Kategori: <span>Sağlık</span>

Vagus sinir stimülasyonunu duydunuz mu ?

Vagus sinir stimülasyonunu duydunuz mu ?

Vagus pili ya da epilepsi pili olarak da bilinen vagal sinir stimülatörü epilepsi tedavisinde kullanılan alternatif yöntemlerden biridir. Bir kişinin beyin sapından boynuna, göğsüne ve karnına kadar uzanan uzun bir kraniyal sinir olan Vagus siniri, parasempatik sinir sisteminin bir parçasıdır.

Vagus siniri sindirim, kalp atış hızı ve solunum hızı dahil olmak üzere çeşitli organ fonksiyonlarını kontrol eder. Vasomotor aktiviteden ve şu gibi reflekslerden sorumludur:

  • öksürük
  • hapşırma
  • yutma
  • kusma

 

Vagus siniri ayrıca seslendirmeyi, ruh halini ve bağışıklığı düzenler. Bir kişinin kulaklarındaki, sinüslerindeki ve yemek borusundaki duyusal fonksiyonları da etkiler. Beyin ve kalp arasındaki iletişimi sağlayan bu sinirin bağırsak, böbrek, safra kesesi, akciğer, karaciğer, pankreas, boyun, dil ve kulaklarla da bağlantısı bulunmaktadır.

Vagus sinirini doğal olarak uyarmanın yolları şunlardır:

  • Şarkı söylemek
  • su ile yüksek sesle gargara
  • öksürük
  • meditasyon
  • soğuk suyla duş almak
  • yüze buzlu su uygulama
  • derin nefes egzersizleri
  • gülme

 

VNS bir kişinin ruh sağlığı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir ve kronik tedaviye dirençli depresyon ve travma sonrası stres bozukluğunun tedavisinde kullanılabilir.

Vagus siniri stresle ilişkili durumların somatik ve bilişsel semptomlarını düzenlemede yardımcı olabilir. Kan basıncının düşürülmesi ve kalp atım hızının yavaşlamasına yardımcı olabilir.

 

Kaynak: Vagus sinir stimülasyonu: Yararları, riskleri ve daha fazlası (medicalnewstoday.com)

 

 

 

 

 

dis sagligi

Diş macunundaki florür hakkında bilinmesi gerekenler

  • Diş macunundaki florür hakkında bilinmesi gerekenler

  • Diş macununda neler bulunur ?

  • Florür nedir ve neden diş macunundadır?

  • Riskler nelerdir ?

  • Yüksek seviyede florür maruziyeti hangi sorunlara yol açar

  • Diş macunu seçerken nelere dikkat edilmelidir ?

Diş macunundaki florür;

Birçok diş macunu, diş sağlığını korumaya yararları olduğu için florür içerir. Çok fazla florür sağlık için risk oluşturabilir, ancak bir kişi diş macunu tavsiye edildiği gibi kullanıyorsa diş macununda bulunan miktarlar genellikle güvenlidir. Diş macunu iyi ağız hijyeninin önemli bir parçasıdır. Mevcut birçok seçenekle, hangisinin doğru seçim olduğunu bilmek zor olabilir.

Birçok diş macunu, toprakta ve kayalarda doğal olarak bulunan bir mineral olan florür içerir. Bu makalede florürün ne olduğu ve üreticilerin diş macununa neden eklediklerine bakmaktadır. Ayrıca florür fayda ve risklerini ve en iyi diş macununu seçmek için ipuçlarını kapsar.

Diş macununda neler bulunur ?

  • Kalsiyum karbonat veya kalsiyum fosfat gibi aşındırıcılar. Bunlar dişlerin yüzeyine yapışan kalıntıları yok etmek amacı ile eklenir.
  • Sodyum aljinat veya ksanthan sakızı gibi bağlayıcılar. Bunlar diş macununa elastikiyet ve form sağlar ve kurumasını önlemeye yardımcı olur.
  • Gliserol veya propilen glikol gibi humektifler. Bunlar diş macununun sertleşmesini önler
  • Sodyum lauryl sülfat veya sodyum alkilsulfo süksinit gibi köpüren ajanlar.
  • Koruyucular, mikroorganizmaların büyümesini önlemek için.
  • mineyi güçlendiren ve boşlukları önleyen florür
  • spearmint, nane veya mentol gibi tatlandırıcılar
  • sorbitol, gliserol ve ksilitol dahil tatlandırıcılar
  • stronsiyum klorür veya potasyum nitrat dahil diş eti hassasiyetine yönelik ajanlar

 

Florür nedir ve neden diş macunundadır?

Çocuklarda ve yetişkinlerde, dişleri çürümeye karşı korur, plak oluşumunu engeller 7 yaş altındaki çocuklarda diş gelişimini destekler.

Riskler

Çok fazla florür diş florozisine yol açabilir. Floroz, diş minesinde beyaz veya bazen kahverengi renk- lekeler oluşmasına neden olur. Bu durum küçük çocuklarda diş macununu tükürmek yerine yutması sonucu gelişir.

Diş florozis riskini azaltmak için ebeveynler şunları yapmalıdır:

  • 6 yaş altı çocuklarının diş macununu yutmasını engellemek,
  • 3-6 yaş arası bezelye tanesinden daha fazla macun kullanmamak,
  • 2 yaş altı çocuklar için diş mavunu seçiminde hekime danışmak.

Yüksek florür seviyelerine kronik maruziyet de iskelet florozisine yol açabilir. Bu, florür kemiklerde birikerek sertliğe ve ağrıya , kireçlenmeye neden olur ve çoğunlukla yüksek florürlü içme suyu kullanımında görülür.

Yüksek seviyede florür maruziyeti ;

  • akne
  • yüksek tansiyon,kardiyak yetmezlik ve miyokard hasarı dahil olmak üzere kardiyovasküler problemler
  • diyabet
  • kız çocuklarında düşük doğurganlık oranları ve erken ergenlik
  • osteoartrit, temporomandibuler eklem bozukluğu ve kemik kanseri
  • bağışıklık sistemi komplikasyonları
  • daha düşük IQ
  • bilişsel eksiklikler, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB)ve nörolojik eksiklikler
  • tiroid disfonksiyonuna neden olmaktadır.

Diş macunu seçerken;

Mümkünse doğal olan ve içinde florür olmayan yada daha düşük seviyede florür bulunan ve onaylı ürünler tercih edilmelidir. 3 yaşına kadar olan çocuklar milyonda 1.000 parça (ppm) florür seviyesine sahip diş macunu kullanmalıdır. 3 yaş ve üzeri herkes florür seviyesi 1.350-1.500 ppm olan diş macunu kullanmalıdır.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

 

 

Fonksiyonel Tıp Nedir ?

Fonksiyonel Tıp

Tıbbın her dalında tanı ve tedavi yaklaşımları bireyselleştirilmiş ve kişiye özeldir. Bu bağlamda fonksiyonel tıp, tıbbın ta kendisidir. Tanı ve tedavi sürecinde yaşam tarzı, beslenme alışkanlıkları, genetik özellikler, çevresel etmenler gibi bir çok faktörü göz önüne alarak hastalığa neden olan etmenleri ve fonksiyonel bozuklukların nedenlerinin belirlenmesi ve tedavinin bu yönde planlanmasını amaçlamaktadır.
Fonksiyonel tıp modern tıbbın sunduğu bilimsel testleri kullanır. Fonksiyonel tıp, daha ayrıntıya inmeyi ve tedavide daha fazla bireyselliği hedeflediğinden standart test ve tıbbi uygulamaların yanında kişinin genetik/epigenetik yapısını, vücudun doku düzeyindeki toksin (ağır metal vb.) yükü, intra-selüler düzeyde mikrobesin (vitamin-mineral vb) düzeyleri kısaca daha ileri biyokimya, mikrobiyoloji ve genetik testleri kullanır.
Özellikle kronikleşmiş sağlık sorunlarını hedef alan fonksiyonel tıp, hastalığın altında yatan beslenme, yaşam şekli, duygu durumu, genetik yapının bir arada değerlendirilmesi ile kişinin çok yönlü desteklenerek sağlığına kavuşması ve en önemlisi bu sağlığı sürdürmesi için çaba harcar.
Fonksiyonel tıp alternatif tıp değildir, bir cihaz veya aletler ile yapılan tedavi yöntemi değildir. Ancak bir çok disiplinden faydalanır ve tamamen tıbbi-bilimsel yöntemleri kullanır. Bir yan dal değildir.

HANGİ HASTALIKLARDA FONKSİYONEL TIPTAN FAYDALANILIR ?

Sadece hastalık durumunda değil sağlığın sürdürülmesinde de fonksiyonel tıptan faydalanılır. Akut hastalıklar, acil durumlardan çok, kronikleşmiş, tedavi süreci uzamış hastalıklarda fonksiyonel tıptan faydalanılır. Çünkü akut veya acil hastalıklar (örneğin kalp krizi, apandisit ) acil tedavi gerektiren hastalıklardır. Elbette bu hastalıkların bazılarının altında yatan kök sebepler fonksiyonel tıbbın alanına girse de amaç daha kompleks, kronik hastalıklardır.
Daha iyi ifade etmek gerekirse, Fonksiyonel tıp, hastalıklara konulan teşhisler yani hastalık isimleri üzerine değil, makro bir yaklaşım ile hastalıkların nedeni, nasılı ve altında yatan mekanizmaları (kök nedenleri) açıklamaya çalışır.
Bir örnek vermek gerekir ise depresyon hastalığına, hormonal düzensizlikler, mineral ve vitamin eksiklikleri, psikolojik bir travma veya bağırsak florasındaki bozukluk, yas, sosyo-ekonomik durum ve bunun gibi bir çok etmen veya etmenler neden olmuş olabilir. Bu noktada fonksiyonel tıp hastalığa neden olan kök sebepleri bularak tedaviyi bütüncül bir yaklaşımla planlar. Bu nedenle bir hastalık listesi vermek yerine fonksiyonel tıptan daha fazla faydalanılan hastalıkları örnek olarak verebiliriz. Demans, diyabet, insülin direnci, gıda alerjisi, astım, bağışıklık sistemi hastalıkları, sindirim sistemi bozuklukları vb.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Yaşlılarda İştahsızlık Sorunu

Yaşlılarda İştahsızlık

Yaşlanma, birçok değişikliği beraberinde getiren yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. Çok sık gündeme gelmeyen bu konu oldukça önemlidir. Yaşlı populasyonunda düşük kilolu olmak, fazla kilolu olmaktan daha risklidir. Sağlık ve Beslenme İnceleme Araştırması, 65 yaşın üzerindeki Amerikalıların yaklaşık yüzde 16’sının günde 1000 kaloriden daha az tükettiğini ortaya koymuştur. Bu, hızlı bir şekilde kilo kaybına ve kötü beslenme durumuna yol açabilir. İstenmeyen kilo kaybı, bilişsel ve fiziksel işlevlerde azalma, yetersiz beslenmeye ve çeşitli komplikasyonlara yol açabilir ve genel sağlık durumunda ani bozulmalara neden olur.
Yaşlılıkta beslenme alışkanlıklarında değişikliğe neden olabilen bir çok faktör bulunmaktadır.
İLAÇLAR: Bir çok yaşlı birey çeşitli sağlık problemleri nedeniyle ilaç kullanmaktadır. Reçete edilen yaygın ilaçlardan bazıları, antibiyotikler, diüretik yani idrar söktürücü olarak adlandırılan ilaçlar, Antikoagulanlar (kan sulandırıcı olarak bilinir) ve antienflamatuar, romatizmal ilaçlardır. Bu ilaçlar iştahsızlık, sindirim sistemi sorunlarına neden olabilmektedir. Bu durumda mutlaka hekime bilgi verilmelidir.
METABOLİK FONKSİYON: Metabolizma hızı yaş ilerledikçe yavaşlar. Metabolizmanın yavaşlamasının nedenlerinden biri yaşlanma ile birlikte kas kütlesinin azalarak yağ kütlesinin artmasıdır. Kas vücuttaki metabolik olarak en aktif organdır. Kas kütlesinin azalması, fiziksel aktivitenin de azalmasıyla birlikte açlık hissinin azalmasına neden olur.
DUYUSAL DEĞİŞİKLİKLER: Koku, tat ve görme kaybı yaşlılarda sık görülür. Bu duyuların kaybedilmesiyle, yemek yemenin eskisi kadar keyifli veya çekici olmayabileceği unutulmamalıdır.
DİŞ SORUNLARI: yaşlı yetişkinlerin, özellikle 75 yaşından sonra genellikle çok daha az dişe sahip olduklarını ortaya koymuştur. Bu, yiyecekleri çiğnemeyi aşırı derecede zorlaştırabilir ve genellikle yaşlı bir bireyin tüketebileceği yiyecek çeşitliliğini sınırlayabilir. Araştırmalar; kendi dişlerinden daha azına sahip olan yaşlı bireylerde kalori alımının daha düşük olduğunu göstermektedir. Bu bireylerde Ek olarak, kalsiyum, demir, A, C ve E vitaminleri ve bazı B vitaminleri gibi mikro besinlerin seviyeleri daha düşüktür.
Tükürük üretiminin yavaşlaması yaşlanmanın bir sonucudur. Bazı ilaçlar bunu daha da kötüleştirebilir. Ağız kuruluğu, yiyecekleri çiğnemeyi ve yutmayı zorlaştırarak daha az yiyecek alımına neden olabilir.
DEPRESYON: Depresyon her yaşta görülebilir. Yaşlılıkta sosyal izolasyon sık görülür. Bu durum depresyona yatkınlığı arttırır. Eş kaybı gibi nedenler, kronik hastalıklar, yalnızlık, ölüm korkusu gibi nedenlerle oluşabilen depresyon beraberinde iştah sorunlarını getirir.
FİZİKSEL KISITLILIK: Yaşlılıkta düşük aktivite çok sık görülen bir durumdur. Özellikle yalnız yaşayan yaşlılarda temel ihtiyaçları karşılayamamaya bağlı beslenme sorunları görülebilmektedir.
HASTALIKLAR: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve Konjestif Kalp Yetmezliği (KKY) gibi solunumu etkileyen hastalıklar yemek yemeyi zorlaştırabilir ve yorucu hale getirebilir.
İlerleyen demansı olanlar yemek yemeyi unutabilir. Ya da zaten yemek yediklerini düşünebilirler, yemek sırasında ilgilerini sürdürmekte güçlük çekebilirler ve sonunda nasıl yutulacağını unutabilirler.
Ek olarak, yaşlılarda idrar yolu enfeksiyonları, yemek yemeyi azaltabilecek aşırı kafa karışıklığına neden olabilir.
Ayrıca yaşlıkla belirli yiyecekler kısıtlanabilir. Kişi sevdiği yemeklerle beslenemeyebilir veya tatsız bir diyet ile besleniyor olabilir.
NELER YAPILABİLİR ?
İştahta azalma ve daha az yemek, yaşlanma sürecinin normal bir parçası gibi görünse de, bir noktada gerçekten sağlığa zararlı olabilir. Sağlıklı iştahı desteklemek için erken adımlar atmak, daha fazla düşüşü önlemek için önemlidir.
Yaşlı birinin artık fazla yemek yemediğini fark ederseniz, işe bir sağlık uzmanını dahil etmeyi düşünün. Kapsamlı bir genel değerlendirme önemli bir araç olabilir. Bu, yaşlıların yemek yememesinin etkileriyle mücadelede yardımcı olabilir. Ve çoğu zaman, sorun ne kadar erken çözülürse sonuç o kadar iyi olur.
Daha önce de belirtildiği gibi, yaşlı bireyler iştahla ilgili tüm önemli faktörler olan tat, koku ve görme duyularını kaybedebilirler. İşleri biraz renklendirmek için farklı otlar ve baharatlar gibi lezzet arttırıcılar eklemeyi deneyin.
Bir kişi yeterince tüketmekte güçlük çekiyorsa veya yemeklerini bitirmeden yoruluyorsa, kalori takviyeleri besin ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamak için mükemmel bir yol olabilir.
Kalori ve besin yoğunluğunu artırmak için öğünler arasında yudumlamaları için yüksek kalorili bir smoothie hazırlamayı veya ana öğünlere kalori arttırıcılar eklemeyi düşünün .
İlaçlar sağlığı ve yaşam kalitesini korumada kritik bir araç olabilirken, bazı ilaçlar iştahı engelleyebilir.

İştahı iyileştirmek için herhangi birinin birlikte değiştirilip değiştirilemeyeceğini görmek için mevcut ilaçları değerlendirmek için hekiminize danışın. Ruhsal ve nörolojik sorunların belirlenmesi için bir psikiyatrist ve nörologdan destek alın.
Yapabildiğiniz kadar, yemek zamanını sosyal bir deneyim haline getirmeye yardımcı olun.
Yemekleri günlük rutininin düzenli bir parçası haline getirin. Böylelikle yemek yemek bir alışkanlık haline gelir.

Yaşlıların yemek yemediğini fark ettiğimizde dikkat etmemiz önemlidir. Sorunu ne kadar erken ele alırsak, sağlık komplikasyonlarından kaçınmalarına o kadar yardımcı olabiliriz.

Evde sağlıklı beslenme alışkanlıklarını desteklemek için elinizden gelenin en iyisini yapın ve gerektiğinde bir diyetisyen ve aile hekimi gibi profesyonellerden destek alın.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

C VİTAMİNİ VE SARIMSAĞIN BİRLİKTE KULLANIMI KURŞUN ZEHİRLENMESİNE İYİ GELİYOR!

C vitamini ve fonksiyonel tıp

Çoğumuz sarımsağın virüs, bakteri, mantarlar ve gıda zehirlenmesinde olumlu etkilerini okumuş veya duymuşuzdur. Journal of Chemical Neuroanatomy’ de 27 Mart 2021 de yayınlanan bir makaleye göre (kaynaklar bölümünden ulaşabilirsiniz) sarımsak ve C vitamininin birlikte kullanımı kurşun maruziyetinin neden olduğu nörotoksik etkilerden korunmaya yardımcı oluyor. (nörotoksisite: zehirli maddenin sinir sisteminin normal çalışmasını olumsuz yönde etkilemesi)
Kurşunun merkezi sinir sistemi üzerindeki zararlı etkileri önceki çalışmalarda gösterilmiştir. Merkezi sinir sisteminde önemli rolü olan glikokonjugatlar, kurşun maruziyetinden olumsuz yönde etkilenebiliyor. Bitkisel yöntemler ve antioksidanların nörotoksik maddelerin neden olduğu hasarı hafifletip hafifletmeyeceği merak edilen konulardan biri.
En yaygın endüstriyel ve çevresel kirleticilerden biri olan kurşun (Pb), endüstriyel yaşam nedeniyle çevrede artmaktadır. Doğal olarak biyolojik sistemde kurşun yoktur. Soluma, yutma, emzirme ve hatta cilt yolu ile vücudumuza girebilir. Birçok doku ve organ üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir. Sebebi bilinmeyen zeka geriliklerinin %10’u kurşun maruziyeti nedeni ile gelişmektedir. Karın ağrısı, sinirlilik, hafıza kaybı, kısırlık, epileptik nöbetler, el ve ayaklarda uyuşma veya karıncalanma, davranış sorunları gibi belirtilere neden olan kurşun zehirlenmesi ölümcül olabilir ve farklı hastalıklar ile karışabilir. Dünyada endüstrileşmiş toplumlarda kurşuna maruziyet çocukların sağlığı için bir tehdittir ve çocuklukta kurşuna maruziyetde kurşunlu boyalar ve kurşunlu benzin önemli kaynaklardır. Kurşun maruziyetinin belirlenmesinde tarama programları ve kan testi oldukça önemlidir.
Journal of Chemical Neuroanatomy’ de yayınlanan araştırma hamile fareler üzerinde uygulanmış. Fareler gruplara ayrılarak birinci gruba; kurşun +C vitamini, ikinci gruba; kurşun + sarımsak, üçüncü gruba ise; Kurşun +sarımsak + C vitamini verilmiştir. 50. günde hem farelerin hem de yavrularının kan ve serebral kurşun seviyeleri ölçülmüştür. Araştırma sonucunda kurşun maruziyetinin beyincikte hasara neden olduğu, sarımsak ve c vitamininin birlikte kullanımının kurşunun neden olduğu hasarın hafifletilmesinde ve tedavisinde etkili olduğunu göstermiştir. Özetle kurşuna maruz kalan hayvanlarda C vitamini ve sarımsak tedavisi, glikokonjugat içeriklerinde iyileşme ile birlikte kandaki ve serebellar dokudaki kurşun seviyelerini düşürmüştür.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.
Kaynaklar: https://www.sciencedirect.com/science/article/abs/pii/S0891061821000314?casa_token=MUI1goO1oqUAAAAA:xp1y3l4xymtl9hKtqipE3FbWcURn2lwVOjqfM4kOgzFdoVbRbwh-o9iY2cMuor8HsQWdYZ37r_0

Balıkesir Online Terapi

Online Terapide Bilinmesi Gerekenler

Online terapi, çeşitli engeller nedeni ile psikiyatri uzmanları veya psikologlar ile  bire bir görüşme imkanı bulamayan danışanlar için geliştirilmiş, profesyonel danışmanlık hizmetidir. COVID-19 Salgını nedeniyle yaşamış olduğumuz deneyim sağlık alanında teknoloji uygulamalarının ne kadar değerli ve hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Kişiler arası temasın yüksek riskli olduğu salgın döneminde hastaların psikiyatrik tanı ve tedavilerinin aksamaması ve sağlık hizmetlerinin devam edebilir olması çok önemlidir. Çeşitli site ve uygulamalar üzerinden online danışmanık- online terapi hizmetleri verilmekte, ülkemizde ve dünyada yoğun olarak talep edilmektedir. Peki online danışmanlık alacak kişi nelere dikkat etmelidir ?

  • DİPLOMA VE YETERLİLİK

Mutlaka diploma ve yeterlilik belgeleri sorgulanmalıdır. Daha önce yüz yüze görüşme yapılmış uzmanlar tanı ve tedaviniz hakkında daha fazla veriye sahip olacaktır.

  • KAMERA KULLANIMI

Kameralı görüşme tercih edilmelidir. Uzman ve danışanın karşılıklı olarak birbirlerini görmeleri güvenilirlik, tanı ve değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi açısından son derece önemlidir. Bu yönde kullanılabilecek oldukça güvenilir uygulamalar bulunmaktadır.

  • UZMANIN BULUNDUĞU ORTAM VE RANDEVU SÜRESİ

Kameralı görüşme yüz yüze görüşmeler gibi randevulu, 45 dakikalık randevu süresi görüşme ne kadar sürerse sürsün kişiye ayrılmış olmalıdır. Mümkünse uzman ofisinde hasta ile kameralı görüşme yapmalıdır. Görüşme yapılacak ortam güvenlik ve çevre koşulları açısından uygun olmalıdır.

  • CİHAZ GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tabletlerden yapılan görüşmelerde, danışan ve uzmanlar kişisel bilgilerinin güvenliğine dair, virüs veya benzeri zararlı uygulamalara karşı kendini korumalı, görüşmeler sırasında ödeme veya kredi kartı gibi bilgi ve şifreleri paylaşmamalıdır.

  • KVKK KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNA UYGUNLUK

Görüşme yapılacak olan uzmanın kişisel verileri koruma kanununa uygun hareket edip etmediği, yani kişisel verilerinizin işlenmesi, saklanması, silinmesi veya paylaşılmasına yönelik aydınlatma metnini size bildirip bildirmediği, KVKK’ na uygun olarak izin ve onamlarınızı aldığından emin olunuz. Uzman ve danışan arasında yapılan tüm görüşme, eğitim, uygulama ve tedavi yöntemleri hasta hakları yönetmeliğine uygun olmalıdır. Görüşme kayıtları karşılıklı izin olmadıkça alınamaz.

  • TIBBİ BİLGİLENDİRME VE ONAM

Tıbbın her alanında olduğu gibi psikiyatrik tanı ve tedavi hizmetlerinde de uzmanınızın size tanı ve tedaviniz hakkında  bilgi vermekle yükümlüdür. Ayrıca uzmanınızın bir daha ki görüşmeler için notlar alması veya danışan dosyası oluşturması faydalı olacaktır.

ONLİNE DANIŞMANIK GÖRÜŞMELERİ HANGİ PROGRAM ÜZERİNDEN YAPILIR ?

Dünyada birçok uygulama kullanılmaktadır. Skype, zoom, hangouts, whatsapp ve facebook en çok tercih edilen platformlardır. Bazı uzmanlar kendi oluşturdukları sistemleri de kullanabilir.

Bu bir reklam değildir. Covid-19 salgını nedeni ile evden çıkmayan danışanların uygun koşullarda hizmet almalarını desteklemek ve oluşabilecek zararları engellemek amacı ile yapılan bilgilendirmedir. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

KORONAVİRÜS VE ÖNLEMLER

Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2 [1]), Çin anakarası dışındaki 30’dan fazla ülkeye ve bölgeye yayılmış durumda. Şu anda, Singapur uzmanlığı ile hastalığı yavaşlatabilmiş durumda, ancak Güney Kore, İtalya ve İran‘daki yeni vaka sayıları ve Japonya‘daki vakaların geniş ulusal dağılımı, virüsün sınırlama çabalarımızı aşabileceğini gösteriyor.

KAYNAK : https://dediydim.blogspot.com/2020/02/salgnn-geldigini-dusunuyorsun-peki-ne.html?fbclid=IwAR1zzMNU4_Z2RzMHi8b-45T-4aXeYr1UyWujw8H74dyxp4Fh8DjGsdh_rBs

Şubat sonu itibariyle bir salgın içinde değiliz
Şimdilik, SARS-CoV-2’nin toplumda yaygın bulaşmasının yaşandığı bir çevrede olmama ihtimaliniz daha yüksek. 2019 koronavirüs hastalığı olan vaka sayısı (COVID-19) bu hızla artmaya devam ederse ve bunların çoğu bulaşma kaynağına kadar izlenemiyorsa, bazı ülkelerde (Türkiye dahil) COVID-19’u sınırlı tutma çabaları başarısız olacaktır.

Er ya da geç pandeminin (salgının) ana aşamasında olacağız; etkili bir şekilde bulaşan bu patojen virüs salgını, iki veya daha fazla ülke topluluğu içinde, ilk kaynak olan Çin’in dışında, yaygın olarak görülüyor. [1] Muhtemelen korkutucu bu salgın kelimesini kullanmak mutlaka hastalığın ağır olduğu anlamına gelmez. Şu an olasılıklar hakkında konuşma ve planlama aşamasında olduğumuzu kabul edelim. Yoksa olası bir salgında şaşkınlık halinin ne kadar panik ve korku ortaya çıkartacağını bilemeyiz.

Bir defa olası senaryolara karşı ön alalım.

Varsayımlar ve önem derecesi
Bu yazı, bir noktada bir salgının meydana geleceği ve 1. Dalganın önümüzdeki haftalarda ve aylarda yaşadığımız her yerde bizi etkileyeceği varsayımına dayanmaktadır.

COVID-19 salgınının ne kadar şiddetli olacağını kesin olarak bilmiyoruz. Pandemik İnfluenza Senaryoları İçin Avustralya Sağlık Yönetim Planı’ndaki tanımlara göre, şiddetli değil, hafif veya belki de orta şiddette bir pandemi olduğunu varsayabiliriz. [4] Ancak, aynı soruları soran, vakaları tanımlayan ve SARS-CoV-2’yi aynı şekilde test eden ülkelerde yayılma ve sonuçlarını görene kadar kesin konuşamayız.

SARS-CoV-2’nin insanlara etkili bir şekilde bulaştığını 1 kişinin çok kişiyi hasta edebileceğini biliyoruz, ancak semptomlar mevsimsel grip gibi olabileceğinden (“sessiz” veya fark edilmeden geçip gitme) bulaşan virüsün bir sonraki enfekte kişide ortaya çıkması daha uzun sürebilir. Ayrıca, elimizde antiviral veya aşı olmadığını da biliyoruz ve toplumda herhangi bir bağışıklık olmadığı için tüm nüfusun (hepimizin) enfeksiyona karşı savunmasız olacağından eminiz.

Şimdi plan yapıp ve harekete geçmek, gelecek olanla ne kadar iyi başa çıkıp, kontrol edebileceğimiz anlamına geliyor.

Etkinliklerin iptal edildiğini veya okulların kapalı olduğunu görürsek bunun daha korkutucu bir şey değil, yayılmayı yavaşlattığından emin olabiliriz. Umarım, o zaman bu durum yetkililer tarafından açık bir şekilde açıklanır.

Erteleme ve iptaller ihtimal dahilinde olsa da kesin olacak demek değildir. SARS-CoV-2’nin ne kadar hafif veya şiddetli olacağını bilmiyoruz ve her bölge neyin uygun – ve uygulanabilir olduğuna ilişkin – muhtemelen biraz farklı kararlar verecek. Olası durumlarda nasıl tepki verebileceğimizi şimdiden düşünmek, o noktaya gelirsek kararların daha hızlı karar alınmasına yardımcı olacaktır.

Çok sayıda insan hastalanırsa neyle karşılaşırız?
Bir pandemiye girersek, çok sayıda ülkede çok sayıda insan hastalanacak. Sadece bir hafta boyunca ateş ve öksürükle evde kalınabilir. Ancak COVID-19 daha şiddetli ise, daha büyük bir etki göreceğiz.

Ailenizden bir kişi hastalandığında, bir veya daha fazla kişi bakım sağlayacak ve daha fazla insanı işgücünden düşürecek. Aynı etki, çocukların okula devam edememesi durumunda da ortaya çıkabilir. En kötü durumda, yaygın hastalık, kamyon, tren, otobüs ve taksi ile ulaşımı, elektrik, su veya diğer devlet hizmetlerinin aksaması ve okullarda eğitim veya hastanelerde sağlık çalışanı azalması anlamına gelecektir. Daha önce dünya genelinde salgın yapan 2009 H1N1 “domuz gribi” salgını sırasında bu durumla karşılaşmadığımızı da hatırlayalım. Yani bu durum kesin değil ancak tedarik zincirleri çeşitli şekillerde etkilenebilir.

Yetkililer, en hasta insanlara bakmak için gerekli olan hastanelerin aşırı yüklenmesini önlemek için COVID-19’un hızını azaltmaya çalışacaklar. Kamu toplantıları – maçlar ve konserler – okullar ve çocuk bakım merkezleri tatil edilebilir veya iptal olabilir. Bunların amacı insanları birbirinden uzak tutmak ve virüsün hızla yayılmasını zorlaştırmak olacak. Böylece elimizdeki en büyük güç olan sağlık kurumları üzerine binecek yükün azaltılması hedeflenecek. Yine, bu kararlar bölgeler arasında farklılık gösterecektir ve umarız gerekmeyecek.

Bir aşımız olduğunda, SARS-CoV-2’nin etkisini hafifletebiliriz, ancak güvenli bir aşı yapmaktan aylarca uzaktayız.

Her şey planı

Şu anda dünyanın pek çok yerinde devam eden planlamaların birçoğu, hastaneler üzerindeki yükü tahmin etmemiz ve günlük yaşam üzerinde sayısız etkiyi modelleyerek temel hizmetleri destekleme için gereken ihtiyaçları hesaplama etrafında dönüyor; en kötüsü için plan yap ve en iyisini um. Hedef bu.

Herkes kesin vaka sayısını biliyor ancak ölüm sayıları tam olarak kesin değil. Bu, modellemeler büyük olasılıkla gerçekleşmesi muhtemel olandan en az muhtemel olanlara kadar giden bir çerçeveyi planlamak için yetkililere seçenekler sunar. En az ilgili sonuçlardan en yıkıcı sonuçlara kadar. Ve buna göre planlıyoruz. Bu süreçte, birçok genelge, plan ve belge yazılır, ancak bunlardan çok azı toplumun parçası olan sizin (ya da bizim) için yapılacakları içermektedir.

Toplumun neler yapabileceği hakkında konuşmak biraz zaman alacak gibi görünüyor. Bunun bir nedeni şu anda birçok uzmanın salgın hazırlıkları çalışması ile boğuşmasından dolayı. Çünkü bu salgın hala sadece 8 haftalık; henüz kafeini keşfeden bir genç gibi hareket ediyor. Yine de, geçen hafta sonu ve hafta sonu boyunca, pandemik farkındalık ve artan iletişimin alarm zilleri çalmaya başladı.

Peki ne planlayabilir ve yapabiliriz?

Bunu iki ana kategoriye ayıralım.

  1. Enfekte olma riskimizi azaltmak
  2. Temel gıda ve ürünlerin tükenme şansını azaltmak

Enfekte olma riskimizi azaltmak
Birkaç şey yapabiliriz ve muhtemelen hepsini daha önce duymuşuzdur ancak duymak her zaman yapmak olmuyor. Bizi enfeksiyondan korumayı garanti etmeyebilir ancak riskimizi azaltabilirler. Tüm bu önlemler her sene olan grip mevsiminde grip virüsü enfeksiyonundan kaçınmak ve yaşadığımız bölgede dolaştığı bilindikten sonra SARS-CoV-2’den kaçmak için de yararlıdır.

UNUTMAYIN: Virüs ortalıkta dolaştığı sürece ve daha önce hiç enfekte olmadıkça, COVID-19 ile sonuçlanan enfeksiyona maruz kalırsınız. Enfeksiyon kapana kadar sizi ağır hastalıklardan koruyacak olan bu önlemler hayatınızın geri kalanı için de koruyucu olacaktır. COVID-19 çoğunlukla hafif bir hastalıktır, ancak vakaların yaklaşık %20’sinde ciddi pnömoniye neden olarak haftalarca sürecek ve bu vakaların bir kısmında da hastanede ölümle sonuçlanabilecek.

O nedenle ELLERİNİZİ SIK SIK YIKAYIN ve ALKOL BAZLI TEMİZLEYİCİLER KULLANIN.

SARS-CoV-2 enfeksiyonu riskimizi azaltmak için yapabileceğimiz şeyler var.

  • Öncelikle hasta insanlardan en az 2metre uzakta kalın.

Yüze doğru öksürme/hapşırma, el sıkışmak veya damlacık sıçraması ve “bulaşma bölgesi” aralığında olmaktan kaçınmaya çalışıyoruz

  • Ellerinizi şu anda olduğundan 20 saniye daha uzun ve daha sık yıkayın

Sabun ve su ile kurutun veya alkol bazlı bir el ovun ve havayla kurutun

  • Yüzünüze dokunmamaya çalışın.

Elinizi yıkanmadığınızda parmaklarınızın üzerinde virüs olması ihtimali vardır ve ağzınıza, burnunuza veya gözlerinize dokunursanız / ovarsanız, virüsü alıp yanlışlıkla kendinize bulaştırabilirsiniz. Bunu uygulayın; unuttuğunuzda başkalarının hatırlatmasını sağlayın. Bunu bir oyun haline getirin.

Maske hastalığı bulaştırmanızı önler. Bu nedenle önemlidir. Sağlık kurumlarına giderken maske takmak faydalı olabilir. Sağlık çalışanları kullanıldığında enfeksiyondan da korur ancak esasen deneyimsiz kullanıcılara sahte bir güvenlik hissi verebilir. Halk tarafından giyildiğinde enfeksiyonu güvenilir bir şekilde önlemek için maskenin koruyucu olduğunu gösteren pek de kanıt (hala!) yoktur. Maske özellikle hasta bir kişinin virüsü yaymasını azaltmak için faydalıdır ve bu bir başkasını hastalandırmanızı ve bunun kötü sonuçlarını önleyecektir.

Siz veya sevdiğiniz biri hastalanırsa, güncel uygulamaları takip edin. Bir doktora, sağlık ocğına veya hastaneye gitmeden önce onları arayın ve ne yapacağınız konusunda telefonla tavsiye alın. Umarım, bu mesaj sizin için zaten geçerlidir.Buna virüs ortalıkta yaygınlaştıktan sonra daha çok ihtiyaç duyacağız.

Gıda ve önemli ihtiyaçların eksikliği riskimizi azaltmak – 2 haftalık liste
Burada yapacağımız, bakkalda, markette veya bir internet sipariş sisteminde olası bir mal kıtlığının etkisini en aza indirmeye çalışmak.

Ama lütfen hemen panik yapmayın ve stokçuluk yapmayın! 2-3 haftalık ihtiyaç yani standart pazar alışverişinin 2 katını aşmaya gerek yok.

Dünyanın çoğunda yaygın bir SARS-CoV-2 bulaşı görünmüyor, bu yüzden şimdi liste yapmak, bir aynı bir deprem çantası gibi “Salgın Zulası” hazırlamak ve bozulmayanlardan başlayarak yavaşça doldurmaya başlamak için harika bir zaman. Bunu kapalı tutun. Umarız gerekmeyecek ve zaten dokunmayacaksınız. Her hafta alışverişe gittiğinizde birkaçını alın. Daha sonra yemeyeceğiniz şeyleri satın almayın, 2 hafta boyunca ihtiyacınız olandan fazlasını almayın ve stoklamayın . Zombi filmleri kıyametinden bahsetmiyoruz ve büyük olasılıkla elektrik veya su kesintileri de görmeyeceğiz.

Ev halkının karbonhidrat, protein ve lif ihtiyacını karşılayan yiyecekler almaya çalışın. Ayrıca hastalanabileceklerin (ya da hastalandığınızda sizin) bakımını ve bulaşma riskini azaltacak temizlik malzemelerini el altında tutmayı hedefleyin.

Aşağıda, tedarikte daha büyük bir kesinti olması durumunda ihtiyacımız olan şeyleri listeledik; 2 hafta sürecek mini bir kiler gibi düşünün. Bunlardan bazıları çok daha uzun süre dayanır ve kriz anında stokta kalması için en öncelikli olmayabilecek öğeleri içeriyor:

  • Ekstra reçeteli ilaçlar, astım giderici inhalerler
  • Bunlardan bazılarını stoklamak sorun olabilir, bu yüzden önceden doktorunuzla konuşun.
  • Reçetesiz satılan ateş düşürücüler ve ağrı kesici ilaçlar. Parasetamol (Parol, calpol, minoset, vermidon vb) ve ibuprofen (Brufen, dolven, ibufen suprafen, advil vb) bizi daha az hasta hissettirmek için uzunca süre işe yarayabilir.
  • Kadın hijyen ürünleri
  • Tuvalet kağıdı, bebek bezi
  • Sebze meyve sıkıntısının diyetinizdeki çeşitliliği sınırlaması durumunda gerekebilir
  • Alkol içeren sıvı el temizleme malzemeleri
  • Sabun
  • Ev temizlik ürünleri
  • Çamaşır suyu, yer temizleyici, tuvalet temizleyici, yüzey temizleme spreyi, çamaşır deterjanı
  • Kağıt mendiller
  • Tahıllar, tahıllar, makarna
  • Konserve yiyecek – balık, sebze, meyve
  • Yağ, baharat ve tatlar
  • Kurutulmuş meyve ve fındık fıstık
  • Ultra ısıl işlem görmüş veya süt tozu. Ian, ne olursa olsun, sade kahve içmiyor, siz de kahvenizi sütlü içmek isteyebilirsiniz
  • İçecekler için meşrubat veya şeker / çikolata
  • Yaşlı akrabalarınızın ihtiyaçlarını düşünün İlaçları, evcil hayvanları, pandemi zulası, bakım planları (biraz aşağıya bakın)
  • Evcil hayvan yiyecekleri ve bakımı
  • Kuru ve konserve gıda, çöp tbası, ilaçlar, pire önleyici damlalar

Son dakika taze gıdalar listesi
Daha şiddetli bir salgında, tedarik zinciri sorunları taze gıdaların eksilmesi anlamına gelebilir. Dolayısıyla bu liste yukarıdaki listeye bir eklentidir ve sarf malzemelerinin (umarım kısa bir süre) ne zaman azalacağı veya durabileceğine dair bir ipucu varsa, satın alınacak son şeyler olmalıdır.

  • Ekmek, lavaş
  • Buzlukta saklanacak et vb gıdalar
  • Süt
  • Yumurtalar
  • Yoğurt
  • Sebze, meyve
  • Aracınıza yakıt

Yaşlılar ve COVID-19

Bugüne kadar, Çin’den alınan verilere (aşağıda) bakıldığında, COVID-19 kaynaklı ölümlerin çoğu (% 94) 50 yaşın üstünde görüldüve yarısından fazlası (% 51)  70 yaşın üstündekilerde oldu. Ölüm riski en fazla olan yaş grubu 80 yaşın üzerindedir.

İlaç kullanması gereken bir hastalığı (komorbiditesi) olan yaşlılarda, olmayanlara göre daha yüksek ölüm oranları görülmüştür. Çoğu Çin’de tespit edilen ve ağır da seyreden vakaların %80,9’u bir soğuk algınlığı gibi hafif olarak atlatıldı. % 20’si hala “ağır” hastalık olmasına rağmen bu iyi bir haber. Hafif vakalar semptom gösterdikleri andan itibaren yaklaşık 2 hafta içinde iyileşirken, ciddi vakaların iyileşmesi 3 ila 6 hafta sürebiliyor.

Bu nedenle, hem hastaneye yatış hem de ölüm açısından yaşlı nüfusumuz üzerinde büyük bir etki görebiliriz. Özel tesislerde yaşlı bakımı ihtiyacında olanları büyük olasılıkla sıkıntı çekecekler ve sevdiklerinize ziyaretler onları güvende tutmak için kısıtlanabilir. Yaşlı bakım merkezinde bulunan bir yakınınız varsa, merkeze sakinlerini benzer bir durum olan gripten koruma planları ve SARS-CoV-2 yayılmaya başlarsa ne yapacaklarını düşünüp düşünmediklerini sorun.

Anne-babanızın, dedelerinizin, anneanne ve babaannelerinizin kendilerinin bakımı için karar veremeyecekleri takdirde vekaletname kabul ettiklerini kontrol etmek önemlidir. Bunları organize etmek ya da düşünmek eğlenceli değil, ancak COVID-19 salgını görüp görmememiz durumu vazife haline getirebilir, bu yüzden bunu yapmak için bir hatırlatma olarak kullanın.

Salgın bir kelimedir, ona nasıl tepki verdiğimiz bize bağlıdır
Hepimiz hayatlarımız üzerinde biraz kontrol sahibi olmak istiyoruz, ancak bir virüs bu şekilde kapıyı çalmaya başladığında, bu kontrolün kaybını hissederiz. Yukarıdaki listeler aslında yapabileceğimiz bir şeydir.

Bunu ev  halkı olarak yavaş yavaş çalışmalıyız. Listeler hepimizin giderek kapımıza dayanan “o uzak ülkede olan şeylerin” mahallemiz söz konusu olduğunda bizi nasıl etkileyeceğine odaklanmasına yardımcı oldu. Bu süreç, işleri biraz daha tanıdık, biraz daha az bilinmez ve daha az korkutucu hale getirdi. Yukarıda yazanları dikkate alırsanız fazlasıyla işe yarayacak olacak bazı şeyler yaptınız. Hala riskler olduğunu biliyoruz ama onlardan sakince ve bir aile olarak bahsettik.

Tabii ki, bu pek çok bilinmezi ortadan kaldırmaz, ancak bilim bize daha fazla cevap verdikçe bunları yavaş yavaş azaltacağımızdan eminiz. Umarım, bu cevaplar hepimize düşük ölüm oranları, etkili antiviral ilaçlar ve yeni aşılar gibi iyi haberler getirir.

Bir salgın deneyimi yaşıyoruz ve paniğe gerek yok. 2009 yılında H1N1 “domuz gribi” salgınının bazı sevimsiz sonuçları oldu, ama hiçbir şekilde bir zombi kıyameti değildi.

Çin bize hazırlanmamız için zaman sağladı. Onların çabasını israf etmeyelim. Bunun yerine, planlama şapkalarımızı takalım ve hep birlikte olası soruna karşı çalışalım. Bu, tartışmasız hep birlikte olduğumuz ve birbirimizle dayanışacağımız nadir dönemlerden biri.

SARS-CoV-2 dinimizi, dilimizi, ırkımızı, cinsiyetimizi veya kıyafetlerimizi umursamaz. Virüsün tüm istediği insan hücrelerinde yuvalanmak ve çoğalmak.

Bu sorun hakkında endişeli olmak çok doğal ve aslında hepimiz için iyi bir şey.
Ama sorunu çözmek için işe koyulun.

Bu metin 25 Şubat 2020 tarihinde Ian M. Mackay tarafından kaleme alındı.Doçent Doktor Mackay Avustralya Quennsland Üniversitesinde virology alanında doktora yapmış ve 1992den bu yana virüsler üzerinde çalışıyor, çalışmalar yapıyor. Onunla ilgili daha fazla bilgiye ve yazının orjinaline web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Bu yazı https://dediydim.blogspot.com/2020/02/salgnn-geldigini-dusunuyorsun-peki-ne.html?fbclid=IwAR1zzMNU4_Z2RzMHi8b-45T-4aXeYr1UyWujw8H74dyxp4Fh8DjGsdh_rBs

Sitesinden alınmıştır.

 

Bilgi amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Depresyon | Sosyal Medya Kullanımı Yaşlı Bireylere İyi Geliyor

Yaşlılarda depresyon ve sosyal medya

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, 65 yaş üstü yaşlılarda internet kullanımının son 5 yılda 4 kat arttığını bildirdi (mart 2019). İnternet kullanan yaşlı bireyler arasında erkeklerin kadınlardan daha fazla internet kullandığı görüldü.

Türkiye’de yaşlı nüfusun sosyal medya kullanımına dair Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde yapılan bir araştırmaya göre,  yaşlıların sosyal ağlar sayesinde yalnızlık duygusunu yenebildiği,  yaşam motivasyonlarının artabildiği bildirildi.

Araştırmada İstanbul ağırlıklı olmak üzere Ankara, İzmir gibi kentlerden, emekli, ağırlıklı üniversite mezunu, sosyal medya kullanan 65 yaş üstü 201 kişiyle yüz yüze ve anket yoluyla görüşüldü. Yaşlıların sosyal medya kullanım nedenleri arasında bilgi edinme, sosyal etkileşim, eğlence, çevre etkisi ve gözetleme motivasyonlarının öne çıktığı saptandı. Sonuç olarak ise, bu motivasyonlardan güç alarak kişinin hayatında daha merkezi hale gelen sosyal medya kullanımının, yaş almış kişilerde ‘’hayatı yakalama’’, ‘’içe kapanmayı engelleme’’, ‘’hayatın akışını yakalama’’, ‘’hayatla barışık hissetme’’ ve ‘’sosyal yaşamdaki çemberin içinde kalma’’ algısını güçlendirdiği gözlendi.

Güvenli sosyal medya kullanımı, ileri yaştaki bireylerin hem fiziksel kısıtlılıktan kurtulmuş olarak akraba ve dostları ile sosyal bağlarını devam ettirebilmesine, doyumlu ilişkiler yaşamasına ve yeni sosyal ilişkiler geliştirmesine imkan verirken,  ileri yaşta görülen depresif semptomlar ve fiziksel rahatsızlıkların azalması gibi olumlu etkileri de olabilmektedir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/yaslilar-sosyal-medya-ile-yasama-sariliyor

TDCS TRANSKRANİYAL DOĞRU AKIM STİMÜLASYONU DEPRESYON İÇİN ORTA DÜZEYDE ETKİLİ BULUNDU

TDCS VE DEPRESYON

9 araştırmanın meta-analizine göre, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS), majör depresif bozukluğu (MDB) veya Bipolar bozukluğu (BD) olan hastalarda orta düzeyde fayda gösteriyor.

Araştırmacılar, Aralık 2018’e kadar Major depresyon ve Bipolar bozukluğu olan hastalarda plasebo kontrollü tDCS çalışmalarının sistematik bir incelemesini yaptılar. Toplam 9 çalışmanın verileri (N = 572 hasta; ortalama yaş, 46.8 ± 13.3 yıl;% 61.5 kadın) analiz edildi.

Çalışma sırasında hastaların% 37.3’ü psikiyatrik ilaç almazken, hastaların% 36.8’i ve% 25.2’si antidepresan ve benzodiazepin kullandı. Plasebo ile karşılaştırıldığında tDCS ve plasebo grupları arasında büyük bir fark yoktu (% 14.7’ye karşı% 10.9)

Analizin sınırlılıkları, dahil edilen az sayıda çalışma ve tDCS’yi farmakoterapi ile birlikte değerlendiren bir çalışmanın olmamasıydı.

Araştırmacılara göre, tDCS ile ilişkili genel fayda mütevazı düzeydeydi.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com/home/depression-advisor/transcranial-direct-current-stimulation-produces-moderate-benefits-for-depression/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=pa-spotlight-hay-20200129&cpn=psych_all&hmSubId=&hmEmail=zlb62feMTgU1&NID=&email_hash=d6001e4ea1b3a1750389924db35f8787&mpweb=1323-82265-348269

Mükemmel Beslenmenin Anahtarı DNA’mızda Olabilir mi?

Yirminci yüzyılın ortalarında vitaminlerin izolasyonu ve sentezi beslenme bilimini başlattı, araştırmalarda gittikçe daha fazla risk faktörü belirlendi, diyetlerde bu yönde, kötü olan besini kesme yönünde gelişti, düşük kalori, az yağlı ve düşük karbonhidratlı diyetlere dönüştü. Bu maddelerin sağlığa olumsuz etkileri kesindir, ancak bir çok beslenme uzmanı , bu besinleri tamamen kesmek yerine, ılımlılığın önemli olduğunu düşünmektedir. Her bireyin diyete yanıtının farklı olduğu bir gerçektir. Bir gıdayı belirli bir miktar almak bazı bireyler için risk iken diğer bireylerin sağlıklı beslenmeleri için gereklidir .Bu nedenle araştırmacılar daha fazla kişiselleştirilmiş, kişiye özel diyetler hakkında daha fazla araştırma yapmaya başlamışlardır.

Kişiselleştirilmiş beslenme, davranış biçimlerinden, genetiğe kadar bir çok faktörü kapsayabilir. Nutrigenetik, son yirmi yıl içinde önem kazanan bir bilim dalıdır. Genetik yapı ile beslenme ilişkisini ele alan “Beslenme genetiği” Almış olduğunuz besinlerin genetik yapınıza göre oluşturduğu etkileri tespit eder ve beslenmenizin bu yönde düzenlenmesine yardımcı olur.

Genlerin kilonuzu belirlemede, metabolizmamızı etkilemede ve obezite gibi diyetle ilişkili hastalık riskimizi değiştirmede önemli bir rol oynadığı yadsınamaz. 2006 yılında araştırmacılar INSIG2 genindeki bir varyant ile obezite arasında, popülasyonun% 10’unda bulunan obeziteye yatkın genotip ile bir ilişki bulunmuştur. Daha yakın zamanlarda, Chapel Hill’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’nden (NC, ABD) araştırmacılar, her biri vücudun vücut yağ dokusunu düzenlemesinde ve vücudun bel / kalça oranını etkilemesinde rol oynayan birkaç genetik varyant belirlemişlerdir.

Genetikten daha fazlası var

Gıdaya verilen bireysel yanıtları araştıran dünyanın en kapsamlı çalışmasında, King’s College London (KCL; UK) ve Harvard Tıp Okulu’ndan (MA, ABD) araştırmacılar, farklı insanların farklı gıda türlerini nasıl işlediğine, hatta farklı yiyecek türlerini nasıl işlediğine dair önemli ve şaşırtıcı bir farklılık tespit ettiler. Tek yumurta ikizleri. Kısa süre önce Amerikan Beslenme Derneği yıllık konferansında (Baltimore, MD, ABD, 8-11 Haziran 2019), PREDICT I araştırması katılımcıların gıdaya yanıtı arasındaki büyük farklılığın sadece kısmen genetik faktörlerle açıklanabileceğini, her bir gıda türü için kesin miktarın değiştiğini bulmuştur.

Sonuçlar, yemek zamanı, bağırsak mikrobiyomu ve egzersizdeki farklılıkların, yiyeceğin kendisinin besinsel kompozisyonu kadar eşit derecede önemli olduğunu ve vücudun bu besinleri nasıl metabolize ettiğini daha geniş bir hikayenin sadece küçük bir parçası olarak göstermektedir.

Bu bulgular, trigliseritler, insülin ve kan şekeri de dahil olmak üzere bir dizi anahtar metabolik markerin gıdalarına verilen tepkilerin son derece bireysel olduğunu gösteriyor. Uluslararası çalışma, kontrollü veya serbestçe seçilmiş yemeklerin bir karışımına yanıt olarak 2 hafta boyunca 1100 İngiltere ve ABD yetişkinini takip etti ve kan şekerini, insülin, trigliseritleri ve diğer kan belirteçlerini yakından izledi. Çalışmaya katılanların% 60’ı özdeş ikizlerdi ve neredeyse özdeş genetik makyajlarına ve benzer ortamlarına rağmen verildikleri yiyeceklere farklı tepkiler verdiler.

Araştırmacılar, glukoza yanıt olarak gösterilen varyasyonun% 50’sinden azının genetik faktörlere, insüline yanıtın% 30’undan daha azına ve trigliseritlere yanıtın% 20’sinden daha azına bağlanabileceği sonucuna vardı. Önde gelen araştırmacı Tim Spector (KCL) “ Sonuçlarımız şaşırtıcı bir şekilde, gıda gibi temel bir girdiye verdiğimiz yanıtta hepimizin farklı olduğunu gösteriyor. Tek yumurta ikizlerinin bile böyle farklı tepkileri olduğunu görmek gerçek bir şoktu ”dedi.

 

Genlerin her şey olmadığını gösteren sonuçlarla, bu tür araştırmalar genetik profilimizi anlayarak, hem gıda hem de yaşam tarzı alışkanlıkları söz konusu olduğunda daha bilinçli seçimler yapmamıza yardımcı olur.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.biotechniques.com/dna-sequencing/can-the-key-to-the-perfect-diet-be-found-in-our-dna/