Kategori: uyku bozuklukları

OTİZM RİSKİ ANNENİN BAĞIRSAK FLORASI İLE BAĞLANTILI OLABİLİR Mİ ?

Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden (VA, ABD) araştırmacılar, hamile bir annenin bağırsak florasının, çocuklarının norogelişimsel bozuklukları ve otizm riskini belirleyebileceğini söylüyor.

 

Henüz bağırsak florası ve otizm arasındaki bağlantı tam olarak çözülememiş olsa da son yıllarda yapılan araştırmaların sonuçlarına göre, ikinci beyin olarak adlandırılan sindirim sistemi, besinleri sindirmek dışında zihinsel faaliyetleri, ruh halini ve davranışları da etkilediği ileri sürülüyor. Bağırsaklarda çok zengin bir sinir ağının olduğu ve bağırsak sinir sisteminin beyin ile karmaşık bir ilişki içinde olduğu biliniyor.

 

2014 yılında Dr. Natasha Campbell-McBride, otizmli olan kendi oğlunu ve 10 binden fazla otizmli çocuğu, uyguladığı doğal GAPS diyetiyle iyileştirdiği ileri sürülüyor. Bir nöroloji uzmanı olan Dr. Natasha çalıştığı hastanede otizmli çocukların ciddi sindirim sorunları yaşaması üzerine araştırmalarını genişletiyor. Şimdi otizm teşhisi konan çocuğunun 21 yaşında, üniversiteye giden ve sağlıklı bir genç olduğu biliniyor.

 

Tam olarak mekanizması anlaşılamasa da bağırsak mikroorganizmalarının sayısındaki dengesizliğin, otizmin bazı belirtilerinin şiddetini artırdığı yönündeki görüşleri destekleyen bulguların olduğunu öne süren araştırmacılar, otizmli çocuklara dışardan verilen yararlı mikroorganizmalarla etkili bir probiyotik tedavi uygulandığında yani bağırsak florası yeniden düzenlendiğinde, çocuklarda farkındalığın ve göz temasının artacağını, bazı davranış bozukluklarının da azalacağını öngörüyor. Her ne kadar bu tür çalışmalar bağırsak florası ve beyin arasındaki bağlantının norogelişimsel bozukluklar ile bağlantılı olduğunu ileri sürse de bu ilişkinin moleküler mekanizması hakkında henüz kesin bir sonuca varılamıyor. Otizm hakkındaki sorularınız ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

http://www.jimmunol.org/content/early/2018/06/29/jimmunol.1701755

Autism risk may be linked to mother’s microbiome health

 

OMEGA 3 VE ERGENLERDE MAJÖR DEPRESYON ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

Klinik psikiyatri dergisinde yayınlanan bir makaleye göre;  ergenlerde görülen majör depresyonda omega 3 takviyesinin placebodan daha üstün olmadığı belirtilmiştir.

(J Clin Psychiatry 2018; 79 (4), Vilma Gabbay, MD; Rachel D. Freed, phd; Carmen M. Alonso, MD; Stefanie Senger, phd; Jill Stadterman, BA; Beth A. Davison, phd; ve Rachel G. Klein, phd, Ergen Depresyonunda Monoterapi Olarak Omega-3 Yağ Asitlerinin Çift Kör Plasebo Kontrollü Denemesi)

Yapılan çalışmada yaşları 12 ve 19 arası değişen %57 si kız hastaya 10 hafta boyunca omega 3 ve placebo  etkisi sağlayacak ajan verilmiştir. Her iki ajanda her hafta 0.6 gram/gün arttırılarak maksimum 3.6 g / gün dozuna kadar çıkılarak uygulanmıştır. Katılımcılara depresyon tedavisini sağlayacak herhangi bir ilaç verilmemiştir.  Ayrıca katılımcılara depresyon ve intihar düşüncelerini ve şiddetini ölçen testler uygulanmıştır.

Araştırma sonucuna göre her iki grupta da klinik düzelme birbirinden üstün bulunamamıştır. Depresyon ve intihar düşüncelerinde placebo etkisi %50 iken , omega 3 kullanan grupta %42.9 dur.

Bu sonuçlar, omega 3 kullanımının ergenlerde majör depresif bozukluğun tedavisinde etkili olabileceğine dair mevcut kavramları sorgulamaktadır.

Bilgiler  orijinal makaleden çevrilerek aktarılmıştır. Bilgilendirme amaçlıdır.Lütfen tanı ve tedaviniz için doktorunuza danışınız.

Kaynaklar: https://www.psychiatrist.com/JCP/article/Pages/2018/v79/17m11596.aspx

Uykuda Diş Gıcırdatma ve TDCS Tedavisi

Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olayıdır. Toplumumuzda sık rastlanır. Genellikle bu alışkanlığa sahip bireyler bundan habersizdir.

Vücudumuzda stres belirtilerini ilk olarak gördüğümüz yer ağız dokularıdır. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem de olayın şiddetini artıran en önemli faktör olarak belirlenmiştir. Derin uykuya dalma sırasında, duyuların iletildiği beyin bölgesine stres  ne kadar yoğun iletilirse çiğneme kaslarının o oranda sıkımı güçleşir ve kişi farkında olmadan dişlerini gıcırdatmaya, sıkmaya başlar. Kişi ancak uyandığında çenesindeki ağrıdan bunu fark edebilir. Diş sıkma, çocukluk çağında başlar, erişkinlikte artar. Yaşanan stres nedeniyle de devam eder. Yapılan araştırmalar bir kişinin diş sıkma gücünün 5 tona kadar ulaşabildiğini gösteriyor

Genellikle uykuda görülen bruksizm; diş kayıplarına, diş eti hastalıklarına neden olurken, baş ve yüz ağrılarını da tetikleyerek ciddi boyun ve sırt ağrılarını da beraberinde getiriyor. Eğer bruksizm tedavi edilmez ise; ağızdaki diş, dolgu veya porselenlerde kırıklara neden olabilir. Dişleri çene kemiğinde tutmaya yardımcı olan diş destek dokularının zedelenmesine neden olarak, dişlerin kaybedilmesiyle de sonuçlanabilir. Ayrıca çene ekleminde zedelenmeye, yeme zorluklarına ve ağız açamamaya kadar sonuçlar ortaya çıkabilir. Boyun ve omuzda ağrılara, böylece kas rahatsızlıklarıyla kendini göstererek çabuk yorulmaya da neden olabilmektedir

Bu rahatsızlığın en önemli sebebi strestir. Uyurken diş sıkma ve diş gıcırdatma huzursuz bir hayatı işaret etmektedir. Diş gıcırdatan ya da sıkanların yaklaşık üçte birinde psikolojik bozukluklara rastlanmaktadır. Bu rahatsızlık çoğunlukla anksiyete yani kaygı bozukluğudur.
Çoğunlukla duygularını, beklenti ve tepkilerini ifade edemeyen sürekli baskı altında olan kişiler bu sorunu uyku esnasında beden dili ile ifade ederler. Bu diş sıkma ve gıcırdatmadır.

TEDAVİ

Bu problemin çözülmesi için sadece diş hekimi tedavisi yeterli olmaz. Burada kişinin psikolojik olarak da tedavi alması gereklidir. Stres kaynakları ortadan kalkmasa da kişinin davranış biçimini değiştirmesi tedavi için çok önemlidir.

Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı (tDCS)

Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı (tDCS), beynin ilgili bölgelerine elektrotlar aracılığı ile düşük yoğunlukta doğru akım verilmesi ve bu şekilde beyin hücrelerinin uyarılması tekniğidir.Genellikle alın bölgesine yerleştirilen iki elektrotun verdiği akım ile beyin dış kabuğundaki bazı elektriksel aktivitelerin canlanması veya bastırılması hedeflenir.

tDCS’nin temel çalışma mantığı, elektrik akımı uygulaması ile nöron denilen beyin hücrelerinin uyarılarak düzenlenmesidir. Normalde beyinde kendiliğinden gerçekleşen sinirsel elektrik aktiviteleri, tDCS ile istenen yönde değiştirilir.

Seanslar ortalama 25-35 dakika arasında sürer ve uzman hekim aksini belirtmediği takdirde her gün uygulanır. Seans sayısı ise hekimin belirlediği tedavi planına göre tespit edilir.

Ağrısız bir tedavi yöntemidir, ilaçlar gibi kimyasal etkileşim yapmaz ve vücuda zarar vermez.

 

-Dişlerde aşınmalar varsa

-Diş kenarlarında, dolgularda ve protezlerde kırıklar oluşuyorsa

-Gece uyurken eşiniz gıcırtı sesi duyuyorsa

-Dişlerde hassasiyet varsa

-Diş etlerinde çekilmeler varsa

lütfen bir diş hekimi ve psikiyatriste başvurunuz.

TDCS TEDAVİSİNİN ETKİLİ OLDUĞU DİĞER ALANLAR

tDCS başlangıçta beyin zedelenmelerine ve majör depresif bozukluk gibi psikiyatrik vakalara yardım etmek amacıyla geliştirilmiştir. Günümüzde ise  depresyon ve beyin zedelenmesinin yanı sıra otizmden obeziteye, felçten gelişimsel bozukluklara, afaziden (konuşma yitimi) atletik performans geliştirmeye ve anoreksiyaya kadar çok geniş bir alanda kullanılmaktadır.

  • Depresyon
  • Beyin hasarı / beyin damar tıkanması
  • Akut ve kronik ağrı
  • Otizm
  • Migren
  • Felç sonrası rehabilitasyon
  • Madde bağımlılıkları
  • Obezite ve anoreksiya
  • Gelişimsel bozukluklar
  • Afazi (konuşma yitimi)
  • Atletik performans arttırma

kaynak:  https://npistanbul.com/transkraniyal-dogru-akim-uyarimi-tdcs

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

Link to this post

Törensiz Kalmak!

Törenler dönüşüm döneminin vurgusunu yapan “son” ve “başlangıçlar” anlamına gelen toplumsal hilelerdir.Bir dönüşümü pekiştirmek istiyorsa,bunu kolaylaştıracak hazır formüller üretir toplum.
Örneğin;cenaze törenleri;tüm toplumlarda yası tedavi etmek üstüne kuruludur. Dayanışmaya gelinmesi,sürekli anlattırılıp,sorulup “desensitize” edilmesi bir tür terapi uygulamasıdır.İlk anda,doğal tepki olan “bu olamaz” tepkisi ve “inkar” duygusunu tedavi eder.
Her dönüşümde tadını çıkara çıkara yaşamak lazım törenleri.Kırk gün kırk gece sürmeli yaşamın kritik dönemeçleri.Emekli olmak,okul bitirmek,otuz,kırk,elli yaşa girmek gibi her durumda yapılmalı.
Böylece yeni duruma,yeni kimliğimize uyum sağlıyoruz.Pek çok tören yaratmak lazım gündelik hayatta.Hafta sonu büyüklerle kahvaltılar,balık günleri;krep sabahları,aylık piknikler gibi.
Evin çocukları, üyelerinin bildiği ve “biz bunu hep yaparız” dediği etkinlikler. Bu törenler de;kanallar acıyor bize.Kalkıp onsekiz yaşında çocuğunuza,sevgilisi ile sorununu soramıyorsunuz.Ama; “hadi balığa gidelim” dediğinde saatlerce konuşulabilecek zaman kazanıyorsun.
Geleneksel törenler,bayram ziyaretleri akrabalık ilişkileri hızla gevşiyor ve eriyor.Yeni törenlere ihtiyacımız var;yeni kanallara,etrafında toplanabileceğimiz yeni sembollere gerek var.Hem arkadan gelen kuşaklarınilgi ve yaşam tarzları çok farklı hemde kırk yaş üstü nüfus artıyor.
Yüz yaşına dayanan bir yaş ortalamasında;50 yaş üstü için hiçbir kılavuzumuz yok.80 yaşındaki bir dede ile youtuber olmayı hayal eden onbeş yaşındaki genç ve aradaki kuşakları hangi mekanda hangi gerekçeyle toplayacağız.
Kopma ve çözülme okadar belirgin ve abartılı ki,çoğu dede-torun ilişkisi “hediye almaya” indirgenmiş durumda.
Elli yaş üstü çiftlerin ortak etkinlikleri sadece çağrıldıkları düğünlere gitmek.Erkekseniz cami ve kahvehane dışında yer yok.Kadınsanız;çağrıldığınızda gideceğiniz mevlütlerde sınırlı sosyal yaşamınız.Kimse farkında değil ama,temel lise vb.uygulamalar sürekli başarıya göre sınıf değiştirmeler ile yeni nesilde yok ettiğimiz bir “Aidiyet”duygusu var.Yani hiçbiri “filanca lisenin şu şubesindeyim” gibi bir okul yılları anısına sahip olmayacaklar.
Hızla dernekler,kulüpler,internette örgütlü gruplar kurmalıyız.Hobiler edinmeliyiz.Herkes on yıl sonrasının sosyal yaşamının tohumlarını atmalı şimdiden ve galiba bu gelecek, yorumlarla çevrili soba başında ekmek kızarttığımız bir tablo değil.Kendi törenlerimizi oluşturmazsak;hayallerimiz ve gelecek beklentilerimizde de hayal kırıklığı ana tema olacaktır.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.Tabipler odası dergisinden alıntıdır. Tabipler odası dergisinde yayınlanan yazımdır.

DEPRESYON TEDAVİSİ VE PROBİYOTİK KULLANIMI HAKKINDA BİLİMSEL BİR ÇALIŞMA

DEPRESYON VE PROBİYOTİK KULLANIMI HAKKINDA BİR ÇALIŞMA

Depresyon tedavisinde sıklıkla serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSRI’lar) kullanılmaktadır, bu ilaçların fayda oranı oldukça yüksektir,ancak bazı hastalar SSRI grubu ilaçlara cevap vermezler.Bu oran araştırmalarda 3 de 1 oranındadır .Bu rakam tedaviye dirençli depresyonu olan hastalarda daha da artmaktadır.

 

Depresyon dünya genelinde 300 milyondan fazla insanı etkilemektedir. Bu kadar yaygın ve daha da artmakta olduğu göz önüne alındığında Dünya Sağlık Örgütü depresyonu öncelikli hastalıklar grubunda tutmaktadır.

 

Bir asırdan fazla süredir bağırsak ve beyin arasındaki bağlantının araştırılması devam etmektedir ve bu alanda bir çok teori vardır. Son yıllarda çalışmalar mikrobiatanın(bağırsakta yaşayan bakteri topluluğunun) ruh sağlığı üzerindeki etkilerine yönelmiştir. Bu çalışmalar, probiyotiklerin (bağırsak bakteri yapısını değiştirmek için kullanılan canlı bakteri içeren ilaçlar) ruh sağlığı alanında ilaç tedavilerine destek amaçlı kullanımını içerir.

 

Qin Xiang Ng ve meslektaşlarının 1349 hasta ile yaptığı on çalışmada probiyotiklerin klinik depresyonu olan hastaların duygu durumunu anlamlı olarak iyileştirdiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte hafif ve orta düzeyde depresyonu olan hastaların anlamlı şekilde duygu durumlarının iyileştiği bu araştırma sonuçlarında yer almaktadır. Çalışmalar sırasında probiyotiklerden Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum kullanılmıştır. Araştırma sırasında deneklerde herhangi bir yan etki görülmemiştir.

 

Araştırmalar son dönemde vitamin ve mineral eksikliklerinin de depresyon üzerindeki etkilerine yoğunlaşmaktadır. Dirençli depresyon vakalarında ilaçlara ek olarak probiyotik ve vitaminlerin kullanımı tedaviyi hızlandırmaktadır. Yapılan başka bir araştırmada 12 hastadan oluşan bir grupta ilaç tedavisine ek olarak probiyotik ve magnezyum kombinasyonu ile hastaların üçte ikisinde anlamlı düzelme olduğu görülmüştür, ancak tüm hastalarda probiyotik kesildikten sonra hastalık tekrar nüks etmiştir.

 

Avustralya’nın Brisbane eyaletindeki Queensland Üniversitesi’nden PhD Matthew Bambling,yaptığı çalışmalarda probiyotiklerin ve diğer takviyelerin tek başına tedaviyi sağlamadığını ancak dirençli depresyon vakalarında tedaviye cevabı hızlandırdığını öne sürmüştür.

 

Hastaların diyetlerinin düzenlenmesinin tedavinin bir parçası olarak uygulanması ve kesinlikle bir doktor kontrolünde yapılması gerektiğini vurgulamaktadır.

 

Araştırmalar beslenme davranışının stres,kaygı ve depresyon üzerindeki rolünü araştırmaya devam etmektedir. Bu araştırmalarda probiyotikler umut vaad etmektedir.

 

Ancak tekrar hatırlatmak gerekir ki probiyotikler ve vitamin takviyeleri depresyon tedavisinde ilacın yerini tutmaz ve Doktor kontrolü ile kullanılmalıdır.

Referanslar

  1. Ng QX, Peters C, Ho CYX, Lim DY, Yeo WS. Depresif belirtileri hafifletmek için probiyotik kullanımı bir meta-analiz . J Affect Disord . 2018; 228: 13-19.
  2. Keene MS, Eaddy MT, Nelson WW, Sarnes MW. Anksiyete bozuklukları olan bir Medicare uygun popülasyonda paroksetin IR ile karşılaştırıldığında paroksetin CR’ye bağlılık . Am J Manag Bakımı . 2005, 11 (12 suppl): S362-S369.
  3. Ionescu DF, Rosenbaum JF, Alpert JE. Tedaviye dirençli depresyonun zorluklarına farmakolojik yaklaşımlar . Diyaloglar Clin Neurosci . 2015; 17 (2): 111-126.
  4. Bambling M, Edwards SC, Hall S, Vitetta L. Küçük bir SSRI dirençli kohortta probiyotikler ve magnezyum orotat kombinasyonu, depresyonu hafifletir: intestinal antienflamatuar bir yanıt önerilir . Inflammopharmacology. 2017; 25 (2): 271-274.
  5. Dünya Sağlık Örgütü. Depresyon bilgi formu. http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs369/en/ . Erişim 10 Şubat 2018.
  6. Schmidt C. Ruh sağlığı: bağırsaktan düşünmek . Doğa. 2015; 518 (7540): S12-S15.
  7. Huang R, Wang K, Hu J. Probiyotiklerin depresyon üzerindeki etkisi: randomize kontrollü çalışmaların sistematik bir gözden geçirmesi ve meta-analizi. Besinler . 2016; 8 (8).
  8. Bruce-Keller AJ, Salbaum JM, Berthoud HR. Akıl sağlığı için bağırsak mikroplarını kullanmak: buradan oraya gitmek . Biol Psikiyatri . 2018; 83 (3): 214-223.
  9. Mason BL. Beslenme sistemleri ve bağırsak mikrobiyomu: psikiyatrik durumlarla ilişkili bağırsak-beyin etkileşimleri . Psikosomatik . 2017; 58 (6): 574-580.

 

“Uyku Felci”

Halk arasında “Karabasan” olarak da bilinen

“Uyku Felci” yani uyku paralizisi uyku başlangıcında veya

uyanma dönemine girildiğinde istemli olarak hareket edememe olarak

tanımlanabilir.

Uyku başlıca iki dönemden oluşur:

REM uykusu  ve nonREM uykusu .Rem uykusu sırasında kas tonusu azalır.Yani kaslarımız gevşer,böylece uyku sırasında bedenimiz fazla hareket edemez.Uyku felci durumunda ise beyin REM durumundan tamamen uyanık duruma geçse de beden hareketsizliğinin devam etmesi durumudur. beyin REM durumundan tamamen uyanık duruma geçse de beden hareketsizliğinin devam etmesi durumunda oluşur.yani kişi REM uykusu bitmeden uyanır. Bu durum, kişinin bilincinin tamamen açık olmasına rağmen hareket edememesine sebep olur.

Uyku felcinin başlıca belirtisi uyanma öncesi veya uyuma öncesi görülen kısmı veya geçici iskelet kası felcidir. Diğer bir deyişle, bir kişinin uykuya dalarken veya uyanırken hareket edememesi veya konuşamaması hissidir. Uyku felci ile birlikte korkutucu düşünce ve hayal görme  olabilir.bu bir ila iki dakika sürebilir. Uyku felci yaşayan insanların göğsünde baskı veya  boğulma hissi oluşabilir.Bu nedenle halk arasında “karabasan” adını almıştır.Uyku felcinin tedavisinde en önemli nokta altta yatan nedenlerin belirlenmesi ve tedavinin bu şekilde planlanmasıdır.Uykusuzluk,stres,kullanılan bazı ilaçlar ve vitamin eksiklikleri uyku apnesi,uyku felcine neden olabilir. Travma sonrası stres bozukluğu ve panik bozukluğu,anksiyete ve depresyon rahatsızlığı olanlarda uyku felci daha yaygındır.

2011’de Pensilvanya Eyalet Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, genel nüfusun yüzde 7,6’sı uyku felci ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. Tek sefer uyku felci sorunu yaşayan kişilerin hemen doktora başvurması gerekmez,Ancak tekrarlayan uyku felci sorunu yaşıyorsanız, tıbbi destek almanız önerilir.Aile hekiminiz ilk destek biriminizdir.

 

ÇİNKO EKSİKLİĞİ NASIL ANLAŞILIR

Vücudun düzgün bir şekilde gelişmesi, hücre içi metabolizma ve DNA oluşumu çinkonun gerekli olduğu işlevlerden sadece bazılarıdır.

bu nedenle çinko eksikliğinin vücudun tüm sisteminde bozulmaya neden olabileceği şaşılacak bir şey değildir.Bu mineral eksikliği, 60 yaş üstü kişilerde ve diyetleri vegan veya vejetaryen olan insanlarda daha yaygındır. Bu iki grubun ortak yanı, yeterince çinko içermeyen baklagiller ve tahıllardan zengin bir diyet tüketmeleridir.

Düzenli kan tetkikleri çinko eksikliğini belirler,ancak vücutta eksikliği işaret eden bazı işaretler vardır. İyi haber şu ki vücudunuzdaki çinko seviyesini oldukça rahat artırabilirsiniz sadece hangi gıdaların bu mineralden zengin olduğunu bilmelisiniz.

Çinko eksikliğinin 6 işareti

Sık enfeksiyon hastalıkları geçirmek

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün işleyişi ve enfeksiyonların önlenmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Yeterli miktarda çinko alınmadığında, bağışıklık sistemi zayıflar ,viral ve bakteriyel enfeksiyonları önleyemez.

  1. Anormal saç dökülmesi

Saçlarımızın bir miktar dökülmesi normaldir.Ancak saç dökülmenizin arttığını farkettiğinizde çinko seviyenizin düşük olduğu aklınıza gelebilir.

 

  1. Kronik hastalıklar

Nörolojik bozukluklar, bağışıklık sistemi hastalıkları ve diyabet, çinko eksikliği ile ilişkili olduğu tespit edilen hastalıklardan sadece bazılarıdır.

Çinkodan zengin gıdaları içeren dengeli bir diyet kronik hastalıkların oluşumunu geciktirebilir.

 

4.işitme sorunları

Araştırmacılar, işitme kaybı olan kişilerin çinko eksikliğine sahip olabileceklerini ileri sürmüşlerdir. çinko eksikliğinin bir sonucu olarak iç kulakta iltihaplanma ve azalmış basıncına bağlı işitme sorunları gelişebilir.İşitme sorunları yaşamaya başladıysanız çinko eksikliğini düşünebilirsiniz.

5.Büyümenin yavaşlaması

Çinko eksikliği olan çocuklarda büyüme hızı yavaşlar.Çinko hücrelerin normal gelişimi ve büyüme için oldukça önemlidir.  Bu önemli mineralden yeterince tüketmeyen çocuklar yaşlarına göre ortalamalardan daha kısadır. Çocuğunuzun gelişiminde yavaşlama gözlemlerseniz, diyetlerine çinko bakımından zengin gıdalar ekleyin.

6.tat alma duyusunda değişiklik

Yiyeceklerin tadı size her zamankinden daha farklı geliyor ise çinko eksikliği bakımından kan tetkikleri yaptırmanızı öneririz.Özellikle 60 yaşından sonra tat alma duyusundaki değişiklikler çinko eksikliğine bağlı sık görülür.

çinko açısından zengin gıdalar

  1. Sığır eti
  2. Kavrulmuş buğday tohumu
  3. Kabak çekirdeği
  4. Kırmızı fasulye
  5. Mantarlar
  6. Yumurta sarısı
  7. Kakao ve çikolata
  8. Hindi eti

Yukarıdaki besin gruplarından düzenli olarak tüketerek çinko eksikliğinin önüne geçebilirsiniz.Kadınlar günlük 8mg erkekler ise 11 mg çinko almaya özen göstermelidirler.

Bilgi amaçlı içeriktir.Aile hekiminizden çinko hakkında daha ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.

 

Çocuğunuzu doktora getirirken..!


Hiçbir anne babanın;kolayca bu kararı verdiğini düşünmüyorum.Yaşam,herkesin
canını yaka yaka,sürükleyerek getiriyor insanları psikiyatri polikliniklerine
Öncelikle hangi durumda başvurmalıyım? Sorusunuda yanıtlamalıyız.Bir çocuk veya
gencin işlevselliği bozulduysa veya devam eden çizgisinde bir kırılma varsa yardım
aranmalıdır.
İşlevsellikten neyi kastederiz?Bir kişinin iş,okul,ev ve sosyal çevresindeki
sorumluluklarını yerine getirme becerisi ve düzeyi diyebiliriz işlevselliği
tanımlarken.Yani;gencin okul başarısı düşmüş,arkadaş çatışmaları artmış
gruplarından dışlanmaya başlamışsa bu ciddi bir sorunun işareti olabilir.
Gerçektende psikiyatrik her türlü sorun önce uyumu bozar,sonra da işlevsellik ve
üretkenliğin bozulmasına yol açar.
Klinik tanı ve tablo çok daha sonra gelişebilir.Devam eden çizgide kırılma olmasınıda
şöyle tanımlayabiliriz.Her insanın süre gelen bir “karakter” vardır.Sakin canlı,sessiz
veya atılgan gibi.
Kişinin bu karakteri aniden bozulursa,dikkatli olmak gerekir.Yani sessiz ve hiç
konuşmayan çocuğun aşırı neşeli veya çok hırçın olduğunu gördüğümüz de dikkatle
hareket etmeniz gerekir.
Ani hüzün ve hırçınlık kadar,önceden olmadığı kadar enerjik ve neşeli gördüğümüz
bir gençte de kafamızda bir soru işareti uyanmalıdır.
Doktora nasıl götürelim? Sorusu anlamsız gelebilir.
Ancak resmi sistemlerdeki süre kısıtlılığı özel muaynehanelerdeki maliyet
düşünüldüğünde o zaman iyi kullanmak ve sorunu net ifade edbilmek çok önemlidir.
Bu nedenle;
1)Çocuğunuzun daha önce geçirdiği veya halen tedavi gördüğü hastalıklar,ilaç
raporları,tahliller vb.bilgileri yanınıza alın.
2)Eğer olabilirse sorunu tanımlayan yazılı notlar alın,ve bu notları doktorunuza verin.
3)Sormayı düşündüğünüz soruları da not almanızı öneririz.

4)Daha önce gittiği ve yardım aldığınız rehber öğretmen,psikolog ve aile hekimi
gözlem,rapor,reçete veya epikrizleri yanınızda bulundurunuz.
Görüşme sırasında net sorular sormak zaman kazandıracaktır.
İlaçlar ile ilgili sorularınızı da mutlaka not alın.
Tedavi süresince eğer olabilirse okul rehber öğretmenine ve aile hekimine bilgi
verin.Bir sonraki kontrole dek gelişen olumlu ve olumsuz gelişmeler ilaç yan etkileri
gibi değişimleri kaydedin.
Tüm bu teknikler bu görüşme ve muaynelerden en fazla oranda faydalanmanızı
sağlayacaktır.
Notlar tahliller raporlar gibi tıbbi bilgileri tuttuğunuz bir sağlık dosyası mutlaka olmalıdır. Aile hekiminizden destek ve görüşlerini ve ayrıntılı bilgiyi edinebilirsiniz.

ÇOCUĞUMU KİME GÖTÜREYİM?

Yaygın kanı ve söylentilerin aksine çocukluk ve ergenlik çağında da pek çok psikiyatrik sıkıntı ve hastalık bulgusu olur.Ayrıca aynı kadın doğuran veya çocuk sağlığı uzmanlarının izlediği gebelik,büyüme takibi gibi hastalık olmayan ancak izlenmesi gereken süreçler;çocuk ve ergen psikiyatristinin izlemi alanındadır.

Doğumdan itibaren sağlık gelişimin takibi,zamanında konuşma,göz iletişimi kurma;sosyalleşme becerisindeki gelişmeyi izleme bebeklikten itibaren bu alan tarafından izlenebilir.

Otizm ve benzeri hastalık grubu,zeka geriliği de okul öncesi saptanabilir.Tik bozuklukları,gece işemeleri,dikkat eksikliği gibi konular aileleri üzebilir.

Ergenlik çağlarında aile ile çatışma,affektif bozukluklar,psikozlar gibi sorunlar ciddi ve yaşamsal önem taşır.

Ülkemizin özel bir derdi olan sınav kaygısı da hem bu hastalıkları tetikler hem de kendi başına bir sorundur.

Peki çocuğumuzda kaygı duyduğumuz belirtiler varsa;kime gönderelim?Kime muayne ettirelim?

Bu sorunun pek çok yanıtı var.Ama ana ilke “yakın olan iyidir” olmalıdır.Bu nedenle aslında ilk danışma mercilerimiz;Aile Hekimi ve okulun rehber öğretmeni olmalıdır.

Şaşırtıcı ölçüde soruna bu kişiler çözüm bulabilirler.Eğer sorun bu basamakta çözülmüyorsa;Klinik doktorası olan psikolog,Psikiyatri uzmanı ve Çocuk ve Ergen Psikiyatri uzmanına danışılabilir.Bu basamaktada çözülemeyen otizm gibi konularda;özelleşmiş üniversite klinikleri ve bu konuda çalışan kurum ve derneklerden yardım alınabilir.

Kime gitmemeliyim?Bu da çok iyi bir soru.Çocuk ve ergen alanında yapılandırılmış bir eğitim alan benzer meslek üyeleri.(Psikolog,PDR,ve psikiyatristler)Pek çok konuda benzer davranır.Yani uzun süre otizmle çalışmış bir psikolog,size bu konuda fayda sağlayabilir.Ancak gittiğiniz herkesin diploması ve eğitimleri görünür ve internetten okunabilir olursa,bu çok değerli bir bilgi olur.

Nasıl seçelim?Kuaförünüzü ve araba tamircinizi seçer gibi.Araştırarak,sorarak tavsiye alarak ve deneyerek.Alanda çalışan kişilerin genellikle benzer tavsiyelerde bulunacağınıda unutmayın.Öncelikli olarak aile hekiminizin görüşleri alın.

Sonuçta dikkat eksikliği veya aslında bir gençlik çağı hastalığı olan şizofreni tedavisi ülkeden ülkeye değişmez.Genellikle tedavi aynıdır.Takip çok fark yaratır ve kişiseldir.Aile hekiminize mutlaka danışınız.

Haftaya çocuğumu götürürken nelere dikkat edeceğimizi yazacağım.

 

 

OTİZM RİSKİ ANNENİN BAĞIRSAK FLORASI İLE BAĞLANTILI OLABİLİR Mİ ?

Virginia Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden (VA, ABD) araştırmacılar, hamile bir annenin bağırsak florasının, …

OMEGA 3 VE ERGENLERDE MAJÖR DEPRESYON ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA

Klinik psikiyatri dergisinde yayınlanan bir makaleye göre;  ergenlerde görülen majör depresyonda omega 3 takviyesinin …

OKULA HAZIRLIK

Yaz tatilinin bitmesi ve yeni bir eğitim öğretim döneminin başlamasıyla ailelerden gelen yoğun talep üzerine sık …