Kategori: Stres

ŞİZOFRENİDE KARBONİL,STRES VE MİKRO İLTİHAPLANMA İLE İLİŞKİLİ MOLEKÜLLER

Bugüne kadar, şizofreni teşhisi, tedavisi, görüntülemesi için periferik göstergelerin araştırıldığı bir takım çalışmalar yapılmıştır.

Bu çalışmalarda karbonil stres ve mikro iltihaplanmalarla ilgili göstergeler de araştırılmıştır.

Karbonil stres,

karbonhidrat ve lipidlerin parçalanması sonucu oluşan bileşenlerin hücre içinde artması ya da oluşan bileşenlerin hücreden atılamaması sonucu oluşan strestir. Karbonil stres, mikro iltihaplananmaya sebep olup, sinirlere ve mikrovasküler sistemlere zarar verebilir.

Bu konuyla ilgili daha önce yapılan çalışmalarda;

1)B6 vitamininin, pentosidine gibi şekere maruz kalması sonucu oluşan ve hücre içindeki maddelere zararlı etkisi olan bir proteinin çoğalmasını ve gelişimini engelleyebileceği bulunmuştur.

2)Tedavi sürecinde periferik kandaki yüksek Pentosidine, ve düşük Pyridoxal(B6 vitaminin bir türü) seviyelerinin antipsikotik tedaviye dirençli şizofreni

hastalarının tanısı için biyolojik gösterge olarak kullanılabileceğine ulaşılmıştır.

3) Yüksek Pentosidine seviyelerinin, genlerden etkilendiği ve ailedeki psikiyatrik vaka geçmişi ile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, doğum öncesinde Tip 1 Herpes Simplex virüsüne maruz kalmanın şizofreni hastalığının nedenlerinden biri olduğu gösterilmiştir.

4) Doğum sonrası strese maruz kalınması sonucu biriken mikro iltihaplanma, şizofreni hastalarının seyrinin kötüye gidişine ya da tedavi direncine yol açabilir.

5) Çevresel stres faktörleri(karbonil stres) ve mikro iltihaplanmalar; depresyon, bipolar bozukluk gibi  psikiyatrik bozukluklarla da ilgili olabilir.

Tohru Ohnuma ve arkadaşlarının(2018) bu konuda yaptığı son kesitsel ve boylamsal çalışmalarda şu sonuçlara ulaşılmıştır;

1) Çeşitli antipsikotik ilaçlar kullanan hastalarda, yüksek periferik Pentosidine seviyeleri, uzun süreli ve  yüksek doz antipsikotik kullanımıyla ilişki olabilir.

2) Tedavi sürecinde düşen Pyridoxal seviyeleri antipsikotik terapiye yanıt vermeyen hastaları tanımlamada yardımcı olabilir.

3) Yüksek Glycer AGE seviyeleri ve  Glycer-AGE/sRAGE oranları şizofreni teşhisinde kullanılabilir.

4) Yükselen periferik sTNFR1 seviyeleri, sadece akut şizofrenide teşhisi sağlayan göstergeler olarak değil, hastanın tedaviye olan tepkisinin önceden tahmin edilmesinde de kullanılabilir.

5) Yeni damarların oluşumunda, sinir yapılarının korunmasında, yaraların tedavisinde, ve mikro iltihaplarda önemli görev oynayan PEDF seviylerinin düşük olması, kısa hastalık sürelerine sahip ve tedavi edilmeyen hastalarda, iltihaplanma için bir hazırlığı yansıtıyor olabilir.

6) Şekerin düzenlenmesinde ve yağ asitlerinin yıkımında rol alan bir protein hormon olan Adiponektin değerlerinin artması, antipsikotik tedavi gören şizofreni hastaları için metabolik sendromun habercisi olabilir.

Sonuç olarak Tohru Ohnuma ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalar, mikrovasküler bozulmalar ve hafif lokalize enfsefalit perspektiflerinden değerlendirilip, şizofrenideki erken müdahalenin ve iltihapların olası dışlanmasının ayırdının önemini gösterir.

Uykuda Diş Gıcırdatma

Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene hareketlerinin neden olduğu çeneleri sıkma, dişleri gıcırdatma olayıdır. Toplumumuzda sık rastlanır. Genellikle bu alışkanlığa sahip bireyler bundan habersizdir.

Vücudumuzda stres belirtilerini ilk olarak gördüğümüz yer ağız dokularıdır. Stres bruksizmin hem oluş nedeni hem de olayın şiddetini artıran en önemli faktör olarak belirlenmiştir. Derin uykuya dalma sırasında, duyuların iletildiği beyin bölgesine stres  ne kadar yoğun iletilirse çiğneme kaslarının o oranda sıkımı güçleşir ve kişi farkında olmadan dişlerini gıcırdatmaya, sıkmaya başlar. Kişi ancak uyandığında çenesindeki ağrıdan bunu fark edebilir. Diş sıkma, çocukluk çağında başlar, erişkinlikte artar. Yaşanan stres nedeniyle de devam eder. Yapılan araştırmalar bir kişinin diş sıkma gücünün 5 tona kadar ulaşabildiğini gösteriyor

Genellikle uykuda görülen bruksizm; diş kayıplarına, diş eti hastalıklarına neden olurken, baş ve yüz ağrılarını da tetikleyerek ciddi boyun ve sırt ağrılarını da beraberinde getiriyor. Eğer bruksizm tedavi edilmez ise; ağızdaki diş, dolgu veya porselenlerde kırıklara neden olabilir. Dişleri çene kemiğinde tutmaya yardımcı olan diş destek dokularının zedelenmesine neden olarak, dişlerin kaybedilmesiyle de sonuçlanabilir. Ayrıca çene ekleminde zedelenmeye, yeme zorluklarına ve ağız açamamaya kadar sonuçlar ortaya çıkabilir. Boyun ve omuzda ağrılara, böylece kas rahatsızlıklarıyla kendini göstererek çabuk yorulmaya da neden olabilmektedir

Bu rahatsızlığın en önemli sebebi strestir. Uyurken diş sıkma ve diş gıcırdatma huzursuz bir hayatı işaret etmektedir. Diş gıcırdatan ya da sıkanların yaklaşık üçte birinde psikolojik bozukluklara rastlanmaktadır. Bu rahatsızlık çoğunlukla anksiyete yani kaygı bozukluğudur.
Çoğunlukla duygularını, beklenti ve tepkilerini ifade edemeyen sürekli baskı altında olan kişiler bu sorunu uyku esnasında beden dili ile ifade ederler. Bu diş sıkma ve gıcırdatmadır.

TEDAVİ

Bu problemin çözülmesi için sadece diş hekimi tedavisi yeterli olmaz. Burada kişinin psikolojik olarak da tedavi alması gereklidir. Stres kaynakları ortadan kalkmasa da kişinin davranış biçimini değiştirmesi tedavi için çok önemlidir.

Diş sıkıp sıkmadığınızı kendi dişlerinizde kontrol edebilirsiniz:

-Dişlerde aşınmalar varsa
-Diş kenarlarında, dolgularda ve protezlerde kırıklar oluşuyorsa
-Gece uyurken eşiniz gıcırtı sesi duyuyorsa
-Dişlerde hassasiyet varsa
-Diş etlerinde çekilmeler varsa
lütfen bir diş hekimi ve psikiyatriste başvurunuz.

 

Stresin Etkileri

Stres belki de insanlık tarihiyle aynı yaşta. Tehlikeli ve zorlu durumlarda vücudu gerekli eylemin yapılması için hazırlayan stres, vücudun eski savunma mekanizmalarından. Kısa süreli stres vücuda fazladan enerji veriyor ve performansı arttırıyor. Ancak kalp hastalıkları, kanser ve yaşlanma gibi birçok hastalığın stresle ilişkili olduğu düşünülüyor. Tüm hastalıkların üçte ikisi stres kökenli. Strese karşı vücutta üç önemli sistem harekete geçiyor. İlk harekete geçen sistem, istemli kasları kontrol eden nöronlar. Bu nöronların ateşlemesiyle istemli kaslar harekete geçiyor. Örneğin, karşımızda bize doğru dişlerini göstererek koşan bir köpek görünce beyin, bacak kaslarımıza komut veriyor ve derhal kaçmaya başlıyoruz.

Stres
Stres

Stres durumlarında harekete geçen diğer bir sistem de istemsiz kasları, organları ve salgı bezlerini denetleyen “otonomik sinir sistemi”. Bu sistemin iki parçası var: “Sempatik sistem” ve “Parasempatik sistem”. Sempatik sistemi, temelde tehlike ve stres durumunda harekete geçiyor. Stres durumunda bu nöronlar ateşlenerek kalp hızı artıyor, solunum hızlanıyor ve vücut her türlü tepkiye hazır hale geçiyor. Yani sempatik sistem vücudun alarm konumuna geçmesini sağlıyor. Parasempatik sistemse vücudu rahatlatan ve işlevlerin devamını sağlayan uyarıları gönderiyor.

Stresle harekete geçen üçüncü sistemse “nöroendokrin sistem” ya da bir başka deyişle “hormonal sistem”. Bu sistem devreye girdiğinde bol miktarda adrenalin ve steroid hormonları salgılanıyor. Adrenalin, temelde kalp, solunum ve dolaşım sistemlerini strese hazırlarken steroidler kaslara gerekli enerjinin gitmesini sağlıyor. Sinirlendiğimizde, korktuğumuzda yüzümüzün kızarması, kan şekerimizin fırlaması, temelde adrenaline ve steroidlere bağlı.

Kısaca sinir sisteminin bilinçli ve bilinçsiz işleyen bölümleri ve bazı hormonlar, strese karşı savaşta bize yardımcı oluyor.

Stresi yönetebilmeniz, sadece ruh sağlığınızın korunması için değil, beden sağlığınızın da korunması için hayati önem taşır. Baskı ortadan kalktığında vücudunuz normal durumuna döner. Ama vücudunuz, kendini toplamaya zaman bulamadan sürekli başka bir eyleme hazırlanıyorsa bunun sağlığınız üzerinde zararlı etkileri olabilir. Fazla stresin kısa dönemli belirtileri; bitkinlik, uyku bozuklukları, sinirlilik ve bellek sapmalarıdır.Zaman içinde, bağışıklık sisteminiz en üst düzeyde işlev görmediği için hastalıklara açık hale geliriz, hatta kronik stres bağışıklık sistemimizi AİDS hastalığı kadar etkiler.Baş ağrıları ve migren, sırt ağrısı, kalp çarpıntısı, astım, yüksek tansiyon, irritabl bağırsak sendromu, mide ekşimesi ve hazımsızlık yaşanabilecek diğer sorunlardandır. Ameliyatlardan sonra stres, yaraların iyileşmesine olumsuz etki ederek, hastanın sağlığını tehlikeye sokmaktadır. Hastanın çabuk ve komplikasyonsuz iyileşmesi için hastanın ruhsal durumunu göz önüne almak gerekmektedir. Beynin hafıza ile ilgili bölümleri İle kronik stres arasında doğrudan ilişki vardır.Stres nedeniyle salgılanan hormonların nöronların ölmesine yol açabileceği bilinen bir gerçektir.Yaşamlarında bir yada birden fazla büyük depresyon  yaşayanların beyin damarlarında daralma ve sertleşme anlamlı derecede fazladır.

KAYNAKLAR:BİLİM TEKNİK DERGİSİ/PSYCHOACADEMY MAGAZINE

SINAV KAYGISININ BİYOLOJİK NEDENLERİ VE KAYGIYA BAĞLI DİKKAT EKSİKLİĞİNDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ

Son günlerde sınav kaygısı ve dikkat eksikliği nedeni ile merkezimize başvuran öğrencilerin artmasından dolayı sınav kaygısının biyolojik nedenleri ve tedavide kullanılan ilaçlar konusunda biraz daha ayrıntılı olarak sizlere bilgi sunmaya çalışacağız. Daha önceki bölümümüzde sınav kaygısının olumsuz düşünce temelli duygusal yönlerini ele almıştık.

 

Kaygının biyolojik temelleri vardır ve kaygının neden olduğu bazı bedensel bulgular ile kendini gösterir. Kaygıya (anksiyeteye) zemin hazırlayan biyolojik nedenlerin başında “Kalıtım” gelir. Anne babaların kaygılı yapısı, stresli ortamlara tolere edemeyen bir ruh hali gerek kalıtım olarak gerekse yetiştiriliş biçimi ile çocuklarına geçmekte ve çocuklarının da bir şekilde kaygı sorunu yaşamalarını mümkün kılmaktadır.

 

Anksiyeteyi anlatan kelimler genellikle duygu ifadeleridir. Korku, kaygı, sinirlilik, huzursuzluk, bunaltı olarak tanımlanabilir. Düşünceler duyguları harekete geçirir ve  Korku duygusu genelikle çevresel tehdide karşı bir yanıttır, evrimsel kökleri vardır ve aslında yaşamın sürdürülebilmesi için gereklidir, bu nedenle korku doğuştan vardır, öğrenilemez. Ancak korkunun tetikleneceği durumlar öğrenilip tecrübe edilebilir. Geçmişte yaşanan deneyimler gelecekte yaşanacak tehlikeleri öngörme eğilimindedir. Anksiyete şartlanmış korkudur, beklenen ve korkulan bir sonuca karşı bir yanıttır. Modern dünyada tehdit daha az fizikseldir ve daha fazla psikolojiktir.

 

Normal veya anormal anksiyete esas olarak santral sinir sisteminden kaynaklanmaktadır. Amigdala beyinde korku duygusu ve anksiyete oluşumunda en önemli role sahip olan yapıdır. Bir tehlikeye maruz kaldığımız zaman, bu tehlike bana zarar verir mi? Bu benim korktuğum bir şey mi? Gibi sorularla beyin uyarılır ve eğer bu soruların cevabı ‘’evet’’ ise, amigdala sinirsel bir alarm verir ve beynin geriye kalan kısımlarına, “kriz var” mesajını iletir. Böylece kaygının fiziksel belirtileri ortaya çıkmaya başlar.

 

Sınav kaygısının fiziksel belirtileri

Dikkatini toplayamama ve bir konu üzerine yoğunlaşamama

Çabuk yorulma, uyku bozuklukları, kolay irkilme, tetikte olma

Baş ağrısı, baş dönmesi, başta uyuşma ve sersemlik hissi

Kulaklarda uğuldama, çınlama, görme bulanıklıkları

Ağız kuruması, kalp çarpıntısı, nefes darlığı,

Sık soluk alıp verme ihtiyacı, göğüste basınç, ağrı duyumları

Kas ağrıları, midede şişkinlik, hazımsızlık, yanma ve ağrılar

Bulantı ve kusmalar, barsak hareketlerinde düzensizlik, Sık idrara çıkma.

 

Yukarıda bahsettiğimiz belirtiler fiziksel yani bedensel belirtilerdir. Bu belirtilerin ortaya çıkmasında etkili olan hormonlar vücudu uyararak aslında vücudun dengesini korumaya çalışırlar, ancak kaygının şiddeti ve süresi uzadıkça belirtiler şiddetlenerek sınav sırasında bilginin doğru kullanılmasını, karar verme, düşünme ve muhakeme yeteneğini bozar, fiziksel belirtilerin şiddetli olması kişinin sağlığını da olumsuz etkileyerek beraberinde farklı rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebep olur.

 

Kaygı bozuklukları ve kaygıya bağlı dikkat eksikliği belirtilerini tetikleyen ve benzer belirtiler veren bazı rahatsızlıklar vardır. Bu nedenle tedaviye başlanmadan önce bu nedenlerin araştırılması ve tedaviye bu yönde karar verilmesi çok önemlidir. Çünkü sınav kaygısı nedeni ile psikiyatriye başvuran kişilerde dikkat eksikliği yakınması da bulunmaktadır. Hatta bazen kaygı bulguları daha örtük olabilir ve fiziksel belirtiler ön planda olmayabilir. Bu durumda kişi dikkatini toplayamama, uzun süre odaklanamama gibi şikayetler ile başvurduğunda, dikkati arttırıcı bir takım uyarıcı ilaçlar reçete edilebilir. Dikkati arttırmaya yönelik kullanılan bu ilaçlar oldukça başarı sağlar. Ancak unutulmamalıdır ki kaygı beyin işleyişini olumsuz şekilde etkileyerek zihinsel aktiviteleri bozacağından, bazen bu ilaçlar etkisiz olabilir. Hatta dikkati arttıran ilaçlar adrenerjik mekanizmalar üzerinden etkili olduğundan kaygıyı arttırabilirler. Kaygının temelinde yatan diğer fiziksel rahatsızlıkların tedavisi ve kaygının giderilmesi ile sınav kaygısında görülen dikkat dağınıklığını giderebilir. Gerekirse tedaviye ek uyarıcı ilaçlar eklenebilir.

 

Anemi ve demir eksikliği, kalp ritim bozuklukları, astım, reflü, irritabl bağırsak sendromu, hipertiroidi, hipotiroidi, hipoglisemi ( kan şekerinin düşüklüğü ),böbrek üstü bezlerine ait  problemler, madde bağımlılığı, fazla kafein kullanımı ,bazı ilaçlar, vitamin eksiklikleri, nörolojik problemler gibi rahatsızlıklar kaygı bozukluklarındaki belirtileri taklit edebilir yada kaygıyı tetikleyebilir.

 

Yapmış olduğumuz kan tetkiklerinde en çok karşılaştığımız tablo vitamin eksiklikleri ve demir eksikliğinin yarattığı dikkat sorunları olmuştur. Bu eksiklikler yerine konmadan reçete edilecek kaygı giderici yada dikkat arttırıcı ilaçların etkileri de istenen düzeyde olmayacaktır. Bir insanın biyopsikososyal bir organizma olduğunu ve her alnda dikkatli yaklaşmak gerekliliğini önplana alan bir tedavi planı ile sınav kaygısı ve buna bağlı dikkat problemlerinden oldukça kısa sürede kurtulabilirsiniz.

Öfke Kontrolü

Öfkenizi kontrol edemezseniz, haklı olduğunuz durumda bile haksız duruma düşebilirsiniz. Sinirinizi doğru bir şekilde ifade edememeniz, geri dönülmesi imkansız durumlara ve pişmanlıklar yaşamanıza sebep olabilir. Öfkenizi sağlıklı bir biçimde aktarabilmek için önce kendinizi tanımanız ve isteklerinizi bilebilmeniz gerekir. Duygularınızı açıkça ifade edebiliyor ve sorumluluklarınızı biliyorsanız, olumsuz duygularınızı da karşı tarafa sağlıklı bir biçimde aktarabiliyorsunuz demektir.

Çalışma Hayatında Stres ve Başa Çıkma Yöntemleri

Malumunuz, çalışma hayatında stres kaçınılmaz. Fakat bunun sizi alt etmesine izin vermeyin!

clerk-18915_960_720
Hepimiz stressiz bir iş hayatı hayalini kuruyor olsak da, maalesef böyle bir şey neredeyse mümkün değil. Her iş, stressiz olabileceğini düşündüğümüz işler dahi, stresten payını alıyor muhakkak. Ofis yaşamı ‘yapılacak çok fazla iş’ ve ‘sahip olunan az zaman’ baskısı altında fokur fokur stres kaynıyor. Bir de insan faktörünü ve özel hayatlardaki uzak hayalleri ekleyince, stres seviyesi sürekli kırmızı çizginin etrafında dolanıyor. Günün sonunda şu soruyla baş başa kalıyor insan: “Nereye gitti benim 24 saatim?”
Gerçek şu ki, çalışma hayatında stres, değişmez ve yerleşik bir unsur. Ve işleri zamanında yetiştirmemiz için motive eden ‘iyi stres’ olduğu gibi, negatif sonuçlara sebebiyet veren ‘kötü stres’ten de bahsetmek mümkün.

Read more

Terör Saldırıları Sonrası Travmatik Stres

Terörizm, terör saldırlarındaki fiziksel yıkımın yanı sıra, vatandaşların içine korku ve çaresizlik yerleştirerek tehdit etmeyi de hedef alır. Amacı, her an her yerde karşılaşabilecekleri bir yıkım korkusuyla toplumu (veya devleti) rehin almaktır.

Bir terör eyleminin ardından, vatandaşlar genellikle akut stres ve travmayla başa çıkma yolları ararlar. Terörizm, insanın derinlerinde yatan çaresizliği ve bundan doğan korkuyu tetikler. Söz konusu vahşi saldırılar gelişigüzel ve kasıtlıdır ve çoğu zaman savunmasız insanları hedef alır. Normallik algısının çok ötesinde, adeta akıldışı görünen bu gerçekliğe maruz kalmak, korku, çaresizlik, savunmasızlık ve keder gibi duygularla sonuçlanabilecek bir dizi psikolojik vakayı tetikleyebilir. Read more

Stres Nedir? Mücadele Yöntemleri Nelerdir?

Sınav Kaygısı

Sınav kaygısı; öncesinde öğrenilen bilginin sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine neden olan “yoğun kaygı” olarak tanımlanabilir. Öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılabilmesi sınavdaki başarıyı ortaya koyar. İnsanın başarısının en iyi olduğu durum, onun o alanda var olan birikiminin tümünü kullanabildiği durumdur. Ancak çeşitli nedenlerle gencin bilgi ve emeğinin, başarıya dönüşmesi zaman zaman güçleşir. Bu etkenlerin en önemlisi psikiyatrik nedenlerle oluşan “kaygı”dır

Öyleyse herhangi bir alanda başarılı olabilmek için, kaygı yaşamamak mı gerekir?

Hayır. Her duygu gibi kaygıda kişinin, yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamdan doyum olabilmesi için gereklidir. Öyleyse amaç, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak onu kendi yararımız için kullanmaktır.

Kaygımız yükseldiği anda bedenimiz bazı sinyaller gönderir. Kalp atışlarında hızlanma, terleme yada üşüme, yorgunluk, solunumda güçlük, titreme, mide, baş ağrısı bunlardan bazılarıdır. Böyle durumlarda kullanacağımız bazı yöntemler kaygının başa çıkılabilir düzeye inmesi için bize yardımcı olabilir.

Çocuğumuzun sınav kaygısı yaşadığını nasıl anlayabiliriz?

Sınav kaygısı yaşayan gençlerin gösterebileceği belirtileri dört ana grupta inceleyebiliriz:

Zihinsel Belirtiler: Dikkat dağınıklığı, konsantre olamama, sınavın sonucu ,le ilgili olumsuz öngörülerde bulunma(“olmayacak”, “kazanamayacağım” gibi)

Duygusal Belirtiler: Gözlemlenebilir düzeyde huzursuzluk, endişe, sinirli bir birey haline gelme, kolaylıkla ağlama, korku, çaresizlik, panik.

Davranışsal Belirtiler: Sınavlardan kaçınma, sınav sonrası dona kalma, kusma, titreme.

Fiziksel Belirtiler: Baş ağrısı, ağlama, sabahları kendini yorgun ve halsiz hissetme, uyumakta zorlanma, mide ve bağırsak sistemine ait sıkıntılar, iştahsızlık, bulantı ve kusma, kalbin hızlı çarpması, ellerin soğuk ve terli olması.

Tüm bunlara ek olarak öğrencinin başarı düzeyindeki dalgalanma yada ani düşüşler veya sınav dışında yüksek başarı gösterirken sınavda düşük başarı gösterme

Peki ne yapmalıyız?

Sınav kaygısının oluşumu düşüncelerimizle, aklımızdan o sınav ile ilgili olarak geçirdiklerimizle ilişkilidir. Dolayısıyla sınav kaygısı ile başa çıkmanın ilk bölümü sınava zihinsel bir hazırlık yapmaktır. Bu hazırlığı basamaklara ayırabiliriz.

Sınav kaygısıyla başa çıkmanın yolları nelerdir?

  • Düşünce ve inançları sorgulamak.
  • Gerçekçi olmayan düşünme alışkanlıklarını farklı bir gözle yeniden değerlendirmek.
  • Nefes alma egzersizleri
  • Gevşeme egzersizleri
  • Bilişsel davranışçı terapi yöntemleri
  • Eğer bedensel bulgular(kusma,titreme,çarpıntı gibi) ön plandaysa kısa veya uzun vadeli ilaç desteği gerekebilir.

Bilişsel davranışçı terapi nedir?

Bilişsel Davranışçı Psikoterapi en genel tanımıyla; kişinin içinde bulunduğu durum yada karşılaştığı probleme karşı davranışlarını değiştirerek aynı zamanda da olayın neden ve sonuçlarına karşı yaptığı tek yönlü bakış açısını farklılaştırarak çözüm üreten bir terapi modelidir.

Sınav kaygısında psikiyatrik tedavi

Sınav kaygısında olumsuz düşüncelere eşlik eden bir takım fiziksel belirtiler vardır. Sınav kaygısının fiziksel belirtileri ile başa çıkmada en önemli yöntem gevşeme egzersizleridir. Bu egzersizleri öğrenmenin ve sistematik olarak uygulamanın kaygıyı azaltmada etkili olduğu araştırmalar tarafından da desteklenmektedir. Bu egzersizlerin amacı, zihnin beden üzerindeki denetimini arttırmak, gerginlik ve gevşeme durumları arasında farkı göstermek ve kaygı nedeni ile oluşan gerginlik esnasında nasıl gevşeyebileceğinizi öğretmektir.

Sınav kaygısı ile başa çıkmada etkili olan bireysel önerilerimizi uygulamanıza rağmen henüz istediğiniz gibi bir gelişme gözlemleyemiyorsanız; profesyonel yardım almak doğru olacaktır. Bir ruhsal bozukluk ortaya çıkması (depresyon anksiyete bozukluğu, uyku bozukluğu vs.) ruhsal belirtilerden dolayı işlevselliğin bozulması, kaygıyla başa çıkmak için uygun olmayan yollar(aşırı uyku,alkol vs.) kullanma, davranışsal bozukluklarının görülmesi, psikiyatrik destek gereğinin başlıca göstergeleridir.Psikiyarik tedavi son derece etkili ve güvenilirdir. Aile hekimi ve rehber öğretmenden başlayarak sorunları çözmek en akılcı yöntemdir.

“Kaygınız Sizi Kontrol Etmesin, Siz Kaygınızı Kontrol Edin”

Uykuda Diş Gıcırdatma ve TDCS Tedavisi Bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle uyku esnasında oluşan güçlü çene …

ÇOCUKLARIMIZ TATİLİ NASIL GEÇİRMELİ ?

Yaz tatili dinlenme, yenilenme ve gelişimin sağlanması için çok değerlidir. Yoğun okul temposundan çıkan ebeveyn …

“Topla kendini” sayın hasta.

Psikiyatri karmaşık bir alandır.Kişinin genetiği,yetiştirilişi,beslenmesi,kişiliği hatta hangi mevsimde olduğunuz …