Toplum ve psikopati

Kaynak : www.gizlipsikopat.com

Topluma bir yalancı ve dolandırıcı olarak gösterilmek çoğumuzu yıkabilir ve küçük düşürebilir, ama psikopatın durumu farklıdır. O yine de toplumun gözünün içine bakabilir ve ‘şerefi üzerine’ ateşli sözler verebilir”. (Robert Hare, “Vicdansızlar)

Psikopatiyi tanıdıktan sonra hayata hala aynı perspektiften bakmanız mümkün değil. Toplumsal düzenle, mevcut iktidarla, güncel durumlarla ilgili bütün algınız değişiyor. Aslında, deyim yerindeyse, yerine oturuyor. Anlamlandıramadığınız ve veryansın ettiğiniz “neden” sorusu cevabını buluyor. Her bir özelliğiyle psikopatik bir sistemde yaşıyoruz:

  • Psikopatın gizli bir ajandası vardır ve kesin kontrol sağlayacağı noktaya kadar göze hoş görünmeyi, güven vermeyi ya da gerçek amaçlarını gizlemeyi başarır.

  • Psikopat önüne çıkacağını düşündüğü herkes hakkında karalama kampanyası yapar, iftira atar ve onlardan kurtulur.

  • Psikopat hatalarıyla yüzleştirildiğinde saldırganlaşır, yansıtma yapar, manipüle eder.

  • Psikopat gözünüzün içine baka baka soğukkanlılıkla, yüzsüzce yalan söyler; açık yalanlar karşısında bile sizi çaresiz bırakır, hatta suçlar. Yakalanma korkusu yoktur.

  • Psikopat üstün bir varlık olduğuna inanır fakat ironik bir şekilde gururu yoktur. Hiçbir zaman tutmaya niyet etmediği sözler verir; rahatlıkla söylediklerini inkar eder.

  • Psikopat her zaman mağduru oynar. Kolayca ağlar ve hatta ağlar.

  • Psikopatın zayıf noktalarınızı tanımada tarifi zor bir yeteneği vardır. Zayıf noktalarınıza basar ve özgüveninizi sarsar.

  • Psikopat bakışlarıyla, vücut diliyle, konuşma becerisiyle insanları rahatlıkla ikna eder, etkiler.

  • Psikopat sizi ona fayda sağlamakla yükümlü nesneler olarak görür. Zarar verme konusunda sonsuz bir hak etme duygusu ve olağanüstü bir rasyonalizasyon gücü vardır.

  • Psikopat ne yaparsa yapsın vicdan azabı, pişmanlık, utanç duymaz. Uykusunu kaçıracak hiçbir şey yoktur.

  • Psikopat gerekli hallerde değişmiş “gibi” yapabilir, günah çıkarabilir, dalkavukluk yapabilir, öz eleştiri verebilir.

  • Psikopat ciddiye alınmadığını, alay edildiğini ya da kontrolü kaybettiğini düşündüğünde müthiş bir narsistik kırılma yaşar ve saldırganlaşır. Karşısındakinden mutlaka ciddi bir tepki görmek ister.

  • Psikopat yüzsüzce insanlık dersi verebilir, başkalarını vicdansızlıkla ya da erdem sahibi olmamakla suçlayabilir.
  • Özellikle mücadele eden ve direnen insanları sürekli kışkırtarak olumsuz tepki almak ister. Kasten asap bozucu şekilde tahrik eder ki insanlar soğukkanlılıklarını kaybetsin ve hata yapsın.

  • Psikopat daima korku vererek kontrol sağlar. Öfkesi kontrollüdür ve bir gösteri gibidir.

  • Psikopat intikam duygusu güçlü bir varlıktır. Senelerce takip edip, uygun koşulları bekleyebilir.

  • Psikopat son laf budalasıdır. Onun karar vermediği hiçbir şeye siz ondan önce karar veremezsiniz.

  • Psikopatın kendininkiler dışında tanıdığı kurallar yoktur. Otoriteyi sevmez. Bir süre amaçlarına ulaşmak için otoriteye boyun eğse de, kendini güvende hissettiği anda bildiğini okur. Yakınlarına, ortaklarına ya da amirlerine en beklenmedik anda ihanet eder.

  • Psikopatın oynadığı “yok etme” oyununu fark ettiğinizde artık çok geç olmuştur ve çoktan kayda değer bir zarar görmüşsünüzdür.

  • Psikopat asla sahip olamayacağı insani özelliklere haset eder ve yok etmek ister. Tipik olarak “güzel” düşmanıdır.

  • Psikopatın korku duyduğu tek şey ifşa olmaktır. Çünkü ifşa olma durumunda hakimiyetini kaybeder, avlanmaya devam edemez.

  • Psikopat insanların güvenine ihanet etmekten, gururlarıyla oynamaktan, aşağılamaktan zevk alır.

  • Bir psikopat söz konusu olduğunda “haksızlık” kelime anlamını yitirir. Yanına kar kalacağını düşündüğü herşeyi yapar, siz “bundan kötüsü olmaz” diye düşünseniz bile her zaman daha kötüsü vardır.

Kısacası içinde sadece dipsiz bir kötülük barındıran, tüyler ürpertici, saçma sapan ama fena halde gerçek bir hastalık. Geçmişte ve bugün yaşadığımız pek çok mağduriyetin sebebi…

İnsanlar, iktidardaki diktatörümsülerin bazı metodları takip ettiğini ve yukarıdan bir yerden yönlendirildiğini düşünüyor. Yönlendirilme kısmına ben de katılıyorum ama şöyle düşünüyorum, onlar zaten “öyle” oldukları için iktidara seçildiler yani vicdanları sızlamadan, tereddüt etmeden, “insan” gibi gereksiz detayları düşünmeden verebilecekleri kararlar için… Bir psikopatın ya da habis narsistiğin, kendini nasıl sevdireceğinin, insanları nasıl manipüle edeceğinin ya da korkutacağının, nasıl vicdansız ya da korkusuz olacağının öğretilmesine ihtiyacı yok. Çünkü bütün psikopatlar bu becerilere doğuştan sahiptir. Bizim gibi yaratıcı bir iç dünyaları yoktur; hepsi birbirine benzer. Aynı gülerler, aynı bakarlar, aynı uyurlar, tamamen aynı yöntemleri kullanırlar. Kimi daha zeki ve beceriklidir, şansı da yaver giderse ülkeyi yönetir; kimi kendini ortalarda bir yerde sağlama alır; kimi sadece saygın bir konum ister; kimi kana susamıştır; kimi cahildir kendini ele verir, kimi halkına zulmeder, kimi evde karısına.

Dolayısıyla pek çok diktatörün uyguladığı yöntemlerin hatta el hareketlerinin bile birbirine benzemesinde şaşılacak bir şey yok. Bütün psikopatlar hükmetmeyi başardıktan sonra (ki hepsi hükmetme arzusuyla yaşar) maskelerini fazla gizlemeye ihtiyaç duymaz. “İktidar sarhoşluğu” aslında o noktaya gelene kadar sabırla saklanan gerçek kişiliktir. Bütün psikopatlar doğdukları günden öldükleri güne kadar “takiye” yaparlar.

“‘Vicdansızlar’ adlı kitabımda, bir ‘kamuflaj toplumu‘nda yaşadığımızı ve psikopatik özelliklerin -benmerkezcilik, başkalarını umursamada yoksunluk, yüzeysellik, tarzın aslından üstün olması, ‘cool’ olmak, manipülatif olmak ve dahası- giderek tolere edildiğini ve hatta değer kazandığını söyledim. (…) psikopatlar iş dünyasına, politikaya, yürütme kurumlarına, hükümete, akademik ortama ve başka pek çok sosyal yapıya sızmakta zorlanmıyorlar. Benmerkezci, soğukkanlı ve pişmanlıktan yoksun psikopatlar, toplumun her alanına karışıyor ve etraflarındaki insanlarda çok yıkıcı etkilere sebep oluyorlar.” (Robert Hare, “Psychopathy and Antisocial Personality Disorder: A Case of Diagnostic Confusion” makalesinden)

Psikopati uzmanları bu bozukluğun tehlikesini sistemle özdeşleştirir. Bozukluğu bilen birinin bu kanıya sahip olmaması mümkün değil, hele bir uzmanın. Peki böylesi vahim bir hastalık nasıl bu kadar az biliniyor? Tek başına psikopatinin yıkım kapasitesi diğer bütün bozuklukların, hastalıkların toplamından yüksek. Neden psikopatiyle ilgili farkındalık yok denecek kadar az? Neden filmlerde, dizilerde çarpıtılmış bir psikopat portresi tanıyoruz?

Yaşadığımız sistem, insanları uyutma, sömürme, kullanma, harcama, aldatma, yok etme sistemi. Araştırmalar kapitalist toplumlarda psikopati oranının çok yüksek (yaklaşık %4), fakat örneğin, budist bir toplumda çok az (yaklaşık %0,1) olduğunu gösteriyor. Budist toplumlarda daha mı az psikopat var emin değilim ama psikopatlar için yaşam koşullarının daha elverişsiz olduğu muhakkak. Kapitalist toplumlarda psikopati özellikleri değer kazanıyor, hatta pek çok alanda ve meslekte takdir de görüyor. Tamamen ben merkezci, bir diğerini ezip geçmenizi öneren sloganlar psikopatlara hazır özür kaynağı sağlıyor. Özellikle bizim toplumumuzdaki cinsiyetçi kültürün psikopatlara sağladığı avantajlar da cabası…

“Diğer ağır klinik bozuklukların yanında, psikopatiyle ilgili çok az sistematik araştırma vakfedilmiştir, buna rağmen psikopati, toplumda diğer bütün psikiyatrik bozuklukların toplamından çok daha fazla sıkıntıya ve bozulmaya neden olmaktadır.” (Robert Hare)

“Herşeyin sebebi psikopati” diyerek bir genellemeye gitmek istemiyorum. Ama psikopatinin, dünyadaki sorunlar içinde hatrı sayılır bir yeri hak ettiğini düşünüyorum. Eğer temel sorunumuz “insanlık”sa, psikopati zaten bu değerin zıt tarafıdır.

İnkar

Horgörülü Amerikan takviminde hiçbir suç, enayi olmak kadar küçük düşürücü değildir.” (Robert Hare, “Vicdansızlar”)

Zaman zaman, bazı insanların nasıl bu kadar kolay manipüle edilebildiğine şaşırıyoruz. Ben bu yargılamanın haksızlık olduğunu düşünüyorum. Pek çoğumuz hayatımızdaki psikopatlar tarafından kandırıldık, kandırılıyoruz, kandırılacağız. Belki farkında bile olmadan, psikopatın saçma sapan kötücül, sadistik oyunlarına dahil olduk, dolaylı da olsa bir başkasının canını yaktık. Sadece psikopat, bizim değerlerimize uyduğu için ne olup bittiğini görmedik. Takdir ettiğimiz biri “kötü” çıkarsa bunu inkar ediyoruz çünkü görüşlerimize halel gelmiş oluyor; kandırılmış olmayı kabul edemiyoruz çünkü gururumuza dokunuyor, o halde rasyonalize ediyoruz. Kandırılmak o kadar ağırdır ki insan psikolojisi bu travmadan kaçmak için herşeyi yapar.

Elli altı yaşındaki Ed Lopes, altı yıl boyunca idamını beklerken Tanrıyı bulmuş bir Baptist papazı numarası yapmıştır. (…) Kısa bir süre önce maskesi düşen Lopes ikinci karısını boğarak öldürdüğünü, bir kadını döverek öldürdüğünü ve bir kız arkadaşını da bıçaklayarak öldürdüğünü, Illinois’de şartlı tahliye edildikten sonra kaçtığını itiraf etti. Cemaatinin tepkisi ne mi oldu? Bazıları üzüldü; diğerleri 5.000 dolar gibi şaşılacak ölçüde düşük tutulan kefaleti için gereken parayı topladı ve ona destek gösterileri yaptılar.” (Robert Hare, “Vicdansızlar”)

Sizin daha net gördüğünüz bir kötülüğü pek çok insan görmeyebilir. Bazı insanlar kandırılmaya daha müsait, bazılarının inkar kapasitesi daha yüksektir. Herkes için farklı anahtar kelimeler vardır ve psikopatlar bu kelimeleri kullanmayı iyi bilir. Hiç kimse kandırılmayacağı konusunda peşin bir özgüvene sahip olmamalı.

Vicdan

İnsan evriminde vicdan son ve en önemli aşamadır. Kişilik bozuklukları ve içlerinde en vahimi psikopati evrimin bozuk halkasıdır aslında. Çoğunluğun gelişmiş bir vicdana sahip olduğu bir dünyada, bir grup bozuk halka tarafından yönetilmeyi ironik buluyorum. Bir yandan ortalama bir psikopatın onca insan üzerinde başardığı yönetme becerisini ve yıkım gücünü düşündüğümde, evet, milyonlarca insan bir grup vicdansız tarafından yönetilebilir, neden olmasın? Bunun en gözle görülür örneği Hitler Almanya’sıydı. Milyonlarca insan manipüle edildi, kandırıldı ve vahşi bir katliamın bile haklı bir sebebi olabileceğine inandırıldı. Otoriteyi sorgulamamak ve boyun eğmenin en acı örneklerinden biridir Hitler’in katliamları.

Martha Stout, “Yanı Başınızdaki Sosyopat” adlı kitabında bir araştırmadan söz ediyor. Deneklerden biri soruları cevaplamakla yükümlü, diğeri yanlış cevapta öbürüne elektrik vermekle. Her yanlış cevapta şiddet artırılıyor. Denekler birbirlerini görmüyorlar ama seslerini duyuyorlar. Elektrik veren deneğin başında laboratuvar önlüğü giymiş bir uzman komut veriyor. Aslında araştırma sadece elektriği veren denek üzerine… Deneklerden çoğu çığlıklar iyice artana, yani neredeyse sonuna kadar elektrik vermeye devam ediyor. Tereddüt etseler de onlara “devam et” komutu veren uzmanın sözünü dinliyorlar. Kimi sonlara doğru devam etmek istemiyor. Kimi hiç tereddütsüz elektriği vermeye devam ediyor (bunların sosyopat/psikopat olduğu tahmin ediliyor). Sadece bir denek (elektrik mühendisi), henüz ilk cevapta, o şiddette bir elektriğin ne kadar can yaktığını bildiğini söyleyerek komutlara uymayı reddediyor ve deneyi bırakıyor. Buradan çıkan sonuçlar: Denekler, otoriteyi temsil eden önlüklü uzmanı sorgulayamadıkları için vicdanlarının sesini dinlemiyorlar. Komutu verenin sivil biri olması durumunda, çoğu deneyi bırakacağını söylüyor. Sadece bilgisi olan, otoriteyi sorgulamaya cüret ediyor ve vicdanına aykırı bir davranışta bulunmuyor.

Ahlak dediğimiz şey aslında vicdandır. Belki de vicdanı olmayan insanlar tarafından konmuş, saçma sapan ahlak kurallarından söz etmiyorum. Vicdan, bir başkasının canını yakacağını bildiğinde durmak, yaktığında utanmak, sorumluluğu kabul etmek ve pişman olmaktır.

Uykuda Diş Gıcırdatma ve TDCS Tedavisi Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene …

ÇOCUKLARIMIZ TATİLİ NASIL GEÇİRMELİ ?

Yaz tatili dinlenme, yenilenme ve gelişimin sağlanması için çok değerlidir. Yoğun okul temposundan çıkan ebeveyn …

“Topla kendini” sayın hasta.

Psikiyatri karmaşık bir alandır.Kişinin genetiği,yetiştirilişi,beslenmesi,kişiliği hatta hangi mevsimde olduğunuz …