Kategori: <span>Anksiyete</span>

antidepresan

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY | ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA BİLİNMESİ GEREKENLER 2021

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY

  • Antidepresan nedir?
  • Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?
  • Antidepresan çeşitleri nelerdir?
  • Seçici serotonin gerialım inhibitörü (SSRI) nedir?
  • Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI) nedir?
  • Trisiklik antidepresanlar (TCA) nedir?
  • Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI) nedir?
  • Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI) nedir?
  • Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?
  • Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?
  • Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?
  • Antidepresanların yan etkileri nelerdir?
  • Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?
  • Antidepresanlar bağımlılık yapar mı?
  • Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi?
  • Antidepresan kullananlar neleri tüketmemelidir?
  • Antidepresanlar ile hangi ilaçlar etkileşir?
  • Antidepresan kullanılırken hangi tetkikler yapılmalıdır?
  • Hamilelik ve emzirme döneminde antidepresan kullanılır mı?
  • Yaşlı bireylerde antidepresan kullanımında nelere dikkat edilmelidir?
  • Serotonin sendromu nedir?

 

Antidepresan nedir?

Depresyon başta olmak üzere bazı ruhsal hastalıklar beyinde nörotransmitter adı verilen ve sinir hücreleri arasında haberleşmeyi sağlayan maddelerin dengesinde bozukluklara neden olur. İnsanlar üzerindeki etkisi 70’li yıllarda keşfedilen molekül şeklindeki antideprasanlar, beyindeki nörotransmitter dengesini değiştirmek için kullanılan ilaçlardır.

Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?

Depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi birçok psikiyatrik hastalıkta antidepresan kullanılır. Antidepresanların etki ve yan etkilerinden faydalanılarak birçok psikiyatrik hastalık tedavi edilebilir.

Antidepresan kullanımına hekim ile birlikte karar verilir. Antidepresan tedavisi ile birlikte bir çok terapi türü, gevşeme ve nefes egzersizi gibi uygulamalar birlikte kullanılır. Yapılan araştırmalar antidepresan kullanımı ile bu tekniklerin birlikte kullanımının tedavi sürecini hızlandırdığını ve tedavinin etkinliğini arttırdığını göstermektedir.

Antidepresan kullanımına başlamadan önce danışana ve aileye psikoeğitim uygulanmalıdır. Yan etkiler ve ilaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verilmeli ve hastanın izni alınmalıdır.

Antidepresan çeşitleri nelerdir?

Seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI)

Bu gruptaki ilaçlar; essitalopram, sitalopram, paroksetin, fluoksetin, fluvoksamin etken maddesi içeren ilaçlardır ve anksiyete bozuklukları, depresif ve obsesif kompulsif bozuklukların tedavisinde kullanılır. Mutluluk hormonu olarak da bilinen beyindeki serotonin düzeylerini reseptör düzeyinde arttırırlar.

 

Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI)

Bu ilaçlar alıcı hücrenin ulaştığı serotonin ve norepinefrin miktarı artmaktadır. Bu gruptaki ilaçlar; venlafaksin, duloksetin etken maddesini içermektedir.

Trisiklik antidepresanlar (TCA)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Bu gruptaki ilaçlar da SSRI ve SNRI grubu ilaçlarda olduğu gibi serotonin ve norepinefrin düzeylerini ve az miktarda dopamin düzeyini artırmakta. asetilkolin adı verilen bir başka nörotransmitterin etkisini azaltmaktadır. Genelde SSRI ve SNRI grubu ilaçlardan yeterli verim alınmadığı durumlarda kullanılır. Amitriptilin, imipramin, nortriptilin, klomipramin etken maddesini içeren ilaçlar bu gruptadır.

Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Nörotransmitterlerin yıkımını engelleyerek serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin düzeyini artırmaktadır. Genelde diğer antidepresan ilaçlardan yeterli faydalanım görülmediğinde kullanılmaktadır. İzokarboksazid, fenelzin, selejilin, maklobemid etken maddeleri olan ilaçlar bu grupta yer alır.

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI)

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri, beyindeki serotonin düzeyini artırmak için kullanılır. Trazodon, nefazodon etkin maddeli ilaçlar bu grupta yer almaktadır.

Diğer antidepresanlar

 

Mirtazapin, bupropion, vilazodon gibi etkin maddesi olan pek çok farklı çeşitteki antidepresanlar halen kullanılmaktadır.

 

Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?

Antidepresanların etkileri kişiden kişiye farklılık göstermek ile birlikte genellikle 4-6 haftalık kullanım süresi ile birlikte görülmeye başlar. Bu etki kişinin metabolizma hızı, hastalığın türü ve şiddeti, hastalığın belirti ve bulgularına göre değişiklik göstermektedir. Bu süreçte tedaviden herhangi bir fayda görülmemesi durumunda ilaç kullanımı bilinçsizce kesilmemeli, ilaç dozu değiştirilmemeli ve hekime bilgi verilmelidir. Bazı hastalık belirtileri ilaca daha çabuk yanıt verirken, bazı semptomlar daha geç iyileşir.

Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?

Antidepresan ilaçlar kullanılırken ilacın tıpkı antibiyotik kullanımında olduğu gibi aynı saatlerde alınması ilacın etkisini arttırmaktadır. Yan etkiler nedeni ile oluşan sıkıntılarda hekim ilaç saatlerini değiştirebilir. Örneğin ilacınız yan etki olarak uyku hali yapıyor ise ilacınızın saati gece saatlerine çekilebilir. Ancak bu değişiklik mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır.

Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?

Antidepresanlar ağrı kesiciler gibi anında etki göstermez. Beyindeki kimyasal değişikliklerin oluşması zaman alır. Bu nedenle ilaçların doktorunuzun önerdiği süre boyunca kullanılması gerekir. Bu süre kabaca 6 aydan başlayarak daha uzun bir zamana yayılabilir. İlaç kullanım süresi kişiden kişiye ve hastalığa göre farklılık göstermektedir.

Antidepresanların yan etkileri nelerdir?

Antidepresanların yan etkileri genellikle ilk 2 hafta içinde daha belirgin olmak ile birlikte çoğunlukla zamanla azalarak geriler. Ancak yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. En sık karşılaşılan yan etkiler;

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık veya İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Uyku hali
  • Kilo artışı
  • Kilo verme
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı
  • Mani veya hipomani
  • Serotonin sendromu

En sık görülen yan etkilerdir. Kişinin genel sağlık durumu, metabolizma hızı, kullandığı diğer ilaçlar, hastalığın türüne göre yan etkiler farklılık gösterir. Kullanılan antidepresan türü de yan etkilerin türü ve şiddeti üzerinde etkilir. Bazı antidepresan grupları daha fazla yan etkiye neden olabilir.

Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?

İlacı kullanmaya başladığınız andan itibaren oluşan yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Yan etkinin şiddeti ve türüne göre hekiminiz yan etkiyi azaltmaya yönelik medikal tedavi, ilaç dozunda değişiklik, ilaç türünde değişiklik, tıbbi öneriler gibi birçok yöntem ile yan etkilerin tamamen kaybolması, şiddetinin azalmasını sağlayabilir.

Her yan etki önemlidir. Oluşan yan etkiler bazen istenilen yan etkilerdir. Örneğin kilo vermekte zorluk yaşayan bir hastada kilo kaybının yan etki olarak görülmesi, uykusuzluk sorunu yaşayan bir hastanın uykusunda artış yan etkilerden faydalanmayı sağlayabilir.

Antidepresanlar Bağımlılık Yapar mı?

Antidepresan ilaçlar kesinlikle bağımlılık yapmaz. Uyarıcı ya da uyuşturucu ilaçlar değildirler.

Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasalları düzenler. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. İlacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz ve kesilme bulguları oluşabilir, bu bağımlılık değildir. Kesilme bulguları veya çeklime bulguları olarak adlandırılan tablo bağımlılarda görülen, baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma-karıncalanma, el titremesi gibi bulgulara benzeyebildiğinden kişi bağımlı olduğu düşüncesine kapılır. Ancak ilaç hekim kontrolünde ve doz ayarlaması yapılarak kesilirse bu bulgular oluşmaz.

Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresan kullanımı sırasında çekincen bir kişi daha girişken veya cesur hareketler sergileyebilir. Bu durum zaten tedavinin istenilen etkisidir. İlaç kullanımı ile birlikte psikoterapi istenmeyen semptomlar ile mücadele etmemizi kolaylaştırır. Kalıcı olarak istemediğimiz bir kişiliğe bürünmeye neden olmaz.

Antidepresan kullanımında bazen hipomani veya mani denilen durum ile karşılaşılabilir. Hipomani ve mani  bedensel ve psikolojik olarak, alışılmadık, orantısız, doğal olmayan mutluluk, dışa dönüklük veya sinirlilik, hareketlilikle karakterize olan bir ruh halidir. Mani veya hipomani yaşayan kişi alışılmışın dışında bir mutluluk, alışveriş yapma isteği, aşırı cesaret, öfke gibi duygu ve davranışlar yaşayabilir. Bu etki derhal hekime bildirilmelidir. Kalıcı değildir. İlaç değişikliği ve doz ayarlaması, ek medikal tedaviler ile kontrol altına alınabilir. Bazen kişiler bu durumu kalıcı kişilik değişikliği olarak değerlendirebilir.

Antidepresanlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?

Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar. Antidepresanlar kalıcı olarak cinsel problemler yaşamanıza veya kısırlığa neden olmamaktadır.

Antidepresanlar intihar düşüncelerine neden olur mu?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

İlaç kullanımına neden olan hastalık, örneğin depresyon intihar riski yüksek olan bir hastalık olabilir. Bu durumda ilaç kullanılmaması intihar riskini oldukça yüksek düzeyde arttırır. Yüksek düzeyde intihar riski olan kişilerde yatarak tedavi uygulanır .

Antidepresanlar diğer ilaçlar ile etkileşime girer mi? Hangi gıdalar tüketilmemeli, hangi ilaçların birlikte kullanımında dikkat edilmelidir?

Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.

SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.

Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz. Bazı epilepsi ilaçları antidepresanlar ile etkileşebilir.

Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.

Bazı mide ilaçları (Sisaprid) antidepresan ilaçlar ile etkileşebilir.

Antipsikotik ilaç kullanıyorsanız mutlaka hekiminize bildirin. (Klozapin, Haloperidol, Pimozid)

Astım ilacı(teofilin) kullanıyorsanız lütfen hekiminize bildirin.

İdrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildirin.

Benzodiyazepin grubu (sakinleştirici) ilaç kullanımında lütfen hekiminize bildirin.

Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç veya beta bloker kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin. Bazı tansiyon ilaçları ve betablokerler antidepresanlar ile etkileşebilir.

Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.

Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sarı kantoron antidepresanlar ile etkileşir. Bu nedenle hekime danışmadan kesinlikle bitkisel bir tedavi uygulamayın.

Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.

Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.

Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.

Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.

Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.

Bazı zayıflama ilaçları antidepresanlar ile ciddi şekilde etkileşebilir.

*** Psikiyatrik bir tedaviye başlamadan önce kullandığınız tüm ilaçları ve mevcut ya da geçirilmiş hastalıklarınızı, alerji durumunuzu, alternatif olarak kullandığınız gıda takviyelerini hekiminize eksiksizce iletin. Geçirilmiş bir kalp krizi, astım, glokom gibi hastalıklar veya alerji geçmişi olan kişilerde ilaç seçimi oldukça önemlidir.

 

Antidepresan kullanımı öncesi veya sonrası tetkikler nelerdir?

Antidepresan kullanımına başlamadan önce hekiminiz sizden bir takım kan tetkikleri veya radyolojik görüntülemeye yönelik tetkikleri ister. Bunun nedeni vitamin eksiklikleri, mineral eksiklikleri, hormonal düzensizlikler, karaciğer, böbrek fonksiyonları, ilaç kan düzeyleri ile yağ metobolizması gibi parametrelerin değerlendirilmesidir. Ayrıca EKG, MR, EEG, ultrasonografi  gibi tetkikler de ilaç kullanımına başlamadan önce gerekli olabilir.

Antidepresan kullanımı sırasında bu tetkikler hekimin belirlediği aralıklarda tekrarlanır. Böylece ilacın etki ve yan etkileri kontrol altında tutulur.

Hamilelerde antidepresan kullanımı

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir.

Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmeli, mümkün ise gebelik planı ertelenmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı (doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

Yaşlılarda antidepresan kullanımı

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. 

Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

 

***Yaşlı bireylere kesinlikle hekim önerisi dışında ilaç başlanmaması hayati önem taşımaktadır. Yaşlılıkta kullanılan çoklu ilaçlar antidepresanların etkileşim riskini arttırmaktadır. Karaciğer böbrek fonksiyonlarından elektrolit dengesine kadar birçok biyokimyasal tetkik, görüntüleme tetkikleri, bazı psikiyatrik testler yaşlılarda ilaç kullanımına başlamadan önce yapılmalıdır.

***Herkes kendine ait bir tıbbi dosya tutmalı, özellikle yaşlıların tıbbi dosyasında oldukça titiz olunmalıdır. Yaşlı bireyin tıbbi dosyasını mümkünse tıbbi tedavisi ile ilgilenen tek kişi tutmalıdır. Böylece atlama ve unutma olasılığı azalır.

Serotonin Sendromu Nedir?

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk, hızlı göz hareketleri, kas kasılmaları ve gevşeme, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir sendromdur. Serotonin sendromu tedavi edilmezse ileriki safhalarda çok ciddi problemlerle karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu nedenle yan etkilerin her biri hekime bildirilmelidir.

BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TANI VE TEDAVİ İÇİN MUTLAKA HEKİMİNİZE DANIŞIN.

antidepresan
antidepresan

 

Balıkesir Online Terapi

Online Terapide Bilinmesi Gerekenler

Online terapi, çeşitli engeller nedeni ile psikiyatri uzmanları veya psikologlar ile  bire bir görüşme imkanı bulamayan danışanlar için geliştirilmiş, profesyonel danışmanlık hizmetidir. COVID-19 Salgını nedeniyle yaşamış olduğumuz deneyim sağlık alanında teknoloji uygulamalarının ne kadar değerli ve hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Kişiler arası temasın yüksek riskli olduğu salgın döneminde hastaların psikiyatrik tanı ve tedavilerinin aksamaması ve sağlık hizmetlerinin devam edebilir olması çok önemlidir. Çeşitli site ve uygulamalar üzerinden online danışmanık- online terapi hizmetleri verilmekte, ülkemizde ve dünyada yoğun olarak talep edilmektedir. Peki online danışmanlık alacak kişi nelere dikkat etmelidir ?

  • DİPLOMA VE YETERLİLİK

Mutlaka diploma ve yeterlilik belgeleri sorgulanmalıdır. Daha önce yüz yüze görüşme yapılmış uzmanlar tanı ve tedaviniz hakkında daha fazla veriye sahip olacaktır.

  • KAMERA KULLANIMI

Kameralı görüşme tercih edilmelidir. Uzman ve danışanın karşılıklı olarak birbirlerini görmeleri güvenilirlik, tanı ve değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi açısından son derece önemlidir. Bu yönde kullanılabilecek oldukça güvenilir uygulamalar bulunmaktadır.

  • UZMANIN BULUNDUĞU ORTAM VE RANDEVU SÜRESİ

Kameralı görüşme yüz yüze görüşmeler gibi randevulu, 45 dakikalık randevu süresi görüşme ne kadar sürerse sürsün kişiye ayrılmış olmalıdır. Mümkünse uzman ofisinde hasta ile kameralı görüşme yapmalıdır. Görüşme yapılacak ortam güvenlik ve çevre koşulları açısından uygun olmalıdır.

  • CİHAZ GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tabletlerden yapılan görüşmelerde, danışan ve uzmanlar kişisel bilgilerinin güvenliğine dair, virüs veya benzeri zararlı uygulamalara karşı kendini korumalı, görüşmeler sırasında ödeme veya kredi kartı gibi bilgi ve şifreleri paylaşmamalıdır.

  • KVKK KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNA UYGUNLUK

Görüşme yapılacak olan uzmanın kişisel verileri koruma kanununa uygun hareket edip etmediği, yani kişisel verilerinizin işlenmesi, saklanması, silinmesi veya paylaşılmasına yönelik aydınlatma metnini size bildirip bildirmediği, KVKK’ na uygun olarak izin ve onamlarınızı aldığından emin olunuz. Uzman ve danışan arasında yapılan tüm görüşme, eğitim, uygulama ve tedavi yöntemleri hasta hakları yönetmeliğine uygun olmalıdır. Görüşme kayıtları karşılıklı izin olmadıkça alınamaz.

  • TIBBİ BİLGİLENDİRME VE ONAM

Tıbbın her alanında olduğu gibi psikiyatrik tanı ve tedavi hizmetlerinde de uzmanınızın size tanı ve tedaviniz hakkında  bilgi vermekle yükümlüdür. Ayrıca uzmanınızın bir daha ki görüşmeler için notlar alması veya danışan dosyası oluşturması faydalı olacaktır.

ONLİNE DANIŞMANIK GÖRÜŞMELERİ HANGİ PROGRAM ÜZERİNDEN YAPILIR ?

Dünyada birçok uygulama kullanılmaktadır. Skype, zoom, hangouts, whatsapp ve facebook en çok tercih edilen platformlardır. Bazı uzmanlar kendi oluşturdukları sistemleri de kullanabilir.

Bu bir reklam değildir. Covid-19 salgını nedeni ile evden çıkmayan danışanların uygun koşullarda hizmet almalarını desteklemek ve oluşabilecek zararları engellemek amacı ile yapılan bilgilendirmedir. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

SINAV KAYGISININ BİYOLOJİK NEDENLERİ VE KAYGIYA BAĞLI DİKKAT EKSİKLİĞİNDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ

Balıkesir Sınav Kaygısı Tedavisi

Son günlerde sınav kaygısı ve dikkat eksikliği nedeni ile merkezimize başvuran öğrencilerin artmasından dolayı sınav kaygısının biyolojik nedenleri ve tedavide kullanılan ilaçlar konusunda biraz daha ayrıntılı olarak sizlere bilgi sunmaya çalışacağız. Daha önceki bölümümüzde sınav kaygısının olumsuz düşünce temelli duygusal yönlerini ele almıştık.

 

Kaygının biyolojik temelleri vardır ve kaygının neden olduğu bazı bedensel bulgular ile kendini gösterir. Kaygıya (anksiyeteye) zemin hazırlayan biyolojik nedenlerin başında “Kalıtım” gelir. Anne babaların kaygılı yapısı, stresli ortamlara tolere edemeyen bir ruh hali gerek kalıtım olarak gerekse yetiştiriliş biçimi ile çocuklarına geçmekte ve çocuklarının da bir şekilde kaygı sorunu yaşamalarını mümkün kılmaktadır.

 

Anksiyeteyi anlatan kelimler genellikle duygu ifadeleridir. Korku, kaygı, sinirlilik, huzursuzluk, bunaltı olarak tanımlanabilir. Düşünceler duyguları harekete geçirir ve  Korku duygusu genelikle çevresel tehdide karşı bir yanıttır, evrimsel kökleri vardır ve aslında yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir, bu nedenle korku doğuştan vardır, öğrenilemez. Ancak korkunun tetikleneceği durumlar öğrenilip tecrübe edilebilir. Geçmişte yaşanan deneyimler gelecekte yaşanacak tehlikeleri öngörme eğilimindedir. Anksiyete şartlanmış korkudur, beklenen ve korkulan bir sonuca karşı bir yanıttır. Modern dünyada tehdit daha az fizikseldir ve daha fazla psikolojiktir.

 

Normal veya anormal anksiyete esas olarak santral sinir sisteminden kaynaklanmaktadır. Amigdala beyinde korku duygusu ve anksiyete oluşumunda en önemli role sahip olan yapıdır. Bir tehlikeye maruz kaldığımız zaman, bu tehlike bana zarar verir mi? Bu benim korktuğum bir şey mi? Gibi sorularla beyin uyarılır ve eğer bu soruların cevabı ‘’evet’’ ise, amigdala sinirsel bir alarm verir ve beynin geriye kalan kısımlarına, “kriz var” mesajını iletir. Böylece kaygının fiziksel belirtileri ortaya çıkmaya başlar.

 

Sınav kaygısının fiziksel belirtileri

Dikkatini toplayamama ve bir konu üzerine yoğunlaşamama

Çabuk yorulma, uyku bozuklukları, kolay irkilme, tetikte olma

Baş ağrısı, baş dönmesi, başta uyuşma ve sersemlik hissi

Kulaklarda uğuldama, çınlama, görme bulanıklıkları

Ağız kuruması, kalp çarpıntısı, nefes darlığı,

Sık soluk alıp verme ihtiyacı, göğüste basınç, ağrı duyumları

Kas ağrıları, midede şişkinlik, hazımsızlık, yanma ve ağrılar

Bulantı ve kusmalar, barsak hareketlerinde düzensizlik, Sık idrara çıkma.

 

Yukarıda bahsettiğimiz belirtiler fiziksel yani bedensel belirtilerdir. Bu belirtilerin ortaya çıkmasında etkili olan hormonlar vücudu uyararak aslında vücudun dengesini korumaya çalışırlar, ancak kaygının şiddeti ve süresi uzadıkça belirtiler şiddetlenerek sınav sırasında bilginin doğru kullanılmasını, karar verme, düşünme ve muhakeme yeteneğini bozar, fiziksel belirtilerin şiddetli olması kişinin sağlığını da olumsuz etkileyerek beraberinde farklı rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olur.

 

Kaygı bozuklukları ve kaygıya bağlı dikkat eksikliği belirtilerini tetikleyen ve benzer belirtiler veren bazı rahatsızlıklar vardır. Bu nedenle tedaviye başlanmadan önce bu nedenlerin araştırılması ve tedaviye bu yönde karar verilmesi çok önemlidir. Çünkü sınav kaygısı nedeni ile psikiyatriye başvuran kişilerde dikkat eksikliği yakınması da bulunmaktadır. Hatta bazen kaygı bulguları daha örtük olabilir ve fiziksel belirtiler ön planda olmayabilir. Bu durumda kişi dikkatini toplayamama, uzun süre odaklanamama gibi şikayetler ile başvurduğunda, dikkati arttırıcı bir takım uyarıcı ilaçlar reçete edilebilir. Dikkati arttırmaya yönelik kullanılan bu ilaçlar oldukça başarı sağlar. Ancak unutulmamalıdır ki kaygı beyin işleyişini olumsuz şekilde etkileyerek zihinsel aktiviteleri bozacağından, bazen bu ilaçlar etkisiz olabilir. Hatta dikkati arttıran ilaçlar adrenerjik mekanizmalar üzerinden etkili olduğundan kaygıyı arttırabilirler. Kaygının temelinde yatan diğer fiziksel rahatsızlıkların tedavisi ve kaygının giderilmesi ile sınav kaygısında görülen dikkat dağınıklığını giderebilir. Gerekirse tedaviye ek uyarıcı ilaçlar eklenebilir.

 

Anemi ve demir eksikliği, kalp ritim bozuklukları, astım, reflü, irritabl bağırsak sendromu, hipertiroidi, hipotiroidi, hipoglisemi ( kan şekerinin düşüklüğü ),böbrek üstü bezlerine ait  problemler, madde bağımlılığı, fazla kafein kullanımı ,bazı ilaçlar, vitamin eksiklikleri, nörolojik problemler gibi rahatsızlıklar kaygı bozukluklarındaki belirtileri taklit edebilir yada kaygıyı tetikleyebilir.

 

Yapmış olduğumuz kan tetkiklerinde en çok karşılaştığımız tablo vitamin eksiklikleri ve demir eksikliğinin yarattığı dikkat sorunları olmuştur. Bu eksiklikler yerine konmadan reçete edilecek kaygı giderici yada dikkat arttırıcı ilaçların etkileri de istenen düzeyde olmayacaktır. Bir insanın biyopsikososyal bir organizma olduğunu ve her alnda dikkatli yaklaşmak gerekliliğini önplana alan bir tedavi planı ile sınav kaygısı ve buna bağlı dikkat problemlerinden oldukça kısa sürede kurtulabilirsiniz.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. İlk adım olarak aile hekiminize danışabilirsiniz. 

 

Öfke Kontrolü

Öfkenizi kontrol edemezseniz, haklı olduğunuz durumda bile haksız duruma düşebilirsiniz. Sinirinizi doğru bir şekilde ifade edememeniz, geri dönülmesi imkansız durumlara ve pişmanlıklar yaşamanıza sebep olabilir. Öfkenizi sağlıklı bir biçimde aktarabilmek için önce kendinizi tanımanız ve isteklerinizi bilebilmeniz gerekir. Duygularınızı açıkça ifade edebiliyor ve sorumluluklarınızı biliyorsanız, olumsuz duygularınızı da karşı tarafa sağlıklı bir biçimde aktarabiliyorsunuz demektir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. İlk adım olarak aile hekiminize danışabilirsiniz. 

Kaygılı çocuğa nasıl davranmalı, nasıl yardım etmeli?

kaygı
Kaygı

Kaygı ve korku, hepimizin günlük hayatta karşılaştığı doğal duygular. Beynimizin, nahoş sonuçlar doğurabilecek durumları önceden belirlemesi ve bu durumlara karşı bir savunma mekanizması oluşturması sayesinde evrim ağacında hala yerimizi koruyor ve soyumuzu devam ettirebiliyoruz. Atalarımızda kaygı ve korku duyguları olmasaydı, çoğunun yaşamı savanada bir aslanın öğle yemeği olarak sonlanabilirdi. Her gün, çeşitli kaygılarımızın oluşturduğu motor gücüyle güvenliğimizi sağlıyor ve yaptığımız işlere daha özen gösteriyoruz. Yönetebildiğimiz, yönlendirebildiğimiz ve dozunu kontrol edebildiğimiz müddetçe kaygı ve korku duygularının düşmanımız değil, bilakis dostumuz olduğunu söyleyebiliriz.

Read more

Kaygı Bozukluğu Türleri

Denge her şeydir – Kaygı Bozukluğu

Hayatta her şeyin dengelisi makbul zira bizi ayakta tutan, gündelik hayatın içinde verimli ve üretken hareket etmemizi sağlayan en önemli unsurdur denge. O denge şaştı mı, feleği şaşar insanın.

Anoreksiyadan obeziteye, insomniadan nekrolepsiye, depresyondan şizofreniye kadar tümüyle veya kısmen psikiyatri biliminin alanına giren bütün vakaların temelinde de bir “dengesizlik” yatar. Elbette bu bozulmuş denge durumunun her zaman kişilerin iradesinde olmadığının altını çizmek gerek. Beynimizin içi 7 kat gökten 7 kata yere uzanan koskocaman, alengirli bir diyar ve biz ancak onun bize koskocaman bir okyanustan bağışladığı bir damlayı -belki de tek bir su molekülünü- kontrol etmekten -veya ettiğimizi sanmaktan- öteye geçemiyoruz. Read more

Stres Nedir? Mücadele Yöntemleri Nelerdir?

Sınav Kaygısı

Sınav Kaygısı

Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine neden olan “yoğun kaygı” olarak tanımlanabilir. Öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılabilmesi sınavdaki başarıyı ortaya koyar. İnsanın başarısının en iyi olduğu durum, onun o alanda var olan birikiminin tümünü kullanabildiği durumdur. Ancak çeşitli nedenlerle gencin bilgi ve emeğinin, başarıya dönüşmesi zaman zaman güçleşir. Bu etkenlerin en önemlisi psikiyatrik nedenlerle oluşan “kaygı”dır

Öyleyse herhangi bir alanda başarılı olabilmek için, kaygı yaşamamak mı gerekir?

Hayır. Her duygu gibi kaygıda kişinin, yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamdan doyum olabilmesi için gereklidir. Öyleyse amaç, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak onu kendi yararımız için kullanmaktır.

Kaygımız yükseldiği anda bedenimiz bazı sinyaller gönderir. Kalp atışlarında hızlanma, terleme yada üşüme, yorgunluk, solunumda güçlük, titreme, mide, baş ağrısı bunlardan bazılarıdır. Böyle durumlarda kullanacağımız bazı yöntemler kaygının başa çıkılabilir düzeye inmesi için bize yardımcı olabilir.

Çocuğumuzun sınav kaygısı yaşadığını nasıl anlayabiliriz?

Sınav kaygısı yaşayan gençlerin gösterebileceği belirtileri dört ana grupta inceleyebiliriz:

Zihinsel Belirtiler: Dikkat dağınıklığı, konsantre olamama, sınavın sonucu ,le ilgili olumsuz öngörülerde bulunma(“olmayacak”, “kazanamayacağım” gibi)

Duygusal Belirtiler: Gözlemlenebilir düzeyde huzursuzluk, endişe, sinirli bir birey haline gelme, kolaylıkla ağlama, korku, çaresizlik, panik.

Davranışsal Belirtiler: Sınavlardan kaçınma, sınav sonrası dona kalma, kusma, titreme.

Fiziksel Belirtiler: Baş ağrısı, ağlama, sabahları kendini yorgun ve halsiz hissetme, uyumakta zorlanma, mide ve bağırsak sistemine ait sıkıntılar, iştahsızlık, bulantı ve kusma, kalbin hızlı çarpması, ellerin soğuk ve terli olması.

Tüm bunlara ek olarak öğrencinin başarı düzeyindeki dalgalanma yada ani düşüşler veya sınav dışında yüksek başarı gösterirken sınavda düşük başarı gösterme

Peki ne yapmalıyız?

Sınav kaygısının oluşumu düşüncelerimizle, aklımızdan o sınav ile ilgili olarak geçirdiklerimizle ilişkilidir. Dolayısıyla sınav kaygısı ile başa çıkmanın ilk bölümü sınava zihinsel bir hazırlık yapmaktır. Bu hazırlığı basamaklara ayırabiliriz.

Sınav kaygısıyla başa çıkmanın yolları nelerdir?

  • Düşünce ve inançları sorgulamak.
  • Gerçekçi olmayan düşünme alışkanlıklarını farklı bir gözle yeniden değerlendirmek.
  • Nefes alma egzersizleri
  • Gevşeme egzersizleri
  • Bilişsel davranışçı terapi yöntemleri
  • Eğer bedensel bulgular(kusma,titreme,çarpıntı gibi) ön plandaysa kısa veya uzun vadeli ilaç desteği gerekebilir.

Bilişsel davranışçı terapi nedir?

Bilişsel Davranışçı Psikoterapi en genel tanımıyla; kişinin içinde bulunduğu durum yada karşılaştığı probleme karşı davranışlarını değiştirerek aynı zamanda da olayın neden ve sonuçlarına karşı yaptığı tek yönlü bakış açısını farklılaştırarak çözüm üreten bir terapi modelidir.

Sınav kaygısında psikiyatrik tedavi

Sınav kaygısında olumsuz düşüncelere eşlik eden bir takım fiziksel belirtiler vardır. Sınav kaygısının fiziksel belirtileri ile başa çıkmada en önemli yöntem gevşeme egzersizleridir. Bu egzersizleri öğrenmenin ve sistematik olarak uygulamanın kaygıyı azaltmada etkili olduğu araştırmalar tarafından da desteklenmektedir. Bu egzersizlerin amacı, zihnin beden üzerindeki denetimini arttırmak, gerginlik ve gevşeme durumları arasında farkı göstermek ve kaygı nedeni ile oluşan gerginlik esnasında nasıl gevşeyebileceğinizi öğretmektir.

Sınav kaygısı ile başa çıkmada etkili olan bireysel önerilerimizi uygulamanıza rağmen henüz istediğiniz gibi bir gelişme gözlemleyemiyorsanız; profesyonel yardım almak doğru olacaktır. Bir ruhsal bozukluk ortaya çıkması (depresyon anksiyete bozukluğu, uyku bozukluğu vs.) ruhsal belirtilerden dolayı işlevselliğin bozulması, kaygıyla başa çıkmak için uygun olmayan yollar(aşırı uyku,alkol vs.) kullanma, davranışsal bozukluklarının görülmesi, psikiyatrik destek gereğinin başlıca göstergeleridir.Psikiyarik tedavi son derece etkili ve güvenilirdir. Aile hekimi ve rehber öğretmenden başlayarak sorunları çözmek en akılcı yöntemdir.

“Kaygınız Sizi Kontrol Etmesin, Siz Kaygınızı Kontrol Edin”

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. İlk adım olarak aile hekiminize danışabilirsiniz. 

Anksiyete(bunaltı), hemen hemen her insan tarafından yaşanan bir duygudur.

Anksiyete Nedir?

Anksiyete Nedir?

Anksiyete(bunaltı), hemen hemen her insan tarafından yaşanan bir duygudur. Anksiyete tedavisinin asıl amacı, yaşamın normal biçimde sürdürülmesinin sağlanması ve uyum davranışının gelişimini sağlamaktır. Ancak aşırı düzeyde bu duygunun yaşanması, kişinin yaşamını ve diğer insanlarla olan ilişkilerini olumsuz olarak etkilemeye başlar. Bunaltı ve kaygı duygusu, olaylar ve içerdikleri tehlikelerle orantısız, uygunsuz ve abartılmış yanıtlar verilmesine neden olur. Read more