Kategori: uyku bozuklukları

Uykuda Diş Gıcırdatma ve TDCS Tedavisi

Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olayıdır. Toplumumuzda sık rastlanır. Genellikle bu alışkanlığa sahip bireyler bundan habersizdir.

Vücudumuzda stres belirtilerini ilk olarak gördüğümüz yer ağız dokularıdır. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem de olayın şiddetini artıran en önemli faktör olarak belirlenmiştir. Derin uykuya dalma sırasında, duyuların iletildiği beyin bölgesine stres  ne kadar yoğun iletilirse çiğneme kaslarının o oranda sıkımı güçleşir ve kişi farkında olmadan dişlerini gıcırdatmaya, sıkmaya başlar. Kişi ancak uyandığında çenesindeki ağrıdan bunu fark edebilir. Diş sıkma, çocukluk çağında başlar, erişkinlikte artar. Yaşanan stres nedeniyle de devam eder. Yapılan araştırmalar bir kişinin diş sıkma gücünün 5 tona kadar ulaşabildiğini gösteriyor

Genellikle uykuda görülen bruksizm; diş kayıplarına, diş eti hastalıklarına neden olurken, baş ve yüz ağrılarını da tetikleyerek ciddi boyun ve sırt ağrılarını da beraberinde getiriyor. Eğer bruksizm tedavi edilmez ise; ağızdaki diş, dolgu veya porselenlerde kırıklara neden olabilir. Dişleri çene kemiğinde tutmaya yardımcı olan diş destek dokularının zedelenmesine neden olarak, dişlerin kaybedilmesiyle de sonuçlanabilir. Ayrıca çene ekleminde zedelenmeye, yeme zorluklarına ve ağız açamamaya kadar sonuçlar ortaya çıkabilir. Boyun ve omuzda ağrılara, böylece kas rahatsızlıklarıyla kendini göstererek çabuk yorulmaya da neden olabilmektedir

Bu rahatsızlığın en önemli sebebi strestir. Uyurken diş sıkma ve diş gıcırdatma huzursuz bir hayatı işaret etmektedir. Diş gıcırdatan ya da sıkanların yaklaşık üçte birinde psikolojik bozukluklara rastlanmaktadır. Bu rahatsızlık çoğunlukla anksiyete yani kaygı bozukluğudur.
Çoğunlukla duygularını, beklenti ve tepkilerini ifade edemeyen sürekli baskı altında olan kişiler bu sorunu uyku esnasında beden dili ile ifade ederler. Bu diş sıkma ve gıcırdatmadır.

TEDAVİ

Bu problemin çözülmesi için sadece diş hekimi tedavisi yeterli olmaz. Burada kişinin psikolojik olarak da tedavi alması gereklidir. Stres kaynakları ortadan kalkmasa da kişinin davranış biçimini değiştirmesi tedavi için çok önemlidir.

Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı (tDCS)

Transkraniyal Doğru Akım Uyarımı (tDCS), beynin ilgili bölgelerine elektrotlar aracılığı ile düşük yoğunlukta doğru akım verilmesi ve bu şekilde beyin hücrelerinin uyarılması tekniğidir.Genellikle alın bölgesine yerleştirilen iki elektrotun verdiği akım ile beyin dış kabuğundaki bazı elektriksel aktivitelerin canlanması veya bastırılması hedeflenir.

tDCS’nin temel çalışma mantığı, elektrik akımı uygulaması ile nöron denilen beyin hücrelerinin uyarılarak düzenlenmesidir. Normalde beyinde kendiliğinden gerçekleşen sinirsel elektrik aktiviteleri, tDCS ile istenen yönde değiştirilir.

Seanslar ortalama 25-35 dakika arasında sürer ve uzman hekim aksini belirtmediği takdirde her gün uygulanır. Seans sayısı ise hekimin belirlediği tedavi planına göre tespit edilir.

Ağrısız bir tedavi yöntemidir, ilaçlar gibi kimyasal etkileşim yapmaz ve vücuda zarar vermez.

 

-Dişlerde aşınmalar varsa

-Diş kenarlarında, dolgularda ve protezlerde kırıklar oluşuyorsa

-Gece uyurken eşiniz gıcırtı sesi duyuyorsa

-Dişlerde hassasiyet varsa

-Diş etlerinde çekilmeler varsa

lütfen bir diş hekimi ve psikiyatriste başvurunuz.

TDCS TEDAVİSİNİN ETKİLİ OLDUĞU DİĞER ALANLAR

tDCS başlangıçta beyin zedelenmelerine ve majör depresif bozukluk gibi psikiyatrik vakalara yardım etmek amacıyla geliştirilmiştir. Günümüzde ise  depresyon ve beyin zedelenmesinin yanı sıra otizmden obeziteye, felçten gelişimsel bozukluklara, afaziden (konuşma yitimi) atletik performans geliştirmeye ve anoreksiyaya kadar çok geniş bir alanda kullanılmaktadır.

  • Depresyon
  • Beyin hasarı / beyin damar tıkanması
  • Akut ve kronik ağrı
  • Otizm
  • Migren
  • Felç sonrası rehabilitasyon
  • Madde bağımlılıkları
  • Obezite ve anoreksiya
  • Gelişimsel bozukluklar
  • Afazi (konuşma yitimi)
  • Atletik performans arttırma

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN : 0 266 22 132 22

Link to this post

Törensiz Kalmak!

Törenler dönüşüm döneminin vurgusunu yapan “son” ve “başlangıçlar” anlamına gelen toplumsal hilelerdir.Bir dönüşümü pekiştirmek istiyorsa,bunu kolaylaştıracak hazır formüller üretir toplum.
Örneğin;cenaze törenleri;tüm toplumlarda yası tedavi etmek üstüne kuruludur. Dayanışmaya gelinmesi,sürekli anlattırılıp,sorulup “desensitize” edilmesi bir tür terapi uygulamasıdır.İlk anda,doğal tepki olan “bu olamaz” tepkisi ve “inkar” duygusunu tedavi eder.
Her dönüşümde tadını çıkara çıkara yaşamak lazım törenleri.Kırk gün kırk gece sürmeli yaşamın kritik dönemeçleri.Emekli olmak,okul bitirmek,otuz,kırk,elli yaşa girmek gibi her durumda yapılmalı.
Böylece yeni duruma,yeni kimliğimize uyum sağlıyoruz.Pek çok tören yaratmak lazım gündelik hayatta.Hafta sonu büyüklerle kahvaltılar,balık günleri;krep sabahları,aylık piknikler gibi.
Evin çocukları, üyelerinin bildiği ve “biz bunu hep yaparız” dediği etkinlikler. Bu törenler de;kanallar acıyor bize.Kalkıp onsekiz yaşında çocuğunuza,sevgilisi ile sorununu soramıyorsunuz.Ama; “hadi balığa gidelim” dediğinde saatlerce konuşulabilecek zaman kazanıyorsun.
Geleneksel törenler,bayram ziyaretleri akrabalık ilişkileri hızla gevşiyor ve eriyor.Yeni törenlere ihtiyacımız var;yeni kanallara,etrafında toplanabileceğimiz yeni sembollere gerek var.Hem arkadan gelen kuşaklarınilgi ve yaşam tarzları çok farklı hemde kırk yaş üstü nüfus artıyor.
Yüz yaşına dayanan bir yaş ortalamasında;50 yaş üstü için hiçbir kılavuzumuz yok.80 yaşındaki bir dede ile youtuber olmayı hayal eden onbeş yaşındaki genç ve aradaki kuşakları hangi mekanda hangi gerekçeyle toplayacağız.
Kopma ve çözülme okadar belirgin ve abartılı ki,çoğu dede-torun ilişkisi “hediye almaya” indirgenmiş durumda.
Elli yaş üstü çiftlerin ortak etkinlikleri sadece çağrıldıkları düğünlere gitmek.Erkekseniz cami ve kahvehane dışında yer yok.Kadınsanız;çağrıldığınızda gideceğiniz mevlütlerde sınırlı sosyal yaşamınız.Kimse farkında değil ama,temel lise vb.uygulamalar sürekli başarıya göre sınıf değiştirmeler ile yeni nesilde yok ettiğimiz bir “Aidiyet”duygusu var.Yani hiçbiri “filanca lisenin şu şubesindeyim” gibi bir okul yılları anısına sahip olmayacaklar.
Hızla dernekler,kulüpler,internette örgütlü gruplar kurmalıyız.Hobiler edinmeliyiz.Herkes on yıl sonrasının sosyal yaşamının tohumlarını atmalı şimdiden ve galiba bu gelecek, yorumlarla çevrili soba başında ekmek kızarttığımız bir tablo değil.Kendi törenlerimizi oluşturmazsak;hayallerimiz ve gelecek beklentilerimizde de hayal kırıklığı ana tema olacaktır.

DEPRESYON TEDAVİSİ VE PROBİYOTİK KULLANIMI HAKKINDA BİLİMSEL BİR ÇALIŞMA

DEPRESYON VE PROBİYOTİK KULLANIMI HAKKINDA BİR ÇALIŞMA

Depresyon tedavisinde sıklıkla serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSRI’lar) kullanılmaktadır, bu ilaçların fayda oranı oldukça yüksektir,ancak bazı hastalar SSRI grubu ilaçlara cevap vermezler.Bu oran araştırmalarda 3 de 1 oranındadır .Bu rakam tedaviye dirençli depresyonu olan hastalarda daha da artmaktadır.

 

Depresyon dünya genelinde 300 milyondan fazla insanı etkilemektedir. Bu kadar yaygın ve daha da artmakta olduğu göz önüne alındığında Dünya Sağlık Örgütü depresyonu öncelikli hastalıklar grubunda tutmaktadır.

 

Bir asırdan fazla süredir bağırsak ve beyin arasındaki bağlantının araştırılması devam etmektedir ve bu alanda bir çok teori vardır. Son yıllarda çalışmalar mikrobiatanın(bağırsakta yaşayan bakteri topluluğunun) ruh sağlığı üzerindeki etkilerine yönelmiştir. Bu çalışmalar, probiyotiklerin (bağırsak bakteri yapısını değiştirmek için kullanılan canlı bakteri içeren ilaçlar) ruh sağlığı alanında ilaç tedavilerine destek amaçlı kullanımını içerir.

 

Qin Xiang Ng ve meslektaşlarının 1349 hasta ile yaptığı on çalışmada probiyotiklerin klinik depresyonu olan hastaların duygu durumunu anlamlı olarak iyileştirdiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte hafif ve orta düzeyde depresyonu olan hastaların anlamlı şekilde duygu durumlarının iyileştiği bu araştırma sonuçlarında yer almaktadır. Çalışmalar sırasında probiyotiklerden Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum kullanılmıştır. Araştırma sırasında deneklerde herhangi bir yan etki görülmemiştir.

 

Araştırmalar son dönemde vitamin ve mineral eksikliklerinin de depresyon üzerindeki etkilerine yoğunlaşmaktadır. Dirençli depresyon vakalarında ilaçlara ek olarak probiyotik ve vitaminlerin kullanımı tedaviyi hızlandırmaktadır. Yapılan başka bir araştırmada 12 hastadan oluşan bir grupta ilaç tedavisine ek olarak probiyotik ve magnezyum kombinasyonu ile hastaların üçte ikisinde anlamlı düzelme olduğu görülmüştür, ancak tüm hastalarda probiyotik kesildikten sonra hastalık tekrar nüks etmiştir.

 

Avustralya’nın Brisbane eyaletindeki Queensland Üniversitesi’nden PhD Matthew Bambling,yaptığı çalışmalarda probiyotiklerin ve diğer takviyelerin tek başına tedaviyi sağlamadığını ancak dirençli depresyon vakalarında tedaviye cevabı hızlandırdığını öne sürmüştür.

 

Hastaların diyetlerinin düzenlenmesinin tedavinin bir parçası olarak uygulanması ve kesinlikle bir doktor kontrolünde yapılması gerektiğini vurgulamaktadır.

 

Araştırmalar beslenme davranışının stres,kaygı ve depresyon üzerindeki rolünü araştırmaya devam etmektedir. Bu araştırmalarda probiyotikler umut vaad etmektedir.

 

Ancak tekrar hatırlatmak gerekir ki probiyotikler ve vitamin takviyeleri depresyon tedavisinde ilacın yerini tutmaz ve Doktor kontrolü ile kullanılmalıdır.

Referanslar

  1. Ng QX, Peters C, Ho CYX, Lim DY, Yeo WS. Depresif belirtileri hafifletmek için probiyotik kullanımı bir meta-analiz . J Affect Disord . 2018; 228: 13-19.
  2. Keene MS, Eaddy MT, Nelson WW, Sarnes MW. Anksiyete bozuklukları olan bir Medicare uygun popülasyonda paroksetin IR ile karşılaştırıldığında paroksetin CR’ye bağlılık . Am J Manag Bakımı . 2005, 11 (12 suppl): S362-S369.
  3. Ionescu DF, Rosenbaum JF, Alpert JE. Tedaviye dirençli depresyonun zorluklarına farmakolojik yaklaşımlar . Diyaloglar Clin Neurosci . 2015; 17 (2): 111-126.
  4. Bambling M, Edwards SC, Hall S, Vitetta L. Küçük bir SSRI dirençli kohortta probiyotikler ve magnezyum orotat kombinasyonu, depresyonu hafifletir: intestinal antienflamatuar bir yanıt önerilir . Inflammopharmacology. 2017; 25 (2): 271-274.
  5. Dünya Sağlık Örgütü. Depresyon bilgi formu. http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs369/en/ . Erişim 10 Şubat 2018.
  6. Schmidt C. Ruh sağlığı: bağırsaktan düşünmek . Doğa. 2015; 518 (7540): S12-S15.
  7. Huang R, Wang K, Hu J. Probiyotiklerin depresyon üzerindeki etkisi: randomize kontrollü çalışmaların sistematik bir gözden geçirmesi ve meta-analizi. Besinler . 2016; 8 (8).
  8. Bruce-Keller AJ, Salbaum JM, Berthoud HR. Akıl sağlığı için bağırsak mikroplarını kullanmak: buradan oraya gitmek . Biol Psikiyatri . 2018; 83 (3): 214-223.
  9. Mason BL. Beslenme sistemleri ve bağırsak mikrobiyomu: psikiyatrik durumlarla ilişkili bağırsak-beyin etkileşimleri . Psikosomatik . 2017; 58 (6): 574-580.

 

“Uyku Felci”

Halk arasında “Karabasan” olarak da bilinen

“Uyku Felci” yani uyku paralizisi uyku başlangıcında veya

uyanma dönemine girildiğinde istemli olarak hareket edememe olarak

tanımlanabilir.

Uyku başlıca iki dönemden oluşur:

REM uykusu  ve nonREM uykusu .Rem uykusu sırasında kas tonusu azalır.Yani kaslarımız gevşer,böylece uyku sırasında bedenimiz fazla hareket edemez.Uyku felci durumunda ise beyin REM durumundan tamamen uyanık duruma geçse de beden hareketsizliğinin devam etmesi durumudur. beyin REM durumundan tamamen uyanık duruma geçse de beden hareketsizliğinin devam etmesi durumunda oluşur.yani kişi REM uykusu bitmeden uyanır. Bu durum, kişinin bilincinin tamamen açık olmasına rağmen hareket edememesine sebep olur.

Uyku felcinin başlıca belirtisi uyanma öncesi veya uyuma öncesi görülen kısmı veya geçici iskelet kası felcidir. Diğer bir deyişle, bir kişinin uykuya dalarken veya uyanırken hareket edememesi veya konuşamaması hissidir. Uyku felci ile birlikte korkutucu düşünce ve hayal görme  olabilir.bu bir ila iki dakika sürebilir. Uyku felci yaşayan insanların göğsünde baskı veya  boğulma hissi oluşabilir.Bu nedenle halk arasında “karabasan” adını almıştır.Uyku felcinin tedavisinde en önemli nokta altta yatan nedenlerin belirlenmesi ve tedavinin bu şekilde planlanmasıdır.Uykusuzluk,stres,kullanılan bazı ilaçlar ve vitamin eksiklikleri uyku apnesi,uyku felcine neden olabilir. Travma sonrası stres bozukluğu ve panik bozukluğu,anksiyete ve depresyon rahatsızlığı olanlarda uyku felci daha yaygındır.

2011’de Pensilvanya Eyalet Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, genel nüfusun yüzde 7,6’sı uyku felci ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. Tek sefer uyku felci sorunu yaşayan kişilerin hemen doktora başvurması gerekmez,Ancak tekrarlayan uyku felci sorunu yaşıyorsanız, tıbbi destek almanız önerilir.

 

ÇİNKO EKSİKLİĞİ NASIL ANLAŞILIR

Vücudun düzgün bir şekilde gelişmesi, hücre içi metabolizma ve DNA oluşumu çinkonun gerekli olduğu işlevlerden sadece bazılarıdır.

bu nedenle çinko eksikliğinin vücudun tüm sisteminde bozulmaya neden olabileceği şaşılacak bir şey değildir.Bu mineral eksikliği, 60 yaş üstü kişilerde ve diyetleri vegan veya vejetaryen olan insanlarda daha yaygındır. Bu iki grubun ortak yanı, yeterince çinko içermeyen baklagiller ve tahıllardan zengin bir diyet tüketmeleridir.

Düzenli kan tetkikleri çinko eksikliğini belirler,ancak vücutta eksikliği işaret eden bazı işaretler vardır. İyi haber şu ki vücudunuzdaki çinko seviyesini oldukça rahat artırabilirsiniz sadece hangi gıdaların bu mineralden zengin olduğunu bilmelisiniz.

Çinko eksikliğinin 6 işareti

Sık enfeksiyon hastalıkları geçirmek

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün işleyişi ve enfeksiyonların önlenmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Yeterli miktarda çinko alınmadığında, bağışıklık sistemi zayıflar ,viral ve bakteriyel enfeksiyonları önleyemez.

  1. Anormal saç dökülmesi

Saçlarımızın bir miktar dökülmesi normaldir.Ancak saç dökülmenizin arttığını farkettiğinizde çinko seviyenizin düşük olduğu aklınıza gelebilir.

 

  1. Kronik hastalıklar

Nörolojik bozukluklar, bağışıklık sistemi hastalıkları ve diyabet, çinko eksikliği ile ilişkili olduğu tespit edilen hastalıklardan sadece bazılarıdır.

Çinkodan zengin gıdaları içeren dengeli bir diyet kronik hastalıkların oluşumunu geciktirebilir.

 

4.işitme sorunları

Araştırmacılar, işitme kaybı olan kişilerin çinko eksikliğine sahip olabileceklerini ileri sürmüşlerdir. çinko eksikliğinin bir sonucu olarak iç kulakta iltihaplanma ve azalmış basıncına bağlı işitme sorunları gelişebilir.İşitme sorunları yaşamaya başladıysanız çinko eksikliğini düşünebilirsiniz.

5.Büyümenin yavaşlaması

Çinko eksikliği olan çocuklarda büyüme hızı yavaşlar.Çinko hücrelerin normal gelişimi ve büyüme için oldukça önemlidir.  Bu önemli mineralden yeterince tüketmeyen çocuklar yaşlarına göre ortalamalardan daha kısadır. Çocuğunuzun gelişiminde yavaşlama gözlemlerseniz, diyetlerine çinko bakımından zengin gıdalar ekleyin.

6.tat alma duyusunda değişiklik

Yiyeceklerin tadı size her zamankinden daha farklı geliyor ise çinko eksikliği bakımından kan tetkikleri yaptırmanızı öneririz.Özellikle 60 yaşından sonra tat alma duyusundaki değişiklikler çinko eksikliğine bağlı sık görülür.

çinko açısından zengin gıdalar

  1. Sığır eti
  2. Kavrulmuş buğday tohumu
  3. Kabak çekirdeği
  4. Kırmızı fasulye
  5. Mantarlar
  6. Yumurta sarısı
  7. Kakao ve çikolata
  8. Hindi eti

Yukarıdaki besin gruplarından düzenli olarak tüketerek çinko eksikliğinin önüne geçebilirsiniz.Kadınlar günlük 8mg erkekler ise 11 mg çinko almaya özen göstermelidirler.

 

Çocuğunuzu doktora getirirken..!


Hiçbir anne babanın;kolayca bu kararı verdiğini düşünmüyorum.Yaşam,herkesin
canını yaka yaka,sürükleyerek getiriyor insanları psikiyatri polikliniklerine
Öncelikle hangi durumda başvurmalıyım? Sorusunuda yanıtlamalıyız.Bir çocuk veya
gencin işlevselliği bozulduysa veya devam eden çizgisinde bir kırılma varsa yardım
aranmalıdır.
İşlevsellikten neyi kastederiz?Bir kişinin iş,okul,ev ve sosyal çevresindeki
sorumluluklarını yerine getirme becerisi ve düzeyi diyebiliriz işlevselliği
tanımlarken.Yani;gencin okul başarısı düşmüş,arkadaş çatışmaları artmış
gruplarından dışlanmaya başlamışsa bu ciddi bir sorunun işareti olabilir.
Gerçektende psikiyatrik her türlü sorun önce uyumu bozar,sonra da işlevsellik ve
üretkenliğin bozulmasına yol açar.
Klinik tanı ve tablo çok daha sonra gelişebilir.Devam eden çizgide kırılma olmasınıda
şöyle tanımlayabiliriz.Her insanın süre gelen bir “karakter” vardır.Sakin canlı,sessiz
veya atılgan gibi.
Kişinin bu karakteri aniden bozulursa,dikkatli olmak gerekir.Yani sessiz ve hiç
konuşmayan çocuğun aşırı neşeli veya çok hırçın olduğunu gördüğümüz de dikkatle
hareket etmeniz gerekir.
Ani hüzün ve hırçınlık kadar,önceden olmadığı kadar enerjik ve neşeli gördüğümüz
bir gençte de kafamızda bir soru işareti uyanmalıdır.
Doktora nasıl götürelim? Sorusu anlamsız gelebilir.
Ancak resmi sistemlerdeki süre kısıtlılığı özel muaynehanelerdeki maliyet
düşünüldüğünde o zaman iyi kullanmak ve sorunu net ifade edbilmek çok önemlidir.
Bu nedenle;
1)Çocuğunuzun daha önce geçirdiği veya halen tedavi gördüğü hastalıklar,ilaç
raporları,tahliller vb.bilgileri yanınıza alın.
2)Eğer olabilirse sorunu tanımlayan yazılı notlar alın,ve bu notları doktorunuza verin.
3)Sormayı düşündüğünüz soruları da not almanızı öneririz.

4)Daha önce gittiği ve yardım aldığınız rehber öğretmen,psikolog ve aile hekimi
gözlem,rapor,reçete veya epikrizleri yanınızda bulundurunuz.
Görüşme sırasında net sorular sormak zaman kazandıracaktır.
İlaçlar ile ilgili sorularınızı da mutlaka not alın.
Tedavi süresince eğer olabilirse okul rehber öğretmenine ve aile hekimine bilgi
verin.Bir sonraki kontrole dek gelişen olumlu ve olumsuz gelişmeler ilaç yan etkileri
gibi değişimleri kaydedin.
Tüm bu teknikler bu görüşme ve muaynelerden en fazla oranda faydalanmanızı
sağlayacaktır.
Notlar tahliller raporlar gibi tıbbi bilgileri tuttuğunuz bir sağlık dosyası

ÇOCUĞUMU KİME GÖTÜREYİM?

Yaygın kanı ve söylentilerin aksine çocukluk ve ergenlik çağında da pek çok psikiyatrik sıkıntı ve hastalık bulgusu olur.Ayrıca aynı kadın doğuran veya çocuk sağlığı uzmanlarının izlediği gebelik,büyüme takibi gibi hastalık olmayan ancak izlenmesi gereken süreçler;çocuk ve ergen psikiyatristinin izlemi alanındadır.

Doğumdan itibaren sağlık gelişimin takibi,zamanında konuşma,göz iletişimi kurma;sosyalleşme becerisindeki gelişmeyi izleme bebeklikten itibaren bu alan tarafından izlenebilir.

Otizm ve benzeri hastalık grubu,zeka geriliği de okul öncesi saptanabilir.Tik bozuklukları,gece işemeleri,dikkat eksikliği gibi konular aileleri üzebilir.

Ergenlik çağlarında aile ile çatışma,affektif bozukluklar,psikozlar gibi sorunlar ciddi ve yaşamsal önem taşır.

Ülkemizin özel bir derdi olan sınav kaygısı da hem bu hastalıkları tetikler hem de kendi başına bir sorundur.

Peki çocuğumuzda kaygı duyduğumuz belirtiler varsa;kime gönderelim?Kime muayne ettirelim?

Bu sorunun pek çok yanıtı var.Ama ana ilke “yakın olan iyidir” olmalıdır.Bu nedenle aslında ilk danışma mercilerimiz;Aile Hekimi ve okulun rehber öğretmeni olmalıdır.

Şaşırtıcı ölçüde soruna bu kişiler çözüm bulabilirler.Eğer sorun bu basamakta çözülmüyorsa;Klinik doktorası olan psikolog,Psikiyatri uzmanı ve Çocuk ve Ergen Psikiyatri uzmanına danışılabilir.Bu basamaktada çözülemeyen otizm gibi konularda;özelleşmiş üniversite klinikleri ve bu konuda çalışan kurum ve derneklerden yardım alınabilir.

Kime gitmemeliyim?Bu da çok iyi bir soru.Çocuk ve ergen alanında yapılandırılmış bir eğitim alan benzer meslek üyeleri.(Psikolog,PDR,ve psikiyatristler)Pek çok konuda benzer davranır.Yani uzun süre otizmle çalışmış bir psikolog,size bu konuda fayda sağlayabilir.Ancak gittiğiniz herkesin diploması ve eğitimleri görünür ve internetten okunabilir olursa,bu çok değerli bir bilgi olur.

Bunun dışında,ilişki uzmanı,aile terapisti,pedagog gibi ünvanlarda da uyanık olmak ve eğitimi sorgulamak önemlidir.Halen ülkemizde bu ünvanlar ile mezun veren bir okul veya üniversite yok.

Nasıl seçelim?Kuaförünüzü ve araba tamircinizi seçer gibi.Araştırarak,sorarak tavsiye alarak ve deneyerek.Alanda çalışan kişilerin genellikle benzer tavsiyelerde bulunacağınıda unutmayın.

Sonuçta dikkat eksikliği veya aslında bir gençlik çağı hastalığı olan şizofreni tedavisi ülkeden ülkeye değişmez.Genellikle tedavi aynıdır.Takip çok fark yaratır ve kişiseldir.

Haftaya çocuğumu götürürken nelere dikkat edeceğimizi yazacağım.

 

MAVİ BALİNA

Nedir?
Mavi Balina “Oyunu” Türkiye’ye de ulaşmış bir intihara teşvik meydan okumasıdır. Tamamen sanal ortamda yayılan ve gençleri hedef alan bu gruplar, “oyunculara” görevler vererek onları 50 günlük bir meydan okumaya alırlar. 50. Görev ise intihardır. Oyundan çıkmak bir seçenek olmamakla beraber görevler basitten başlayarak kendini yağ ile yakmaya kadar gidebilir.
Nereden Geldi?
Yaratıcısı
Kasım 2016’da “Tilki Filipp” diye de bilinen 21 yaşındaki admin Filipp Budeikin tutklandı. Tutuklanma sebebi reşit olmayan insanları intahara teşvik etmekti. 2013’ten beri aktif olan sosyal medya kapalı grubuna depresif insanları alıyor ve onları “oyununu oynamaya” davet ediyordu. Sadece direkt bağlantısı kurulabilenlerden 15 reşit olmayan kişiyi intihara sürüklediği tahmin ediliyor.
Inline image 3
İfadesinde “toplumu temizlediğini” ve ölenlerin “biyolojik israf olduğunu” belirtmişti. Kurbanlarının çoğu 16 yaşlarında kızlar olmuştu. Mahkeme tarafından 3 yıl ve 4 ay hapse mahkum edilince bipolar bozukluğu olduğu ileri sürmüş ama kontrollerde sağlıklı bulunmuştu. Açtığı gruplar kapatılmasına rağmen grup üyeleri oyunu yaymaya ve yeni gruplar açmaya devam etti. Rusya’da açılan sadece ilk grubun üyelerinden 130 kişi intihar etti. Bugün halen aktif gruplar açılmakta ve yayılmakta.
Inline image 1
Varisleri Heryerde
Ilya Sidorov’s Arrest
8 Haziran 2017, polis 26 yaşındaki Moskova’lı Ilya Sidorov’u Mavi Balina yöneticisi olma şüphesi ile tutukladı. Rusya Hükümetinin açıklamalarına göre Sidorov suçunu ve Mavi Balina katılımını itiraf etti, 13 yaşında bir kızın ölümünde rol oynamaktan hapse girdi.
(Bu grupların nasıl işlediği ile ilgili içten bir bakış istiyorsanız, gruplarda dolaşıp insanları kurtarmaya çalışan bir gencin yorumlarını bu röportajda bulabilirsiniz: https://youtu.be/eZiV49EDcg0 )
 
Oyunun İçeriği?
Reddit kullanıcısı -WATAFAK- sitede “50 görev tam olarak nelerden oluşuyor?” sorusunu gönderdiğinde üyelerden jeanclauder Rusça’dan çevirilmiş tam bir liste ile yanıt verdi. Oyun basitçe zamanlı görevler listesinden oluşmakta. Maalesef oyuncular gizliliği koruduğu ve birçok admin olduğu için sabit bir görev listesi yok. Elimizde olan görev örnekleri sızdırılan bilgilerden ve sosyal medya platformlarından toplama kırıntılar aslında. Görevler tamamen adminin merhametine ve hayal gücüne kalmış. Ama 50. günün görevi her şart altında intihar oluyor.
Oyuncular ve grup içi kaynaklardan sızdırılan görev örneklerinden sadece bazıları:
  • Koluna keserek veya kazıyarak cümle yazmak, hashtag yazmak veya mavi balina çizmek.
  • Vücuda iğne ile delerek benzer şeyler işlemek
  • Kol boyunca devam eden kesikler açmak
  • Gece 4.20 de uyanmak. Tüm gece psychedelik veya korkutucu vidyolar izlemek, benzer müzik dinlemek.
  • Bir kağıda balina çizmek.
  • Kendine acı uygulayarak cezalandırmak
  • İnternette oyuna dair saklı mesajlar taşıyan gönderiler paylaşmak
  • Gece 4.20 de çatıya çıkmak
  • Dudaklarını kesmek
  • Yüksek bir yere çıkıp kıyısında beklemek
  • Diğer oyuncularla konuşmak, tanışmak, buluşmak.
  • Admin’den ölüm gününü almak ve kabul etmek.
  • Bir balina olduğuna yemin etmek
  • Çıplak bir fotoğrafını admine göndermek
  • Kendini yağ, ateş vb ile yakmak
  • Mezarlıkta bir gün geçirmek
Inline image 4
(Mavi balina yüzünden olduğu tahim edilen çift ve tekli intiharların kayıtları bulunmaktadır. UYARI, hassas içerik: http://thedailyhaze.com/wp-content/uploads/2017/02/George-Lamberis-instagram_BQUvMS8Dwe0.mp4?_=1)
Nasıl Yayılır?
Mavi balina sosyal medya sitelerindeki adminleri üzerinden yayılıyor. Oyun hashtaglari üzerinden gönderiler, kapalı gruplar ve davetler ile adminlere ulaşan oyuncuların yanı sıra, görev olarak diğer oyuncuları bulanlar da var.
Sosyal medya siteleri güvenlik için bu linkleri ve grupları ne kadar çok kapatsa da yeniden çıkmalarını engellemek ve anında kapatmak neredeyse imkansız. Yeni admin ve oyuncular katıldıkça daha hızlı ve uzağa yayılıyor.
Internet çocuk güvenliği uzmanı Jonathan Taylor, İngiltere’de 3. Sınıf öğrencilerinin bile bu oyundan haberi olduğunu söyledi. “Geçen hafta bir ilkokuldaydım ve 3. Sınıf bir öğrenci bana mavi balinayı sordu.” diye belirtti.
“İlkokul öğrencileriyle mavi balina hakkında konuşmuyoruz ama çoktan biliyorlar. Sınıfa bunu bilen başka kimler olduğunu sorduğumda 20 öğrenci el kaldırdı…” “Tam olarak ne hakkında konuştuklarını kavrayamayabilirler ama bir çocuğun merakı… Bu internete girip neler yapabileceklerini denemeleri için yeterli”
Bir başka ilginç kaynak ise Radio Free Europe’ ta çalışan bir gazetecinin araştırma amaçlı oyuna girişinden elde edildi. Oyuna giriş konuşmasının kayıtları aşağıda verilmiştir:
Oyuncu: Oyunu oynamak istiyorum.
Admin: Emin misin? Geri dönüşü yok.
Oyuncu: Evet. Bu ne demek? Dönüşü yok?
Admin: Oyuna başlarsan çıkamazsın.
Oyuncu: Hazırım.
Admin: Her görevi olabildiğince özenle bitir ve kimsenin bilmesine izin verme. Görevi tamamlayınca bana bir fotoğraf gönder. Oyunun sonunda öleceksin. Hazır mısın?
Oyuncu: Peki oyundan çıkmak istersem?
Admin: Tüm bilgilerine sahibim, senin için gelirler.
Bu konuşmadan sonra gazeteceyi verilen ilk görev oyun hashtaglerinden biri olan “ F58”i keserek koluna yazmaktı. Gazeteci fotoshoplanmış bir resimle admini kandırmaya çalıştı ama işe yaramadı. Bağlantıları kapandı.
 
Neler Oldu?
Inline image 5
12 yaşındaki Elya Davydova, 2015 Noel gününde 14 katlı bir apartmandan ölümüne atladı. Elya’nın annesi ancak bu noktadan sonra parçaları bağlamaya başladı. Elya’nın gece gizlice internete girdiğini ve “Beni 4.20de uyandır” adında bir gruba üye olduğu öğrendi. Grup kapatılamdan önce çeyrek milyon üyesi vardı. Ölümünden kısa süre önce Elya bir telefon aldı ve evden acele ile çıktı. Bir daha dönmedi. Gelen aramanın adminden olduğu tahmin ediliyor. Elya’nın ölümünden sonra annesi bir genç taklidi yaparak bu gruplara girmeye başladı. Bu gruplardan birinde “gruptan kesilmek” deyişinin intihar etmek anlamına geldiğini öğrendi. Daily Mail’e verdiği bilgiye göre grup üyeleri saat, gün ve yer olmak üzere intiharlarının bilgilerini görev olarak alıyorlar. Gruptaki bazı kişiler bundan haberdar olabiliyor, dolayısı ile grupları takip ederek bu girişimleri durdurmak mümkün olabilir.
Inline image 6 Inline image 7
17 yaşındaki Rina Palenkova, 2015 sonunda trenin önüne atlamadan dakikalar önce bu fotoğrafı internette paylaştı. Seri halinde gönderdiği ürkütücü fotoğrafların yanında durum olarak basitçe “Güle güle” şeklinde bir gönderi bıraktı. Rina’ın ölümünden sonra gruplar içinde bu fotoğraflar yayılarak modalaştırıldı ve yüzü yarım kapatmak sembolikleşti. Sağdaki fotoğraf bu gruplardan birindeki oyuncuların tanışmalarından sonraki gönderileridir.
Inline image 8
15 yaşındaki Yulia Konstantinova ve 16 yaşındaki Nika Volkova, 2017’de beraber 14 katlı bir binadan atladılar. Ölümleri geçmiş davalardan edinilen bilgiler sayesinde Mavi Balina’ya çok daha hızlı bağlandı. Ölmeden hemen önce Yulia, instagram’a bir mavi balina resmi gönderdi ve VK hesabında durumunu “son.” olarak değiştirdi. Nika da benzer bir durum gönderdi: “Tüm hisler kayboldu… Son.”
Bunlar sadece kanıtlanıp kapanmış vakalar olmakla beraber, sadece bilinen bini aşkın mavi balina intiharı var. Bilinmeyen ve bağlanmayanların olması da kesin, çevrimiçi gruplar kalabalık ve insanlar adminlere ulaşmak için uğraşıyor.
Inline image 9Inline image 10
Kayıpların çoğu kaynağı Rusya olması sebebi ile şu ana dek Rusya da olmasına rağmen hemen her ülkeden ihbarlar ve vakalar çıkmaya başladı. Türkiye dahil olmak üzere. Büyük ihtimalle Mavi balina oyununda ölen ve soruşturmaları devam eden sayısız çocuk var.
En korkutucu yani ise her yerden ulaşılabilmesi, teknik olarak yasaklanıp kapatılamaması ve yayılmaya devam etmesi. Son yıllarda Türkiye ve Dünya’da popülerleşmesi aslında tehlikeyi arttırıyor. Aşağıda son yılın Mavi Balina için google arama Türkiye ilgi grafiğini görebilirsiniz:
Inline image 11
 
(Çocuklarını kaybeden ailelerden biri ile yapılan röportajı görmek isterseniz: https://youtu.be/qsC7R8fUy6M)
Kaynaklar

ÇOCUĞUM OKULA BAŞLIYOR

Okula​ ​başlama​ ​hem​ ​aile​ ​için​ ​hem​ ​de​ ​çocuk​ ​için​ ​önemli​ ​adımlardan​ ​biridir​ ​.​ ​Çocuğa​ ​yeni​ ​öğrenme fırsat​ ​ve​ ​olanakları​ ​hazırlayan​ ​okul​ ​çevresi,​ ​onun​ ​gelecekteki​ ​özgüveni​ ​ve​ ​yaşama​ ​tutunabileceği becerileri​ ​sağlaması​ ​ve​ ​ruh​ ​sağlığı​ ​açısından​ ​büyük​ ​önem​ ​taşımaktadır.​ ​Okula​ ​ilk​ ​kez​ ​başlayan​ ​çocuk için​ ​okul,​ ​belirsizliklerin​ ​olduğu,​ ​bilinmeyen,​ ​ürkütücü​ ​bir​ ​yer​ ​olarak​ ​görülebilir. Anaokulu​ ​tecrübesi edinen​ ​çocukların​ ​ilkokula​ ​uyumu​ ​daha​ ​kolaydır.​ ​Çocukların​ ​büyük​ ​bir​ ​kısmı​ ​okula​ ​uyum​ ​sağlarken,​ ​bir kısmı​ ​da​ ​uyum​ ​sağlamada​ ​zorlanırlar.​ ​Okula​ ​uyum​ ​sağlamada​ ​zorlanan​ ​çocuklarda​ ​yaygın​ ​olarak görülen​ ​temel​ ​problem​ ​okul​ ​korkusudur.​ ​Okul​ ​korkusu;​ ​okula​ ​uyum​ ​sağlamada​ ​zorluk​ ​çeken çocuklarda​ ​korku,​ ​aşırı​ ​öfke,​ ​açık​ ​tıbbi​ ​​ ​bir​ ​neden​ ​olmaksızın​ ​kendini​ ​iyi​ ​hissetmemeyle​ ​ilgili şikâyetlerle​ ​ortaya​ ​çıkan,​ ​anne-​ ​babanın​ ​bilgisi​ ​dâhilinde​ ​evde​ ​kalma​ ​isteğidir. Bu​ ​çocukların​ ​zihninde bir​ ​takım​ ​olumsuz​ ​ve​ ​kaygılı​ ​düşünceler​ ​vardır.​ ​En​ ​çok​ ​korku​ ​yaratan​ ​düşünce​ ​çocuğun​ ​ailesinden​ ​ayrı kalacağı​ ​düşüncesidir.​ ​İlk​ ​defa​ ​anne​ ​ve​ ​babası​ ​olmadan​ ​sorumluluk​ ​almak​ ​durumundadır,​ ​evden​ ​uzak bir​ ​yerdedir​ ​ve​ ​kaybolma,​ ​okulda​ ​unutulma​ ​endişeleri​ ​taşıyabilir.​ ​Aile​ ​içinde​ ​ilgi​ ​odağı​ ​iken​ ​aniden farklı​ ​yaş​ ​gruplarındaki​ ​çocuklar​ ​ile​ ​kalmıştır.​ ​Farklı​ ​kuralları​ ​algılama​ ​ve​ ​uygulayamama​ ​korkusu başlar.​ ​Ve​ ​tabi​ ​ki​ ​başarısızlık,​ ​kıyaslanma​ ​ve​ ​uyum​ ​sağlayamam​ ​kaygıları​ ​çocuk​ ​farketmese​ ​de eklenebilir. Yapılan​ ​araştırmalarda​ ​çocukların​ ​kaygı​ ​düzeylerini​ ​en​ ​çok​ ​anne​ ​baba​ ​tutumlarının​ ​etkilediği görülmektedir.​ ​Çocuğun​ ​önemli​ ​özdeşim​ ​nesnelerinden​ ​birinin​ ​annesi​ ​olduğunu​ ​ve​ ​doğumdan itibaren​ ​annesi​ ​ile​ ​uzun​ ​süreli​ ​bir​ ​ilişki​ ​kurduğunu​ ​düşünecek​ ​olursak;​ ​annenin​ ​mizaç​ ​özelliklerinin çocuğun​ ​stres​ ​verici​ ​yaşam​ ​olayları​ ​ile​ ​başa​ ​çıkmasında​ ​ve​ ​anksiyete​ ​gelişiminde​ ​ne​ ​kadar​ ​etkin olduğu​ ​ortaya​ ​çıkmaktadır.​ ​bu​ ​noktada​ ​en​ ​kritik​ ​dönem​ ​0-3​ ​yaş​ ​arası​ ​anne-bebek​ ​ilişkisidir.​ ​buradaki güvenli​ ​ve​ ​destekleyici​ ​tutum​ ​çok​ ​daha​ ​sağlıklı​ ​ve​ ​kaygısız​ ​bebekler​ ​ortaya​ ​çıkarmaktadır.​ ​yine​ ​erken çocuklukta​ ​anne​ ​veya​ ​babadan​ ​kısa​ ​süreli​ ​ayrılıklar​ ​bile​ ​kaygı​ ​bozukluğu​ ​yaratabilir,​ ​aslında “separasyon-ayrılık​ ​kaygısı”​ ​denen​ ​bu​ ​durum​ ​okul​ ​korkusunun​ ​temelidir.​ ​yani​ ​tayin,​ ​hastalık​ ​vb. nedeniyle​ ​iki-üç​ ​günden​ ​uzun​ ​ayrı​ ​kalan​ ​ebveyn​ ​ile​ ​yaşanan​ ​tablodur.​ ​çocuk​ ​huzursuz​ ​olur,​ ​gece ağlamaları​ ​başlar,​ ​kalan​ ​ebeveynden​ ​ayrılamaz,​ ​geri​ ​gelen​ ​ebeveynden​ ​uzak​ ​durur,​ ​hırçınlaşır​ ​vb. Okulun​ ​ilk​ ​günlerinde​ ​ailelerin​ ​çocuklarına​ ​nasıl​ ​yaklaşmaları​ ​gerektiğine​ ​geçmeden​ ​önce​ ​okula hazırlık​ ​için​ ​önemli​ ​adımlardan​ ​biri​ ​olan​ ​fiziksel​ ​ve​ ​ruhsal​ ​gelişimin​ ​değerlendirilmesi​ ​konusundan bahsetmek​ ​gerekir.​ ​Fizik​ ​muayenede​ ​büyüme​ ​ve​ ​gelişmenin​ ​değerlendirilmesi,​ ​okul​ ​kaygısı​ ​ve​ ​okul başarısını​ ​hatta​ ​çocuğun​ ​öz​ ​güvenini​ ​önemli​ ​ölçüde​ ​etkileyen​ ​vitamin​ ​ve​ ​demir​ ​eksikliklerinin saptanıp​ ​yerine​ ​konması,​ ​göz​ ​ve​ ​diş​ ​muayenelerinin​ ​yapılması​ ​gerekmektedir.​ ​Görme​ ​işitmedeki sorunlar​ ​öğrenme​ ​güçlüğü,​ ​derslere​ ​ilgisizlik,​ ​isteksizlik,​ ​konsantrasyon​ ​bozukluğu​ ​şeklinde​ ​kendini belli​ ​edebilir,​ ​sosyal​ ​uyumunu​ ​zedeler.​ ​Okula​ ​başlayacak​ ​çocuk​ ​yaşına​ ​uygun​ ​ruhsal​ ​gelişim​ ​açısından değerlendirilmeli,​ ​gerekli​ ​durumlarda​ ​profesyonel​ ​desteğe​ ​başvurulmalıdır.​ ​bunun​ ​için​ ​kullanılan “okul​ ​olgunluğu”​ ​testleri​ ​mevcuttur.​ ​​ ​Çocuklarda​ ​Psikolojik​ ​Değerlendirme​ ​Çocukların​ ​yeteneklerini, davranışlarını​ ​ve​ ​bireysel​ ​özelliklerini​ ​değerlendirme​ ​sürecidir.​ ​Bu​ ​süreç​ ​içinde; Çocuğun​ ​yakından​ ​tanınması,​ ​güçlü,​ ​güçsüz​ ​yönlerini​ ​tanıyarak;​ ​çocuk​ ​ve​ ​aileye​ ​yardımcı​ ​olabilecek özelliklerin​ ​saptanması,​ ​sorunların​ ​olası​ ​nedenlerinin​ ​bulunabilmesi,​ ​değerlendirilen​ ​çocuk​ ​ve​ ​ailenin belki​ ​de​ ​farkında​ ​olmadıkları​ ​bir​ ​çok​ ​konunun​ ​ortaya​ ​çıkması​ ​yönünden​ ​oldukça​ ​önemlidir. Bu​ ​amaçlarla​ ​kullanılan​ ​testler; Gelişimsel
Zihinsel
Duygusal
Sosyal​ ​ve​ ​kişiliğe​ ​ait​ ​yapısal​ ​özelliklerin​ ​saptanmasını​ ​sağlar. Böylece​ ​değerlendirilen​ ​çocuk​ ​ve​ ​ailenin​ ​düşünce​ ​biçimi,​ ​istek​ ​ve​ ​güdüleri,​ ​savunma,​ ​başa​ ​çıkma yöntemleri,​ ​algı​ ​ve​ ​yüklemeleri,​ ​çocuğun​ ​engellemelere​ ​dayanıklılığı,​ ​uyum​ ​çabalarına​ ​ilişkin​ ​birçok ipucu​ ​elde​ ​edilebilir.​ ​Elde​ ​edilen​ ​bu​ ​ipuçları​ ​ile​ ​birlikte​ ​çocuğun​ ​güçlü​ ​yanları​ ​değerlendirilerek​ ​aileye rehberlik​ ​edilmesi​ ​ve​ ​sorunların​ ​çözülmesi​ ​sağlanır.

Kaygılı​ ​çocuğa​ ​nasıl​ ​davranmalı,​ ​nasıl​ ​yardım​ ​etmeli? Tabii​ ​ki​ ​bizler,​ ​yetişkin​ ​bireyler​ ​olarak​ ​yargılama​ ​ve​ ​kıyaslama​ ​yeteneğine​ ​sahibiz;​ ​mantık​ ​ve​ ​akıl yürütme​ ​yetilerimiz​ ​ile​ ​kaygılarımızın​ ​üstesinden​ ​gelebiliyoruz​ ​çoğu​ ​zaman.​ ​Kafamızda​ ​sebep-sonuç ilişkisi​ ​oluşturabiliyor,​ ​tecrübelerimizi​ ​ve​ ​istatistikleri​ ​yorumlayıp​ ​olasılıkları​ ​hesaplayabiliyor​ ​ve kaygılarımızı​ ​dizginleyebiliyoruz.​ ​Çocuklar​ ​içinse​ ​kaygıyla​ ​baş​ ​etmek​ ​biraz​ ​daha​ ​zorlayıcı… Tecrübelerinden​ ​sonuç​ ​çıkaracak​ ​kadar​ ​yaşam​ ​tecrübeleri​ ​yok,​ ​yargılama​ ​yetenekleri​ ​sınırlı​ ​ve​ ​akıl yürütme​ ​yetileri​ ​henüz​ ​yerleşmemiş.​ ​Sebep-sonuç​ ​ilişkisi​ ​oluşturmada,​ ​büyük​ ​resmi​ ​görmede​ ​bizim kadar​ ​yetenekli​ ​değiller​ ​ve​ ​bu​ ​yüzden​ ​de​ ​kaygı​ ​duygusu​ ​hayatlarını​ ​bize​ ​göre​ ​çok​ ​daha​ ​çabuk​ ​etkisi altına​ ​alabiliyor. Amacınız​ ​kaygı​ ​duygusunu​ ​ortadan​ ​kaldırmak​ ​değil;​ ​çocuğunuza​ ​bu​ ​duyguyu​ ​yönetmesinde​ ​yardımcı olmak.​ ​Çünkü​ ​kaygı​ ​doğal​ ​bir​ ​süreç,​ ​çocuğunuzun​ ​kaygıyla​ ​baş​ ​etmesini​ ​sağlayacak​ ​becerileri edinmesi​ ​yetişkinlik​ ​döneminde​ ​yaşam​ ​olaylarına​ ​karşı​ ​tutumunu​ ​direk​ ​etkileyecek,​ ​kaygı​ ​ve​ ​stres yaratan​ ​durumlarla​ ​mücadele​ ​etme​ ​becerisi​ ​kazandıracaktır. Sırf​ ​çocuğunuzu​ ​kaygılandırdığı​ ​gerekçesiyle​ ​olayları​ ​görmezden​ ​gelmeyin,​ ​Kaygı​ ​yaratan​ ​unsurları çocuğun​ ​dünyasından​ ​uzak​ ​tutmaya​ ​çalışmak,​ ​görmesine​ ​ve​ ​yaşamasına​ ​engel​ ​olmak​ ​onun​ ​kısa süreliğine​ ​kendini​ ​iyi​ ​hissetmesini​ ​sağlasa​ ​da,​ ​uzun​ ​vadede​ ​kaygıyı​ ​besleyecek​ ​ve​ ​kaygı​ ​düzeyini arttıracaktır. Bu​ ​nedenle​ ​çocuğunuz​ ​okuldan​ ​eve​ ​gelmek​ ​için​ ​yada​ ​okula​ ​gitmemek​ ​için​ ​ağladığında anne​ ​ve​ ​baba​ ​olarak​ ​tutarlı​ ​olup,​ ​çocuğun​ ​kaygısının​ ​altında​ ​yatan​ ​nedenleri​ ​anlamaya​ ​çalışarak​ ​bu nedenler​ ​üzerine​ ​çalışın.​ ​Örneğin​ ​okulda​ ​kaybolacağı​ ​düşüncesi​ ​olan​ ​çocuğa​ ​okulu​ ​gezdirin,​ ​evin yolunu​ ​öğretin​ ​,başına​ ​bir​ ​şey​ ​geldiğinde​ ​kimlerden​ ​nasıl​ ​yardım​ ​alması​ ​gerektiğini​ ​öğretin.​ ​Bu​ ​durum çocuğunuzun​ ​kaygısını​ ​giderdiği​ ​gibi​ ​öz​ ​güvenini​ ​de​ ​arttıracaktır. Gün​ ​sonunda​ ​okulda​ ​yaşadıklarıyla​ ​ilgili​ ​konuşmak​ ​da​ ​oldukça​ ​faydalıdır.​ ​Bu​ ​konuşmada​ ​çocuğun duyguları​ ​ve​ ​düşüncelerini​ ​paylaşmasına​ ​yardımcı​ ​olmak,​ ​beklentilerini​ ​ve​ ​isteklerini​ ​konuşmak önemlidir.​ ​Ancak​ ​gerçekçi​ ​olmayan​ ​istekler​ ​ve​ ​özellikle​ ​okula​ ​gitmemek​ ​için​ ​bahaneler​ ​dile​ ​getiriyorsa, bunları​ ​öncelikle​ ​normal​ ​karşılayıp​ ​anlayış​ ​göstermek,​ ​sonrasında​ ​ise​ ​okulda​ ​zorlukların​ ​ve olumsuzlukların​ ​da​ ​olabileceğini​ ​konuşmak​ ​ve​ ​devam​ ​etmesi​ ​gerektiği​ ​mesajını​ ​vermek​ ​gerekir.

Çocuk​ ​söyleneni​ ​değil,​ ​gördüğünü​ ​yapar.​ ​Kaygılı​ ​çocuğa​ ​yardım​ ​edebileceğiniz​ ​pek​ ​çok​ ​yöntem varken,​ ​belki​ ​de​ ​yapabileceğiniz​ ​en​ ​doğru​ ​şey​ ​ona​ ​rol​ ​model​ ​olmaktır.​ ​Ebeveyninin​ ​kaygıyla​ ​baş edemediğini​ ​ve​ ​sürekli​ ​bundan​ ​şikayet​ ​ettiğine​ ​şahit​ ​olan​ ​bir​ ​çocuk,​ ​ebeveynin​ ​kaygıya​ ​olan yaklaşımını​ ​örnek​ ​alacaktır. Çocuğun​ ​okulla​ ​ilgili​ ​sorunlarının​ ​bir​ ​aydan​ ​uzun​ ​sürmesi​ ​durumunda, başta​ ​rehber​ ​öğretmen​ ​ve​ ​sınıf​ ​öğretmeninin​ ​gözlem​ ​ve​ ​yorumlarını​ ​da​ ​alarak,​ ​​ ​daha​ ​ileri​ ​bir​ ​uzman yardımı​ ​almak​ ​faydalı​ ​olabilir.

Uykuda Diş Gıcırdatma ve TDCS Tedavisi Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene …

ÇOCUKLARIMIZ TATİLİ NASIL GEÇİRMELİ ?

Yaz tatili dinlenme, yenilenme ve gelişimin sağlanması için çok değerlidir. Yoğun okul temposundan çıkan ebeveyn …

“Topla kendini” sayın hasta.

Psikiyatri karmaşık bir alandır.Kişinin genetiği,yetiştirilişi,beslenmesi,kişiliği hatta hangi mevsimde olduğunuz …