir diyetin, kanıtlanmış olmamasına rağmen, tip 2 diyabetli kadınlarda kalp hastalığı riskini artırabileceğine dair endişeler vardır. Şeker hastalığınız varsa, demir alımınızı sağlık uzmanınızla görüşün.

Mide veya bağırsak ülseri: Demir tahrişe neden olabilir ve bu koşulları daha da kötüleştirebilir. Ütüyü dikkatli kullanın.
Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı gibi bağırsak iltihabı: Demir tahrişe neden olabilir ve bu koşulları daha da kötüleştirebilir. Ütüyü dikkatli kullanın.
Hemoglobin hastalıkları: Demir almak, bu şartlarda insanlarda aşırı demir yüklenmesine neden olabilir. Hemoglobin hastalığınız varsa, sağlık uzmanınız tarafından yönlendirilmedikçe demir almayın.
Zamanından önce doğan bebek: Düşük E vitamini seviyesine sahip prematüre bebeklere demir verilmesi ciddi sorunlara neden olabilir. Düşük miktarda E vitamini, demir vermeden önce tedavi edilmelidir. Erken doğmuş bir bebeğe demir vermeden önce sağlık uzmanınızla konuşun

Bu kombinasyonla dikkatli olun;

  • Antibiyotikler demir ile etkileşime girer;

Demir, vücudun ne kadar antibiyotik emdiğini azaltabilir. Bazı antibiyotiklerle birlikte demir alınması, bazı antibiyotiklerin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için antibiyotik kullandıktan iki saat önce veya iki saat sonra demir alın.
Quercetin ile etkileşime girebilecek bu antibiyotiklerin bazıları siprofloksasin (Cipro), enoxacin (Penetrex), norfloksasin (Chibroxin, Noroxin), sparfloksasin (Zagam), trovafloksasin (Trovan) ve greparksakin (Rafloksasin) içerir.

Demir, midedeki tetrasiklin antibiyotiklerine bağlanabilir ve vücudun ne kadar tetrasiklin antibiyotiklerini absorbe edebileceğini azaltabilir. Tetrasiklin antibiyotikleriyle birlikte demir alınması, tetrasiklin antibiyotiklerinin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için tetrasiklin kullandıktan iki saat önce veya dört saat sonra demir alın.
Bazı tetrasiklin antibiyotikleri arasında, dislisiklin (Declomisin), minosiklin (Minosin) ve tetrasiklin (Akromisin) bulunur.

  • Bisfosfonatlar;

Demir, vücudun ne kadar bisfosfat emdiğini azaltabilir. Bisfosfatlarla birlikte demir alınması, bisfosfatların etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için demirden en az iki saat önce veya gün içinde bifosfonat alın.
Bazı bifosfonatlar, alendronat (Fosamax), etidronat (Didronel), risedronat (Actonel), tiludronat (Skelid) ve diğerleridir.

  • Levodopa

Levotiroksin, düşük tiroid fonksiyonu için kullanılır. Demir vücudun ne kadar levothyroxine emdiğini azaltabilir. Levotiroksin ile birlikte demir alınması, levotiroksinin etkinliğini azaltabilir.
Levotiroksin içeren bazı markalar arasında Zırh Tiroid, Eltroksin, Estre, Euthyx, Levo-T, Levothroid, Levoxyl, Synthroid, Unithroid ve diğerleri bulunur.

  • Metildopa

Demir, metildopa (Aldomet) ‘in vücudun emilimini azaltabilir. Metildopa (Aldomet) ile birlikte demir alınması, metildopa (Aldomet) etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için metildopa (Aldomet) kullanmadan en az iki saat önce veya sonra demir alın.

  • Mikofenolat Mofetil 

Demir, mikofenolat mofetilin (CellCept) vücudun ne kadarını emdiğini azaltabilir. Mikofenolat mofetil (CellCept) ile birlikte demir alınması, mikofenolat mofetilin (CellCept) etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için mikofenolat mofetil’den (CellCept) en az iki saat sonra demir alın.

  • Penisilinlamin

Penisilin, Wilson hastalığı ve romatoid artrit için kullanılır. Demir, vücudunuzun ne kadar penisilin emdiğini azaltabilir ve penisilinlaminin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için penisillamin kullandıktan iki saat önce veya iki saat sonra demir alın.

  • Kloramfenikol

Demir, yeni kan hücrelerinin üretilmesi için önemlidir. Kloramfenikol yeni kan hücrelerini azaltabilir. Uzun süre kloramfenikol alınması, demirin yeni kan hücreleri üzerindeki etkilerini azaltabilir. Ancak çoğu insan kısa süre kloramfenikol alır, bu yüzden bu etkileşim büyük bir problem değildir.

Lütfen hekiminize danışmadan her hangi bir takviye almayınız, ilaçların dozlarını değiştirmeyiniz veya tedavinizi değiştirmeyiniz. Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için doktorunuza danışınız.

Kaynak: https://tr.j-medic.com/51-details-50572

DNA’mızdaki Virüsler, ALS ve MS

Milyonlarca yıldır genlerinde RNA içeren ve konakladıkları hücreye kendi genlerini kopyalatan retrovirüsler, genlerini DNA’mıza işlemiştir ve bugün toplam genlerimizin yüzde 8-10’unu oluşturmaktadır.

Hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda retrovirüslerin çeşitli neoplazilere yol açtığı gösterilmiştir. Retrovirus’ların ayrıca otoimmün hastalıklara, immün yetmezlik sendromuna, aplastik ve hemolilitik anemiye, kemik ve eklem hastalığına yol açtığı da bildirilmektedir. Araştırmacılar, genlerimizde bulunan binlerce retrovirüsün TRIM 28 olarak bilinen proteine tutunma yüzeyi sağladığını belirledi. Bu proteinin hem virüsleri hem de DNA sarmalında virüslere komşu olan standart genleri devre dışı bırakma özelliği bulunuyor. Retrovirüsler genom üzerinde farklı bölgelerde birikebilecek bir genetik malzeme olduğundan, bu devre dışı bırakma mekanizması insandan insana farklılık gösterebilir. Bu da evrim için olası bir araç ve hatta nörolojik hastalıkların da altında yatan sebep olabilir. Aslında ALS, şizofreni ve bipolar bozukluk gibi birçok nörolojik hastalıkta İnsan endojenik retrovirüslerinin normal dışı düzenlendiğini gösteren çalışmalar mevcut.

NASA’da yapılan bir araştırmaya göre, Herpes virüsleri Uluslararası Uzay İstasyonu görevlerindeki mürettebatın yarısından fazlasında yeniden etkinleşiyor. Ciddi bulgular oluşturmasada, virüsün yeniden etkinleşme oranı uzay uçuş süresiyle artığından, Mars ve ötesindeki görevlerde önemli bir sağlık riski oluşturabiliyor.

Düsseldorf Üniversitesi’nden Prof. Küry,İnsan endojenik retrovirüslerinin multipl skleroz [MS], amyotrofik lateral skleroz [ALS] ve şizofreni başlangıcında ve ilerlemesinde rol oynadığını ve  uyuyan virüslerin enfeksiyon, mutasyonlar, ilaçlar, veya diğer virüsler nedeniyle tekrar aktive olabileceğini bildiriyor.  Küry, yapılan çalışmaların kan, BOS (beyin omurilik sıvısı) örnekleri ve ölen kişilerin beyinlerinin incelenmesine dayanırken, daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunun altını çiziyor.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedvi için lütfen hekiminize başvurunuz.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2017/01/170112110840.htm

https://blog.frontiersin.org/2019/07/23/genetics-retroviruses-dna-neurological-disease/?utm_source=ad&utm_medium=fb&utm_campaign=ba_sci_fgene

https://blog.frontiersin.org/2019/03/18/viruses-activate-during-spaceflight-nasa-finds/?utm_source=fweb&utm_medium=nblog&utm_campaign=ba-sci-fgene-hervs

Magnezyum Eksikliği

Magnezyum Vücutta, en fazla bulunan dördüncü mineraldir. İnsan bedenindeki toplam magnezyumunun yaklaşık yüzde 99’u kemiklerde, kaslarda ve yumuşak dokularda bulunurken, sadece yüzde 1’i kandadır.

Yapılan araştırmalar 1900’lü yıllara göre magnezyum alımının neredeyse yarıya indiğini ve yetersiz olduğunu göstermektedir. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15930481) aynı şekilde araştırma sonuçlarına göre  kan magnezyum düzeyi normal çıkan bireylerde bile magnezyum eksikliği bulunabiliyor. Çünkü sadace yüzde 1’i kanda bulunan magnezyum düzeyinin düşük olması durumunda diğer dokulardan takviye edilerek kan magnezyum düzeyi dengeleniyor.

MAGNEZYUMUN GÖREVİ;

  • Yorgunluğun ve bitkinliğin azalmasına katkıda bulunur.
  • Elektrolit dengesine katkıda bulunur.
  • Normal enerji oluşum metabolizmasına katkıda bulunur.
  • Sinir iletimi ve kalp kasının da dahil olduğu kas kasılımına katkıda bulunur.
  • Normal protein sentezine katkıda bulunur.
  • Normal kemiklerin korunmasına katkıda bulunur.
  • Normal dişlerin korunmasına katkıda bulunur.
  • Hücre bölünmesinde görevi vardır.

MAGNEZYUM EKSİKLİĞİ BELİRTİLERİ

  • Huzursuz bacak sendromu
  • Saç dökülmesi
  • Halsizlik
  • İştahsızlık
  • Kabızlık
  • Baş ağrısı, baş dönmesi
  • Çarpıntı ve ritim bozukluğu
  • Uyku problemi
  • Tırnakların uzamaması ve kırılması
  • Hafızanın zayıflaması
  • Tansiyon yüksekliği
  • Tuzlu gıdalar tüketme isteği
  • Mide bulantısı
  • Kalsiyum eksikliği
  • Zihin bulanıklığı
  • Depresyon

Bu belirtiler, eğer başka bir bozukluğa veya vitamin- mineral eksikliğine bağlı değil ise magnezyum eksikliği de akılda tutulmalıdır. Bazı ilaçlar (bazı antibiyotikler, kortikosteroidler, antiasid ilaçlarve bazı kalp ritim ve kalp yetmezliği ilaçları), magnezyum atılımını, emilimini etkileyebilir. Hekiminizden bu konuda ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Ayrıca yapılan çalışmalar magnezyum eksikliğinin D vitamini eksikliğine de neden olduğunu göstermektedir. (https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180226122548.htm

Yaşlılıkla beraber vücudun magnezyum ihtiyacı artmaktadır. Menapoz sürece dahil olduğunda magnezyum eksikliğinin belirtileri çok daha ciddi bir şekilde ortaya çıkabilir. Emilim eksikliği veya kötü beslenme magnezyum ihtiyacının besinlerden karşılanmasını zorlaştırır. Bu tip durumlarda hekiminizin önerdiği dozda magnezyum takviyesi almak gerekebilir.

 

Magnezyum takviyesi tipleri değişiklik göstermekle beraber, Sitrik asidin enerji metabolizmasındaki merkezi rolü nedeniyle magnezyum sitrat enerjinin çok gerektiği kas ilişkili işlerde ve spor yapan bireylerde spor sonrası kasların dinlenmesi, yeniden toparlanması için tavsiye edilmektedir.

Magnezyum glisinat sinir, beyin ilişkili hatta mikrobiyota ilişkili durumlarda daha fazla faydalanım sağlamaktadır. Uzmanlar anksiyete (kaygı) bozukluklarında ise glisinat tavsiye etmektedir. Uzmanlar Sitrat veya glisinatın her ikisinin de beyin bariyerini geçebildiğini ve migren tedavisinde kullanıldığını belirtiyor. sitrat veya glisinatın kandaki etkiside birbirine çok yakın.

MAGNEZYUM NELERDE BULUNUR?

  • Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı..)
  • Kuruyemiş, tohumlar (kaju, susam, kabak- ay çekirdeği..)
  • Baklagiller (nohut, mercimek, barbunya, kuru fasulye..)
  • Sebzeler (brokoli, taze fasulye, enginar, pırasa..)
  • Deniz ürünleri (somon, uskumru, karides..)
  • Bitter çikolata
  • Hindistan cevizi
  • Meyveler (muz, çilek, incir..)
  • Bazı baharatlar (kimyon, karanfil)
  • Domates
  • Rezene

Bir takviye kullanmadan önce mutlaka hekiminize danışmayı ve gerekli tetkikleri yaptırmayı ihmal etmeyiniz. Vücudumuz için gerekli olan tüm vitamin ve minerallerin dengesi hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle bilinçsiz olarak herhangi bir gıda takviyesi tükenmeyiniz.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Kaynak:  https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15930481

https://www.fitekran.com/magnezyum-eksikligi-belirtiler-nedenler-takviyeler/

https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180226122548.htm

 

 

 

 

Alzheimer tedavisinde derin beyin stimülasyonu (DBS)

Modern anlamda derin beyin stimülasyonu (DBS) otuz yılı aşkın süredir Parkinson hastalığı başta olmak üzere diğer hareket bozukluklarında kullanılan etkinliği kanıtlanmış, güvenilir bir tedavi yöntemidir. İlerleyen yıllar içinde kullanım alanı bununla da sınırlı kalmamış, obsesif kompülsif bozukluk ve Tourette sendromu gibi bazı psikiyatrik hastalıklarda ve epilepside etkinliğini kanıtlayan çalışmalar yapılmış, bu hastalıkların tedavisinde klinik uygulamaları gün be gün artmıştır. Günümüzde halen; bağımlılıktan major depresyona, Alzheimer, demanstan otizme kadar geniş bir yelpazede deneysel ve klinik çalışmalar yapılmaktadır.

Ohio Eyalet Üniversitesi Wexner Tıp Merkezi’nden doktorlar Alzheimer hastalarının bağımsızlıklarını korumalarına yardımcı olmak için implante edilmiş bir “kalp pili” cihazı üzerinde çalışıyorlar. Bu cihaz, hastanın Derin Beyin Stimülasyon terapisine girmesine olanak sağlıyor.

Cilt altına yerleştirilen, uzatma kablolarıyla köprücük kemiği altına koyulan batarya sayesinde beyne uyarılar gönderilerek yapılan çalışmada, çalışmaya katılan hastaların üçünde de pozitif sonuçlar alınmıştır.

Geliştirilen bu cihazla, hastaların giyinmek, yemek yapmak ve hobilerini sürdürmek gibi kaybetmekten korktukları günlük eylemlerini yapmaya devam edebileceğini  kaydeden uzmanlar sonuçların umut verici olduğunu ve çalışmaların devam ettiğini bildirdi.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize başvurunuz.

 

Kaynak: https://www.ba-bamail.com/content.aspx?emailid=28688