Kadın psikopat

Kaynak : www.gizlipsikopat.com

Psikopatların genelde erkek olduğu sanılıyor. Toplum tarafından yanlış bilinen psikopat portresi dahil, gerçekten psikopatik olan bireylerin de tanısal davranışları maskülen özellikler gösterdiği için bu tamamen yanlış bir kanı değil aslında. Oysa kadın psikopat oranının erkeklerle neredeyse eşit olduğu bilgisi benim için de yeni.

Kişisel olarak kadın psikopat tanıyıp tanımadığıma emin değilim. Habis narsisistik olduğunu düşündüğüm bir kadın tanıdım ve elbette habis narsistiklerin psikopatlarla çok yakın benzerlikleri var (bir habis narsistiğin kişiliğini görebilmek bir psikopatınkine göre daha kolay sanırım). Kadın psikopatları daha çok hem habis narsisistik kişiyle yaşadığım deneyimden hem de okuduklarımdan tanıyorum.

Kişisel  fikrim: psikopatların cinsiyeti yoktur. Bir psikopat basitçe bir psikopattır. Yani cinsel organları, davranış biçimleri (çoğu zaman sahte olan), görünümleri veya cinsel tercihleri onları herhangi bir cinsten öte bozukluklarının komünitesine dahil eder. Fakat tıpkı erkek psikopatın yaptığı gibi, kadın psikopatlar da cinsiyetlerinden beklenen özellikleri fazlasıyla taklit etme, yani fazlasıyla dişi görünme becerisine sahiptir. Sadece cinsel cazibeden değil, empatik, pasif, yumuşak, bakıcı-besleyici, anaç, yardımsever görünmekten de söz ediyorum. Bu durumda aslında kadın psikopatları ayırt etmenin erkekleri ayrıt etmekten daha zor olacağı söylenebilir.

Psikopatlarda kesin olan şey, insan karakterindeki dişi özelliklerin hiçbirini taşımıyor oluşları. Oysa normal bir insanda hem dişi hem eril özellikler dengededir. Baskın, güçlü, analitik, kibirli, çalışkan, odaklı, inatçı, özgür, bencil, azimli, cesur, kendinden emin, sınırlayıcı, lider, mantıklı, katı, mesafeli, agresif: Evrensel maskülen özelliklerdir ve psikopatlar bu özelliklerin hemen hepsini taşır. Nazik, yaratıcı, sadık, pasif, tutkulu, popüler, güvenilir, üst sınıf, dost, uzlaşmacı, esnek, uyumlu, yeniliklere açık, çevik, akıllı, fedakar, kırılgan, sevgi dolu, asil, takım oyuncusu, mütevazı, içten, gerçekçi, ise feminen özelliklerdir ve psikopatlar gerçekten bunların hiçbirine sahip değildir. Tam da bu nedenle psikopatların -asla kabul etmedikleri- ilkel haset duygusunu daha çok kadınlara yönlendirdiklerini düşünüyorum. Onların sahip olamadığı ve haset ettikleri bütün özellikler öncelikle kadınlarda bulunuyor. Bu yüzden psikopatların misojin olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.

Kadın psikopat, aslında normal bir kadının sahip olduğu özelliklere sahip değildir. Söz gelimi 7 çocuk yapsa bile bu onu “anne” yapmaz. Martha Stout’un dediği gibi, 7 çocuklu psikopat bir anne, herhangi bir kadından-anneden çok, herhangi bir erkek psikopata benzer. Hapislerde de çok sayıda kadın psikopat vardır fakat daha büyük çoğunluğu aramızda olanlarıdır. İstatistiklere göre psikopatide kadınların oranı erkeklere göre daha az görünüyor (erkek %3, kadın %1). Aramızdaki “başarılı” psikopatların sayısını tahmin etmek mümkün olmadığı için çok emin bir rakamsal veri değil. Uzmanlar kadın psikopatların, erkeklere göre daha az şiddet suçu işlediklerini yani daha nadir hapse girdiklerini ve bu yüzden oransal olarak daha az görüldüklerini söylüyor. Kadın psikopatların sosyal becerileri erkeklere göre daha gelişmiştir, bu yüzden toplum içine daha kolay kaynarlar.

Psikopatide görülen erkeksi özellikler, özellikle feodal yapının kırıntılarını taşıyan toplumlarda, dahası kapitalist toplumlarda yükselmek için erkeklere olduğu kadar kadınlara da şans tanır. Yine de kadın psikopatlar sosyal ortamda bu tip özellikler gösterdiklerinde erkek olanların tersine takdirden çok dışlanmayla karşılaşacaklarını bilirler. Bu yüzden daha dişi özellikler gösterebilecekleri roller tercih ederler. “Anne” olmak bu rollerden biridir.

Pek çok insan “anne” olmanın kadınların karakteristik özelliklerini iyi yönde değiştirdiğini, hatta ruhsal sorunlarını iyileştirebileceğini düşünür. Ağır kişilik bozukluklarında durum böyle değildir. Psikopatik bir anne için çocuğu, herhangi bir insan gibi, sadece bir “nesne”dir. “İyi bir anne” rolü onlara pek çok avantaj sağlayacağı gibi, çocuğu kazanılmış bir ödül olarak görecekleri için üzerine yatırım yapma olasılıkları yüksektir. Yani çocuk değerli bir nesnedir. Yine pek çok psikopatın kendilerinden en beklenmeyecek anlarda, bize mantıksız gelecek küçük zevkler için büyük kazanımları gözden çıkarmaları gibi, tereddüt etmeden çocuklarını gözden çıkarmamaları için önlerinde duygusal bir engel yoktur.

Robert Hare, Vicdansızlar adlı kitabında sevgilisiyle birlikte olabilmek için 3 çocuğunu silahla öldüren bir kadından bahseder. Saldırı süsü vermek için kendini de kolundan vuran kadın, başarılı olamayıp yakalanınca çocuklarını öldürmekten pişman olup olmadığı sorulur. Ağlayarak “onlar hiç değilse öldüler ve kurtuldular, ben kolumdaki yarayla ömür boyu yaşayacağım” diye veryansın eder.

Kadın psikopatların daha az görünür olma sebeplerinden birinin de kurbanları erkekse, erkeklerin kurban olma durumunu kabul etmekte zorlanmaları, “erkeklik”lerinden taviz vermemek uğruna çekingen davranmaları olduğunu düşünüyorum.

Herhalükarda, kadın psikopatlar var ve onları fark etmek erkekleri fark etmekten daha zor.

Psikopati araştırmacıları Dr. Robert Hare ve Dr. Paul Babiak’ın “Snakes in Suits” kitabında kadın psikopatları anlattıkları bir bölümden alıntıdır: 

(Türkçe’ye çeviri gizlipsikopat.com’a aittir)

“Röportaj yapan kişi yazarlardan birine sordu: ‘Neden hiç kadın psikopat yok?’. Onun bu soruyu sorabilmesindeki gerçek, cinsiyetçilikle ilgili garip bir çarpıklığı yansıtıyor: Pek çok insan, göreceli olarak kadın psikopatların toplumda -hatta hapislerde- daha az olması ve olanların da erkek örnekleriyle kökten şekilde ayrıştıkları, görüşünü paylaşıyor.

Mesele bozukluğun teşhisindeki cinsiyet rolü önyargısıyla bulanmıştır. Böylece, hem dişi hem erkek her ikisi de temel psikopatik örneklemdeki kişilik özelliklerini sergilediklerinde -üstünlük hissi, benmerkezcilik, bencillik, sorumsuzluk, manipülatif olmak, aldatmak, duygusal olarak yüzeysel, acımasız ve empati, pişmanlık ve suçluluk duygularından yoksun- bir klinisyen çoğunlukla erkeğe psikopat (ya da antisosyal kişilik bozukluğu) ve kadına da başka bir şey, genellikle histrionik ya da narsisistik kişilik bozukluğu tanısı koyar.

Her durumda da klinisyenin teşhisi psikopatların nasıl davranması gerektiği beklentisinden etkilenmiştir. Yani klinisyen psikopatların sert, dominant ve agresif olmasını bekler ve kadın bu karakteristikleri göstermiyorsa psikopat değildir. Burada klinisyenin yanıldığı nokta kadın ve erkek psikopatların davranışlarının, pek çok diğer insanda olduğu gibi, toplum tarafından geliştirilmiş cinsiyet rollerinin stereotipi ile şekillenmiş olmasıdır. Altta yatan aynı kişilik yapısının farklı davranış biçimleri ve sosyal ifadeleri olabilir.

Her ne kadar bizim kolektif bir biçimde vicdana yönlendirdiğimiz içsel kontroller ağı, yani sosyalleşme süreci psikopatların zihninde yerleşmekte başarılı olamasa da, toplumun cinsiyet rollerinin yani onlardan erkek ya da kadın olarak beklenenlerin farkındadırlar. Bu beklentileri, pek çok insandan daha fazla, manipülasyonun güçlü araçları olarak kullanırlar. Yani bir kadın psikopat pasif, sıcak, besleyici olmanın tüm faydalarını kullanabilir ve bağımsız bir cinsiyet rolü stereotipi olarak başkalarından ne isterse elde edebilir, tıpkı bir erkek psikopatın maço imajını, göz dağı vermeyi ve agresyonu arzularını tatmin etmeyi başarmak için kullanabileceği gibi.

Kadın psikopatlar, toplumun kadınsı davranışlardan beklediklerini kendi yararlarına etkili bir biçimde kullanabilirler. Fakat diğer tüm kadınlardan daha çok, alışıldık sınırların ötesine geçmek için geleneksel cinsiyet rolü stereotipini kırma yetisine sahiptirler. Psikopatların erkekler kadar kadınların da yaygın olduğu yerlerde bu hızlıca farkedilir. Bu kadınların şiddet uygularken gösterdikleri soğukkanlılık, suçlarındaki çeşitlilik ve vehamet, böylesi suçlar işleyen erkek örnekleriyle aynıdır.

Kadınların davranışlarındaki cinsiyet rolü stereotipi hızlıca değişiyor. Başka bir deyişle toplum, yazarlar ve eğlence sektöründe olanların uzun zamandır farkında olduğu gerçeği yakalamaya başladı. Kadın psikopatlar kurgularda, gerçek suç kitaplarında, televizyonlar ve filmlerde sık sık doğru betimlenmeye başlandı.”

OTİZM RİSKİ ANNENİN BAĞIRSAK FLORASI İLE BAĞLANTILI OLABİLİR Mİ ?

Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden (VA, ABD) araştırmacılar, hamile bir annenin bağırsak florasının, …

OMEGA 3 VE ERGENLERDE MAJÖR DEPRESYON ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

Klinik psikiyatri dergisinde yayınlanan bir makaleye göre;  ergenlerde görülen majör depresyonda omega 3 takviyesinin …

OKULA HAZIRLIK

Yaz tatilinin bitmesi ve yeni bir eğitim öğretim döneminin başlamasıyla ailelerden gelen yoğun talep üzerine sık …