Etiket: <span>takıntı</span>

antidepresan

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY | ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA BİLİNMESİ GEREKENLER 2021

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY

  • Antidepresan nedir?
  • Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?
  • Antidepresan çeşitleri nelerdir?
  • Seçici serotonin gerialım inhibitörü (SSRI) nedir?
  • Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI) nedir?
  • Trisiklik antidepresanlar (TCA) nedir?
  • Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI) nedir?
  • Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI) nedir?
  • Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?
  • Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?
  • Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?
  • Antidepresanların yan etkileri nelerdir?
  • Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?
  • Antidepresanlar bağımlılık yapar mı?
  • Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi?
  • Antidepresan kullananlar neleri tüketmemelidir?
  • Antidepresanlar ile hangi ilaçlar etkileşir?
  • Antidepresan kullanılırken hangi tetkikler yapılmalıdır?
  • Hamilelik ve emzirme döneminde antidepresan kullanılır mı?
  • Yaşlı bireylerde antidepresan kullanımında nelere dikkat edilmelidir?
  • Serotonin sendromu nedir?

 

Antidepresan nedir?

Depresyon başta olmak üzere bazı ruhsal hastalıklar beyinde nörotransmitter adı verilen ve sinir hücreleri arasında haberleşmeyi sağlayan maddelerin dengesinde bozukluklara neden olur. İnsanlar üzerindeki etkisi 70’li yıllarda keşfedilen molekül şeklindeki antideprasanlar, beyindeki nörotransmitter dengesini değiştirmek için kullanılan ilaçlardır.

Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?

Depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi birçok psikiyatrik hastalıkta antidepresan kullanılır. Antidepresanların etki ve yan etkilerinden faydalanılarak birçok psikiyatrik hastalık tedavi edilebilir.

Antidepresan kullanımına hekim ile birlikte karar verilir. Antidepresan tedavisi ile birlikte bir çok terapi türü, gevşeme ve nefes egzersizi gibi uygulamalar birlikte kullanılır. Yapılan araştırmalar antidepresan kullanımı ile bu tekniklerin birlikte kullanımının tedavi sürecini hızlandırdığını ve tedavinin etkinliğini arttırdığını göstermektedir.

Antidepresan kullanımına başlamadan önce danışana ve aileye psikoeğitim uygulanmalıdır. Yan etkiler ve ilaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verilmeli ve hastanın izni alınmalıdır.

Antidepresan çeşitleri nelerdir?

Seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI)

Bu gruptaki ilaçlar; essitalopram, sitalopram, paroksetin, fluoksetin, fluvoksamin etken maddesi içeren ilaçlardır ve anksiyete bozuklukları, depresif ve obsesif kompulsif bozuklukların tedavisinde kullanılır. Mutluluk hormonu olarak da bilinen beyindeki serotonin düzeylerini reseptör düzeyinde arttırırlar.

 

Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI)

Bu ilaçlar alıcı hücrenin ulaştığı serotonin ve norepinefrin miktarı artmaktadır. Bu gruptaki ilaçlar; venlafaksin, duloksetin etken maddesini içermektedir.

Trisiklik antidepresanlar (TCA)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Bu gruptaki ilaçlar da SSRI ve SNRI grubu ilaçlarda olduğu gibi serotonin ve norepinefrin düzeylerini ve az miktarda dopamin düzeyini artırmakta. asetilkolin adı verilen bir başka nörotransmitterin etkisini azaltmaktadır. Genelde SSRI ve SNRI grubu ilaçlardan yeterli verim alınmadığı durumlarda kullanılır. Amitriptilin, imipramin, nortriptilin, klomipramin etken maddesini içeren ilaçlar bu gruptadır.

Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Nörotransmitterlerin yıkımını engelleyerek serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin düzeyini artırmaktadır. Genelde diğer antidepresan ilaçlardan yeterli faydalanım görülmediğinde kullanılmaktadır. İzokarboksazid, fenelzin, selejilin, maklobemid etken maddeleri olan ilaçlar bu grupta yer alır.

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI)

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri, beyindeki serotonin düzeyini artırmak için kullanılır. Trazodon, nefazodon etkin maddeli ilaçlar bu grupta yer almaktadır.

Diğer antidepresanlar

 

Mirtazapin, bupropion, vilazodon gibi etkin maddesi olan pek çok farklı çeşitteki antidepresanlar halen kullanılmaktadır.

 

Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?

Antidepresanların etkileri kişiden kişiye farklılık göstermek ile birlikte genellikle 4-6 haftalık kullanım süresi ile birlikte görülmeye başlar. Bu etki kişinin metabolizma hızı, hastalığın türü ve şiddeti, hastalığın belirti ve bulgularına göre değişiklik göstermektedir. Bu süreçte tedaviden herhangi bir fayda görülmemesi durumunda ilaç kullanımı bilinçsizce kesilmemeli, ilaç dozu değiştirilmemeli ve hekime bilgi verilmelidir. Bazı hastalık belirtileri ilaca daha çabuk yanıt verirken, bazı semptomlar daha geç iyileşir.

Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?

Antidepresan ilaçlar kullanılırken ilacın tıpkı antibiyotik kullanımında olduğu gibi aynı saatlerde alınması ilacın etkisini arttırmaktadır. Yan etkiler nedeni ile oluşan sıkıntılarda hekim ilaç saatlerini değiştirebilir. Örneğin ilacınız yan etki olarak uyku hali yapıyor ise ilacınızın saati gece saatlerine çekilebilir. Ancak bu değişiklik mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır.

Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?

Antidepresanlar ağrı kesiciler gibi anında etki göstermez. Beyindeki kimyasal değişikliklerin oluşması zaman alır. Bu nedenle ilaçların doktorunuzun önerdiği süre boyunca kullanılması gerekir. Bu süre kabaca 6 aydan başlayarak daha uzun bir zamana yayılabilir. İlaç kullanım süresi kişiden kişiye ve hastalığa göre farklılık göstermektedir.

Antidepresanların yan etkileri nelerdir?

Antidepresanların yan etkileri genellikle ilk 2 hafta içinde daha belirgin olmak ile birlikte çoğunlukla zamanla azalarak geriler. Ancak yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. En sık karşılaşılan yan etkiler;

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık veya İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Uyku hali
  • Kilo artışı
  • Kilo verme
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı
  • Mani veya hipomani
  • Serotonin sendromu

En sık görülen yan etkilerdir. Kişinin genel sağlık durumu, metabolizma hızı, kullandığı diğer ilaçlar, hastalığın türüne göre yan etkiler farklılık gösterir. Kullanılan antidepresan türü de yan etkilerin türü ve şiddeti üzerinde etkilir. Bazı antidepresan grupları daha fazla yan etkiye neden olabilir.

Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?

İlacı kullanmaya başladığınız andan itibaren oluşan yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Yan etkinin şiddeti ve türüne göre hekiminiz yan etkiyi azaltmaya yönelik medikal tedavi, ilaç dozunda değişiklik, ilaç türünde değişiklik, tıbbi öneriler gibi birçok yöntem ile yan etkilerin tamamen kaybolması, şiddetinin azalmasını sağlayabilir.

Her yan etki önemlidir. Oluşan yan etkiler bazen istenilen yan etkilerdir. Örneğin kilo vermekte zorluk yaşayan bir hastada kilo kaybının yan etki olarak görülmesi, uykusuzluk sorunu yaşayan bir hastanın uykusunda artış yan etkilerden faydalanmayı sağlayabilir.

Antidepresanlar Bağımlılık Yapar mı?

Antidepresan ilaçlar kesinlikle bağımlılık yapmaz. Uyarıcı ya da uyuşturucu ilaçlar değildirler.

Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasalları düzenler. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. İlacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz ve kesilme bulguları oluşabilir, bu bağımlılık değildir. Kesilme bulguları veya çeklime bulguları olarak adlandırılan tablo bağımlılarda görülen, baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma-karıncalanma, el titremesi gibi bulgulara benzeyebildiğinden kişi bağımlı olduğu düşüncesine kapılır. Ancak ilaç hekim kontrolünde ve doz ayarlaması yapılarak kesilirse bu bulgular oluşmaz.

Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresan kullanımı sırasında çekincen bir kişi daha girişken veya cesur hareketler sergileyebilir. Bu durum zaten tedavinin istenilen etkisidir. İlaç kullanımı ile birlikte psikoterapi istenmeyen semptomlar ile mücadele etmemizi kolaylaştırır. Kalıcı olarak istemediğimiz bir kişiliğe bürünmeye neden olmaz.

Antidepresan kullanımında bazen hipomani veya mani denilen durum ile karşılaşılabilir. Hipomani ve mani  bedensel ve psikolojik olarak, alışılmadık, orantısız, doğal olmayan mutluluk, dışa dönüklük veya sinirlilik, hareketlilikle karakterize olan bir ruh halidir. Mani veya hipomani yaşayan kişi alışılmışın dışında bir mutluluk, alışveriş yapma isteği, aşırı cesaret, öfke gibi duygu ve davranışlar yaşayabilir. Bu etki derhal hekime bildirilmelidir. Kalıcı değildir. İlaç değişikliği ve doz ayarlaması, ek medikal tedaviler ile kontrol altına alınabilir. Bazen kişiler bu durumu kalıcı kişilik değişikliği olarak değerlendirebilir.

Antidepresanlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?

Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar. Antidepresanlar kalıcı olarak cinsel problemler yaşamanıza veya kısırlığa neden olmamaktadır.

Antidepresanlar intihar düşüncelerine neden olur mu?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

İlaç kullanımına neden olan hastalık, örneğin depresyon intihar riski yüksek olan bir hastalık olabilir. Bu durumda ilaç kullanılmaması intihar riskini oldukça yüksek düzeyde arttırır. Yüksek düzeyde intihar riski olan kişilerde yatarak tedavi uygulanır .

Antidepresanlar diğer ilaçlar ile etkileşime girer mi? Hangi gıdalar tüketilmemeli, hangi ilaçların birlikte kullanımında dikkat edilmelidir?

Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.

SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.

Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz. Bazı epilepsi ilaçları antidepresanlar ile etkileşebilir.

Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.

Bazı mide ilaçları (Sisaprid) antidepresan ilaçlar ile etkileşebilir.

Antipsikotik ilaç kullanıyorsanız mutlaka hekiminize bildirin. (Klozapin, Haloperidol, Pimozid)

Astım ilacı(teofilin) kullanıyorsanız lütfen hekiminize bildirin.

İdrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildirin.

Benzodiyazepin grubu (sakinleştirici) ilaç kullanımında lütfen hekiminize bildirin.

Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç veya beta bloker kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin. Bazı tansiyon ilaçları ve betablokerler antidepresanlar ile etkileşebilir.

Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.

Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sarı kantoron antidepresanlar ile etkileşir. Bu nedenle hekime danışmadan kesinlikle bitkisel bir tedavi uygulamayın.

Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.

Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.

Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.

Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.

Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.

Bazı zayıflama ilaçları antidepresanlar ile ciddi şekilde etkileşebilir.

*** Psikiyatrik bir tedaviye başlamadan önce kullandığınız tüm ilaçları ve mevcut ya da geçirilmiş hastalıklarınızı, alerji durumunuzu, alternatif olarak kullandığınız gıda takviyelerini hekiminize eksiksizce iletin. Geçirilmiş bir kalp krizi, astım, glokom gibi hastalıklar veya alerji geçmişi olan kişilerde ilaç seçimi oldukça önemlidir.

 

Antidepresan kullanımı öncesi veya sonrası tetkikler nelerdir?

Antidepresan kullanımına başlamadan önce hekiminiz sizden bir takım kan tetkikleri veya radyolojik görüntülemeye yönelik tetkikleri ister. Bunun nedeni vitamin eksiklikleri, mineral eksiklikleri, hormonal düzensizlikler, karaciğer, böbrek fonksiyonları, ilaç kan düzeyleri ile yağ metobolizması gibi parametrelerin değerlendirilmesidir. Ayrıca EKG, MR, EEG, ultrasonografi  gibi tetkikler de ilaç kullanımına başlamadan önce gerekli olabilir.

Antidepresan kullanımı sırasında bu tetkikler hekimin belirlediği aralıklarda tekrarlanır. Böylece ilacın etki ve yan etkileri kontrol altında tutulur.

Hamilelerde antidepresan kullanımı

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir.

Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmeli, mümkün ise gebelik planı ertelenmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı (doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

Yaşlılarda antidepresan kullanımı

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. 

Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

 

***Yaşlı bireylere kesinlikle hekim önerisi dışında ilaç başlanmaması hayati önem taşımaktadır. Yaşlılıkta kullanılan çoklu ilaçlar antidepresanların etkileşim riskini arttırmaktadır. Karaciğer böbrek fonksiyonlarından elektrolit dengesine kadar birçok biyokimyasal tetkik, görüntüleme tetkikleri, bazı psikiyatrik testler yaşlılarda ilaç kullanımına başlamadan önce yapılmalıdır.

***Herkes kendine ait bir tıbbi dosya tutmalı, özellikle yaşlıların tıbbi dosyasında oldukça titiz olunmalıdır. Yaşlı bireyin tıbbi dosyasını mümkünse tıbbi tedavisi ile ilgilenen tek kişi tutmalıdır. Böylece atlama ve unutma olasılığı azalır.

Serotonin Sendromu Nedir?

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk, hızlı göz hareketleri, kas kasılmaları ve gevşeme, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir sendromdur. Serotonin sendromu tedavi edilmezse ileriki safhalarda çok ciddi problemlerle karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu nedenle yan etkilerin her biri hekime bildirilmelidir.

BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TANI VE TEDAVİ İÇİN MUTLAKA HEKİMİNİZE DANIŞIN.

antidepresan
antidepresan

 

uyku bozuklukları

Günde en az 7 saat gece uykusu; sağlık, üretkenlik, yaşam kalitesi ve güvenliği için oldukça önemli

Günde en az 7 saat gece uykusu; sağlık, üretkenlik, yaşam kalitesi ve güvenliği için oldukça önemli

Journal of Clinical Sleep Medicine dergisinde yayınlanan bir bildiriye göre düzenli uyku, sağlık, üretkenlik, yaşam kalitesi ve güvenliği için oldukça önemli. Ayrıca ruh sağlığı açısından da kritik öneme sahip olan yeterli, düzenli ve kaliteli uyku kalp damar hastalıkları, metabolik faaliyetler ve beyin fonksiyonları için çok değerli. Kronik uykusuzluğun ise ölüm ve hastalık oranları ile de ilişkisi kuvvetli.

Amerikan Uyku Araştırma Topluluğu, bir yetişkinin düzenli olarak gecede en az 7 saat uyumasını öneriyor. Çocuklar için önerilen uyku süresi yaş aralığına göre değişmekte. Çünkü veriler veriler, çocukların yaklaşık üçte birinin (%34,1) ve yetişkinlerin (%32,5) lise öğrencilerinin %74,6’sının düzenli olarak yeterli uyku uyumadıklarını göstermekte.

Bu verilere yönelik, 2030 yılında belirlenen hedeflerden biri de okul saatinin 08:30 veya daha geç olması yönünde. Yetersiz uykudan müzdarip çocukların ve ergenlerin ise psikiyatrik destek almalarının faydalı olacağı yönünde. Tıp fakültelerine yönelik önerilerde ise uyku bozukluklarına yönelik müfredatta daha geniş derslere yer verilmesi önerisi bulunuyor.

Hastaneler de yatan hastalar için, ışık, gürültü gibi faktörlerin azaltılmasının hastaların sağlıklarına katkı sağlayacağı, iş yerlerinde çalışanların uyku süresi ve kalitesini arttırmaya yönelik uygulamaların, hatta; işçilerin kısa kestirme molaları vermelerinin dikkat ve performanslarını arttıracağı bildiriliyor.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

 

SEBZE VE MEYVELERİN RENKLERİ İLE FAYDALARI ARASINDAKİ İLİŞKİ

Sebze ve Meyveler

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Fonksiyonel Tıp Nedir ?

Fonksiyonel Tıp

Tıbbın her dalında tanı ve tedavi yaklaşımları bireyselleştirilmiş ve kişiye özeldir. Bu bağlamda fonksiyonel tıp, tıbbın ta kendisidir. Tanı ve tedavi sürecinde yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, genetik özellikler, çevresel etmenler gibi bir çok faktörü göz önüne alarak hastalığa neden olan etmenleri ve fonksiyonel bozuklukların nedenlerinin belirlenmesi ve tedavinin bu yönde planlanmasını amaçlamaktadır.
Fonksiyonel tıp modern tıbbın sunduğu bilimsel testleri kullanır. Fonksiyonel tıp, daha ayrıntıya inmeyi ve tedavide daha fazla bireyselliği hedeflediğinden standart test ve tıbbi uygulamaların yanında kişinin genetik/epigenetik yapısını, vücudun doku düzeyindeki toksin (ağır metal vb.) yükü, intra-selüler düzeyde mikrobesin (vitamin-mineral vb) düzeyleri kısaca daha ileri biyokimya, mikrobiyoloji ve genetik testleri kullanır.
Özellikle kronikleşmiş sağlık sorunlarını hedef alan fonksiyonel tıp, hastalığın altında yatan beslenme, yaşam şekli, duygu durumu, genetik yapının bir arada değerlendirilmesi ile kişinin çok yönlü desteklenerek sağlığına kavuşması ve en önemlisi bu sağlığı sürdürmesi için çaba harcar.
Fonksiyonel tıp alternatif tıp değildir, bir cihaz veya aletler ile yapılan tedavi yöntemi değildir. Ancak bir çok disiplinden faydalanır ve tamamen tıbbi-bilimsel yöntemleri kullanır. Bir yan dal değildir.

HANGİ HASTALIKLARDA FONKSİYONEL TIPTAN FAYDALANILIR ?

Sadece hastalık durumunda değil sağlığın sürdürülmesinde de fonksiyonel tıptan faydalanılır. Akut hastalıklar, acil durumlardan çok, kronikleşmiş, tedavi süreci uzamış hastalıklarda fonksiyonel tıptan faydalanılır. Çünkü akut veya acil hastalıklar (örneğin kalp krizi, apandisit ) acil tedavi gerektiren hastalıklardır. Elbette bu hastalıkların bazılarının altında yatan kök sebepler fonksiyonel tıbbın alanına girse de amaç daha kompleks, kronik hastalıklardır.
Daha iyi ifade etmek gerekirse, Fonksiyonel tıp, hastalıklara konulan teşhisler yani hastalık isimleri üzerine değil, makro bir yaklaşım ile hastalıkların nedeni, nasılı ve altında yatan mekanizmaları (kök nedenleri) açıklamaya çalışır.
Bir örnek vermek gerekir ise depresyon hastalığına, hormonal düzensizlikler, mineral ve vitamin eksiklikleri, psikolojik bir travma veya bağırsak florasındaki bozukluk, yas, sosyo-ekonomik durum ve bunun gibi bir çok etmen veya etmenler neden olmuş olabilir. Bu noktada fonksiyonel tıp hastalığa neden olan kök sebepleri bularak tedaviyi bütüncül bir yaklaşımla planlar. Bu nedenle bir hastalık listesi vermek yerine fonksiyonel tıptan daha fazla faydalanılan hastalıkları örnek olarak verebiliriz. Demans, diyabet, insülin direnci, gıda alerjisi, astım, bağışıklık sistemi hastalıkları, sindirim sistemi bozuklukları vb.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

C VİTAMİNİ VE SARIMSAĞIN BİRLİKTE KULLANIMI KURŞUN ZEHİRLENMESİNE İYİ GELİYOR!

C vitamini ve fonksiyonel tıp

Çoğumuz sarımsağın virüs, bakteri, mantarlar ve gıda zehirlenmesinde olumlu etkilerini okumuş veya duymuşuzdur. Journal of Chemical Neuroanatomy’ de 27 Mart 2021 de yayınlanan bir makaleye göre (kaynaklar bölümünden ulaşabilirsiniz) sarımsak ve C vitamininin birlikte kullanımı kurşun maruziyetinin neden olduğu nörotoksik etkilerden korunmaya yardımcı oluyor. (nörotoksisite: zehirli maddenin sinir sisteminin normal çalışmasını olumsuz yönde etkilemesi)
Kurşunun merkezi sinir sistemi üzerindeki zararlı etkileri önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Merkezi sinir sisteminde önemli rolü olan glikokonjugatlar, kurşun maruziyetinden olumsuz yönde etkilenebiliyor. Bitkisel yöntemler ve antioksidanların nörotoksik maddelerin neden olduğu hasarı hafifletip hafifletmeyeceği merak edilen konulardan biri.
En yaygın endüstriyel ve çevresel kirleticilerden biri olan kurşun (Pb), endüstriyel yaşam nedeniyle çevrede artmaktadır. Doğal olarak biyolojik sistemde kurşun yoktur. Soluma, yutma, emzirme ve hatta cilt yolu ile vücudumuza girebilir. Birçok doku ve organ üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Sebebi bilinmeyen zeka geriliklerinin %10’u kurşun maruziyeti nedeni ile gelişmektedir. Karın ağrısı, sinirlilik, hafıza kaybı, kısırlık, epileptik nöbetler, el ve ayaklarda uyuşma veya karıncalanma, davranış sorunları gibi belirtilere neden olan kurşun zehirlenmesi ölümcül olabilir ve farklı hastalıklar ile karışabilir. Dünyada endüstrileşmiş toplumlarda kurşuna maruziyet çocukların sağlığı için bir tehdittir ve çocuklukta kurşuna maruziyetde kurşunlu boyalar ve kurşunlu benzin önemli kaynaklardır. Kurşun maruziyetinin belirlenmesinde tarama programları ve kan testi oldukça önemlidir.
Journal of Chemical Neuroanatomy’ de yayınlanan araştırma hamile fareler üzerinde uygulanmış. Fareler gruplara ayrılarak birinci gruba; kurşun +C vitamini, ikinci gruba; kurşun + sarımsak, üçüncü gruba ise; Kurşun +sarımsak + C vitamini verilmiştir. 50. günde hem farelerin hem de yavrularının kan ve serebral kurşun seviyeleri ölçülmüştür. Araştırma sonucunda kurşun maruziyetinin beyincikte hasara neden olduğu, sarımsak ve c vitamininin birlikte kullanımının kurşunun neden olduğu hasarın hafifletilmesinde ve tedavisinde etkili olduğunu göstermiştir. Özetle kurşuna maruz kalan hayvanlarda C vitamini ve sarımsak tedavisi, glikokonjugat içeriklerinde iyileşme ile birlikte kandaki ve serebellar dokudaki kurşun seviyelerini düşürmüştür.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.
Kaynaklar: https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0891061821000314?casa_token=MUI1goO1oqUAAAAA:xp1y3l4xymtl9hKtqipE3FbWcURn2lwVOjqfM4kOgzFdoVbRbwh-o9iY2cMuor8HsQWdYZ37r_0

UZAMIŞ COVİD- 19 SENDROMU NEDİR ? KİMLER RİSK ALTINDADIR ?

Uzamış Covid

İngiltere’de King’s Colloge of London’dan bilim insanları bazı hastalarda uzun süreli Covid-19 riskinin neden arttığını araştırdı.

Araştırmalar COVID-19’a yakalanan her 10 hastadan birinde hastalık belirtilerinin en az 10 hafta (yaklaşık 3 ay) daha devam etme ihtimalinin olduğunu gösteriyor.

COVID-19’a neden olan virüs hafif, kısa süreli semptomlarla, akut solunum yolu hastalığı veya bazen hiç semptomsuz olarak atlatılabilirken bazı kişilerde enfeksiyondan sonra uzun süreli semptomlar devam ediyor.  Bu duruma uzamış covid veya uzun covid adı veriliyor.

İngiltere’deki insanların semptomlarını takip etmek amacıyla hazırlanan Covid Symptom Study uygulamasının verilerinin kullanıldığı çalışmaya göre kadınlarda, aşırı kilolu olanlarda ve astım hastalarında uzun süreli Covid-19 riski daha fazla. Ancak bu konuda araştırmalar devam ediyor.

Araştırma verilerine göre COVID-19 semptomları yaşayan kişilerin% 13’ünün bu semptomları 28 günden fazla yaşadığını,  ,% 4’ünün 56 günden fazla semptom taşıdığını gösteriyor. Araştırmalar SARS-CoV-2’nin insanların organları üzerinde uzun vadeli bir etkisi olabileceğini öne sürüyor.

Söz konusu yazılımın, uzun süreli Covid geçirecekleri yüzde 69 oranında önceden tahmin ettiği belirtiliyor.

Risk etmenleri konusunda uzmanlar ilk haftada beşten fazla farklı belirtiye sahip olmanın en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu düşünüyor. Yani Öksürük, yorgunluk, baş ağrısı, ishal ve koku alma duyusunu kaybeden birinin tek başına öksürüğü olan kişilerden daha fazla risk altında olduğu söylüyor.

Diğer taraftan, uzun süreli Covid-19’un görülme sıklığının yaş ile birlikta arttığı belirtiliyor. Bilim insanları özellikle 50 yaşın üstündeki kadınların uzun süreli Covid-19 semptomlarından daha sık muzdarip olduğunu vurguluyor.

Doktor Steves, konuya ilişkin yaptığı açıklamada,  “Önceki çalışmalarda, erkeklerin hastalığı ağır geçirme ve hayatlarını kaybetme riskinin daha fazla olduğunu gördük, kadınlarda da uzun süreli  Covid-19 riski daha yüksek görünüyor” dedi.

Ayrıca astım hastalığı dışında diğer hastalıklar ile uzamış covid 19 arasında da bir bağlantı olmadığı belirtildi.

Uzmanlar uzamış covid 19 enfeksiyonuna yönelik araştırmaların devam ettiğini, literatürde uzamış- uzun covid sendromunun henüz bulunmadığını ancak Dünya Sağlık Örgütü tarafından resmi olarak tanınan iki haftalık semptom süresinden daha uzun süre devam eden kişileri tanımlamak için konuşma dilinde kullanılan bir terim olduğunu açıkladı.

KAYNAK:

https://en.wikipedia.org/wiki/Long_COVID

https://www.bhf.org.uk/informationsupport/heart-matters-magazine/news/coronavirus-and-your-health/long-covid

https://www.mayoclinic.org/diseases-conditions/coronavirus/in-depth/coronavirus-long-term-effects/art-20490351

https://www.kcl.ac.uk/news/study-identifies-those-most-risk-long-covid

 

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz .