BLOG

Neden D Vitamini Seviyemiz Düşük ?

D vitamininin Aslında vitamin olmadığının bulunuşu

Sör Mellanby, köpekler üzerinde çalışmalarını sürdürürken bu çalışmalardan bağımsız olarak Huldshinsky ve Chick ekibi, çocuklar üzerinde raşitizm tedavisi konusunda başka bir çalışma sürdürüyordu. Huldshinsky ve Chick, raşitik çocukların güneşe çıkarıldığında veya yapay ultraviyole ışığına maruz bırakıldıklarında ringa balığı yağı verilmiş gibi tedavi olduklarını gözlemledi. Bu ilginç durumu Steenback and Hart keçiler üzerinde yaptıkları araştırmalarda kalsiyum metabolizmasını düzenlemesi ve sonuçta ultraviyole ışığının D vitaminine dönüştüğünü 1916’da aydınlatmaları ile açıklığa kavuştu. Bu dönüşümün kimyasal yapısı da konu ile ilgilenen birçok bilim insanının katkıları ile 1920 ‘de vitamin D,1,25-dihydroxyvitamin D 3 olarak kimyasal olarak da tanımlandı. Kısa süre içinde oluşum mekanizması ve etken maddeleri de ortaya çıkartılarak yeni bir dönem başladı.

D vitamini çılgınlığı dönemi

Önce D vitamini testleri rutin olarak yapılmaya başlandı. Televizyonda D vitamini ekilerinin sonu gelmez yararları anlatılmaya başlandı. D vitamini normal değerleri hakkında tartışma başladı. Birisinin normal dediğine diğeri anormal diyordu. Toplumun kafası iyice karıştı. Medyada kim daha fazla görünüyorsa ABD ve ülkemizde onların sesi duyulmaya başlandı.

Bu süreçte neler söylenmedi ki;

Örnekler ilginç: güneşlenmenin d vitamini ve androjen arttırdığını söyleyen bir araştırmada d vitamini yüksekliği ile androjen yüksekliğinin ilişkili olduğu söyleniyordu.

D vitamini ve gün ışığı korelasyonu

Tam tüm erkek nüfusunun sevdiği bir haber. Güneşlenelim d vitamini de alalım androjenimiz artsın. Gerçekte bu kadar kolay mı peki. Hayır, sadece bir korelasyon söz konusu ve benzeri korelasyonlar yalnızca 2008 ile 2009 arasında d vitamini satışlarında %82’lik bir artışla sonuçlandı. Artık endüstri bu yeni pazarı fark etmişti. E vitamininde başarılamayan süper vitamin imajı belki de d vitamininde tutacak kim bilir ?

Son 10 yıldır D vitamini konusunda 1600’den fazla çalışma yayınlandı bu çalışmalar ve vitamininin depresyondan kansere ms hastalığına kadar giden birçok hastalığı önlediği veya tedavi ettiğini yazıyordu. Zaten D vitamini konusunda toplumun bir bölümünde oluşan her şeye Deva fikrinin desteklenmesine de bu araştırmalar destek oldu peki bunca araştırmaya ve yararlı olduğuna ilişkin Söylemlerine rağmen D vitamini neden rutin tedavilere girmedi sizce? neden başlangıcında olduğu gibi belli medyatik Grup dışında kabul görmedi?

Cevap bariz bir şekilde ortada

Bu araştırmaların bilimsel olarak kanıtları zayıf. Çoğu gözlemsel yani bir form gönderilerek katılımcıların gözlemlerini yazmaları şeklinde yapılmış çoğunda neden-sonuç ilişkisi ortaya koyulamamış.Şimdi bu söylemi burada bırakırsak D vitamini konusunda yapılan spekülasyonlara bir tane daha eklemek dışında bir şey yapmış olmayız. Bu nedenle D vitamini konusunda yapılan ilginç bir Araştırmadan alıntılar ile devam etmemiz bilime uygun olur. Bu araştırma Pub Med ve Cochrane’de yapılan araştırmaların tek tek incelenmesiyle oluşturuldu ve her bölüm iki yazar tarafından kontrol edildi.

D vitamininin iyileştirdiği iddia edilen hastalıklar;

Düşme ve kırıkların azalması, Üst solunum yolu hastalıklarına önleyici etkileri, kanseri önleme, toplam ölüm oranının azalması depresyon ve akıl sağlığına olan yararları…

Ancak bu iddiaların Sadece biri osteoporoza bağlı kayıplarının azalması dışında tarafsız neden-sonuç ilişkileri çift kör deneylerde plaseboya karşı etkinliği gösterilerek Kanıt kalmadı.

O zaman Sorun nerede?

Iddiaların hepsi bilimsel çalışmalara dayanıyor. Son 10 yılda 1600 araştırma D vitamininin olumlu etkilerini destekledi.Vitaminin yaygın kullanılması da böyle başladı.Şimdi aklınıza bir soru gelebilir Madem bilimsel araştırmalar ile destekleniyor neden rutin Tabii tedavilerde kullanılmıyor?

Çünkü araştırmaların standartları yanlış sonuç alınmasını kolaylaştırıyor, örnek araştırmalara göre D vitamini alınması solunum sistemi hastalıklarını azaltıyor D vitamini alanlar solunum sistemi hastalıklarına çok daha az yakalanırken almayanlar da solunum sistemi hastalıkları sık görülüyor. Burada gözden kaçan durum D vitamini almayan Deney grubunun Afganistan’da yaşayan 3 yaş civarı hasta çocuklar olması. D vitamini alanların ise New York, New Jersey de oturan erişkinlerin olması. Bu durumda solunum yolları hastalıklarına daha az yakalanılmasını sadece D vitaminine bağlayabilir miyiz?

Tabii ki hayır! D vitamini alınması depresyonu azaltıyor. Eğer incelemede depresyon skalası kullanmazsanız böyle bir sonuç elde etmeniz doğal sonuçtur. Bu örnekleri arttırmak mümkün Hepsine tek tek yazmak sıkıcı olabilir. Örneklerin ortak noktaları İsa gözlemsel olmaları sebep sonuç ilişki girilememesi ve pozitif sonuçların abartılması olarak özetlenebilir.

Peki D vitamini gereksiz mi?

Hayır değil. D vitamini eksikliği Gerçekten de çok yaygın. D vitamini eksikliği neden yaygınlaştı sorusu da bu noktada akla gelebilir. Güneşlenen kişilerde de eksiklik gözlemleniyor. Hatta D vitamini alan kişilerde de eksikliği düzelmiyor. Burada D vitamininin metabolizmasına göz atmakta yarar var. D vitamini kalsiyum metabolizmasının içerisinde önemli rol oynar. Bağırsaklarımızda Kalsiyum emilmesi için D vitaminine ihtiyacımız vardır, yani D vitamini kendi başına değil kalsiyum metabolizması üzerinden etki eder. D vitamini vücudumuzda ön madde olarak sentezlenir. Ciltte ultraviyole ışını etkisi ile dönüşür ve son olarak böbreklerde kanda ölçümünü yaptığımız D vitamini haline gelir. Kalsiyum çok önemli bir mineraldir. Kaslarımızın kasılmasından kemiklerimizin sağlamlığına kalp ritmimizden sinir hücrelerimizin uyarılmasına kadar giden onlarca önemli fizyolojik olayda yer alır. Bu nedenle Kandaki düzeyi son derece hassas biçimde dengede tutulur. Kalsiyum düşünce vücudumuz acil önlem olarak tiroid bezinin yanlarında bulunan mercimek boyutunda paratiroid adı verilen bezinin salgıladığı paratiroid hormonu aracılığı ile en büyük kalsiyum deposu olan kemiklerimizde çözülerek kana karışır.

Bu kalıcı bir çözüm mü?

Hayır, kemiklerimiz den kalsiyum alınması kemiklerimizin yumuşamasına ve deformasyonuna yol açar bu duruma Raşitizm adı verilir. Tansiyon yükselmesinin diğer bir yolu da bağırsaklardan emilmesidir. Bunun için ne gerekir derseniz yazı konumuz olan D vitamini İşte tam bu noktada devreye girer. D vitamini bağırsaklarımızda kalsiyum emilmesini arttırarak kalsiyum depolarımızı doldurur,Kanda kalsiyum düzeyi yükselir, parathormon düşer ve denge sağlanır. Düz mantıkla aklınıza şöyle bir soru gelebilir:

Aşırı D vitamini alırsa bağırsaklarımız dan çok miktarda kalsiyum emilir bu yararlı mıdır? Cevap hayır. Böyle bir durumda Böbreklerimiz devreye girer ve aldığımız fazla kalsiyumu idrar ile atarız. Temel fizyoloji çok kısaca özetlemek gerekiyordu. D vitamini kullanırken bu bilgileri hatırlatmakta yarar olacak Burada akılda tutulacak önemli konu D vitamini yükseldiğinde para tiroid hormonunun düşmesi Böylece kemiklerden kalsiyum alınmasının azalması yani kemiklerimizin kırılmaya dirençli olması.

D vitamini eksikliği neden bu kadar arttı?

Son 15 yılda D vitamini ölçümü sonuçları düşüyor, hatta sadece güneşsiz bölgelerde yaşayanlar da değil güneş alan bölgelerde de. Bunun nedeni vücudumuzun artık D vitamini üretmiyor olması. Kabahat vücudumuzda değil bizde, dünyayı her şekilde kirleten bizde. Hava kirli ev artık sadece şehirlerde değil bütün dünyada kirlendi. D vitamini sentezi için gereken ultraviyole ışığı bu filtreyi geçemiyor. Diğer bir neden de 1970’lerden itibaren tonlarca tüketilen tarım ilaçlarının özellik ve en çok kullanılan Roundup’ın vücudumuzda D vitamini sentezleyen cyt p450 enzimini bloke etmesi. Kısaca bir vitamin eksikliğinden çok çevre sorunu ile karşı karşıyayız.

D vitamini ne kadar kullanılmalı?

35 Güney 35 Kuzey enlemleri dışında kalan kişilerin her gün 800 ıu d vitamini kullanmalarında sakınca yok. Kişilere bu miktar için test yapmaya gerek yok.

Matematik her yerde.

Havacılık tarihine Gimli planörü olarak geçen bir uçak kazası var. Gimli planörü B767,libre ve kilogram karışınca kendisini kullanılmayan piste buldu. Kanada’da 1983’te Metrik sisteme geçti, aynı günlerde Canada, ilk elektronik uçuş sistemlerini kullanan uçağı hizmete sokmuştu. Daha önceleri analog olarak izlenen yakıt düzeyi artık uçuş bilgisayarları ile izleniyordu. Ne olduysa bu yüzden oldu zaten. Uçağın bilgisayarı çalışmadı, yakıt izlemedi, uçağa konulan yakıt kilogram yerine libre olarak yazılınca 130 tonluk uçak 1200 metrede motorları durunca planöre döndü ve artık amatör Karting yarışlarının yapıldığı hava kuvvetlerinin eski gimli pistine indi. Neyse ki pilot eski bir planörcüydü. Ve uçağı planör gibi kullanmayı başarabildi. Aynı nedenle Mars’a gönderilen 125 milyon dolarlık mars climate orbiter de düştü. Nedeni yakıt hesaplamalarında kullanılan birimlerin farklı olması. Bunu D vitamini ile ne ilgisi var diyebilirsiniz. D vitamininde iki ayrı ölçüm birimi var mikrogram ve uluslararası ünite IU.

Bu 2 birim karışırsa ciddi sorunlar çıkabiliyor. Zira 15 mikrogram 600 IU’na eşdeğer. 600 mikrogram ile karışırsa aşırı dozaj ile karşılaşa biliniyor. D vitamini dozajı arttıkça yapılması gereken analizler de artmaktadır. Başta belirttiğimiz gibi D vitamini aslında bir hormondur. Çok farklı sistemlere etki eder. Kontrolsüz kullanılmamalıdır. Paratiroid hormonu, kanda ve idrarda kalsiyum düzeyini ölçtürmek, yüksek doz d vitamini verildiğinde yararlı olur.

Kafa karıştırmak en iyi strateji.

Vitaminler konusunda kafa karışıklığına farklı haberler yol açıyor. Karışıklık özellikle oluşturuyorsa? Vitamini her derde deva denirken bir bölüm insan bu çılgınlığa karşı duruyor. Ama her zaman olduğu gibi kişilerin adı en fazla duyuluyor. D vitamini konusunda temel bilgiler belli. Peki neden bunca bilgi kirliliği var? Böyle yapıldığında benzer örneklerinde olduğu gibi dikkat D vitamini eksikliğine yol açan nedenlerden uzaklaştırılıyor. Şüphe oluşturma bu tür toplum sağlığı oluşturan tarım ilaçları, hava kirliliği gibi etkenleri gözden gizlemek için en iyi yöntemdir.

Bir diğer neden de mucize ilaç beklentisi. E vitamininde uygulanan yöntem D vitamini nede uygulandı ve başarılı oldu. Bir ilaç olacak, her şey iyi gelecek, Yüksek dozda bile kullanırsa yan etkisi olmayacak. D vitamini çılgınlığı böyle bir zeminde yükseldi.

Sonuç olarak

D vitamini eksikliği ağırlıklı olarak çevresel faktörlere bağlı. D vitamini takviyeleri 800ıu/gün gibi makul düzeyde yararlı. Daha yüksek dozlarda mutlaka izlenmesi ve laboratuvar testleri gerekiyor. PTH düzeyi düşmüyorsa durum yeniden değerlendirilmeli. D vitamini eki alırken beraber yenen yiyeceklere eklenen D vitamini dozu gözlenmeli.  Bilimden ayrılmamalı.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

Kaynak: Popular science / Eylül/ 2019

Write a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GIDA KATKI MADDESİ E171- TİTANYUM DİOKSİT PLASENTADAN GEÇEBİLİYOR

Daha önceki yıllarda fareler üzerinde titanyum dioksit isimli maddenin farelerin gelişimini olumsuz etkilediği yönünde …

IMPOSTOR SENDROMU

İlk defa Pauline Rose Clance & Suzanne Imes’ın 1978’de yayımladıkları makalede karşılaştığımız ‘imposter …