Durumlarının farkındalar mı?

kaynak: gizlipsikopat

İnsanların, hiç vicdanı olmayan birinin nasıl düşündüğünü, davrandığını anlamaları zordur. Psikopatın, bu kadar kolay gizlenebilmesinin ve çoğunlukla bedel ödemeden kurtulmasının en önemli sebebi de budur. Tıpkı psikopatların duygularla olan ilişkisinde olduğu gibi, biz de onları ancak “bilgi” bağlamında anlayabiliriz, empati kurmamız mümkün değil…

Bir psikopat bozukluğuyla ilgili bütün bilgileri edinse de, dünyanın bütün psikiyatrları bir araya gelip ona teşhis koysa da muazzam bir inkar yeteneği vardır. Hiçbir zaman bir sorunu olduğunu kabul etmez; içgörüleri son derece dardır. Kendi çıkarlarının ötesini göremez ve diğer insanların düşüncelerini umursamaz. Bu bilgiyi ancak daha iyi kamufle olmak ve insanları daha iyi kontrol etmek için kullanır (psikopati belirtilerini öğrenen bir psikopat, kendini daha iyi gizleme yolları bulacak, hatta muhtemelen insanları “psikopatlara karşı” uyaracaktır). Psikopatinin kendince olumlu taraflarını bularak böbürlenir; olumsuz taraflarını ise umursamaz ve kabul de etmez. Aksi halde bu kişi zaten psikopat değildir. Psikopati tam da bu yüzden tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır; bir psikopat hiçbir zaman iyileşmek istemez.

Onlar için ahlaklı davranış, sevgi, empati, sadakat vb. ebeveynlerin uymaya zorladığı bir takım gereksiz kurallardır. Aptallar ve zayıflar kurallara uymayı tercih ederler; onlar erken yaşta bunların sadece kurallardan ibaret olduğunu anlamış ve uymamayı tercih etmiş zeki ve üstün insanlardır. İnsani hasletlerin duygusal yönünü anlamaktan acizlerdir.

 Martha Stout, “Eğer birisi kötüyse, kötü olduğunun bilgisiyle yükümlü olmalı diye düşünüyoruz. Bizim değerlendirmemize göre, bir insanın kötü olup da hala iyi hissetmesi adaletsizlikte son noktadır” diyor ve psikopatide olan tam da budur. Bir psikopatın kötülüğüyle yüzleştiğinde utanması, vicdan azabı çekmesi ancak filmlerde, romanlarda görebileceğimiz “hoş” bir fantezidir. Psikopatlar yaptıkları hiçbir şeyden, uğradıkları hiçbir zarardan ders almaz ve değişmezler.

Bütün psikiyatrik bozukluklarda, bireylerin sahip oldukları bozukluk dolayısıyla bir miktar üzüntü ve mutsuzluk duydukları bilinir. Psikopatlar ise durumları yüzünden hiçbir gerilim veya kişisel rahatsızlık yaşamazlar. Narsisistik, paranoid, histerik gibi bozukluklarda psikopatiye benzer özellikler, örneğin haset ve manipülasyon vardır fakat çoğunlukla bunun farkında olmazlar ya da altında psikolojik savunmalar yatar. Psikopatiyi onlardan ayıran şey kurgulu ve bilinçli manipülasyondur. (Bkz. Nancy McWilliams, “Psikanalitik Tanı”)

“Ben Kötüyüm…”

Psikopatlar genellikle psikoloji-psikiyatri okumalarına meraklıdır; entelektüel bir psikopat, psikopat olduğunu bilebilir. Kendini psikopat ya da sosyopat olarak rapor eden şaşırtıcı örnekler de var. Fakat, hastalığının adını bilmese de her psikopat, diğer insanlardan farklı olduğunu bilir. Özel yeteneklerinin farkındadır ve bunlardan gurur duyar.

Zeki psikopatlar “ben kötüyüm” hatta “ben psikopatım” bilgisini en baştan verebilir. “Ben kötüyüm, kötülük yapıyorum ve bu yüzden acı çekiyorum” çok yaygın bir psikopat klişesidir. Size kendiyle ilgili böyle bir bilgi veren birinden vakit kaybetmeden uzaklaşmanızı, gülüp geçmemenizi tavsiye ederim. Bu oyunla terapistleri bile kandırabiliyorlar. Çoğu zaman psikopat “kötü olma” durumunu bir mağduriyet olarak kullanır ve mutlaka bir bahanesi vardır (çarpıtılmış ya da uydurulmuş bir mağduriyet geçmişi, aslında hiç olmayan psikolojik hasarlar ve bunalımlar gibi..). Öncelikle buna inanmayacağınızı ve sözde acısına merhamet duyacağınızı bilir; kötülüğünden azap çeken bir kurbanı oynar; size onu iyileştirme görevi verir; kötülüklerinin peşin özrünü zaten belirtmiştir ve böylece rahat hareket eder. Psikopatik özellikleri yüzünden vicdan azabı duyan biri ya rol yapan bir psikopattır ya da psikopat değildir, başka bir sorunu vardır.

Gerçekten düşünerek mi yapıyorlar?

Evet, herşeyi düşünerek ve kasıtlı yapıyorlar. Maskesi çoktan düşmüş ve hapse girmiş “başarısız” psikopatların beyanlarında bunu net olarak görebilirsiniz ama aramızdaki “gizli” psikopattan böylesi itiraflar beklememek gerekir.

Robert Hare’e göre psikopatlar, yolunu şaşırmış ya da gerçeklikle bağını kaybetmiş kişiler değildir. Diğer pek çok ruh hastalığında olduğu gibi sabuklanma, yanılsama ya da öznel bir sıkıntı yaşamazlar. “Psikotik bireylerin aksine psikopatlar akılcılar ve neyi neden yaptıklarının farkındalar. Davranışları, özgürce yaptıkları seçimlerin sonucu.” (Robert Hare, Vicdansızlar)

Psikopatlar doğru ve yanlışı, bunların başkaları açısından doğuracağı sonuçları bilirler fakat uymamayı tercih ederler. “Hak etme” duyguları sonsuzdur. Arzu ettikleri şeyi, ne pahasına olursa olsun derhal elde etmeye odaklandıkları için, hiçbir şey hatta “ceza” da caydırıcı değildir. Kişisel deneyim ve gözlemlerime göre, herhangi türden bir “ceza”nın bilakis kışkırtıcı olduğunu düşünüyorum.

Psikopatların iç konuşmasında duygusal bir güç yoktur. (…) Vicdan, yalnızca yaptığının sonuçlarını düşünme yeteneğine değil, zihninde ‘kendi kendine konuşma’ kapasitesine de dayanır. (…) Ancak psikopatlar kendi kendilerine konuştuklarında yalnızca ‘repliklerini okurlar’.” (Robert Hare, Vicdansızlar)

 Eyleme geçmeden önce, “bunun sonucu kötü olabilir, hastalık kapabilirim, (…) öğrenirse beni terk edebilir” gibi bir iç konuşmanın “bu akşam yemekte ne yesem”den farkı yoktur.

Bizim tam aksimize psikopat, bir durumu, yani ondan ne çıkaracağını ve ne pahasına çıkaracağını değerlendirirken, olağan kuruntuları, kuşkuları ve aşağılanma, acıya neden olma, gelecek planlarını baltalama gibi kaygıları taşımaz; kısacası, vicdanlı insanların olası eylemleri derinlemesine düşünürken akıllarına gelen sonsuz olasılıkları dikkate almaz. Başarılı bir biçimde toplumsallaşmış bizlerin, psikopatın yaşantıladığı dünyayı zihnimizde canlandırmamız olanaksıza yakındır.” (Robert Hare, Vicdansızlar)

Uzmanlara göre psikopatlar, yasal ve psikiyatrik akli denge standartlarına uyuyorlar. “Oyunun zihinsel kurallarını anlarlar, ancak duygusal kurallarını bilmezler. Kanımca psikopatlar, yaptıkları şeylerin, eylemlerinden sorumlu tutulabilecek ölçüde farkındalar.” (Robert Hare, Vicdansızlar)

Pişmanlık/suçluluk yoksunluğu

Psikopatlar suçlarını daima çarpıcı bir rasyonalizasyonla inkar ederler. Vahşi bir cinayete bile haklı ve makul açıklamalar yapma becerileri vardır. Bir durumu ya da bir kişiyi suçlayacak bir yol mutlaka bulur ve vakit kaybetmeden “mağdur” rolüne bürünürler. Size zarar vermiş bir psikopat pişmanlık oyunu oynuyorsa dikkat edin, sürekli kendi acılarından bahsedecektir. Söz konusu hep kendileridir, kendi üzüntüleri, kendi mağduriyetleri. Yaptıkları kötülüğü, size nelere mal olduğunu tarif etmekten hatta bunu anlıyor görünmekten bile acizlerdir.

Normal insanlar, gözle görülen bir suçun savunulamayacağını düşünür ve pişmanlık gösterilmesini beklerler. Psikopat, önce saldırganlaşır; suçu çarpıtarak başkasına yansıtır; kaçacağı yer kalmamışsa kabul eder görünür. Bu noktada kendini yargılayanlardan bile daha mükemmel muhakeme yapabilir ve pişmanlık gösterisine başlar. Pişmanlık, yıkıcı bir eylemde bulunmuş birinden beklediğimiz ilk yapıcı davranıştır ve genellikle affedilmeyle sonuçlanır. Suçu ne olursa olsun “ağlayan” bir insana karşı yüreğimizin buzları çözülmeye meyillidir ve psikopatlar kolayca ağlar. Bu nedenle, çoğu psikopat mahkemelerde bile çok az, bazen de hiç bedel ödemeden kurtulabilir.

Pişmanlık psikopatların kısmen tarif edebildiği bir duygudur fakat suçluluk duygusunu kesinlikle anlamazlar. Pişmanlık da elbette onlar için son derece çarpık bir anlam taşır.Yaptıkları herhangi bir şey yüzünden pişmanlık değil, yakalandıkları için hayal kırıklığı hissederler (“Keşke yapmasaydım” değil, “keşke yakalanmasaydım”). Bu nedenle bir psikopatın başına gelenlerden çıkaracağı tek ders yakalanmamayı öğrenmek olabilir. Suçluluk ise onlar için sadece bir “durum”dur (yasal olarak suçlu bulunmak gibi).

Uzun lafın kısası, psikopat yaptığı şeyin kötülük olduğunu bilir fakat bunu umursamaz. O kendince, kendine faydalı, zevk aldığı şeyleri yapıyorsa “iyi” biridir; bu kadar basit… Bir psikopatın “iyilik-kötülük” kavramlarıyla ilişkisi bizlerin hayal edemeyeceği çarpıklıktadır. Bu yüzden, psikopat olduğunu tahmin ettiğiniz birini kötülüğüyle yüzleştirmeye çalışmak sizin için hem yıkıcı, hem de tehlikeli sonuçlara neden olabilir.

Duygu tıkanıklığı

Psikopatlar ağır bir duygu tıkanıklığından mustariptir. Hissettikleri duygular ancak kısa süreli ve acil ihtiyaçlara hizmet eden “ön duygular”dır; ilkel, sığ ve gelişmemiştir ve bunu belli belirsiz bilirler. Hissettikleri en net duygu öfkedir ancak o da kısa sürelidir. Normal bir insanı çileden çıkaracak şeylere psikopatlar hiç tepki vermeyebilir ama normal bir insanın hiç umursamayacağı ufacık şeyler bir psikopata öfke nöbeti geçirtebilir. Sık sık ve kontrolsüz öfkelenirler fakat bu nöbetlerden az sonra hiçbir şey yaşanmamış gibi davranmaya başlarlar.

Entelektüel bir psikopat bile duygularını tarif etme konusunda bir çocuk kadar bile becerikli değildir; sarf ettikleri kelimelerin (sevgi, aşk, pişmanlık, suçluluk, nefret, üzüntü gibi.. rahatlıkla ve bolca sarf ederler) altının boş olduğunu görmek zor değildir. (Kişinin psikopatik olduğunu anlamadan önce kelimelerin altını muhtemelen siz doldurmuş ama bunu fark etmemişsinizdir). Duygulara son derece yüzeysel ve çarpık karşılıklar bulur, bazı duyguları ise hiç tarif edemezler. Kendisine duygulanım yoksunluğu olduğu söylenen bir psikopat şiddetli tepki verir (yarasına basmış olursunuz). Bunu kabul etmezler; onlara göre elbette duyguları vardır, sadece bizden “farklı”dır.

Oysa narsisistik, psikopatik kişilerin iç dünyaları tam tabiriyle çöldür. Bu yüzden başka insanlardan beslenmeye, onların üstüne basarak kazanmaya şiddetle ihtiyaçları vardır. Kendilerini tatmin edecek yaratıcı özkaynakları yoktur ve duygu tıkanıklıklarını açmaya muhtaçtırlar. Yaptıkları çoğu anlamsız hareket, saçma heyecan arayışı bu yüzdendir. Duygulanımı yüksek insanlara haset eder ve kasıtlı olarak yok etme/tahrif etme oyunları oynarlar. Bizim çaba harcamadan hissettiğimiz duyguların renkli ve zengin olduğunun farkındadırlar; onları çalıp sahip olamayacakları için yok etmeleri gerekir.  Duygu tıkanıklıkları yüzünden çabuk sıkılır, aşırı şeyler yapma ihtiyacı duyar ve ancak kısa süreli-yüzeysel tatminler yaşarlar.

OTİZM RİSKİ ANNENİN BAĞIRSAK FLORASI İLE BAĞLANTILI OLABİLİR Mİ ?

Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden (VA, ABD) araştırmacılar, hamile bir annenin bağırsak florasının, …

OMEGA 3 VE ERGENLERDE MAJÖR DEPRESYON ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

Klinik psikiyatri dergisinde yayınlanan bir makaleye göre;  ergenlerde görülen majör depresyonda omega 3 takviyesinin …

OKULA HAZIRLIK

Yaz tatilinin bitmesi ve yeni bir eğitim öğretim döneminin başlamasıyla ailelerden gelen yoğun talep üzerine sık …