Kategori: Psikiyatri

Omega-3, Depresyon, Koroner Kalp Hastalığı Olan Hastalarda Fayda Göstermedi

Klinik Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, sertraline ek eikosapentaenoik asit (EPA) ilavesi, eşlik eden depresyon ve koroner kalp hastalığı (KKH) olan hastalarda antidepresan etkisi göstermedi .

Mayıs 2014 ile Haziran 2018 arasında yapılan çalışmaya majör depresif bozukluğu olan 144 hasta ve koroner kalp hastalığı (KKH) için yüksek risk altında olan kişiler katıldı.

Hastalara

  • 50 mg / gün sertralin ve plasebo
  • 50 mg / gün sertralin ve 2 g / gün EPA uygulandı.

Beck Depresyon Envanteri II’yi kullanarak tedavinin başlangıcından 10 haftaya kadar olan depresif semptom skorundaki değişiklikler incelendi.

Analizden sonra, araştırmacılar EPA ile plasebo verilen hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulamadılar.

Araştırmacılar daha uzun süre takviye kullanımının veya farklı bir antidepresan seçiminin omega 3’ün etkilerini değiştirip daha farklı araştırma sonuçlarının elde edilebileceğini bildirdi.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.psychiatryadvisor.com/home/topics/mood-disorders/depressive-disorder/omega-3-shows-no-benefits-in-patients-with-depression-coronary-heart-disease/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=pa-update-hay-20190705&cpn=psych_all&hmSubId=&hmEmail=zlb62feMTgU1&NID=&email_hash=d6001e4ea1b3a1750389924db35f8787&mpweb=1323-60518-348269

YÜKSEK EĞİTİM ALZHEİMER’I ENGELLEMİYOR, ANCAK AVANTAJ KAZANDIRIYOR.

Bilim insanları uzun süredir yüksek eğitim düzeyi ile alzheimer hastalığı riski arasındaki bağlantıyı araştırmaktadırlar. Alzheimer hastalığını neyin geciktirebileceğini veya önleyebileceğinin ipuçlarını araştıran bilim adamları, daha akıllı, daha eğitimli insanların hastalıktan korunmadığını, daha yüksek eğitim düzeyine sahip bireylerin yaşlandıklarında Alzheimer hastalığından etkilenecek daha büyük kognitif(bilişsel) rezerve sahip olduğunu öne sürdü.

Johns Hopkins Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma, Alzheimer hastalığı bulunan daha yüksek eğitim alan bireylerin bir süre bile olsa bilişsel faaliyetlerini daha iyi koruyabildiğini ortaya koyuyor. Alzheimer Hastalığı Dergisi’nin Nisan sayısında yayınlanan bulgular, beyin egzersizlerinin ve eğitimin insanları bilişsel olarak daha işlevsel tutmaya yardımcı olabileceğini, ancak Alzheimer hastalığının kaçınılmaz sonuçlarına engel olamayacağını öne sürüyor.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre, ABD’de yaklaşık 5 milyon insan Alzheimer hastalığından muzdarip ve 2060’a kadar bu sayının üç katına çıkması bekleniyor.

Alzheimer hastalığı veya diğer demans türleri için etkili tedavi seçenekleri bulunmadığından, araştırmacılar hastalığı önleme veya geciktirme yollarını belirlemekle ilgili araştırmalar yapıyorlar. Araştırma için, Ateroskleroz Topluluklarda Risk (ARIC) çalışmasından elde edilen verileri kullanan araştırmacılar; Forsyth County, Kuzey Carolina; Jackson, Mississippi; ve Minneapolis, Minnesota, 1987’den 1989’a kadar okulda kaydedilen verileri inceledi.Yirmi yıl çalışmaya katılan katılımcılar ortalama 76 yaşındaydı. Yaklaşık% 57’si kadın,% 43’ü Afrika kökenli Amerikalılardı;

Araştırmacılar demans hastası olmayan 331 katılımcıdan oluşan bir grup ile çalıştı, katılımcıların özel beyin görüntülemelerine tabi tutulduğu ARIC-PET çalışmasında,54’ü lise eğitiminden daha az öğrenmiş, 144’ü lise bitirmiş veya diplomalarını almış, 133’ü kolej eğitimi görmüştür.

Yirmi yıl boyunca, tüm katılımcılara, Alzheimer hastalığının standart bir belirteci olan beyinde biriken amiloid beta proteini seviyelerini ölçmek için beyinlerine MRG ve pozitron emisyon tomografi (PET) taramaları uygulandı. 20 yıl boyunca her katılımcının bilişi 10 standart hafıza, dil ve diğer entelektüel fonksiyon testleri ile değerlendirildi.

Araştırmanın sonucunda herhangi bir amiloid beta seviyesine sahip olan ve kolej, lisansüstü veya profesyonel eğitim alan katılımcıların, beyindeki beta amiloid seviyelerine bakılmaksızın, lise eğitiminden daha düşük olanlardan ortalama bir veya daha fazla test puanı almışlardır. Gottesman, bu verilerin eğitimin yüksek puan almasından dolayı bilişin korunmasına yardımcı olduğunu belirtti. Ancak eğitimli ve eğitimsiz bireylerin beyinlerinde aynı miktarda beta amiloid bulunduğu görüldü.

Sonuç olarak yapılan açıklamada eğitim düzeyinin yüksek olmasının alzheimer hastalığını engellemediği ancak bu kişilerin bilişsel faaliyetlerini daha iyi koruyabildiği anlatıldı.

Gottesman, bunun Alzheimer hastalığına yönelik tedavileri geliştirmek,tedaviye fayda sağlamak için bağımsız ve spesifik biyobelirteçler üzerine odaklanmanın önemli olduğunu söylüyor.

KAYNAK: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190611155600.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlı araştırma çevirileridir. Lütfen tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Diş Eti Hastalıkları Alzheimer Hastalığına Neden Olur mu ?

Bergen Üniversitesi (UIB) Broegelmanns Araştırma Laboratuvarı araştırmacısı Piotr Mydel, Diş eti iltihabına neden olan bakterilerin, alzheimerlı hastaların beyninde de bulunduğunu gösteren DNA bazlı kanıtlar bulduklarını, bu bakterilerin beyindeki sinir hücrelerini tahrip eden bir protein ürettiklerini ve hafıza kaybına ve nihayetinde alzheimer’a yol açabileceğini belirtiyor. Bakteri ayrıca amiloid beta üretimini de artırarak amiloid plaklara yol açıyor. Alzheimer hastalarının beyninde bu plaklara rastlanıyor.

Science Advances dergisinde yayımlanan araştırma, alzheimer teşhisi konmuş veya bu hastalıktan şüphelenilen canlı veya ölmüş hastalardan (53 kişi )alınan beyin dokusu, omurilik sıvısı ve tükürük örneklerinin incelenmesine dayalı. Kronik diş eti iltihabına yol açan Porphyromonas gingivalis adlı bakterinin alzheimer hastalarının beyninde de görüldüğünü (%96 oranla) ortaya koyan çalışma, Alzheimer’ı da içeren demans hastaları için yeni tedavi yöntemleri geliştirebilmesini sağlayabilir. Araştırmalar devam ederken, Mydel ; ailesinde alzheimer hastalığı olan bireylerin veya diş eti sorunları yaşayan hastaların düzenli olarak diş hekimi kontrollerini yaptırmalarını ve ağız hijyenlerine doktorlarının önerdiği biçimde dikkat etmeleri gerektiğini vurguluyor.

 

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190603102549.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

İşlenmiş Et ve Bipolar Bozuklukta Manik Atak Arasındaki İlişki

Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki bilim insanlarının yapmış olduğu araştırmaya göre işlenmiş et tüketimi, bipolar bozukluğu olan hastalarda manik atak riskini arttırmaktadır.

Bulgular, mevcut mani ile nitratlı kurutulmuş sığır eti yeme öyküsü arasında güçlü ve bağımsız bir bağlantı olduğunu göstermektedir.Bu ilişki diğer diğer et veya balık ürünlerinde gözlemlenmemiş, işlenmiş etin manik nöbetleri tetikleyici özelliği olduğu bildirilmiştir.

İşlenmiş et tüketen bireylerin manik nöbetler nedeni ile hastaneye başvurma oranları üç buçuk kat daha fazla bulunmuştur. Uzmanlar, et koruyucuları olarak kullanılan nitratın, onları yiyen insanların beyinlerini ve bağırsak bakterilerini etkileyebileceğini,ayrıca, nitrik oksitin, bipolar bozukluğu olan kişilerin kanında daha yüksek seviyelerde bulunduğunu ortaya koymuştur.

Bu araştırmanın sonucuna göre Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çalışmanın yazarı Dr. Robert Yolken, “bipolar bozukluğu olan veya maniye karşı savunmasız olan insanlarda manik atak riskini azaltmaya yönelik bir diyet düzenlemesinin yapılabileceği” açıklamasında bulunmuştur.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

METFORMİN KULLANIMI İLE İLİŞKİLİ BİLİŞSEL İŞLEVLERDE AZALMA VE B VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ

 

Metformin; Tabletler, standart ve uzatılmış salınımlı tabletler şeklinde üretilen, tip2 diyabeti tedavi etmek amacı ile kullanılan antidiyabetik bir ajandır. Günümüzde Tip 2 Diyabet dışında da kullanım alanları vardır. Halen devam eden araştırmaların iki önemli odağı vardır, bunlardan birisi insan ömrünü uzatmaya yönelik etkilerine odaklanırken diğeri zayıflamaya olan etkilerini incelemektedir. Kadınlarda polikistik over sendromunun tedavisinde de kullanılabilmektedir.

Endocrinology & Metabolism Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, uzun süreli metformin kullanan ve  yaşlı hastalarda, muhtemel B6 ve B12 vitamini eksikliği ile ilişkili , bilişsel işlevlerde azalma görülmektedir. Çalışma ortalama yaşı 74,1 yıl olan, 4160 yaşlı hasta üzerinde yapılmıştır. Hiperglisemik olarak sınıflandırılan her katılımcı, Nöropsikiyatrik durum değerlendirmeleri ve, folat, B12-B6 vitamin düzeyleri bakımından değerlendirilmiştir. Bilişsel performansları ölçülen hastalar normal- ortalama değerler göstermiştir. Belirli aralıklarla değerlendirilen gruplardan, metformin ile tedavi edilenler, diğer gruplara oranla B vitamini eksikliği açısından daha riskli bulunmuştur. Bu analizde araştırmacılar Tip-2 diyabetli kişilerde Tip-2 olmayanlara göre daha kötü bilişsel performans olduğunu ve şeker hastalığı olan kişiler arasında ise metformin ilacını kullanan hastaların kullanmayanlara göre daha kötü bilişsel performans gösterdiğini belirtmişlerdir.

Sonuç olarak;

Metformin grubu ilaç kullanan tip-1 ya da tip-2 diyabetlilerde bilişsel performans yani bir nevi algılama problemi ortaya çıkabiliyor. Bu sebeple Metformin grubu ilaç kullanan diyabetli bireylerin yanında ayrıca B12 vitamini kullanması da öneriliyor.

 

Kaynak: www.endocrinologyadvisor.com  (15 Nisan 2019)

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen doktorunuza danışınız.

DEMANS HASTALARINDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI

 

Demans, hafıza kaybı, düşünme sorunları ve konuşma güçlüklerini kapsayan belirtiler grubudur. Demansın en sık görülen nedeni, tüm demans hastalarının üçte ikisinden fazlasında görülen Alzheimer hastalığı yani Alzheimer tipi demanstır. Ancak her demans Alzheimer değildir. Beyni zayıflattığı için demans hastalığına yol açan çok çeşitli hastalıklar veya durum vardır. Vasküler / kan dolaşımına bağlı demans hastalığı da sıklıkla görülür. Daha az görülen demans nedenlerinden örneğin beyin boşluklarının büyümesi, ilaç yan etkileri, enfeksiyonlar, metabolik –toksik durumların tedavisi Alzheimer hastalığından oldukça farklıdır. Demans yaşlılığın değil, bir hastalığın sonucudur. Fakat Demans riski yaşlılıkla birlikte artar.

 

Demans hastalığında depresyon sıklıkla görülür. Bu nedenle demans hastaları antidepresan tedavisi alabilirler. Alzheimer Derneği tarafından verilerine göre, 65 yaş ve üstü 10 kişiden 1’i Alzheimer ile karşı karşıyadır. Alzheimer hastaları sıklıkla depresyon gibi zihinsel sağlık sorunları yaşarlar.

Ontario, Kanada’daki Waterloo Üniversitesi’nden araştırmacıların yapmış olduğu yeni bir araştırmaya göre; Demans hastalarında kullanılan antidepresan ilaçların sadece depresyonda değil, demansın tedavisinde de etkili olduğunu göstermektedir. Bu araştırmaya göre SSRI grubu antidepresanların beyindeki demans spesifik agregaların büyümesini engellediği göstermiştir. Araştırma ekibinin çalışmanın sonuçları ACS Chemical Neuroscience dergisinde yayınlanmıştır. Prof. Praveen Nekkar Rao, yapmış olduğu açıklamada, Alzheimer ve demans hastalarında antidepresan kullanımının getirdiği faydaların oldukça umut verici olduğunu, ileride geliştirilecek Alzheimer ve demans hastalığının tedavisine yönelik geliştirilecek ilaçlar için de yol gösterici olabileceğini vurguladı.

Kaynak: Medical News Today

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız. 

PARKİNSON VE APANDİSİT AMELİYATI ARASINDAKİ BAĞLANTI.

APANDİSİTİN GÖREVİ ÇÖZÜLDÜ MÜ ?

ABD’de 62 milyondan fazla kişinin sağlık verilerinin analizi sayesinde apandisitini aldıran kişilerin Parkinson hastalığına yakalanma riskinin 3 kat fazla olabileceğini ortaya koydu.

Case Western Reserve Üniversitesi ve Cleveland Üniversite Hastanesi’nin 62 milyon hastanın verilerini analiz ederek yaptığı araştırmada apendektomi operasyonu geçirmiş kişilerin Parkinsona yakalanma riskinin 3 kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Ekip ayrıca 3 kattan yüksek riskin yaş, cinsiyet veya ırka bağlı olmadığını tespit etti.

Bağırsaklar ve sinir sistemi üzerine yapılan araştırmada apandisit ameliyatı geçiren 488 bin 190 hastadan 4 bin 470’inin, 61.7 milyon apandisit ameliyatı geçirmeyen hastanın ise 177 bin 230’unun Parkinson hastalığına yakalandığı görünüyor.

 

2016 yılında Danimarka’da hareket bozukluklarına yönelik yapılan bir çalışmada, apandisit ameliyatı olan bireylerin Parkinson hastalığına yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu ortaya koymuştu.

“Parkinson, hareketin kontrol altına alınmasına yardımcı olan beynin bir bölümündeki hücreleri yavaş yavaş yok eden bir hastalıktır. Parkinson semptomları arasında hareket sertliği, titreme, yavaşlık ve denge zorlukları bulunur”

Araştırmanın diğer önemli noktalarından biri ise Parkinson hastalığı ile bağlantılı alfa-sinüklein isimli proteinin, apandisitin de dahil olduğu sindirim sisteminden beyine kadar yolculuk edebildiği. Alfa-sinükleinin nöronlar arasında yer değiştirmesi, Parkinsonun ilerlemesini hızlandırıyor. Apandisit bugüne kadar ‘işlevsiz’ olarak nitelense de uzmanlar bu organın görevinin beyin hastalıklarıyla savaşmak olabileceğini düşünüyor.

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/325152.php?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_country=TR&utm_hcp=yes&utm_campaign=MNT%20Weekly%20%28HCP%20non-US%29%20-%20OLD%20STYLE%202019-05-15&utm_term=MNT%20Weekly%20News%20%28HCP%20non-US%29

Sayfa İçeriği Tanı ve Tedavi Amaçlı Değil, Sadece Bilgilendirme Amaçlı Güncel Bir Haberdir. Lütfen Daha Fazla Bilgi İçin Hekiminize Danışınız.

 

Psikiyatri Hastaları, Demans ve Oruç İlişkisi

Ramazan telaşı başladı.Belirli hastalıklardan muzdarip, düzenli ilaç kullanması gereken kişilerin oruç tutup tutamayacağı veya hangi şartlarda oruç tutabileceği ise, yine her yıl tartışılan konulardan biri.Aslında bu konunun cevabının temelindeki mantık şu: Hastanın fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü kaybetmemesi, sağlığını olumsuz yönde etkileyecek veya yaşamını tehdit edecek duruma düşmemesi gerektiği.
Aslında temel sorun açlık değil. İnsan fizyolojisi kısa süreli açlıklara çok iyi dayanabilir. uzun saatler susuz kalmak, artan terleme ve sıvı kaybı ile birlikte tüm bedensel yapıyı şiddetle ve olumsuz etkilemekte. Özellikle yaşlılar ve bazı metabolik hastalıkları olanlar ile lityum gibi tuzları kullanan hastalarda bu konu hayati önem taşıyabilir.

Peki konuyla ilgili olarak, psikiyatri hastaları özelinde neleri göz önünde bulundurmak gerekir?

Eski adıyla manik-depresif, yeni adıyla bipolar bozukluk hastalarının tedavilerinde kullanılan lityum tuzu, beraberinde bol su tüketimi gerektirir. Hastaların bu ilacı kullanmama seçeneği yoktur zira ilacın kullanılmaması hastalığın mani veya depresyon nöbetlerini tetikler. Bu ilacı kullanıp sıvı alımını sınırlandırmak ise böbreklere ciddi hasar verebilir. Bunu anlamanın yolu kan kreatinin düzeyini tespit etmektir. Neredeyse her yerde yapılabilen bu tahlil çok iyi bir yol gösterici olabilir. Sadece böbrek sorunları değil lityumun kandaki oranının yükselmesi de yine ciddi zehirlenmelere neden olabilir. Yeşil renkte görmeyle başlayan bu zehirlenmelerin ölümcül olabileceğini hatırlatmakta fayda var.

Bipolar bozukluk hastaları için oruç tutmanın olası olumsuz etkilerinden biri de uyku konusunda olacaktır. Sahura kalkmak, yemek yiyip yatmak, sabah tekrar uyanmak demek, düzensiz uyku demektir ve bu, söz konusu hasta grubu için kaçınılması gereken bir durumdur. Bipolar bozuklukta duygudurumun kontrol altında tutulması ve sabit bir duygusal çizginin yakalanması için düzenli ilaç kullanımının yanı sıra düzenli uyku da şarttır. Uykusuzluğun manik dönemi tetiklediği, bu hastalığın mizacına dair uzun zamandır bilinen bir gerçek. Hastaların bunu muhakkak göz önünde bulundurması gerek.

 

Halk arasında “sara” olarak bilinen epilepsi hastalığında da ilaçların düzenli kullanımı ‘hayatî’ derecede önemlidir. İlaçların etkileşimini sadece “ilacı içmiş olmak” sağlamaz. Vücuttaki sıvı kayıpları ve uzun açlık süreleri kan değerlerini (sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi elektrolitler, vitamin ve mineral düzeyleri gibi) değiştirip nöbetleri tetikleyebilir. Çünkü bu tarz ilaçların işleyişi, etken maddelerin kanda belirli bir düzeyde bulunmasına dayalıdır. 16 saat boyunca aç ve susuz kalmak, kan şekerinin düşmesi ve sıvı kaybının artması ile ilaç-kan dengesi büyük oranda bozulacaktır. Kan şekerinin 60 ve altına düşmesi, sağlıklı kişilerde bile  tek başına epilepsi nöbeti riski yaratır.

Demans hastalarının da oruç tutmaları hastalığın etkilerini olumsuz yönde arttırabilir. Hastalığın ileri seviyelerinde zaten kişinin bilişsel işlevleri zayıflamıştır. Ancak, hastalığın ilk aşamalarında da hastalığın seyrini kontrol altında tutmak adına kullanılan ilaçların günün belirlenen saatlerinde alınması gerekir. Oruç sebebiyle ilaç kullanımının ertelenmesi ve sıvı kaybı “sundown sendromu” diye adlandırılan ve akşam saatlerinde artan şaşkınlık, bilinç dalgalanmaları, hırçın ve saldırgan bir tutum gibi davranış sorunlarına yol açabilir.

Uzun süreli aç ve susuz kalmanın hastalığın seyrine dair olası etkilerini görmezden gelmek pek çok kaynakta tavsiye edilmiyor zaten. Oruç tutmak isteyen ve buna niyetlenen bütün psikiyatri hastalarının muhakkak doktorları ile görüşmesi,  tedavileri üzerindeki etkilerini öğrenmesi ve buna göre karar vermesi çok önemli. Tabi ki sadece psikiyatrik hastaların değil, yüksek tansiyon, diyabet ve kalp hastaları gibi düzenli ilaç kullanmak zorunda olan tüm hastaların ve gündelik hayatında yüksek oranda alkol tüketenlerin de uzman doktorlarla görüştükten sonra karar vermesi gerektiğini de hatırlatalım.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı, tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

 

ÇOCUKLARIMIZ TATİLİ NASIL GEÇİRMELİ ?

Yaz tatili dinlenme, yenilenme ve gelişimin sağlanması için çok değerlidir. Yoğun okul temposundan çıkan ebeveyn ve çocuklar bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Uzun uzun eğitimle ilgili yazmak istemiyorum.

Özellikle üniversite sınavına girecek gençler için, sınav nasıl geçerse geçsin yaşamış oldukları yoğun stresi atabilmeleri, başlayacak olan yeni sınav veya okul temposuna psikolojik ve biyolojik olarak hazır olmaları için mutlaka sosyal aktivitelere, eğlenmeye, aile ile kaliteli zaman geçirmeye ihtiyaç duyarlar.

Son yıllarda büyük değişiklikler oldu “yaz planlarında” . aileler için bir rahatlama ve “sınavsız, testsiz” bir molaya dönüştü. Önemli kelime” aileler için” dir.

Çünkü aileler sınava giriyor son yıllarda, ek dersler, etütler, yüzdelik dilimler vs. üzerinde uzmanlaştılar. Ders çalıştırmalar, misafir kabul etmemeler ve artan mali yük onları daha da geriyor.

Ve nihayet, o parlak güneşli günler geliyor. Ders, test ve benzeri yok. Yaşasın yazlık, tatil ve 3-4 aylık uzun ara. Biraz nefes alalım artık, hissi tüm ebeveynlerin ortak dileği.

Asıl konuta geçmeden, yaz tatilimizin nasıl oluştuğunu da anlatayım. 1923 te cumhuriyet kurulduğunda, ülke bir tarım toplumuydu. Tüm tarım üretimide “aile temelli” idi. Yani, eğitim sistemi bu üretim biçimine uymak zorundaydı ve öyle oldu. Yoğun emeğe ihtiyaç duyulan yaz ayları tatildi, hatta köy okulları mayıs ayında, daha erken kapanırdı.

Günümüze gelirsek, artık bir tarım toplumu değiliz, ve büyük ölçüde aile emeği ile tarım yapmıyoruz ancak halen üç aydan uzun süren bir tatilimiz var her eğitim kademesinde. Karşılaştırmak gerekirse, batı ülkelerinde kışın başlayan sömestr ile birlikte üç dönem var, aralarda bu kadar uzun tatil yok.

Yine bir veri olması için okullarda ne yapmaya çalıştığımızı konuşalım. Aslında “ilköğretim” dediğimiz sekiz yıl, temel eğitim ve disiplini oturtmak ister tüm toplumlar. Sonra “eğitim” ve yönlendirme öne çıkar. Gencin, eğilim ve isteklerine, kapasitesine göre meslek ve yaşam biçimi seçimleri ile öğretim” artar. *******************

Uzun yıllardır ilkokulun ilk dört yılı dışında “eğitim” yapmıyoruz. Yani, karşıdan karşıya geçme, saygı, tek başına ders çalışma, grupla çalışma, vb. eğitimde ön planda değil. Ortaokuldan itibaren test çözdürmeye başlıyoruz, bu nedenle ne yazık ki tüm spor , sanat ve dışarıda ki etkinlikleri yasaklıyoruz. Sadece test çözen, boş zamanlarını “ekran” ile değerlendiren bir gencimiz oluyor. Kızlar sosyal medya erkeler oyun bağımlısı. Okullar da genellikle bunu destekliyor. Çünkü onların başarıları da notlar ve yüzdelik dilimlerle ölçülüyor.

Ve yaz geliyor. Ailenin aklında son derece zehirli bir düşünce beliriyor. Biraz kendilerine de hizmet edecek bir cümle bu. “ÇOK YORULDU YAVRUCAK, BİRAZ DİNLENSİN”

Yazlığa, şefkatli ve çok özlemiş dede ve ninelerin yanına gönderiyoruz, üç ay boyunca, ders yok. Yatma saati geç saatlere alındı (geceler uzadı zaten değil mi, doktorum) , yemek saatleri kaydı ve “bilgisayar başında bir tek bunları yiyor” diyerek, tatlı,pizza, patates vb. gencin yaşam biçimine uydu. Günde 10-16 saat ekran başında kalabiliyor, zeki bir genç ise kahvaltı, akşam yemeği ve deniz saatlerinde çok arıza çıkarmadan idare ederek kalan tüm zamanlarda istediğini yapabiliyor.

Peki eylül ayında, neredeyse dört aydır, “hiç birşey yapmamış” bu genç tekrar ve acilen nasıl disipline olacak. Yaşam, bu kadar bölümlere ayrılabilir zamanlar içerebilir mi? Üniversiteyi bitirene dek, İngilizce, olabilirse ikinci dil, spor alanı, bir sanat yeteneği ve okuma alışkanlığı istiyoruz. Ayrıca, sosyalleşecek, üretmeyi ve sorumluluk almayı öğrenecek, kur yapmayı, hayır demeyi, uzlaşmayı çalışacak.

Tüm bunları ne zaman ve nasıl planladınız anne babalar olarak. Okul döneminde mi yapacak sınırsız, tatilde mi, kaç yazınız ve kaç öğretim döneminiz kaldı hesapladınız mı?

Gerçekten, o kadar yoruldu mu gençler. Yazın spora veya bir kursa, dil eğitimine yarım gün ayıramaz mı? Düzenli olarak bir saat herhangi bir şey veya gelecek yılla ilgili konulara göz atamaz mı? Yarı zamanlı bir tanıdığın yanında, servise, işe, telefona yardım edemez mi? Bunlar sosyalleşme ve sorumluluk için ona iyi gelmez mi? Veya tersinden gidelim, dört veya altı yıl, yazları dinlenen gencimiz, üniversiteyi kazandı ve artık başka şehirde yaşayacak. Yeterince olgun, sorumlu, yeterli ve hayatta kalma becerilerine sahip mi?  Değilse ne zaman sahip olmaya başlayacak ?

Biliyorum, biraz nefes almalı anne babalarda. Ama sadece “biraz” çünkü, zaman yok. Ve 15 yaşını geçince genci kontrol edebilmek çok zor, 18-20 yaş sonrası ise imkansız. Aileler sanal ve kırılgan bir huzur istemiyorsa, olgunlaşma ve sorumluluğa daha fazla yatırım yapmalı. Amerika eski başkanı Obama’nın kızı yazın kasiyer olarak çalışıyorsa, sizin prens\prenses de ufak ufak sorumluluk almaya ve üretmeye başlamalı. Yazı biraz geç kalmış olabilir? Ancak bu uzun vadeli bir plan olmalı zaten. Yol ve yöntem çok, ve her çocukta farklı işleyen yöntemler oluyor. Dayatmadan ama boş vermeden bu dengeyi kurabilen aileler, başarılı oluyor. Değilse, iş profesyonellere kalıyor genellikle. *****************

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

Omega-3, Depresyon, Koroner Kalp Hastalığı Olan Hastalarda Fayda Göstermedi

Klinik Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, sertraline ek eikosapentaenoik asit (EPA) …

İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun telomerlere sahipler; İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun yaşayabilir !

MEHMET SALTUERK / THE INSTİTUTE FOR GENETİCS OF THE UNİVERSİTY OF COLOGNE Hepimiz uzun ve sağlık bir yaşam isteriz. …

Yapay zeka bir çocuğun konuşmasından depresyon ve kaygıyı tespit edebiliyor.

Bir makine öğrenmesi algoritması, küçük çocukların konuşma modellerinde kaygı ve depresyon belirtilerini algılayabilir. …