Kategori: <span>Psikiyatri</span>

Vagus sinir stimülasyonunu duydunuz mu ?

Vagus sinir stimülasyonunu duydunuz mu ?

Vagus pili ya da epilepsi pili olarak da bilinen vagal sinir stimülatörü epilepsi tedavisinde kullanılan alternatif yöntemlerden biridir. Bir kişinin beyin sapından boynuna, göğsüne ve karnına kadar uzanan uzun bir kraniyal sinir olan Vagus siniri, parasempatik sinir sisteminin bir parçasıdır.

Vagus siniri sindirim, kalp atış hızı ve solunum hızı dahil olmak üzere çeşitli organ fonksiyonlarını kontrol eder. Vasomotor aktiviteden ve şu gibi reflekslerden sorumludur:

  • öksürük
  • hapşırma
  • yutma
  • kusma

 

Vagus siniri ayrıca seslendirmeyi, ruh halini ve bağışıklığı düzenler. Bir kişinin kulaklarındaki, sinüslerindeki ve yemek borusundaki duyusal fonksiyonları da etkiler. Beyin ve kalp arasındaki iletişimi sağlayan bu sinirin bağırsak, böbrek, safra kesesi, akciğer, karaciğer, pankreas, boyun, dil ve kulaklarla da bağlantısı bulunmaktadır.

Vagus sinirini doğal olarak uyarmanın yolları şunlardır:

  • Şarkı söylemek
  • su ile yüksek sesle gargara
  • öksürük
  • meditasyon
  • soğuk suyla duş almak
  • yüze buzlu su uygulama
  • derin nefes egzersizleri
  • gülme

 

VNS bir kişinin ruh sağlığı üzerinde olumlu bir etkiye sahiptir ve kronik tedaviye dirençli depresyon ve travma sonrası stres bozukluğunun tedavisinde kullanılabilir.

Vagus siniri stresle ilişkili durumların somatik ve bilişsel semptomlarını düzenlemede yardımcı olabilir. Kan basıncının düşürülmesi ve kalp atım hızının yavaşlamasına yardımcı olabilir.

 

Kaynak: Vagus sinir stimülasyonu: Yararları, riskleri ve daha fazlası (medicalnewstoday.com)

 

 

 

 

 

antidepresan

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY | ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA BİLİNMESİ GEREKENLER 2021

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA HER ŞEY

  • Antidepresan nedir?
  • Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?
  • Antidepresan çeşitleri nelerdir?
  • Seçici serotonin gerialım inhibitörü (SSRI) nedir?
  • Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI) nedir?
  • Trisiklik antidepresanlar (TCA) nedir?
  • Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI) nedir?
  • Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI) nedir?
  • Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?
  • Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?
  • Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?
  • Antidepresanların yan etkileri nelerdir?
  • Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?
  • Antidepresanlar bağımlılık yapar mı?
  • Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?
  • Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi?
  • Antidepresan kullananlar neleri tüketmemelidir?
  • Antidepresanlar ile hangi ilaçlar etkileşir?
  • Antidepresan kullanılırken hangi tetkikler yapılmalıdır?
  • Hamilelik ve emzirme döneminde antidepresan kullanılır mı?
  • Yaşlı bireylerde antidepresan kullanımında nelere dikkat edilmelidir?
  • Serotonin sendromu nedir?

 

Antidepresan nedir?

Depresyon başta olmak üzere bazı ruhsal hastalıklar beyinde nörotransmitter adı verilen ve sinir hücreleri arasında haberleşmeyi sağlayan maddelerin dengesinde bozukluklara neden olur. İnsanlar üzerindeki etkisi 70’li yıllarda keşfedilen molekül şeklindeki antideprasanlar, beyindeki nörotransmitter dengesini değiştirmek için kullanılan ilaçlardır.

Hangi hastalıklarda antidepresan kullanılır?

Depresif bozukluklar, anksiyete bozuklukları, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi birçok psikiyatrik hastalıkta antidepresan kullanılır. Antidepresanların etki ve yan etkilerinden faydalanılarak birçok psikiyatrik hastalık tedavi edilebilir.

Antidepresan kullanımına hekim ile birlikte karar verilir. Antidepresan tedavisi ile birlikte bir çok terapi türü, gevşeme ve nefes egzersizi gibi uygulamalar birlikte kullanılır. Yapılan araştırmalar antidepresan kullanımı ile bu tekniklerin birlikte kullanımının tedavi sürecini hızlandırdığını ve tedavinin etkinliğini arttırdığını göstermektedir.

Antidepresan kullanımına başlamadan önce danışana ve aileye psikoeğitim uygulanmalıdır. Yan etkiler ve ilaç kullanımında dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verilmeli ve hastanın izni alınmalıdır.

Antidepresan çeşitleri nelerdir?

Seçici serotonin geri alım inhibitörü (SSRI)

Bu gruptaki ilaçlar; essitalopram, sitalopram, paroksetin, fluoksetin, fluvoksamin etken maddesi içeren ilaçlardır ve anksiyete bozuklukları, depresif ve obsesif kompulsif bozuklukların tedavisinde kullanılır. Mutluluk hormonu olarak da bilinen beyindeki serotonin düzeylerini reseptör düzeyinde arttırırlar.

 

Serotonin- norepinefrin geri alım inhibitörleri (SNRI)

Bu ilaçlar alıcı hücrenin ulaştığı serotonin ve norepinefrin miktarı artmaktadır. Bu gruptaki ilaçlar; venlafaksin, duloksetin etken maddesini içermektedir.

Trisiklik antidepresanlar (TCA)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Bu gruptaki ilaçlar da SSRI ve SNRI grubu ilaçlarda olduğu gibi serotonin ve norepinefrin düzeylerini ve az miktarda dopamin düzeyini artırmakta. asetilkolin adı verilen bir başka nörotransmitterin etkisini azaltmaktadır. Genelde SSRI ve SNRI grubu ilaçlardan yeterli verim alınmadığı durumlarda kullanılır. Amitriptilin, imipramin, nortriptilin, klomipramin etken maddesini içeren ilaçlar bu gruptadır.

Monoamin oksidaz inhibitörleri (MAOI)

Antidepresanlar arasında en eski olanlarıdır. Nörotransmitterlerin yıkımını engelleyerek serotonin, dopamin ve norepinefrin gibi nörotransmitterlerin düzeyini artırmaktadır. Genelde diğer antidepresan ilaçlardan yeterli faydalanım görülmediğinde kullanılmaktadır. İzokarboksazid, fenelzin, selejilin, maklobemid etken maddeleri olan ilaçlar bu grupta yer alır.

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri (SARI)

Serotonin antagonist ve gerialım inhibitörleri, beyindeki serotonin düzeyini artırmak için kullanılır. Trazodon, nefazodon etkin maddeli ilaçlar bu grupta yer almaktadır.

Diğer antidepresanlar

 

Mirtazapin, bupropion, vilazodon gibi etkin maddesi olan pek çok farklı çeşitteki antidepresanlar halen kullanılmaktadır.

 

Antidepresanların etkisi ne zaman başlar?

Antidepresanların etkileri kişiden kişiye farklılık göstermek ile birlikte genellikle 4-6 haftalık kullanım süresi ile birlikte görülmeye başlar. Bu etki kişinin metabolizma hızı, hastalığın türü ve şiddeti, hastalığın belirti ve bulgularına göre değişiklik göstermektedir. Bu süreçte tedaviden herhangi bir fayda görülmemesi durumunda ilaç kullanımı bilinçsizce kesilmemeli, ilaç dozu değiştirilmemeli ve hekime bilgi verilmelidir. Bazı hastalık belirtileri ilaca daha çabuk yanıt verirken, bazı semptomlar daha geç iyileşir.

Antidepresanlar aynı saatte mi alınmalıdır?

Antidepresan ilaçlar kullanılırken ilacın tıpkı antibiyotik kullanımında olduğu gibi aynı saatlerde alınması ilacın etkisini arttırmaktadır. Yan etkiler nedeni ile oluşan sıkıntılarda hekim ilaç saatlerini değiştirebilir. Örneğin ilacınız yan etki olarak uyku hali yapıyor ise ilacınızın saati gece saatlerine çekilebilir. Ancak bu değişiklik mutlaka hekim kontrolünde yapılmalıdır.

Antidepresanlar ne kadar süre kullanılmalıdır?

Antidepresanlar ağrı kesiciler gibi anında etki göstermez. Beyindeki kimyasal değişikliklerin oluşması zaman alır. Bu nedenle ilaçların doktorunuzun önerdiği süre boyunca kullanılması gerekir. Bu süre kabaca 6 aydan başlayarak daha uzun bir zamana yayılabilir. İlaç kullanım süresi kişiden kişiye ve hastalığa göre farklılık göstermektedir.

Antidepresanların yan etkileri nelerdir?

Antidepresanların yan etkileri genellikle ilk 2 hafta içinde daha belirgin olmak ile birlikte çoğunlukla zamanla azalarak geriler. Ancak yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye büyük farklılıklar gösterir. En sık karşılaşılan yan etkiler;

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık veya İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Uyku hali
  • Kilo artışı
  • Kilo verme
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı
  • Mani veya hipomani
  • Serotonin sendromu

En sık görülen yan etkilerdir. Kişinin genel sağlık durumu, metabolizma hızı, kullandığı diğer ilaçlar, hastalığın türüne göre yan etkiler farklılık gösterir. Kullanılan antidepresan türü de yan etkilerin türü ve şiddeti üzerinde etkilir. Bazı antidepresan grupları daha fazla yan etkiye neden olabilir.

Yan etkilerin görülmesi durumunda ne yapılmalıdır?

İlacı kullanmaya başladığınız andan itibaren oluşan yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Yan etkinin şiddeti ve türüne göre hekiminiz yan etkiyi azaltmaya yönelik medikal tedavi, ilaç dozunda değişiklik, ilaç türünde değişiklik, tıbbi öneriler gibi birçok yöntem ile yan etkilerin tamamen kaybolması, şiddetinin azalmasını sağlayabilir.

Her yan etki önemlidir. Oluşan yan etkiler bazen istenilen yan etkilerdir. Örneğin kilo vermekte zorluk yaşayan bir hastada kilo kaybının yan etki olarak görülmesi, uykusuzluk sorunu yaşayan bir hastanın uykusunda artış yan etkilerden faydalanmayı sağlayabilir.

Antidepresanlar Bağımlılık Yapar mı?

Antidepresan ilaçlar kesinlikle bağımlılık yapmaz. Uyarıcı ya da uyuşturucu ilaçlar değildirler.

Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasalları düzenler. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. İlacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz ve kesilme bulguları oluşabilir, bu bağımlılık değildir. Kesilme bulguları veya çeklime bulguları olarak adlandırılan tablo bağımlılarda görülen, baş dönmesi, mide bulantısı, uyuşma-karıncalanma, el titremesi gibi bulgulara benzeyebildiğinden kişi bağımlı olduğu düşüncesine kapılır. Ancak ilaç hekim kontrolünde ve doz ayarlaması yapılarak kesilirse bu bulgular oluşmaz.

Antidepresanlar kişilik değişimine neden olur mu?

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresan kullanımı sırasında çekincen bir kişi daha girişken veya cesur hareketler sergileyebilir. Bu durum zaten tedavinin istenilen etkisidir. İlaç kullanımı ile birlikte psikoterapi istenmeyen semptomlar ile mücadele etmemizi kolaylaştırır. Kalıcı olarak istemediğimiz bir kişiliğe bürünmeye neden olmaz.

Antidepresan kullanımında bazen hipomani veya mani denilen durum ile karşılaşılabilir. Hipomani ve mani  bedensel ve psikolojik olarak, alışılmadık, orantısız, doğal olmayan mutluluk, dışa dönüklük veya sinirlilik, hareketlilikle karakterize olan bir ruh halidir. Mani veya hipomani yaşayan kişi alışılmışın dışında bir mutluluk, alışveriş yapma isteği, aşırı cesaret, öfke gibi duygu ve davranışlar yaşayabilir. Bu etki derhal hekime bildirilmelidir. Kalıcı değildir. İlaç değişikliği ve doz ayarlaması, ek medikal tedaviler ile kontrol altına alınabilir. Bazen kişiler bu durumu kalıcı kişilik değişikliği olarak değerlendirebilir.

Antidepresanlar kalıcı cinsel sorunlara neden olur mu?

Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar. Antidepresanlar kalıcı olarak cinsel problemler yaşamanıza veya kısırlığa neden olmamaktadır.

Antidepresanlar intihar düşüncelerine neden olur mu?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

İlaç kullanımına neden olan hastalık, örneğin depresyon intihar riski yüksek olan bir hastalık olabilir. Bu durumda ilaç kullanılmaması intihar riskini oldukça yüksek düzeyde arttırır. Yüksek düzeyde intihar riski olan kişilerde yatarak tedavi uygulanır .

Antidepresanlar diğer ilaçlar ile etkileşime girer mi? Hangi gıdalar tüketilmemeli, hangi ilaçların birlikte kullanımında dikkat edilmelidir?

Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.

SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.

Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz. Bazı epilepsi ilaçları antidepresanlar ile etkileşebilir.

Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.

Bazı mide ilaçları (Sisaprid) antidepresan ilaçlar ile etkileşebilir.

Antipsikotik ilaç kullanıyorsanız mutlaka hekiminize bildirin. (Klozapin, Haloperidol, Pimozid)

Astım ilacı(teofilin) kullanıyorsanız lütfen hekiminize bildirin.

İdrar söktürücü ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildirin.

Benzodiyazepin grubu (sakinleştirici) ilaç kullanımında lütfen hekiminize bildirin.

Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç veya beta bloker kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin. Bazı tansiyon ilaçları ve betablokerler antidepresanlar ile etkileşebilir.

Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.

Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sarı kantoron antidepresanlar ile etkileşir. Bu nedenle hekime danışmadan kesinlikle bitkisel bir tedavi uygulamayın.

Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.

Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.

Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.

Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.

Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.

Bazı zayıflama ilaçları antidepresanlar ile ciddi şekilde etkileşebilir.

*** Psikiyatrik bir tedaviye başlamadan önce kullandığınız tüm ilaçları ve mevcut ya da geçirilmiş hastalıklarınızı, alerji durumunuzu, alternatif olarak kullandığınız gıda takviyelerini hekiminize eksiksizce iletin. Geçirilmiş bir kalp krizi, astım, glokom gibi hastalıklar veya alerji geçmişi olan kişilerde ilaç seçimi oldukça önemlidir.

 

Antidepresan kullanımı öncesi veya sonrası tetkikler nelerdir?

Antidepresan kullanımına başlamadan önce hekiminiz sizden bir takım kan tetkikleri veya radyolojik görüntülemeye yönelik tetkikleri ister. Bunun nedeni vitamin eksiklikleri, mineral eksiklikleri, hormonal düzensizlikler, karaciğer, böbrek fonksiyonları, ilaç kan düzeyleri ile yağ metobolizması gibi parametrelerin değerlendirilmesidir. Ayrıca EKG, MR, EEG, ultrasonografi  gibi tetkikler de ilaç kullanımına başlamadan önce gerekli olabilir.

Antidepresan kullanımı sırasında bu tetkikler hekimin belirlediği aralıklarda tekrarlanır. Böylece ilacın etki ve yan etkileri kontrol altında tutulur.

Hamilelerde antidepresan kullanımı

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir.

Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmeli, mümkün ise gebelik planı ertelenmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı (doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

Yaşlılarda antidepresan kullanımı

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. 

Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

 

***Yaşlı bireylere kesinlikle hekim önerisi dışında ilaç başlanmaması hayati önem taşımaktadır. Yaşlılıkta kullanılan çoklu ilaçlar antidepresanların etkileşim riskini arttırmaktadır. Karaciğer böbrek fonksiyonlarından elektrolit dengesine kadar birçok biyokimyasal tetkik, görüntüleme tetkikleri, bazı psikiyatrik testler yaşlılarda ilaç kullanımına başlamadan önce yapılmalıdır.

***Herkes kendine ait bir tıbbi dosya tutmalı, özellikle yaşlıların tıbbi dosyasında oldukça titiz olunmalıdır. Yaşlı bireyin tıbbi dosyasını mümkünse tıbbi tedavisi ile ilgilenen tek kişi tutmalıdır. Böylece atlama ve unutma olasılığı azalır.

Serotonin Sendromu Nedir?

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk, hızlı göz hareketleri, kas kasılmaları ve gevşeme, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir sendromdur. Serotonin sendromu tedavi edilmezse ileriki safhalarda çok ciddi problemlerle karşı karşıya kalınabilmektedir. Bu nedenle yan etkilerin her biri hekime bildirilmelidir.

BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TANI VE TEDAVİ İÇİN MUTLAKA HEKİMİNİZE DANIŞIN.

antidepresan
antidepresan

 

hamilelikte unutkanlık

Hamilelik ve unutkanlık

Hamilelik modu gerçek mi?

NEDEN HAMİLE KADINLARDA BİLİŞSEL GÜÇLÜKLER ARTIYOR?

Hamilelik kadın vücudunda önemli değişikliklerin olduğu bir dönemdir.  Hormonların etkisi ile hem fiziksel hem de ruhsal olarak meydana gelen değişiklikler anneliğe adaptasyonun artmasını sağlarken, majör depresyon riski ve bazı bilişsel süreçlerde azalmaya da neden olabiliyor.

Hamilelik sırasında anne adayının beyninde meydana gelen değişikliklerin incelenmesi, artan majör depresyon riskinin nedenlerinin belirlenmesi açısından önem taşıyor.
Psychoneuroendocrinology dergisinde 8 Ağustos 2021 de yayınlanan bir araştırmaya göre, Gebelikte medial prefrontal kortekste gri madde ve glukomat düzeyleri azalıyor. Bu durum bilişsel bazı fonksiyonlarda azalmaya neden oluyor.

Daha çok beyin korteksinde bulunan,beyincik, talamus, hipotalamus, bazal ganglia, beyin sapı ve omurilik kısımlarında daha az miktarda bulunan ve bilginin işlenmesinden sorumlu olan gri maddede azalma, Öğrenme ve hafıza işlevleri, motor fonksiyonları, sosyal beceriler, dil ve sorun çözme mekanizmalarının da bir miktar azalmasına neden oluyor.

Anne adaylarının sık şikayet ettiği, unutkanlık, dikkat dağınıklığı gibi sorunların temelinde bu süreçlerin etkili olduğu düşünülüyor. Ancak bilim insanları “önemli olan sadece doku miktarı değil” diyor. Memeli beyninin en çarpıcı özelliklerinden biri, yüzeyinde gri madde kıvrımlarına sahip olması ve ceviz benzeri bir görünüm kazanması. Bu kıvrımlar yüzey alanını artırıyor, hücreleri birbirine yaklaştırıyor ve daha hızlı iletişim kurmalarına imkân tanıyor.

Covid-19, diabet hastalığı, hareketsiz yaşam, aşırı kafein tüketimi, sağlıksız beslenme, düzensiz ve yetersiz uyku gri madde azalmasında etkili olduğundan, coronavirüsten korunma, gebelikte sık görülen diyabet hastalığından korunma, sağlıklı ve düzenli beslenme ve uyku düzeninin sağlanması sadece sağlıklı bir gebelik süreci için değil bilişsel fonksiyonların korunmasında da önem taşıyor.

KAYNAK: Sağlıklı Gebelerin Medial Prefrontal Korteksinde Glutamat Seviyeleri Gebe Olmayan Kontrollere Kıyasla – ScienceDirect

BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız

 

okul korkusu

Coronavirüs ve Okul Korkusu

Okul Korkusu – Okula gitmek istemiyorum !

COVİD-19 Pandemisi ve Okul Fobisi

  • Pandemi süreci çocuk ve gençlerin ruh sağlığını nasıl etkiledi?
  • Okul Fobisi Nedir?
  • Okul Fobisi Belirtileri Nelerdir?
  • Nasıl ve Ne zaman Yardım Almalıyım?

 

Pandemi süreci ile birlikte uzun bir süre okuldan uzak kalan öğrenciler, yaş ve gelişim dönemlerine göre; , okula yeniden başlama korkusu, evden çıkma korkusu, sosyal fobi, yetersizlik duygusu, enfekte olma korkusu, yakınlarına hastalık taşıma korkusu, ayrılık anksiyetesi, okula tekrar başlamada isteksizlik ve tüm bu ruhsal sorunlara bağlı fiziksel sorunlar yaşayabilirler.

Okul fobisi çocuk ve gençlerde, dünya genelinde sık görülen psikolojik problemlerden biridir. Pandemi sürecinde yaşam alışkanlıkları büyük oranda etkilenen öğrencilerin bu sorunu yaşama oranı artık daha büyük. (COVID-19 salgını çocukların ve ergenlerin ruh sağlığını nasıl etkiliyor? (nih.gov) )

 

Okul Fobisi Nedir?

Okul fobisi, çocuğun okula gitme konusunda isteksiz olması, ailenin ve çocuğun tüm girişimlerine rağmen sonuç alınamaması ve 1 haftadan daha uzun sürmesi veya okula gitmeyi tamamen reddetmesi durumudur. Her çocuk okula başlamada aynı ruhsal tepkileri vermeyebilir. Bazen okul korkusunun boyutu fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilir.

Okul Fobisi Belirtileri

Okul fobisi her yaşta ve her eğitim kademesinde ortaya çıkabilir. Okul fobisi yaşa ve kişisel özelliklere göre gençlerde ve çocuklarda farklı belirtilere neden olur.

Çocuklarda;

  • Sıkıntı hissi,
  • Ağlama,
  • Uykusuzluk,
  • Kabuslar,
  • Saldırganlık,
  • Mide bulantısı,
  • Hızlı nabız ve hızlı nefes alıp verme,
  • Karın ağrısı,
  • İshal,
  • İştahsızlık,
  • Baş ağrısı,
  • Sık tuvalete gitme ihtiyacı,
  • Korku, panik nöbetleri,
  • Okula gitmemekte direnme,
  • Okula gitmemek için çeşitli bahaneler üretme,

Gençlerde;

  • Uykusuzluk,
  • İçe kapanma,
  • Halsizlik ve isteksizlik,
  • Baş ağrısı,
  • Çarpıntı, ellerde titreme, terleme gibi anksiyete belirtileri,
  • Dikkat sorunları,
  • Saldırganlık,
  • Sinirlilik ve öfke nöbetleri,
  • Herhangi başka bir hastalık ile bağlantılı olmayan fiziksel yakınmalar görülebilir.

 

Nasıl ve Ne Zaman Yardım Alınmalı?

ÇOCUKLAR;

Çocuğunuzun okul fobisi yaşadığını ve bu durumun 1 haftadan uzun sürdüğünü düşünüyorsanız mutlaka uzman yardımı alın. Çocuğunuz pandemi sürecinde sosyal medya veya haberlerin etkisi ile hastalığa yakalanma, ebeveynlerine hastalık taşıma, izolasyon önlemlerine uyumda zorluk yaşama korkusu dışında bir çok nedenle okul fobisi yaşıyor olabilir. Vitamin mineral eksiklikleri veya hormonal sorunlar gibi biyokimyasal nedenler altta yatıyor olabilir. Çeşitli çocukluk travmaları veya pandemi sürecine bağlı gelişen travmalar, ailenin aşırı koruyucu tutumu gibi bir çok neden okul fobisine neden olabildiğinden bu durumların saptanarak uygun tedavinin planlanması, ailenin psikoeğitimi okul fobisinin tedavisinde oldukça önemlidir.

 

GENÇLER;

Gençlerde okul fobisi daha karmaşık şekillerde veya nedenlerle görülebilir. Sosyal fobi, anksiyete bozuklukları, akran baskısı, yetersizlik duygusu gibi bir çok neden okul fobisine neden olabilirken, yine biyokimyasal nedenler veya internet bağımlılığı gibi durumlar altta yatan nedenler olabilir. Bu nedenle zaten zor olan ergenlik sürecine, pandemi sürecinin etkileri, değişen yaşam düzeni eklenince aileler için en etkili çözüm bu sorunların belirlenerek uygun desteğin sağlanmasıdır.

 

***Unutulmamalıdır ki okul korkusu ile baş etmede anne-baba- öğretmen iş birliği içinde olmalıdır. Çocuğun veya gencin kaygı ve korkuları ile alay edilmemeli ve küçümsenmemelidir. Pandemi sürecine yönelik okulda alınacak önlemler ve hastalık hakkında çocuğa yeterli bilgi verilmeli ve belirsizlikler ortadan kaldırılmalıdır.

***Gençler için derin nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri, olumlu düşünce teknikleri kaygı ile baş etmede  etkili yöntemlerdir.

KAYNAKLAR: Okul Kaygısı ve Koronavirüsle Başa Çıkmanın 6 Yolu (psycom.net)

 

SAYFA İÇERİĞİ BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TANI VE TEDAVİ İÇİN HEKİMİNİZE DANIŞINIZ.

 

Coronavirüs Pandemisinde Anksiyete Bozukluğu ve Uyku Problemleri “koronasomnia”

 

Coronavirüs Pandemisinde Anksiyete Bozukluğu ve Uyku Problemleri “koronasomnia”

  • İnsomnia Nedir ?
  • İnsomnia Belirtileri Nelerdir ?
  • Anksiyete Bozuklukları ve Uyku Arasındaki Bağlantı Nedir ?
  • Anksiyete Bozukluğu ve İnsomnia
  • Neler Yapılabilir?

Pandemi süreci, fiziksel ve ruhsal yönden herkesi farklı ölçülerde etkiledi. Bu etkilerin başında, depresyon ve uyku problemleri geliyor. Çoğumuz coronavirüs hastalığına yakalanma, hastalığın neden olabileceği kalıcı hasarlar, yakınlarımızı kaybetme korkusu ve kaygı yaşıyoruz. İnterneteki bilgi kirliliği, sosyal medyanın etkisi, her gün aldığımız olumsuz haberler, ekonomik sorunlar ve işsizlik, işini kaybetme korkusu gibi birçok etken dışında zaten sürecin kendisi de oldukça zor.

Ağustos 2020’de Birleşik Krallık’taki Southampton Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, uyku sorunu yaşayanların oranının altıda birden dörtte bire çıktığını; özellikle annelerin, kritik işlerde çalışanların ve azınlık gruplarının daha fazla uyku problemiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.

09.07.2020 yılında Covid-19 pandemisi ve sağlık çalışanlarının anksiyete ve uykusuzluk düzeylerinin incelenmiş olduğu bir araştırmaya göre ise; Çalışanların %52.3’ünde yaygın anksiyete bozukluğu, %53.1’inde uykusuzluk görüldüğü. Hem yaygın anksiyete bozukluğu hem de uykusuzluk olanların oranının %36.9 olduğu ortaya kondu.

Uzmanlar bunun için bir terim bile yarattı: Insomnia (uykusuzluk) ile koronavirüs veya Covid-19’un birleşimi olan koronasomnia veya covidsomnia.

İnsomnia Nedir ?

Uyku bozukluğu hastalıklarının yaygın bir türü olan insomnia, uyku için elverişli ortam ve şartların bulunmasına rağmen, uykuya başlamada veya uykuyu sürdürmede güçlük ve buna bağlı gündüz fonksiyon bozuklukları ile seyreden bir hastalıktır.

Yeterli uyku süresi kişiden kişiye farklılık gösterse de genel olarak yetişkin bireylerde 7 saattir. Yeterli uyku yaşa ve sağlık durumuna göre farklılık gösterir.

Var olan uykusuzluğun en az 3 ay boyunca haftada en az 3 kez tekrar etmesi durumunda ise “kronik insomnia”dan bahsedilebilir.

İnsomnia Belirtileri Nelerdir ?

  • Uykuya başlama zorluğu
  • Uykuyu devam ettirme zorluğu
  • İstenenden erken uyanma
  • Uygun uyku saatinde yatağa gitmek istememesi
  • Ebeveyn veya bakıcı müdahalesi olmadan uykuya dalmada güçlük

İnsomnia;

  • Halsizlik, yorgunluk
  • Dikkat, konsantrasyon veya bellek bozukluğu
  • Sosyal, ailesel, mesleksel veya akademik performans bozukluğu
  • Duygudurum bozukluğu
  • Gündüz uyku hali
  • Kişilik bozuklukları (agresiflik, dürtüsellik, hiperaktivite)
  • Motivasyon ve enerji kaybı
  • Hata ve kaza yapma eğilimi
  • Uyku ile ilgili genel memnuniyetsizliğe neden olur.

Anksiyete Bozuklukları ve Uyku Arasındaki Bağlantı Nedir ?

Anksiyete bir diğer adıyla kaygı bozukluğu, psikolojik bir rahatsızlıktır. Toplumun yaklaşık olarak %18’i kaygı bozukluğu probleminden muzdaripken pandemi süreci anksiye bozukluğuna yakalanma ve anksiyete bozukluğunun şiddetinde artışa neden olabilmektedir.

Ansiyete bozuklukları, yoğun endişe ve korku hissi dışında panik nöbetlerine ve uyku problemlerine neden olabilir. Anksiyete bozukluğu bulunan bireyler, pandemi sürecinde hastalığa yakalanma korkusu, ayrılık anksiyetesi, ölüm korkusu, hastalık belirtileri ve şiddetine yönelik takıntılı düşünceler, sevdikleri insanları kaybetmeye yönelik olumsuz düşünceleri daha yoğun yaşarlar Anksiyete bozukluğu bulunan bireylerde ortalama %40 oranında uyku bozuklukları görülmektedir.

Şiddetli kaygı durumunda vücudumuzda devreye giren kalp atış hızının artması, terleme, mide bağırsak problemleri, yetersiz nefes alma hissi, hızlı soluk alıp verme,kaslarımızdaki gerginliğin artması gibi bedensel tepkiler, olumsuz düşünceler, ani irkilmeler, tetikte olma hali uyku kalitesini ve süresini oldukça olumsuz yönde etkilemektedir.

Pandemi sürecinde bağışıklık sisteminin daha düzgün çalışmasına önemli katkısı olan yeterli uyku süresi ve kalitesi anksiyete bozukluğu olan bireylerde bir kısır döngü haline gelebilir. Anksiyete bozukluğu uyku sorunlarını, uyku problemleri de anksiyete ataklarını ve bulguların şiddetini olumsuz yönde etkiler.

Neler Yapılabilir ?

Öncelikle anksiyete bozukluğuna sahipseniz veya anksiyete bozukluğu belirtileri yaşıyorsanız mutlaka bir hekime danışın. İlk aşamada aile hekiminiz ile görüşebilir, bir psikiyatri uzmanından veya ruh sağlığı alanında uzman birey veya kurumlardan destek alabilirsiniz.

Anksiyete bozukluğunun ve uyku bozukluklarının tedavisi vardır ve oldukça geniş tedavi seçeneklerinden faydalanıla bilinir.

Psikoterapiler ve ilaç tedavisinin birarada kullanımı anksiyete bozukluğu ve uyku bozukluklarının tedavisinde oldukça etkilidir. Pandemi sürecinde yaygınlaşan telepsikiyatri uygulamaları hastaneye veya sağlık kuruluşlarına başvuruda yaşadığınız endişelerinizi yok etmede yardımcı olur.

  1. Tıbbi destek alın
  2. Gerekirse telepsikiyatri, online danışmanlık hizmetlerinden yararlanın,
  3. Var olan tedavilerinizi aksatmayın, ilaçlarınızı bilinçsizce kesmeyin veya değiştirmeyin,
  4. Uyku hijyeni ve daha sağlıklı bir uyku için;
  • Yatmadan önce odanızdaki uykunuzu bölebilecek saat, telefon gibi araçları kaldırarak uyku için uygun ortam yaratmaya ç alışın,
  • Uyumadan önce odanızın havalanmasını sağlayın. Mümkün ise oda ısınızın biraz daha soğuk olmasını sağlayın. Yapılan araştırmalar soğuğa yakın ortamın uyku kalitesini arttırdığını göstermektedir.
  • Gün içerisinde kafein ve sigara kullanımınızı firenleyin,
  • Gevşeme ve nefes egzersizi, meditasyon gibi yöntemlerden faydalanın,
  • Spor yapın ve bol su tüketin,
  • Sağlıklı beslenin,
  • Doğada yürüyüş, hobi bahçesi gibi etkinlikler ile açık havada zaman geçirin.

KAYNAKLAR: Koronavirüs Sizi Ayakta Tutmaktan Mı Endişe Ediyor? Koronavirüs Anksiyeteye Bağlı Uykusuzluk? (psycom.net)

SAYFA İÇERİĞİ BİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR. TANI VE TEDAVİ İÇİN HEKİMİNİZE DANIŞINIZ.

menopoz

Hormon Tedavisi Alzheimer Riskini Düşürüyor

Hormon Tedavisi Alzheimer Riskini Düşürüyor

2016 yılında Menopoz Döneminde Hormon Tedavisi ve Demans başlıklı yazıda menopoz sonrası hormon tedavisinin demans riskini azalttığına yönelik bilgiler yer almaktaydı. https://sedatirgil.com/kadin-sagligi/menopoz-doneminde-hormon-tedavisi-demans/ Hormon tedavilerinin faydaları ve zararlarına yönelik araştırmalar bir yandan devam etmekte iken Arizona Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin yeni bir çalışması, hormon tedavisi gören kadınların Alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere nörodejeneratif hastalıklar geliştirme olasılığının daha az olduğunu yayınladı.

UArizona Beyin Biliminde İnovasyon Merkezi direktörü ve makalenin kıdemli yazarı Roberta Diaz Brinton, “Bu, hormon tedavilerinin nörodejeneratif hastalıkları azaltmasına yönelik yapılan ilk çalışma değil” dedi. “Ancak bu çalışmada önemli olan, Alzheimer da dahil olmak üzere nörodejeneratif hastalığın önlenmesinde hassas hormon tedavilerinin geliştirilmesidir” dedi.

Hormon tedavisi, sıcak basmaları, gece terlemeleri, uykusuzluk, kilo alımı ve depresyonu içerebilen menopoz semptomları için en etkili tedavidir. Çalışma sırasında Dr. Brinton ve araştırma ekibi, menopozda olan 45 yaş ve üstü yaklaşık 400.000 kadının sağlık verilerini inceledi.

Alzheimer & Demans: Çevirisel Araştırma & Klinik Müdahaleler’de yayınlanan çalışma, altı yıl veya daha uzun süre menopoz hormon tedavisi gören kadınların Alzheimer’a yakalanma olasılığının% 79 ve herhangi bir nörodejeneratif hastalık geliştirme olasılığının% 77 daha az olduğunu buldu. Kullanım süresi, kullanım yolu (ağzıdan veya bant olarak) gibi faktörlerin risk oranı üzerinde etkili olduğunu bildirdi.

Ek olarak, bir yıldan uzun süren uzun süreli tedavinin Alzheimer, Parkinson hastalığı ve demans üzerindeki koruyucu etkisi, bir yıldan kısa süreli tedaviden daha fazlaydı.

KAYNAK :

Alzheimer riskini azaltmak için hassas hormon tedavilerini ilerletmeye yönelik bir adım — ScienceDaily

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

 

dikkat eksikligi hiperaktivite goz sagligi

Dikkat eksikliği ve göz bozuklukları arasındaki ilişki

Dikkat eksikliği ve göz bozuklukları arasındaki ilişki

 

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan kişilerde bazı göz rahatsızlıkları daha sık görülür. Bunlar arasında astigmat gibi kırılma hataları ve yakınsama yetersizliği bulunur, bu da gözlerin yakındaki nesnelere bakarken hizada kalmasını zorlaştırır.

Ancak görme bozuklukları DEHB belirtileri değildir. Bazı göz rahatsızlıkları ve bozukluk arasında bir ilişki olduğu görünse de, bilim adamları bağlantının ne olduğundan emin değiller.

Bu yazıda, GÖRME BOZUKLUKLARıyla ilişki, DEHB’nin bulanık görme neden olup olmadığı ve bu koşullara neyin yardımcı olabileceği de dahil olmak üzere DEHB’ye ve gözlere daha ayrıntılı olarak bakıyoruz.

DEHB aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe (dürtüsellik) belirtileriyle giden bir psikiyatrik hastalıktır. DEHB’nin temel belirtileri, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüselliktir.

Aşırı Hareketlilik: Çocuğun kendi yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde daha fazla hareketli olduğunda aşırı hareketlilikten söz edilir.

Dikkat Sorunları: Dikkatin bir noktaya toplanabilmesinde güçlük, dış uyaranlarla dikkatin çok kolay dağılabilmesi, unutkanlık, eşyalarını veya oyuncaklarını sık sık kaybetme ve düzensizlik gibi belirtiler dikkat sorunları bulunduğunu gösterir.

Dürtüsellik: Acelecilik, istekleri erteleyememe, sorulan sorulara çok çabuk yanıt verme, başkalarının sözlerini kesme ve sırasını beklemekte güçlük çekme gibi özellikler dürtüsellik sorunları bulunduğun düşündürür.

Görme bozukluğu olan ve olmayan çocuklar arasında yapılan bir ankette, görme bozukluğu olanlarda DEHB tanılarının daha sık olduğu bulunmuştur. 75.000 çocuktan görme sorunu olanların %15,6’sına DEHB tanısı konulurken, görme sorunu olmayanların oranı %8,3’tür.  (ADHD and Vision Problems in the National Survey of Children’s Health (nih.gov))

Araştırmalar, bozukluk ile bazı spesifik görme bozuklukları arasında bağlantılar olduğunu göstermiştir. Bunlar şunlardır:

Astigmat, kornea veya göz merceği kavisinin normal şekilde olmamasının bulanık görmeye yol açtığı, yaygın bir göz kusurudur.

Yakınsama yetersizliği: Gözlerinizin aynı anda hareket etmediği bir göz hastalığıdır. Bu duruma sahipseniz, yakındaki bir nesneye baktığınızda bir veya iki göz dışarıya doğru hareket eder.

Bu, göz yorgunluğuna, baş ağrısına veya bulanık veya çift görme gibi görme sorunlarına neden olabilir. Ayrıca okumayı ve odaklanmayı zorlaştırır.

Renk algısı: 2014’te yapılan küçük bir çalışmada, DEHB’li genç yetişkinlerin mavi aralıktaki renkleri algılamada zorluk çektikleri daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ancak, çalışma sadece 60 kişiyi kapsadığı için, bulgular genelleştirilebilir olmayabilir.

 

Görme yetisini etkileyen DEHB ve göz rahatsızlıkları olan kişiler, görme bozuklukları için yardım alır ise DEHB tedavisine de destek sağlanmış olur. Görme sorunları yaşıyorsanız lütfen bir göz doktoruna danışınız.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

 

 

depresyon

BİR SAAT ÖNCE UYANARAK DEPRESYON RİSKİNİZİ % 23 DÜŞÜREBİLİRSİNİZ !

Bir saat önce uyanarak depresyon riskinizi düşürün

JAMA Psychiatry’de yayımlanan bir çalışmaya göre, normalden bir saat önce uyanmak depresyon riskini yüzde 23 azaltıyor. Coronavirüs sürecinde yaşlı bireylerden çocuklara kadar birçok kişinin uyku alışkanlıkları değişti. Okula gitmeyen çocuklar, evden çıkmayan yaşlılar, gelişmeleri takip ederken ekranlar karşısında geçirdiğimiz zaman uyku süremiz ve uyku kalitemizde önemli değişikliklere neden oldu.

Biliyoruz ki uyku sorunları majör depresyon ile çeşitli çalışmalarda ilişkilendirildi. Depresyonun uyku sorunlarına yol açtığı, uyku sorunlarının da depresyonu tetikleyebildiği düşünülürse araştırma çok önemli noktalara değiniyor.

2018 de 32.000 hemşire ile yapılan bir çalışmada erken kalkanların dört yıl boyunca depresyon geliştirme olasılığının %27 daha az olduğu bulundu. Ancak burada en büyük soru erken kalkma kavramının kaç saat erken??? olduğuydu.

Colorado Boulder Üniversitesi ve MIT- Harvard Üniversitesi Broad Enstitüsü’nden araştırmacılar yaklaşık 850.000 yetişkinden elde edilen verilerin analizini yaparak ve Birleşik Krallık Biobank, 23andMe ve Psikiyatrik Genomik Konsorsiyumu’ndan veri toplayarak, uyku paternleri ve majör depresyon riski arasındaki genetik ilişkiyi inceledikleri bir araştırma yaptı.

“Saat geni” şeklinde bilinen PER2’deki varyantlar da dahil olmak üzere 340’tan fazla ortak genetik varyantın, kişinin kronotipini etkilediği biliniyor. Genetik, uyku zamanlamasındaki tercihimizin toplamda %12-42’sini açıklıyor.

Bundan yola çıkarak araştırmacılar, 7 gün boyunca giyilebilir uyku izleyicileri takan 85.000 kişi ve uyku tercihi anketleri dolduran 250.000 kişi de dahil olmak üzere yaklaşık 850.000 bireyden gelen bu varyantlarla ilgili düzenli genetik verileri değerlendirdi. Araştırmaya katılan deneklerde uykunun orta noktası ortalamada 03:00 bulundu; yani yatağa 23:00’da gitmişler ve 6’da kalkmışlar. Daha sonra araştırmacılar bu veriler ile anonimleştirilmiş reçete, genetik, majör depresyon tanısı verilerini karşılaştırdı. Sonuç olarak bir saat erkene alınan her uyku orta noktası (yatağa gidiş zamanı ile kalkış zamanının ortası), ağır depresif bozukluk tehlikesinin %23 azalmasına karşılık geldi. örnek olarak;  normalde yatağa 1’de giren biri yatağa 24 de girerse ve aynı süre uyursa(1 saat erken kalkmış oluyor), depresyon tehlikesini %23 azaltabilir; eğer yatağa 23’te girerse, tehlikeyi yaklaşık %40 düşürebilir.

 

Sizde uyku düzeninizi bu yönde planlayarak depresyon riskinizi azaltabilir, gün ışığından daha fazla yararlanabilir, hormonlarınızın daha iyi işlemesini sağlayabilirsiniz.

 

 

Binaural Ritimler ve Binaural Beat Önerileri

Son zamanlarda binlerce kişinin müzik arşivinde yer bulan bu ritimler, beyin dalgalarını etkileme özelliği bulunan ritimlerdir. 1839 yılında Heinrich Wilhelm Dove tarafından keşfedilmiştir.  1973 yılında Oster Audituar Beats in the Brain adlı, Scientific Americanda yayınlanan makalesinde, binaural beat ses dalgalarının EEG de kaydedilebildiğini göstermiştir.

“Binaural beat” (vuru) her iki kulağa bilinçli olarak farklı frekanslarda ses uygulanarak elde edilen fizyolojik yanıttır. Binaural frekanslar farklı hz’lerden oluşan iki ses tonunu sağ ve sol kulağa ayrı ayrı yönlendirerek beyni uyarma yöntemidir. Bu teknikle beyin dalgaları alfa, theta, beta, delta ve gama frekanslarına sürüklenmektedir.

Sigara kullanmayan 19 erkek 10 bayan 29 kişi ile yapılan çalışmada katılımcılar (18’i işçi 11’i öğrenci olan; 20 beyaz, 8 siyah ve bir Asyalı) 30 dakikalık görsel bir dikkat testine tabi tutuldular. Üç gün süren çalışmada katılımcılar 3 gruba ayrıldı. Deneklerin bir bölümüne delta ve teta dalgalarını uyaran, diğer bir grubuna beta dalgalarını uyaran binaural beatler verilirken son gruba alelade binaural beat içermeyen bantlar dinletilmiştir. Testler sırasında katılımcılar meditasyon, trans ve hipnoz halindekine yakın duygular yaşadıklarını belirtmişlerdir. Testler sonunda beta, teta veya delta dalgaları artacak biçimde uyarılan katılımcıların doğru seçeneği seçme yetisi artarken daha az yanlış seçenek işaretlemişler yani şaşkınlık ve kafa karışıklığı üçünde de azalmış fakat teta ve deltada daha bariz bir fayda sağlanmış ve net düşünebilme yetisinin daha çok arttığı belirlenmiştir.

Binaural uyarılardan tıpta henüz çok yaygın olmasa da insomnia ve stres tedavisinde yararlanılmaktadır. Benzer olarak otistik çocuklarda ve anksiyetede de sakinleştirici etkisi olduğu belirtilmektedir. Bu yöntem disleksia tedavisinde dikkat ve yoğunlaşmaya yardımcı olarak da kullanılmaktadır.

İnternette ruh hallerine göre sınıflandırılarak karşımza çıkan  bu ritimler;  Brain  (yaratıcılık ve zeka arttırıcı) ,anestezi (güçlü ağrı kesici), Gate of Hades  (ölüm hissi), LSD  (güçlü açık göz halüsinasyonları) olarak yayınlanıyor. Bu yeni moda artık o kadar yaygın ki internette kıyafet satan sitelerde bile marka halinde görmek mümkün. Tıbben yararları bulunmasına rağmen gençler arasında “I-doser” olarak adlandırılan “Binaural Beat”lerin bilinçsiz kullanımı sonucu oluşabilecek olumsuz etkiler henüz bilinmemekte.   Kişinin ruhsal durumuna bağlı olarak olumsuz etkiler meydana gelme ihtimali ise mümkün.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

BEAT ÖNERİLERİ:

IMPOSTOR SENDROMU

İlk defa Pauline Rose Clance & Suzanne Imes’ın 1978’de yayımladıkları makalede karşılaştığımız ‘imposter sendromu’ günümüzde gittikçe daha fazla konuşulmaya başlandı.

Bu sendroma yakalanan bireyler, içinde bulunduğu başarılı durumların, akademik ve profesyonel başarılarının, iş yaşamındaki yükselişlerinin kendi bilgi, beceri, çabaları sonucu değil, şansa ya da herhangi bir dış etmene bağlı olarak kazandıklarını ve bu durumun bir gün ortaya çıkacağını düşünerek yoğun bir kaygı yaşıyorlar.

Bu sendrom her iki cinsiyette de görülmekle birlikte, daha çok başarılı, üst düzey kademelerde ve özellikle kadınlarda görülmekte.

İş yaşamında karşımıza çıkan yoğun endişe ve stresin ne denli büyük boyutlarda ve çeşitlilikte olduğunu gösteren bu sendrom, bir çok kişinin yüksek mevkideki işlerinden ayrılmalarına neden olabiliyor.

Sanatçılar arasında da oldukça fazla rastlanan Impostor sendromu, öğrenciler de görülebiliyor. Yetersizlik duygusunun hakim olduğu tabloya utanç ve suçlulukta ekleniyor.

Peki çözüm nedir ?
Bu sendromu yaşayan bireylerin mutlaka psikolojik destek almaları gerekiyor. Psikoterapiler ile rahatlıkla çözülebilen Impostor sendromu yaşam kalitesinin düşmesine, strese bağlı fiziksel sağlığın da bozulmasına, iş kayıplarına neden oluyor.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.