Kategori: Sağlık

Alzheimer hastalığının gelişimi yalnızca genetikle bağlantılı değildir

Gözlerimizin rengi veya saçımızın düzlüğü DNA’mızla bağlantılıdır, ancak Alzheimer hastalığının gelişimi yalnızca genetikle bağlantılı değildir.

Üçüzlerle yapılan Alzheimer hastalığı ile ilgili yeni bir çalışma aynı DNA’yı paylaşmalarına rağmen, üçüzlerin ikisinin 70’lerin ortalarında Alzheimer hastalığına yakalandığını bildirdi. Bu çalışma genetik kodun yüzde yüz Alzheimer hastalığına yakalanıp yakalanmayacağınızı belirlemediğini gösteriyor.  Baycrest’teki nöroloji başkanı ve Baycrest’in Rotman Araştırma Enstitüsü’ndeki bilim adamı Dr. Morris Freedman ailede demans öyküsü olan kişilerin umutsuz olmadığını, çevresel faktörler ve yaşam tarzının düzenlenmesi ile Alzheimer riskinin azaltılabileceğini belirtti.

Araştırma ekibi üçüzlerin her birinden ve üçüzün birinin çocuklarından alınan kandan gen dizisini ve vücut hücrelerinin biyolojik yaşını analiz etti. Çocuklardan biri erken başlangıçlı Alzheimer’a yakalanırken, diğeri demans belirtileri göstermedi. Araştırma ekibi ayrıca çalışma sırasında üçüzlerin octogenaryan olmasına rağmen, hücrelerinin biyolojik yaşlarının kronolojik yaşlarından altı ila on yaş küçük olduğunu keşfetti. Buna karşılık, erken başlangıçlı Alzheimer’ı geliştiren üçüz çocuklarından birinin, kronolojik yaştan dokuz yaş büyük bir biyolojik yaşa sahip olduğunu, demansı olmayan diğer çocuğun gerçek yaşlarına yakın biyolojik bir yaş gösterdiğini belirtti.

Araştırmacılar yaşlandıkça, DNA’mız bizimle birlikte yaşlandığını ve bunun sonucunda bazı hücrelerin zamanla değişebildiğini belirtti. Ayrıca araştırmacılar biyolojik yaşın hastalığın başlangıç yaşını etkileyip etkilemediğini belirlemek için Alzheimer’lı bireylerin biyolojik yaşlarına dair daha derinlemesine çalışmalar yürütmek istiyorlar.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/12/191211115606.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

 

2019 Verilerine Göre Demir Kullanımında Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Demir bir mineraldir. Vücuttaki demirin çoğu kırmızı kan hücrelerinin hemoglobinlerinde ve kas hücrelerinin miyoglobinlerinde bulunur. Oksijen ve karbondioksiti taşımak için demir gereklidir. Aynı zamanda vücutta başka önemli rollere sahiptir. Et, balık, tofu, fasulye, ıspanak, tahıl ve diğer yiyecekler gibi yiyeceklerde demir bulunur.
Demir, çoğunlukla düşük demir seviyelerinin neden olduğu anemiyi önlemek ve tedavi etmek için kullanılır. Ayrıca kanama, hamilelik, böbrek sorunları veya kalp yetmezliği ile ilgili adet döngüsü nedeniyle anemi için kullanılır.

Demir, kırmızı kan hücrelerinin oksijenleri akciğerlerden vücudun her tarafındaki hücrelere taşımasına yardımcı olur. Demir ayrıca vücuttaki birçok önemli fonksiyonda rol oynar.

Kullanım Alanları

Güçlü etki;

Kronik hastalıklardan kaynaklanan anemi

Kanser, böbrek problemleri veya kalp problemleri gibi birçok hastalık anemiye neden olabilir. Epoetin alfa gibi diğer ilaçlar ile birlikte demirin alınması, kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına yardımcı olabilir ve böbrek sorunları olan insanlarda veya kemoterapi ile kanser tedavisinde tedavi edildiğinde kansızlığı önleyebilir veya tedavi edebilir. Enjeksiyon yoluyla demir almak, ağızdan demir almaktan daha etkilidir.

Düşük demir seviyelerinin neden olduğu anemi

Ağızdan veya enjeksiyon yoluyla demir almak, vücutta çok az demirin neden olduğu anemiyi tedavi etmek ve önlemek için etkilidir.

Hamilelikte düşük demir seviyeleri

Ağızdan demir almak, hamile kadınlar tarafından alındığında vücutta çok az demir bulunması nedeniyle anemi riskini azaltabilir.

Muhtemel etki;

ACE inhibitörlerinin neden olduğu öksürükler

ACE inhibitörleri olarak adlandırılan yüksek tansiyon için kullanılan ilaçlar bazen yan etki olarak öksürüğe neden olabilir. Bazı araştırmalar demir yoluyla ağız yoluyla alınmanın bu yan etkiyi azaltabileceğini veya önleyebileceğini göstermektedir. ACE inhibitör ilaçları arasında captopril (Capoten), enalapril (Vasotec), lisinopril (Prinivil, Zestril) ve diğerleri vardır.

Düşünceyi geliştirmek

Ağızdan demir almak, düşük demir seviyeleri ile 6-18 yaş arası çocuklarda düşünme, öğrenme ve hafızayı geliştirmeye yardımcı olabilir. İlk çalışma, demir alımının bilinmeyen demir durumu olan 13-18 yaş arası kızlarda dikkatini artırabileceğini göstermektedir.

Kalp yetmezliği

Kalp yetmezliği olan kişilerin% 20’sine kadar düşük demir seviyeleri de vardır. Bazı araştırmalar, enjeksiyon yoluyla demir vermenin, egzersiz yapma kabiliyeti ve diğer semptomlar gibi kalp yetmezliği semptomlarını iyileştirebileceğini göstermektedir.

Huzursuz bacak sendromu (RLS)

Araştırmalar, demir yoluyla ağız yoluyla alınmanın, bacak rahatsızlığı ve uyku sorunları gibi RLS semptomlarını azalttığını göstermektedir. Aslında, semptomları iyileştirmek için demir almak RLS’li ve düşük demir seviyeli kişiler için önerilir. RLS’li bazı kişilerde ayrıca damar içine demir enjekte edildikten sonra semptomları düzeldi (IV ile). Ancak IV tarafından verildiğinde tüm demir formlarının işe yarayıp yaramadığını bilmek için çok erken.

Etkisiz olabilecek durumlar;

Erken doğum eylemi. İkinci trimesterde başlayan hamilelik sırasında demir almak, hamilelik süresini artırmaz veya doğumda bebeğin ağırlığını arttırmaz.

Etkisi için yetersiz kanıt bulunan durumlar;

DEHB

Araştırmalar, 1-3 ay boyunca ağız yoluyla demir almanın, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve düşük demir seviyeleri denilen bir durumda olan çocukların dikkat problemlerinin semptomlarını iyileştirdiğini göstermektedir.

Katılma nöbeti (nefes tutma atakları)

Erken araştırmalar, demir alımının çocuklarda nefes tutma ataklarının sayısını azalttığını göstermektedir.

Çocuk Gelişimi

Erken araştırmalar demirin anemisi olmayan bebeklerde ve çocuklarda düşünme veya öğrenmeyi iyileştirmediğini göstermektedir. Bununla birlikte, hareket becerilerinde bir gelişme olabilir. Diğer erken kanıtlar demir alımının çocuklarda büyümeyi artırmadığını göstermektedir.

Boğaz ve mideyi birbirine bağlayan tüp kanseri (özofagus kanseri)

Erken araştırmalar demir takviyesi alan kişilerin bir tür özofagus kanseri geliştirme olasılığının% 32 daha az olduğunu buldu.

Yorgunluk

Demir gibi demir sülfat almanın, kadınlarda açıklanamayan yorgunluğu artırabileceğine dair bazı kanıtlar vardır.

Mide kanseri

Erken araştırmalar demir takviyesi alan kişilerin bir tür mide kanseri geliştirme olasılığının yaklaşık 1.6 kat daha fazla olduğunu buldu.

HIV’li insanlarda anemi

Erken araştırmalar, HIV ve anemili bir multivitamin ile birlikte 3 ay boyunca demir alan çocukların, sadece bir multivitamin alan çocuklara kıyasla 3 ay sonra hala anemi olma ihtimalinin daha düşük olduğunu göstermektedir.

Fiziksel performans

Erken araştırmalar, ağız yoluyla demir almanın, genç kadınlarda ve çocuklarda egzersiz yapma yeteneğini geliştirebileceğini göstermektedir.

Ek olarak;

Yaralar

Crohn hastalığı adı verilen sindirim sistemi hastalığı.

Depresyon.

Kadın kısırlığı.

Ağır adet kanaması.

Diğer durumlar.

Yan Etkiler ve Güvenlik

Uygun dozda demir kullanımı çoğu insan için güvenlidir, ancak mide rahatsızlığı ve ağrı, kabızlık veya ishal, bulantı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilir. Yemekle birlikte demir takviyesi almak, bu yan etkilerin bir kısmını azaltıyor gibi görünüyor. Bununla birlikte, gıda vücudun demiri ne kadar iyi emebileceğini de azaltabilir. Mümkünse ütü, aç karnına alınmalıdır. Çok fazla yan etkiye neden olursa, yemekle birlikte alınabilir. Süt ürünleri, kahve, çay veya tahıl içeren yiyeceklerle birlikte demir almaktan kaçının.
Demir sülfat, demir glukonat, demir fumarat ve diğerleri gibi birçok demir ürünü türü vardır. Polisakkarit demir kompleksi (Niferex-150, vb.) İçeren bazı ürünler, diğerlerinden daha az yan etkiye neden olduğunu iddia eder. Ancak bu iddiayı destekleyecek güvenilir bir kanıt yoktur.
Bazı enterik kaplı veya kontrollü salımlı demir ürünler bazı insanlar için bulantıyı azaltabilir; ancak, vücut bu ürünleri de ememeyebilir.
Sıvı demir takviyeleri dişleri karartabilir.

Yüksek dozlarda demir özellikle çocuklar için güvenli değildir. Demir, çocuklarda zehirlenme ölümlerinin en yaygın nedenidir. 60 mg / kg kadar düşük dozlar ölümcül olabilir. Demir zehirlenmesi, mide ve bağırsak rahatsızlığı, karaciğer yetmezliği, tehlikeli derecede düşük kan basıncı ve ölüm gibi birçok ciddi soruna neden olabilir. Bir yetişkinin veya çocuğun önerilen miktardan daha fazla demir aldığından şüpheleniyorsanız, derhal sağlık uzmanınızı veya en yakın zehir kontrol merkezini arayın.
Yüksek demir alımının kalp hastalığına yakalanma olasılığını artıracağına dair bazı endişeler var. Bazı araştırmalar, özellikle kırmızı et gibi gıda kaynaklarından yüksek miktarda demir alımı olan kişilerin kalp hastalığına yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu, özellikle tip 2 diyabet hastaları için geçerli olabilir. Ancak bu tartışmalı. Diğer çalışmalar demirin kalp hastalığı riskini arttırdığını göstermez. Demirin kalp hastalığı riskini arttırıp arttırmadığını kesin olarak söylemek için çok erken.

Hamilelik ve emzirme:

Hamile ve emziren kadınlar için vücutlarında yeterli miktarda demir bulunan ve başlangıç ​​demirinin günlük 45 mg tolere edilebilir üst alım seviyesinin (UL) altındaki dozlarda kullanıldığında güvenlidir.Hamileler için yüksek dozlarda ağızdan alındığında güvenli değildir. Demir eksikliği yoksa, günlük demirden günde en fazla 45 mg almayınız. Daha yüksek dozlar mide ve bulantı ve kusma gibi bağırsak yan etkilerine neden olur. Yüksek dozlarda demir ayrıca kanda yüksek düzeyde hemoglobine neden olabilir. Doğum sırasındaki yüksek hemoglobin düzeyleri kötü gebelik sonuçları ile ilişkilidir.

Şeker hastalığı: Demir oranı yüksek bir diyetin, kanıtlanmış olmamasına rağmen, tip 2 diyabetli kadınlarda kalp hastalığı riskini artırabileceğine dair endişeler vardır. Şeker hastalığınız varsa, demir alımınızı sağlık uzmanınızla görüşün.

Mide veya bağırsak ülseri: Demir tahrişe neden olabilir ve bu koşulları daha da kötüleştirebilir. Ütüyü dikkatli kullanın.
Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı gibi bağırsak iltihabı: Demir tahrişe neden olabilir ve bu koşulları daha da kötüleştirebilir. Ütüyü dikkatli kullanın.
Hemoglobin hastalıkları: Demir almak, bu şartlarda insanlarda aşırı demir yüklenmesine neden olabilir. Hemoglobin hastalığınız varsa, sağlık uzmanınız tarafından yönlendirilmedikçe demir almayın.
Zamanından önce doğan bebek: Düşük E vitamini seviyesine sahip prematüre bebeklere demir verilmesi ciddi sorunlara neden olabilir. Düşük miktarda E vitamini, demir vermeden önce tedavi edilmelidir. Erken doğmuş bir bebeğe demir vermeden önce sağlık uzmanınızla konuşun

Bu kombinasyonla dikkatli olun;

  • Antibiyotikler demir ile etkileşime girer;

Demir, vücudun ne kadar antibiyotik emdiğini azaltabilir. Bazı antibiyotiklerle birlikte demir alınması, bazı antibiyotiklerin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için antibiyotik kullandıktan iki saat önce veya iki saat sonra demir alın.
Quercetin ile etkileşime girebilecek bu antibiyotiklerin bazıları siprofloksasin (Cipro), enoxacin (Penetrex), norfloksasin (Chibroxin, Noroxin), sparfloksasin (Zagam), trovafloksasin (Trovan) ve greparksakin (Rafloksasin) içerir.

Demir, midedeki tetrasiklin antibiyotiklerine bağlanabilir ve vücudun ne kadar tetrasiklin antibiyotiklerini absorbe edebileceğini azaltabilir. Tetrasiklin antibiyotikleriyle birlikte demir alınması, tetrasiklin antibiyotiklerinin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için tetrasiklin kullandıktan iki saat önce veya dört saat sonra demir alın.
Bazı tetrasiklin antibiyotikleri arasında, dislisiklin (Declomisin), minosiklin (Minosin) ve tetrasiklin (Akromisin) bulunur.

  • Bisfosfonatlar;

Demir, vücudun ne kadar bisfosfat emdiğini azaltabilir. Bisfosfatlarla birlikte demir alınması, bisfosfatların etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için demirden en az iki saat önce veya gün içinde bifosfonat alın.
Bazı bifosfonatlar, alendronat (Fosamax), etidronat (Didronel), risedronat (Actonel), tiludronat (Skelid) ve diğerleridir.

  • Levodopa

Levotiroksin, düşük tiroid fonksiyonu için kullanılır. Demir vücudun ne kadar levothyroxine emdiğini azaltabilir. Levotiroksin ile birlikte demir alınması, levotiroksinin etkinliğini azaltabilir.
Levotiroksin içeren bazı markalar arasında Zırh Tiroid, Eltroksin, Estre, Euthyx, Levo-T, Levothroid, Levoxyl, Synthroid, Unithroid ve diğerleri bulunur.

  • Metildopa

Demir, metildopa (Aldomet) ‘in vücudun emilimini azaltabilir. Metildopa (Aldomet) ile birlikte demir alınması, metildopa (Aldomet) etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için metildopa (Aldomet) kullanmadan en az iki saat önce veya sonra demir alın.

  • Mikofenolat Mofetil 

Demir, mikofenolat mofetilin (CellCept) vücudun ne kadarını emdiğini azaltabilir. Mikofenolat mofetil (CellCept) ile birlikte demir alınması, mikofenolat mofetilin (CellCept) etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için mikofenolat mofetil’den (CellCept) en az iki saat sonra demir alın.

  • Penisilinlamin

Penisilin, Wilson hastalığı ve romatoid artrit için kullanılır. Demir, vücudunuzun ne kadar penisilin emdiğini azaltabilir ve penisilinlaminin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için penisillamin kullandıktan iki saat önce veya iki saat sonra demir alın.

  • Kloramfenikol

Demir, yeni kan hücrelerinin üretilmesi için önemlidir. Kloramfenikol yeni kan hücrelerini azaltabilir. Uzun süre kloramfenikol alınması, demirin yeni kan hücreleri üzerindeki etkilerini azaltabilir. Ancak çoğu insan kısa süre kloramfenikol alır, bu yüzden bu etkileşim büyük bir problem değildir.

Lütfen hekiminize danışmadan her hangi bir takviye almayınız, ilaçların dozlarını değiştirmeyiniz veya tedavinizi değiştirmeyiniz. Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için doktorunuza danışınız.

Kaynak: https://tr.j-medic.com/51-details-50572

NİASİN VE NİASİNAMİD (B3 VİTAMİNİ) KULLANIMINDA ETKİLEŞİM VE YAN ETKİLER. (2019)

 

Niasin B3 vitamini biçimidir.Maya, et, balık, süt, yumurta, yeşil sebzeler ve tahıl taneleri gibi yiyeceklerde bulunur. Niasin içeren enzimler yağ, kolesterol ve karbonhidrat metabolizmasında, seks ve adrenal hormonların üretiminde görev alır. Niasin pellegranın nedeni araştırılırken bulunmuştur. Şimdi pellegranın nedeninin niasin ve triptofan eksikliği olduğunu biliyoruz. Daha önceki yazımızda pellegra hastalığından bahsetmiştik. (http://sedatirgil.com/ilaclar/pellagra-hastaligi/ )

B3 vitamininin kullanılabilir formları niasin ve niasinamid’dir. Niasin kolesterol seviyesini düşürür. Niasinamid artrit ve erken başlangıçlı tip 1 diyabette faydalıdır. Ayrıca dolaşım problemleri, migren baş ağrısı, Meniere sendromu ve baş dönmesinin diğer nedenleri ve kolera ile ilişkili ishali azaltmak için diğer tedavilerle birlikte kullanılır.  Ayrıca şizofreni, ilaçlara bağlı halüsinasyonlar, Alzheimer hastalığı ve yaşa bağlı düşünme becerileri kaybı,kas spazmları, depresyon,alkol bağımlılığı gibi hastalıkların tedavisinde kullanılır. Bir çalışmada yeni tanı tip 1 diyabetli 7 hasta nikotinamin, 9 hasta ise plasebo almıştır. Altı ay sonra, nikotinamid alanların beşi ve plasebo alanların ikisi hala insüline ihtiyaç duymuyordu. Bunların HbA1c seviyesi ve kan şekerleri normal seyrediyordu. 12 ay sonunda ise yanlızca nikotinamid alan gruptaki üç kişi klinik olarak iyileşme göstermişti. Bu ve benzeri çalışmalara göre eğer yeterince erken verilirse nikotinamid bazı hastalarda diyabet gelişimini önleyebilmektedir. Niasinin alınması, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL veya “iyi”) kolesterol seviyelerini arttırıyor ve metabolik sendromlu kişilerde trigliserit adı verilen kan yağ seviyelerini düşürüyor gibi görünüyor.

Yiyeceklerden ve multivitaminlerden daha yüksek miktarlarda niasin tüketenlerin, Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin, daha az niasin tüketen insanlardan daha düşük olduğu görülüyor. Ancak, tek başına bir niasin takviyesi almanın Alzheimer hastalığının önlenmesine yardımcı olduğuna dair kanıt yoktur.

Uzun süreli salınımlı niasin alınması, erektil disfonksiyonu olan erkeklerin cinsel ilişki sırasında ereksiyon sürdürmelerine yardımcı olur. egzersizden önce niasin ve diğer içerikleri içeren bir takviye almanın, erkeklerdeki egzersiz sırasında performansı iyileştirmediğini göstermektedir. Kandaki yüksek fosfat seviyeleri (hiperfosfatemi). Yüksek kan fosfat seviyeleri böbrek fonksiyon bozukluğundan kaynaklanabilir. Bazı erken araştırmalar, niasinin ağız yoluyla alınmasının, son dönem böbrek hastalığı olan ve yüksek kan fosfat düzeyine sahip kişilerde kandaki fosfat seviyelerini azaltabileceğini göstermektedir. Ancak diğer araştırmalar, niasinin ağız yoluyla daha yüksek bir dozda alınmasının, kan fosfat seviyelerini düşürmek için kullanılan ilaçlarla birlikte alındığında kan fosfat seviyelerini düşürmediğini göstermektedir. Erken araştırma, niasin almanın orak hücre hastalığı olan kişilerde kandaki yağ seviyelerini iyileştirmediğini göstermektedir.

Tüm bu tibbi durumların tedavisinde niasinin etkinliğine dair daha fazla kanıta ihtiyaç vardır.

YAN ETKİLER

Niasin takviyesi alındığında ciltte geçici flushing  gelişebilir(genellikle yüzde ani gelişen kızarma, eritemli lezyonlar). Bunu önlemek için yavaş salınımlı niasin formları bulunmuştur. Bunlar flushing yapmazlar ancak daha fazla yan etkilere neden olabilirler.  Genellikle, bu reaksiyon vücut ilaca alıştıkça geçer. Alkol, kızarma reaksiyonunu daha da kötüleştirebilir. 

Niasinin diğer küçük yan etkileri mide rahatsızlığı, bağırsaklarda gaz, baş dönmesidir. Günde 3 gramdan fazla niasin dozu alındığında daha ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir. Bunlar arasında karaciğer problemleri, gut, sindirim sistemi ülserleri, görme kaybı, yüksek kan şekeri, düzensiz kalp atışı ve diğer ciddi problemler bulunur. Bu veya farklı yan etkileri gözlemlerseniz mutlaka doktorunuza danışın.

ÖNLEMLER

Bu ilacı kullanmadan önce, doktorunuzu, güncel olarak kullandığınız ilaçlar, reçetesiz kullandığınız ilaçlar (örneğin, vitaminler, bitkisel takviyeler, vs.), alerjiler, geçmişte var olan hastalıklarınız ve güncel sağlık durumunuz (örneğin, hamilelik, yaklaşan bir ameliyat, vs.) hakkında bilgilendiriniz. Bazı sağlık koşulları sizi, ilacın yan etkilerine karşı daha duyarlı hale getirebilir. Doktorunuz tarafından yönlendirildiğiniz adımları atın ya da ürünün üzerinde yazılanları dikkate alın. Dozaj, sizin durumunuza bağlıdır.

Niasin, alerjik semptomlardan sorumlu olan kimyasal olan histamin salınımına neden olarak alerjileri kötüleştirebilir. Çok miktarda niasin düzensiz kalp atışı riskini artırabilir. Dikkatle kullanın.  Niasin kan şekeri artırabilir. Niasin alan diyabet hastaları kan şekerlerini dikkatlice kontrol etmelidir. Niasin safra kesesi hastalığını daha kötü hale getirebilir. Niasin karaciğer hasarını artırabilir. Karaciğer hastalığınız varsa mutlaka hekiminize danışın. Niasin, ameliyat sırasında ve sonrasında kan şekeri kontrolünü engelleyebilir. Planlanmış bir ameliyattan en az 2 hafta önce niasin almayı bırakmak gerekir. Niasin, tendonlarda enfeksiyon riskini artırabilir. Tiroksin, tiroid bezinin ürettiği bir hormondur. Niasin kandaki tiroksin seviyesini düşürebilir. Bu, bazı tiroid bozukluklarının semptomlarını kötüleştirebilir.

ETKİLEŞİMLER

Doktorunuza, kullandığınız tüm ilaçları, vitaminleri ve bitkisel takviyeleri anlatın, böylece doktorunuz ilaç etkileşimlerini engelleyebilir. Niacin, aşağıdaki ilaçlar ya da ürünlerle etkileşim gösterebilir:

  • Alkol
  • Allopurinol , gut tedavisinde kullanılır.
  • Karbamazepin , duygudurum düzensizliklerinin tedavisinde kullanılır.
  • Klonidin, yüksek kan basıncının kontrolünde kullanılır. Hem klonidin hem de niasin kan basıncını düşürür. Her iki niasinin klonidin ile alınması, kan basıncınızın çok düşük olmasına neden olabilir.
  • Diyabet ilaçları, uzun süreli niasin ve niasinamid kullanımı kan şekerini artırabilir. Kan şekeri arttırılarak, niasin ve niasinamid, diyabet ilaçlarının etkinliğini azaltabilir.
  • Kolesterolü düşürmek için kullanılan ilaçlar, niasin, kasları olumsuz yönde etkileyebilir. Statinler adı verilen kolesterolü düşürmek için kullanılan bazı ilaçlar da kasları etkileyebilir. Kolesterolü düşürmek için bu ilaçlarla birlikte niasinin alınması, kas problemleri riskini artırabilir.
  • Primidon, epilepsi tedavisinde kullanılır. Niasinamidin vücudun primidonu (Mysoline) parçalama hızını azaltacağı konusunda bazı endişeler vardır.
  • Probenecid, gut tedavisinde kullanılır. Yüksek dozda niasin alınması gutu kötüleştirebilir ve probenid’in etkinliğini azaltabilir.
  • Sulfinpyrazone, gut tedavisinde kullanılır. Yüksek dozda niasin alınması, gutu kötüleştirebilir ve sülfinpirazonun etkinliğini azaltabilir.
  • Aspirin, niasinin neden olduğu kızarmayı azaltmak için sıklıkla niasin ile birlikte kullanılır. Yüksek dozda aspirin alınması, niasinin atılım hızını azaltabilir.Ayrıca yüksek dozda asprin kanamalara neden olabilir.

DOZ

Doz mutlaka hekim kontrolünde belirlenmelidir. SAĞLIK DURUMUNUZA VE KULLANDIĞINIZ DİĞER İLAÇLARA GÖRE DOZ DEĞİŞİKLİK GÖSTERMEKTEDİR.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

KAYNAK: https://tr.j-medic.com/67-details-38788

 

 

 

KANSER TEDAVİSİ GÖREN HASTALARDA BİTKİSEL İLAÇLAR TEHLİKELİ OLABİLİR!

Bitkilerin tüm yararlarına karşın yanlış kullanımları halinde sağlığımıza zarar verebileceğini unutmamak gerekiyor. Lizbon’daki bir kanser konferansında konuşmacı olan Profesör Maria João Cardoso, hastaların sıklıkla denediği bitkisel ilaçların  ve kremlerin uzun bir listesi olduğunu, ancak çoğunun devam eden kanser tedavisine olumsuz yönde etki edebildiğini belirtti.

Bazı bitkisel ürünlerin yara iyileşmesini geciktirdiğini veya kemoterapi ve hormon tedavilerini engellediğini, her beş meme kanseri vakasından birinde kanserin cilde yayılarak yaralara yol açtığı bildiren Prof Cardoso, hastaların tamamlayıcı bitkisel tedavileri denemeden önce, özellikle kanserleri cilde yayıldıysa, doktor kontrolünde destekleyici ürünleri kullanmalarının önemini vurguladı.

Özellikle cilde uygulanan bitkisel ürün ve topikal kremlerin oldukça yaygın ve genellikle hekimin bilgisi dışında kullanıldığını ileten İngiltere Kanser Araştırmaları’nın baş hemşiresi Martin Ledwick, bitkisel ilaçların her türlü kanseri tedavi edebileceğine dair yeterli-güçlü kanıtların olmadığını, hastaların doktorları tarafından onaylanmamış bitkisel ilaçları kullanmamaları gerektiğini belirtti.

HANGİLERİNDEN KAÇINILMALI ?

Yapılan laboratuvar incelemelerinde, bazı bitkisel ilaçların kan pıhtılaşma sürecini azaltabileceğini göstermiştir.

PIHTILAŞMAYI ETKİLEYEBİLECEK BİTKİLER:

Sarımsak, zencefil, zerdeçal, ginko, ginseng, akdiken, at kestanesi gibi bitkisel ürünler kanın pıhtılaşmasını geciktiriyor.

Hastaların internetten yanlış bilgi edinme ihtimalinin yüksek olduğu, bu nedenle herhangi bir tedaviye başlamadan önce mutlaka doktora danışmak gerektiği vurgulanıyor.

Prof Cardoso , Tıbbın altın kuralı olan önce zarar verme ilkesinin unutulmaması gerektiğini, kanserin psikolojiye olumsuz etkilerine karşı yoga, farkındalık egzersizleri gibi yöntemlerin stresi azaltmada olumlu etkilerinin olabileceğini iletti.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.huffingtonpost.co.uk/entry/how-herbal-remedies-can-actually-be-dangerous-for-cancer-patients_uk_5dcd20c2e4b03a7e02955b7d??ncid=newsltukhpmglife&guccounter=1

Aromatik Yağların Yan Etkileri ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar.

Uçucu yağlar bitkilerin yaprak, çiçek, meyve, kabuk ve kök kısımlarından çeşitli yöntemlerle elde edilen, çoğunlukla sıvı, nadiren yarı katı halde, oda ısısında uçucu özelliğe sahip yağlardır.

Uçucu yağlar oldukça konsantre ve güçlüdür. Örnek olarak 1 klogram lavanta uçucu yağı elde edebilmek için, 150 kg lavanta çiçeği kullanılır. Uçucuu yağlar, üretildikleri bitkiden çok daha yüksek dozda etken madde içerir.  Bu durumda da akıllara gelen ilk soru bu denli yüksek miktarda etken madde içeren uçucu yağların yan etkilerinin olup olmadığıdır. Makyaj ürünlerinden cilt bakımlarına, migren tedavisi gibi alternatif tıp uygulamalarında, gıda aromasından parfüm yapımına, ilaç sanayisinden dezenfektanlara kadar birçok alanda kullanılmaktadır.  Uçucu yağların bilinçsiz kullanımı özellikle cilt üzerinde önemli sorunlara yol açarken, istenmeyen ilaç etkileşimleri ile fototoksisite, karaciğer toksisitesi ve nörotoksisite vakaları görülebilmektedir. Ancak bir çok insan doğal ürünler olmaları nedeniyle uçucu yağların her hangi bir yan etkisi olmayacağını düşünmektedir.  Örnek olarak 2012 yılında yayınlanan bir vakada yüksek dozda oral yoldan alınan nane yağının neden olduğu toksik şok tablosunu anlatmaktadır. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3546250/

Amerikan Zehir Kontrol Merkezleri Birliği Ulusal Zehir Veri Sistemi 2015 Yılı Faaliyet Raporuna göre 20 yıllık süre zarfında her yaş grubundan küçük ve tüm advers olayların karşılaştırılması sonucunda özellikle 6 yaş altındaki çocuklarda olumsuz sonuçlar oldukça fazladır.

Ne Yapılmalı?

Aromaterapide kullanılan tüm ürünler yüzde 100 doğal ve organik olsa da doğru uçucu yağ , doğru oranlar ve doğru uygulama yöntemleri sağlanmadıkçagüvenli ve faydalı olmamaktadır. Her konuda olduğu gibi aromaterapi konusunda da konunun gerçek uzmanları ile çalışmak ve doğru adımları atmak önem taşıyor.

Bir tıp doktoru reçete etmediği sürece asla dahili olarak kullanılmaması gereken uçucu yağlar,  harici kullanımda  dermal hassasiyet, irritasyon, baş ağrısı ve migren, mide bulantısı, astım nöbetlerine neden olabilmektedir. Hamilelik, emzirme dönemlerinde ve çocuklarda doktora danışılmadan kullanılmamalıdır. Satın almak istediğiniz uçucu yağı, mümkünse üretiminden (yeri, tarihi, bitkinin kendisi) kimyasal kompozisyonuna kadar tanıyın. Kullanmak istediğiniz uçucu yağ ile ilgili dozaj ve kullanıma ilişkin güvenlik uyarılarını mutlaka güvenilir bir kaynaktan okuyun, öğrenin ve devamlı bilgilerinizin sağlamasını yapın. Bergamot gibi fototoksik bileşikler içeren uçucu yağları kullandıktan sonra en az 12 saat güneş ışığına çıkmayın. Ailenizde veya sizde herhangi bir fiziksel veya ruhsal rahatsızlık geçmişi varsa, uçucu yağları kullanmadan önce mutlaka doktorunuz ile durumu görüşünüz. Astım veya benzeri bir akciğer rahatsızlığı bulunan bireyler aromaterapi için buhar inhalasyonu kullanmamalıdır. Esansiyel yağlar yanıcıdır ve ısı kaynaklarından uzakta tutulmalıdır, çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanmalıdır.

Yanlışlıkla uçucu yağların ağızdan alınması veya, alerjik reaksiyonların başlaması, yan etkilerin gözlenmesi durumunda, kullandığınız ürün ile birlikte acil yardım alın. Esansiyel yağlar göze temas ederse bol su ile durulayarak derhal bir hekime başvurun. Evcil hayvanlarınız için veterinerinize danışın. Difizörde kullanılan esansiyel yağlar, insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için doktorunuza danışınız.

 

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/326732.php?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_country=TR&utm_hcp=yes&apid=&utm_campaign=MNT%20Weekly%20News%202019-10-23&utm_term=MNT%20Weekly%20News#uses

 

 

 

 

Keto diyeti sedef hastalığında potansiyel olarak zararlı

Ketojenik Diyet Bazı Cilt Hastalıklarını Kötüleştirebilir.

Fareler üzerinde yapılan bir araştırma çok yüksek yağ içeriğine sahip ketojenik diyetlerin cilt hastalıklarını kötüleştirebileceğini gösteriyor.  Uzmanlar özellikle sedef hastalığı bulunan bireylerin bu tür diyetlerden kaçınmasını öneriyor.

Ketojenik diyet karbonhidrat alımı düşük yağ alımı ise oldukça yüksek olan bir diyet türüdür. Genellikle kilo vermek amacı ile uygulanan ketojenik diyet kaba tabiri ile vücudun karbonhidrattan ziyade yağları enerji kaynağı olarak kullanmasını hedeflemektedir. Bazı çalışmalar keto diyetinin tip 2 diyabetin semptomlarını yönetmede yardımcı olduğunu ve bilişsel işlevlerle ilgili sorunlara karşı koymada, epilepsi nöbetlerini azaltmada etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak keto diyeti grip benzeri semptomlar ve deri döküntüleri gibi bazı istenmeyen etkilere neden olabilir.

Keto diyeti sedef hastalığında potansiyel olarak zararlı

Araştırmacılar, psoriasis benzeri deri iltihabı olan fare gruplarını, farklı ketojenik diyetlerle besledi. Yüksek MCT diyetlerinin – özellikle balık yağı, fındık veya tohumlardan türetilen omega-3 yağ asitleri içeriyorlarsa – farelerde cilt iltihaplarının daha da kötüleştiğini bulan araştırmacılar, uzun zincirli trigliserit (LCT) bazlı ketojenik diyetlerin sedef hastalığı benzeri cilt iltihabının ilerlemesini yavaşlatıp yavaşlatamayacağını da araştırdı. Her hangi bir iyileşme gözlenmese de Öncelikle zeytinyağı, soya fasulyesi yağı, balık, kuruyemiş, avokado ve et gibi [LCT’ler] ile sınırlı, dengeli bir ketojenik diyetin cilt iltihabını arttırmadığını, özellikle omega-3 yağ asitleri ile birlikte yüksek miktarda MCT içeren ketojenik diyetlerin önceden mevcut cilt  hastalıklarını daha da kötüleştirebileceğini bildirdi.

Bu araştırmaya yönelik bilinmesi gereken bir diğer nokta, araştırma kapsamındaki farelerin, çoğu insanın uygulayamayacağı derecede %77 oranında yüksek yağ ile beslenmiş olmalarıdır.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/326724.php?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_country=TR&utm_hcp=yes&apid=&utm_campaign=MNT%20Weekly%20News%202019-10-23&utm_term=MNT%20Weekly%20News

Ketojenik Diyet Zararlı mı ?

Dr Alp Sırman’ın populer science dergisinde yayınlanan “beslenmenin evrimi üzerine” başlıklı yazısı keton diyetinin çarpıcı yönlerini ve yan etkilerini ortaya koyuyor. Içeriye göre; bu dediklerin hepsi 140 yıllık bir kitaptan esinlenilmiş. Ayrıca kitabı yazan da bir tıp veya beslenme uzmanı değil cenazeye levazımatçısıymış. Bu kitabı 1864’te bir İngiliz cenaze levazımatçısı olan William banting, doktorunun kendisine verdiği beslenme önerilerini uygulayıp zayıfladıktan sonra yazmış. Günümüzde kilo vermeye çalışan çoğu kişi bir cenaze levazımatçısının kendisine verdiği beslenme önerilerini uyguladığında habersiz olabilir. Bizde bu nedenle bu yazıda alıntılar sunuyoruz. Banting 30’lu yaşlarında şişmanlamaya başlamış. Onun için o dönemde hareket etmek bugünkü gibi obeziteye karşı çözüm olarak görüyormuş. Bu nedenle Nehir kıyısında Oturan Banting 2 saat boyunca kürek çekmiş. Ancak bu durum onun iştahının daha da çok açılmasına sebep olmuş ve daha fazla yemek yemesiyle sonuçlanmış. Ancak bu durum onun daha fazla kilo almasına sebep olmuş. 1862 yılında bir 65 boyunda 91 kilo olan adam günlük aktivitelerini yerine getirmekte zorlanıyormuş. Nefes darlığı bel fıtığı gibi rahatsızlıklardan ve duyma güçlüğünden yakınan Banting kraliyet cerrahi Akademisi üyesi dr. William Harvey’den bugün için tarihi kabul edilen bir randevu almış. Bu sırada Dr. William Harvey, Paris’te yapılan bir Tıp kongresinden dönmüş ve zamanın ünlü fizyoloğu Claude Bernard’ın karaciğerin şeker metabolizması ve şekerin depolanması ile ilgili çalışmalarından çok etkilenmiş. Claude Bernard aç bırakılan köpeklerin karaciğer toplardamarların da yüksek düzeyde şeker tespit ettiği için, karaciğerin şeker metabolizması ve saklanmasındaki rolünü biliyordu. Sindirim metabolizması üzerinde çalışmalar yaptığından sindirim sistemi fizyolojisi ve diyabet konusunda dönemin en bilgili bilim insanıydı. Dr. Harvey kulaklarındaki duyma sorunu için gelen Banting’in göbeğinden gözlerini alamaz ve öğrendiği bilgileri onun üzerinde kullanmak ister. Banting’e bugün yaygın kullanılan düşük karbonhidrat ve yüksek yağlı bir diyet verir. Banting bu diyet ile 1 yılda 25 kilo verir ve son 26 yılının en sağlıklı günlerini geçirir. Bu sonuçtan o kadar etkilenir ki bir kitap yazar. Letter on Corpulance . Tarihin ilk yüksek protein,yağ ve düşük karbonhidrat içeren diyet kitabı da böylece 1864 tarihinde bir kulak burun boğaz uzmanı önerileri ile yazılmış olur.

Dr. Alp Sırmanın ilgili makalesinden özetle;

Ketojenik diyet

Önce şu konuyu belirteyim, ketojenik diye isimlendirilen ama ketojenik olmayan bol Kuruyemiş, bezelye proteini veya ünlülerin yaptığı ketojenik görünümlü diyetler ile ilgisi yok. Kısaca konumuz beslenmenin evrimi, modası değil. Düşük karbonhidratlı beslenmenin tarihinde biraz daha geriye gidelim. 140 yıl da neymiş diyenler için sanırım 4000000 yıl yeterli olur. 4000000 yıl önce de dönem dönem göbek çevremizdeki birikmiş yağları ketojenik diyet ile tüketip zayıflıyorduk. Fakat burada önemli bir ayrım var. 4000000 yıl önce çok şişmanladık biraz Keto beslenelim de zayıflayalım karşı kabilede yakışıklı/güzel bir şempanze var ona güzel görüneyim gibi bir amacımız yoktu. O yıllarda Ne yesem diye bir seçimde yapamıyorduk. Ne bulursak onu yiyorduk. Hayatta kalmaya çalışıyorduk. Peki neden ketojenik diyet yapıyorduk? İnsan bile değilken. Alt tarafı şempanze, şişman olsa ne olur zayıf olsa ne olur diye düşünen kişiler olabilir açıklayayım: Yapmak zorundaydık. Zorunluluk kış koşullarında başka tür beslenme seçeneğimiz olmamasından kaynaklanıyordu. Menümüzde olan, soğuktan donmuş hayvan kemiklerinin içindeki ilikleri emmeye çalışmaktı. Ayrıca şanslıysak kemik üzerindeki bir miktar et parçalarını da sıyırıyorduk. Birazda bitki kökleri.

Şimşek hızıyla fırlayan göbek

Bizler meyveleri yiyip mümkün olduğunca yağlanan, yağ biriktiren, kışın da o yağları tüketerek hayatta kalan bir türüz. Bugün unlu ürünler ,şekerler özellikle rafine şekerler gibi basit karbonhidrattan zengin beslendiğimizde Şimşek hızıyla göbeğimizin çıkmasıda bu türün devamı olmamızdan kaynaklanıyor. Az önce yazdığım gibi basit şekerler ve Karbonhidratları hemen yağa çevirmek üzere düzenlenmiş bir metabolizmamız var. Sonbaharda meyveler olgunlaşıyor, biz olduğumuz tüm meyveleri oburca tüketiyoruz ve bu sırada doyma hissi bile oluşmuyor. Çünkü doyma refleksi olursa ağaçtaki meyvelerin ya da büyük bir şans ile bulduğumuz balın tümünü yeme şansımız ortadan kalkar. Kim bunlar kışa hazırlık için. Peki bu sistem 7/24/365 yiyeceğin bol olduğu ortamda ne yapar? Obezite ve metabolik hastalık tablosu tabii. Tarım devriminden bu yana yiyecek bol, neden obezite son 30 yılın hikayesi olarak ortaya çıktı diye soracak olursak hazır besin endüstrisi ve içecek endüstrisi bu problemi ortaklaşa bir şekilde son dönemde yarattı.

Ketojenik diyet zararlı mı?

Bizler kış dönemlerinde ketojenik diyet, yani bulduğumuz hayvanların Kemik iliklerindeki yağ ve çok az karbonhidrat ile kış koşullarında yaşamaya göre evrildik. Ama bu beslenme şekli uzun süreli beslenmeye uygun değil. Çünkü uzun süreli ketojenik beslenme yani altı aydan fazla süre ketojenik beslenildiğinde;

  • Lif olmadığından mikrobiyotamız sağlıksız hale geliyor ve kabızlık başlıyor.
  • Düşük düzeyde asidoza yol açtığından kemiklerde bulunan kalsiyum çözünüyor ve bu böbrek taşlarına ve kemik erimesine yol açıyor.
  • Lipid profilinde hiperlipidemi yönünde değişim oluşuyor, kolesterol düzeyi yükseliyor.
  • Çocuk ve gençlerde asidoz baskılanan büyüme hormonunun yol açtığı kemik gelişimi ve büyüme problemleri ortaya çıkabiliyor.

Ketojenik diyet kilo verme amaçlı uygulanabilir ama en kısa zamanda sağlıklı beslenme rejimine dönülmesi şartıyla. Tekrarlamak istiyorum buraya kadar okuduklarınız orijinal ketojenik diyet. Zaten güncel ketojenik diyetler ismi değiştirilmiş Akdeniz diyetine dönüşmüş durumda ve içinde bitkisel yağlar ve daha fazla protein, sebzeler,kuruyemişler ve salatalar var. Bilindiği gibi Akdeniz diyeti ve yaşam şekli de en sağlıklı beslenme şekli. Bilimden ayrılmayın.

Kaynak: Popular Science / Eylül / 2019 /

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Elektronik Sigara Ölümlere Neden Oluyor

Türkiye’de kapalı alanlarda sigara içmenin yasaklanmasıyla birlikte elektronik sigara kullanımı popüler hale geldi. Özellikle  reşit olmayan gençler arasında da elektronik sigaranın kullanımı yaygınlaştı. Geçtiğimiz ay ABD’nin 14 eyaletinde yaşları 18 ile 49 arasında değişen yaklaşık 100 kişi çeşitli şikayetlerle hastanelere başvurmuştu, bir kısmı solunum cihazına bağlanmak suretiyle yoğun bakıma alınmıştı. Sağlık yetkililerinin yaptıkları araştırma sonucunda ise hastalığa elektronik sigara kullanımının yol açtığı belirlenmişti. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC)’den yapılan açıklamaya göre , geçen haftalarda ergenler ve genç yetişkinler arasında “e-sigara kullanımıyla ilişkilendirilen ve akciğerle ilgili olan bir dizi hastalığın” olduğu bildirildi. Bu durumun ardından ise yetkililer, doğrulanmış vakaların bulunduğu en az beş eyalette (Kaliforniya, Illinois, Indiana, Minnesota ve Wisconsin), vakaların sebebini öğrenmek için müdürlükleriyle birlikte çalışıyorlar. Hastalığın en yaygın belirtilerinin ise nefes darlığı ve göğüs ağrısı olduğu açıklandı.

New York’ta 17 yaşındaki bir genç elektronik sigara ile ilişkili akciğer hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti. Ölen kişi New York Eyaletinin ilk vaping (elektronik sigara) ilişkili ölümüdür ve ülke genelinde gizemli hastalıktan ölen en genç kişidir. Geçen ay elektronik sigaraya bağlı hastalık bulguları nedeniyle iki kez hastaneye yatırılan gencin, ölüm sebebinin doğrudan elektronik sigara ile bağlantılı olup olmadığı araştırılıyor.  Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre, şu ana kadar ABD’deki elektronik sigara kaynaklı hastalıktan 23 kişi öldü. 

Aynı grup tarafından Ekim ayında yapılan bir araştırma, akciğer hastalıkları ile e-sigara kullanımı arasında bir bağlantı buldu. Kurum ayrıca resmi olarak insanlara ilgili tüm ürünlerden uzak durmalarını tavsiye etti. New York Üniversitesinden (NYU) bilim adamları, elektronik sigaranın, gerçek sigaranın daha sağlıklı bir alternatifi olup olmadığını anlamak için fareler üzerinde deney yaptı.

Moon-Shong Tang liderliğindeki araştırma ekibi, 40 fareyi bir yıl boyunca elektronik sigaralarda solunan türden izoprofilin glikol ve bitkisel gliserinde çözünmüş nikotin aerosolüne maruz bıraktı.

Araştırma ekibi, 20 farenin aynı türden ancak nikotin içermeyen aerosol, 20 farenin de sadece filtrelenmiş hava solumasını sağladı. Bir yılın sonunda haftada 20 saat nikotin aerosolünü soluyan 40 farenin yüzde 22,5’inin akciğer dokularında kanserli tümörler gelişirken, yüzde 57,5’inin idrar torbasında kansere dönüşebilecek kitleler çıktı. Diğer yandan araştırma sürecinde nikotine maruz kalan grupta 5, kontrol gruplarında da 2’şer fare öldü.

Çalışmanın makalesi Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlandı.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

Kaynak: https://futurism.com/neoscope/first-teen-dies-vaping-illness-us

Magnezyum Eksikliği

Magnezyum Vücutta, en fazla bulunan dördüncü mineraldir. İnsan bedenindeki toplam magnezyumunun yaklaşık yüzde 99’u kemiklerde, kaslarda ve yumuşak dokularda bulunurken, sadece yüzde 1’i kandadır.

Yapılan araştırmalar 1900’lü yıllara göre magnezyum alımının neredeyse yarıya indiğini ve yetersiz olduğunu göstermektedir. (https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15930481) aynı şekilde araştırma sonuçlarına göre  kan magnezyum düzeyi normal çıkan bireylerde bile magnezyum eksikliği bulunabiliyor. Çünkü sadace yüzde 1’i kanda bulunan magnezyum düzeyinin düşük olması durumunda diğer dokulardan takviye edilerek kan magnezyum düzeyi dengeleniyor.

MAGNEZYUMUN GÖREVİ;

  • Yorgunluğun ve bitkinliğin azalmasına katkıda bulunur.
  • Elektrolit dengesine katkıda bulunur.
  • Normal enerji oluşum metabolizmasına katkıda bulunur.
  • Sinir iletimi ve kalp kasının da dahil olduğu kas kasılımına katkıda bulunur.
  • Normal protein sentezine katkıda bulunur.
  • Normal kemiklerin korunmasına katkıda bulunur.
  • Normal dişlerin korunmasına katkıda bulunur.
  • Hücre bölünmesinde görevi vardır.

MAGNEZYUM EKSİKLİĞİ BELİRTİLERİ

  • Huzursuz bacak sendromu
  • Saç dökülmesi
  • Halsizlik
  • İştahsızlık
  • Kabızlık
  • Baş ağrısı, baş dönmesi
  • Çarpıntı ve ritim bozukluğu
  • Uyku problemi
  • Tırnakların uzamaması ve kırılması
  • Hafızanın zayıflaması
  • Tansiyon yüksekliği
  • Tuzlu gıdalar tüketme isteği
  • Mide bulantısı
  • Kalsiyum eksikliği
  • Zihin bulanıklığı
  • Depresyon

Bu belirtiler, eğer başka bir bozukluğa veya vitamin- mineral eksikliğine bağlı değil ise magnezyum eksikliği de akılda tutulmalıdır. Bazı ilaçlar (bazı antibiyotikler, kortikosteroidler, antiasid ilaçlarve bazı kalp ritim ve kalp yetmezliği ilaçları), magnezyum atılımını, emilimini etkileyebilir. Hekiminizden bu konuda ayrıntılı bilgi alabilirsiniz. Ayrıca yapılan çalışmalar magnezyum eksikliğinin D vitamini eksikliğine de neden olduğunu göstermektedir. (https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180226122548.htm

Yaşlılıkla beraber vücudun magnezyum ihtiyacı artmaktadır. Menapoz sürece dahil olduğunda magnezyum eksikliğinin belirtileri çok daha ciddi bir şekilde ortaya çıkabilir. Emilim eksikliği veya kötü beslenme magnezyum ihtiyacının besinlerden karşılanmasını zorlaştırır. Bu tip durumlarda hekiminizin önerdiği dozda magnezyum takviyesi almak gerekebilir.

 

Magnezyum takviyesi tipleri değişiklik göstermekle beraber, Sitrik asidin enerji metabolizmasındaki merkezi rolü nedeniyle magnezyum sitrat enerjinin çok gerektiği kas ilişkili işlerde ve spor yapan bireylerde spor sonrası kasların dinlenmesi, yeniden toparlanması için tavsiye edilmektedir.

Magnezyum glisinat sinir, beyin ilişkili hatta mikrobiyota ilişkili durumlarda daha fazla faydalanım sağlamaktadır. Uzmanlar anksiyete (kaygı) bozukluklarında ise glisinat tavsiye etmektedir. Uzmanlar Sitrat veya glisinatın her ikisinin de beyin bariyerini geçebildiğini ve migren tedavisinde kullanıldığını belirtiyor. sitrat veya glisinatın kandaki etkiside birbirine çok yakın.

MAGNEZYUM NELERDE BULUNUR?

  • Yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, pazı..)
  • Kuruyemiş, tohumlar (kaju, susam, kabak- ay çekirdeği..)
  • Baklagiller (nohut, mercimek, barbunya, kuru fasulye..)
  • Sebzeler (brokoli, taze fasulye, enginar, pırasa..)
  • Deniz ürünleri (somon, uskumru, karides..)
  • Bitter çikolata
  • Hindistan cevizi
  • Meyveler (muz, çilek, incir..)
  • Bazı baharatlar (kimyon, karanfil)
  • Domates
  • Rezene

Bir takviye kullanmadan önce mutlaka hekiminize danışmayı ve gerekli tetkikleri yaptırmayı ihmal etmeyiniz. Vücudumuz için gerekli olan tüm vitamin ve minerallerin dengesi hayati önem taşımaktadır. Bu nedenle bilinçsiz olarak herhangi bir gıda takviyesi tükenmeyiniz.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Kaynak:  https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/15930481

https://www.fitekran.com/magnezyum-eksikligi-belirtiler-nedenler-takviyeler/

https://www.sciencedaily.com/releases/2018/02/180226122548.htm

 

 

 

 

Kolin Diyeti ve Demans

Kolin esansiyel bir besin maddesidir. Normal vücut fonksiyonları ve sağlık için önemli bir ögedir. Kolin suda çözünür bir maddedir fakat vitamin veya mineral değildir. Metabolizma, karaciğer , beyin , kas ve sinir sistemi gibi pek çok hayati olayda rol oynamaktadır. Hücre yapısı , hücreler arası mesaj taşınması, yağların taşınması ve metabolizması , DNA sentezi, sinir sistemi üzerinde temel görevleri bulunmaktadır. Kolin, hafıza, ruh hali ve zekayı düzenlemede önemli bir rol oynayan bir nörotransmitter olan asetilkolini üretmek için gereklidir. Bu nedenle, kolin alımının beyin fonksiyonundaki gelişmeler ile ilişkili olması hiç şaşırtıcı değildir.

Doğu Finlandiya Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan yeni bir çalışma, fosfatidilkolin diyeti alımının demans riskini azaltmada etkili olduğunu öne sürüyor. Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre kolin alımı %28 oranında demans riskini azaltıyor. Alzheimer hastalığı, şu anda tedavisi olmayan en yaygın bunama nedenidir. Bu nedenle, yeni bulgular demansın önlenmesinde hayati bir rol oynayabilir.

Çalışmanın verileri Kukiyo İskemik Kalp Hastalığı Risk Faktörü Çalışması, KIHD’den elde edildi. Araştırmanın başlangıcında, 1984-1989 yıllarında, araştırmacılar 42-60 yaş arası yaklaşık 2500 Finli erkeği diyet ve yaşam tarzı alışkanlıkları ve genel olarak sağlık açısından analiz ettiler. Bu veriler ortalama 22 yıllık bir takip süresinden sonra hastane kayıtları, ölüm nedenleri ve ilaç geri ödeme kayıtları ile birleştirildi. Ayrıca, çalışmanın başlamasından dört yıl sonra, yaklaşık 500 kişi hafıza ve bilişsel işlemlerini ölçen testleri tamamladı. Takip sırasında 337 erkekte bunama gelişti.

Yoğun bir şekilde egzersiz yapan sporcular, yüksek miktarda alkol tüketenler, menopoz sonrası kadınlar, hamileler kolin eksikliği açısından daha yüksek riske sahiplerdir.

Yapılan çalışmalar, özellikle Alzheimerlı hastalarda asetil kolin yapılması için ihtiyaç duyulan enzim çok az olduğunu göstermektedir.  Alzheimerlı hastalara kolin kaynağı olarak zengin olan yumurta sarısı, soya, organ etleri ve ayrıca buğday embriyosunda bol bulunan “lesitin” veya diğer adıyla “phosphatidyl kolin” verildiğinde,   hastaların hafıza kaybında geçici düzelmeler görülmüştür. Araştırmacıların dikkat çektiği diğer husus; beynin hafızayla ilgili bölümlerinin özellikle bebeklikte ve çocukluk döneminde yeterli kolin alınarak geliştirilmesi gerektiğidir. Anne sütüyle uzun süre beslenen bebeklerde kolin ihtiyacı karşılanmaktadır.

En iyi kolin kaynağı besin maddeleri Yumurta sarısı, organ etleri, soya ve yeşil yapraklı sebzelerdir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.sciencedaily.com/releases/2019/08/190806101530.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC2782876/

UMUMİ TUVALETLERDE COVİD-19 ENFEKSİYONU RİSKİNİ DÜŞÜRMEK İÇİN SİFONU ÇEKERKEN KLOZET KAPAĞINI KAPALI TUTUN!

UMUMİ TUVALETLERDE COVİD-19 ENFEKSİYONU RİSKİNİ DÜŞÜRMEK İÇİN SİFONU ÇEKERKEN KLOZET KAPAĞINI KAPALI TUTUN! …

PSİKİYATRİ VE ORUÇ

2021/ Psikiyatri Uzmanı Dr. Sedat İrgil PSİKİYATRİ VE ORUÇ “Psikiyatrik Hastalıklar da biyolojik hastalıklar gibi …

FONKSİYONEL TIP NEDİR ?

FONKSİYONEL TIP NEDİR ? Tıbbın her dalında tanı ve tedavi yaklaşımları bireyselleştirilmiş ve kişiye özeldir. …