Kategori: <span>Psikiyatri</span>

HORMON TEDAVİSİ ALZHEİMER RİSKİNİ DÜŞÜRÜYOR

2016 yılında Menopoz Döneminde Hormon Tedavisi ve Demans başlıklı yazıda menopoz sonrası hormon tedavisinin demans riskini azalttığına yönelik bilgiler yer almaktaydı. https://sedatirgil.com/kadin-sagligi/menopoz-doneminde-hormon-tedavisi-demans/ Hormon tedavilerinin faydaları ve zararlarına yönelik araştırmalar bir yandan devam etmekte iken Arizona Sağlık Bilimleri Üniversitesi’nin yeni bir çalışması, hormon tedavisi gören kadınların Alzheimer hastalığı da dahil olmak üzere nörodejeneratif hastalıklar geliştirme olasılığının daha az olduğunu yayınladı.

UArizona Beyin Biliminde İnovasyon Merkezi direktörü ve makalenin kıdemli yazarı Roberta Diaz Brinton, “Bu, hormon tedavilerinin nörodejeneratif hastalıkları azaltmasına yönelik yapılan ilk çalışma değil” dedi. “Ancak bu çalışmada önemli olan, Alzheimer da dahil olmak üzere nörodejeneratif hastalığın önlenmesinde hassas hormon tedavilerinin geliştirilmesidir” dedi.

Hormon tedavisi, sıcak basmaları, gece terlemeleri, uykusuzluk, kilo alımı ve depresyonu içerebilen menopoz semptomları için en etkili tedavidir. Çalışma sırasında Dr. Brinton ve araştırma ekibi, menopozda olan 45 yaş ve üstü yaklaşık 400.000 kadının sağlık verilerini inceledi.

Alzheimer & Demans: Çevirisel Araştırma & Klinik Müdahaleler’de yayınlanan çalışma, altı yıl veya daha uzun süre menopoz hormon tedavisi gören kadınların Alzheimer’a yakalanma olasılığının% 79 ve herhangi bir nörodejeneratif hastalık geliştirme olasılığının% 77 daha az olduğunu buldu. Kullanım süresi, kullanım yolu (ağzıdan veya bant olarak) gibi faktörlerin risk oranı üzerinde etkili olduğunu bildirdi.

Ek olarak, bir yıldan uzun süren uzun süreli tedavinin Alzheimer, Parkinson hastalığı ve demans üzerindeki koruyucu etkisi, bir yıldan kısa süreli tedaviden daha fazlaydı.

KAYNAK :

Alzheimer riskini azaltmak için hassas hormon tedavilerini ilerletmeye yönelik bir adım — ScienceDaily

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

 

 

DEHB İLE GÖZ BOZUKLUKLARI ARASINDAKİ BAĞLANTI

DEHB İLE GÖZ BOZUKLUKLARI ARASINDAKİ BAĞLANTI

 

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) olan kişilerde bazı göz rahatsızlıkları daha sık görülür. Bunlar arasında astigmat gibi kırılma hataları ve yakınsama yetersizliği bulunur, bu da gözlerin yakındaki nesnelere bakarken hizada kalmasını zorlaştırır.

Ancak görme bozuklukları DEHB belirtileri değildir. Bazı göz rahatsızlıkları ve bozukluk arasında bir ilişki olduğu görünse de, bilim adamları bağlantının ne olduğundan emin değiller.

Bu yazıda, GÖRME BOZUKLUKLARıyla ilişki, DEHB’nin bulanık görme neden olup olmadığı ve bu koşullara neyin yardımcı olabileceği de dahil olmak üzere DEHB’ye ve gözlere daha ayrıntılı olarak bakıyoruz.

DEHB aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe (dürtüsellik) belirtileriyle giden bir psikiyatrik hastalıktır. DEHB’nin temel belirtileri, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüselliktir.

Aşırı Hareketlilik: Çocuğun kendi yaşıtlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde daha fazla hareketli olduğunda aşırı hareketlilikten söz edilir.

Dikkat Sorunları: Dikkatin bir noktaya toplanabilmesinde güçlük, dış uyaranlarla dikkatin çok kolay dağılabilmesi, unutkanlık, eşyalarını veya oyuncaklarını sık sık kaybetme ve düzensizlik gibi belirtiler dikkat sorunları bulunduğunu gösterir.

Dürtüsellik: Acelecilik, istekleri erteleyememe, sorulan sorulara çok çabuk yanıt verme, başkalarının sözlerini kesme ve sırasını beklemekte güçlük çekme gibi özellikler dürtüsellik sorunları bulunduğun düşündürür.

Görme bozukluğu olan ve olmayan çocuklar arasında yapılan bir ankette, görme bozukluğu olanlarda DEHB tanılarının daha sık olduğu bulunmuştur. 75.000 çocuktan görme sorunu olanların %15,6’sına DEHB tanısı konulurken, görme sorunu olmayanların oranı %8,3’tür.  (ADHD and Vision Problems in the National Survey of Children’s Health (nih.gov))

Araştırmalar, bozukluk ile bazı spesifik görme bozuklukları arasında bağlantılar olduğunu göstermiştir. Bunlar şunlardır:

Astigmat, kornea veya göz merceği kavisinin normal şekilde olmamasının bulanık görmeye yol açtığı, yaygın bir göz kusurudur.

Yakınsama yetersizliği: Gözlerinizin aynı anda hareket etmediği bir göz hastalığıdır. Bu duruma sahipseniz, yakındaki bir nesneye baktığınızda bir veya iki göz dışarıya doğru hareket eder.

Bu, göz yorgunluğuna, baş ağrısına veya bulanık veya çift görme gibi görme sorunlarına neden olabilir. Ayrıca okumayı ve odaklanmayı zorlaştırır.

Renk algısı: 2014’te yapılan küçük bir çalışmada, DEHB’li genç yetişkinlerin mavi aralıktaki renkleri algılamada zorluk çektikleri daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ancak, çalışma sadece 60 kişiyi kapsadığı için, bulgular genelleştirilebilir olmayabilir.

 

Görme yetisini etkileyen DEHB ve göz rahatsızlıkları olan kişiler, görme bozuklukları için yardım alır ise DEHB tedavisine de destek sağlanmış olur. Görme sorunları yaşıyorsanız lütfen bir göz doktoruna danışınız.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

 

 

 

 

 

 

BİR SAAT ÖNCE UYANARAK DEPRESYON RİSKİNİZİ % 23 DÜŞÜREBİLİRSİNİZ !

BİR SAAT ÖNCE UYANARAK DEPRESYON RİSKİNİZİ % 23 DÜŞÜREBİLİRSİNİZ !

JAMA Psychiatry’de yayımlanan bir çalışmaya göre, normalden bir saat önce uyanmak depresyon riskini yüzde 23 azaltıyor. Coronavirüs sürecinde yaşlı bireylerden çocuklara kadar birçok kişinin uyku alışkanlıkları değişti. Okula gitmeyen çocuklar, evden çıkmayan yaşlılar, gelişmeleri takip ederken ekranlar karşısında geçirdiğimiz zaman uyku süremiz ve uyku kalitemizde önemli değişikliklere neden oldu.

Biliyoruz ki uyku sorunları majör depresyon ile çeşitli çalışmalarda ilişkilendirildi. Depresyonun uyku sorunlarına yol açtığı, uyku sorunlarının da depresyonu tetikleyebildiği düşünülürse araştırma çok önemli noktalara değiniyor.

2018 de 32.000 hemşire ile yapılan bir çalışmada erken kalkanların dört yıl boyunca depresyon geliştirme olasılığının %27 daha az olduğu bulundu. Ancak burada en büyük soru erken kalkma kavramının kaç saat erken??? olduğuydu.

Colorado Boulder Üniversitesi ve MIT- Harvard Üniversitesi Broad Enstitüsü’nden araştırmacılar yaklaşık 850.000 yetişkinden elde edilen verilerin analizini yaparak ve Birleşik Krallık Biobank, 23andMe ve Psikiyatrik Genomik Konsorsiyumu’ndan veri toplayarak, uyku paternleri ve majör depresyon riski arasındaki genetik ilişkiyi inceledikleri bir araştırma yaptı.

“Saat geni” şeklinde bilinen PER2’deki varyantlar da dahil olmak üzere 340’tan fazla ortak genetik varyantın, kişinin kronotipini etkilediği biliniyor. Genetik, uyku zamanlamasındaki tercihimizin toplamda %12-42’sini açıklıyor.

Bundan yola çıkarak araştırmacılar, 7 gün boyunca giyilebilir uyku izleyicileri takan 85.000 kişi ve uyku tercihi anketleri dolduran 250.000 kişi de dahil olmak üzere yaklaşık 850.000 bireyden gelen bu varyantlarla ilgili düzenli genetik verileri değerlendirdi. Araştırmaya katılan deneklerde uykunun orta noktası ortalamada 03:00 bulundu; yani yatağa 23:00’da gitmişler ve 6’da kalkmışlar. Daha sonra araştırmacılar bu veriler ile anonimleştirilmiş reçete, genetik, majör depresyon tanısı verilerini karşılaştırdı. Sonuç olarak bir saat erkene alınan her uyku orta noktası (yatağa gidiş zamanı ile kalkış zamanının ortası), ağır depresif bozukluk tehlikesinin %23 azalmasına karşılık geldi. örnek olarak;  normalde yatağa 1’de giren biri yatağa 24 de girerse ve aynı süre uyursa(1 saat erken kalkmış oluyor), depresyon tehlikesini %23 azaltabilir; eğer yatağa 23’te girerse, tehlikeyi yaklaşık %40 düşürebilir.

 

Sizde uyku düzeninizi bu yönde planlayarak depresyon riskinizi azaltabilir, gün ışığından daha fazla yararlanabilir, hormonlarınızın daha iyi işlemesini sağlayabilirsiniz.

 

 

Binaural Ritimler ve Binaural Beat Önerileri

Son zamanlarda binlerce kişinin müzik arşivinde yer bulan bu ritimler, beyin dalgalarını etkileme özelliği bulunan ritimlerdir. 1839 yılında Heinrich Wilhelm Dove tarafından keşfedilmiştir.  1973 yılında Oster Audituar Beats in the Brain adlı, Scientific Americanda yayınlanan makalesinde, binaural beat ses dalgalarının EEG de kaydedilebildiğini göstermiştir.

“Binaural beat” (vuru) her iki kulağa bilinçli olarak farklı frekanslarda ses uygulanarak elde edilen fizyolojik yanıttır. Binaural frekanslar farklı hz’lerden oluşan iki ses tonunu sağ ve sol kulağa ayrı ayrı yönlendirerek beyni uyarma yöntemidir. Bu teknikle beyin dalgaları alfa, theta, beta, delta ve gama frekanslarına sürüklenmektedir.

Sigara kullanmayan 19 erkek 10 bayan 29 kişi ile yapılan çalışmada katılımcılar (18’i işçi 11’i öğrenci olan; 20 beyaz, 8 siyah ve bir Asyalı) 30 dakikalık görsel bir dikkat testine tabi tutuldular. Üç gün süren çalışmada katılımcılar 3 gruba ayrıldı. Deneklerin bir bölümüne delta ve teta dalgalarını uyaran, diğer bir grubuna beta dalgalarını uyaran binaural beatler verilirken son gruba alelade binaural beat içermeyen bantlar dinletilmiştir. Testler sırasında katılımcılar meditasyon, trans ve hipnoz halindekine yakın duygular yaşadıklarını belirtmişlerdir. Testler sonunda beta, teta veya delta dalgaları artacak biçimde uyarılan katılımcıların doğru seçeneği seçme yetisi artarken daha az yanlış seçenek işaretlemişler yani şaşkınlık ve kafa karışıklığı üçünde de azalmış fakat teta ve deltada daha bariz bir fayda sağlanmış ve net düşünebilme yetisinin daha çok arttığı belirlenmiştir.

Binaural uyarılardan tıpta henüz çok yaygın olmasa da insomnia ve stres tedavisinde yararlanılmaktadır. Benzer olarak otistik çocuklarda ve anksiyetede de sakinleştirici etkisi olduğu belirtilmektedir. Bu yöntem disleksia tedavisinde dikkat ve yoğunlaşmaya yardımcı olarak da kullanılmaktadır.

İnternette ruh hallerine göre sınıflandırılarak karşımza çıkan  bu ritimler;  Brain  (yaratıcılık ve zeka arttırıcı) ,anestezi (güçlü ağrı kesici), Gate of Hades  (ölüm hissi), LSD  (güçlü açık göz halüsinasyonları) olarak yayınlanıyor. Bu yeni moda artık o kadar yaygın ki internette kıyafet satan sitelerde bile marka halinde görmek mümkün. Tıbben yararları bulunmasına rağmen gençler arasında “I-doser” olarak adlandırılan “Binaural Beat”lerin bilinçsiz kullanımı sonucu oluşabilecek olumsuz etkiler henüz bilinmemekte.   Kişinin ruhsal durumuna bağlı olarak olumsuz etkiler meydana gelme ihtimali ise mümkün.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

BEAT ÖNERİLERİ:

IMPOSTOR SENDROMU

İlk defa Pauline Rose Clance & Suzanne Imes’ın 1978’de yayımladıkları makalede karşılaştığımız ‘imposter sendromu’ günümüzde gittikçe daha fazla konuşulmaya başlandı.

Bu sendroma yakalanan bireyler, içinde bulunduğu başarılı durumların, akademik ve profesyonel başarılarının, iş yaşamındaki yükselişlerinin kendi bilgi, beceri, çabaları sonucu değil, şansa ya da herhangi bir dış etmene bağlı olarak kazandıklarını ve bu durumun bir gün ortaya çıkacağını düşünerek yoğun bir kaygı yaşıyorlar.

Bu sendrom her iki cinsiyette de görülmekle birlikte, daha çok başarılı, üst düzey kademelerde ve özellikle kadınlarda görülmekte.

İş yaşamında karşımıza çıkan yoğun endişe ve stresin ne denli büyük boyutlarda ve çeşitlilikte olduğunu gösteren bu sendrom, bir çok kişinin yüksek mevkideki işlerinden ayrılmalarına neden olabiliyor.

Sanatçılar arasında da oldukça fazla rastlanan Impostor sendromu, öğrenciler de görülebiliyor. Yetersizlik duygusunun hakim olduğu tabloya utanç ve suçlulukta ekleniyor.

Peki çözüm nedir ?
Bu sendromu yaşayan bireylerin mutlaka psikolojik destek almaları gerekiyor. Psikoterapiler ile rahatlıkla çözülebilen Impostor sendromu yaşam kalitesinin düşmesine, strese bağlı fiziksel sağlığın da bozulmasına, iş kayıplarına neden oluyor.

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

ONLİNE TERAPİ NEDİR ? NASIL OLMALIDIR ?

Online terapi, çeşitli engeller nedeni ile psikiyatri uzmanları veya psikologlar ile  bire bir görüşme imkanı bulamayan danışanlar için geliştirilmiş, profesyonel danışmanlık hizmetidir. COVID-19 Salgını nedeniyle yaşamış olduğumuz deneyim sağlık alanında teknoloji uygulamalarının ne kadar değerli ve hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Kişiler arası temasın yüksek riskli olduğu salgın döneminde hastaların psikiyatrik tanı ve tedavilerinin aksamaması ve sağlık hizmetlerinin devam edebilir olması çok önemlidir. Çeşitli site ve uygulamalar üzerinden online danışmanık- online terapi hizmetleri verilmekte, ülkemizde ve dünyada yoğun olarak talep edilmektedir. Peki online danışmanlık alacak kişi nelere dikkat etmelidir ?

  • DİPLOMA VE YETERLİLİK

Mutlaka diploma ve yeterlilik belgeleri sorgulanmalıdır. Daha önce yüz yüze görüşme yapılmış uzmanlar tanı ve tedaviniz hakkında daha fazla veriye sahip olacaktır.

  • KAMERA KULLANIMI

Kameralı görüşme tercih edilmelidir. Uzman ve danışanın karşılıklı olarak birbirlerini görmeleri güvenilirlik, tanı ve değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi açısından son derece önemlidir. Bu yönde kullanılabilecek oldukça güvenilir uygulamalar bulunmaktadır.

  • UZMANIN BULUNDUĞU ORTAM VE RANDEVU SÜRESİ

Kameralı görüşme yüz yüze görüşmeler gibi randevulu, 45 dakikalık randevu süresi görüşme ne kadar sürerse sürsün kişiye ayrılmış olmalıdır. Mümkünse uzman ofisinde hasta ile kameralı görüşme yapmalıdır. Görüşme yapılacak ortam güvenlik ve çevre koşulları açısından uygun olmalıdır.

  • CİHAZ GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tabletlerden yapılan görüşmelerde, danışan ve uzmanlar kişisel bilgilerinin güvenliğine dair, virüs veya benzeri zararlı uygulamalara karşı kendini korumalı, görüşmeler sırasında ödeme veya kredi kartı gibi bilgi ve şifreleri paylaşmamalıdır.

  • KVKK KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNA UYGUNLUK

Görüşme yapılacak olan uzmanın kişisel verileri koruma kanununa uygun hareket edip etmediği, yani kişisel verilerinizin işlenmesi, saklanması, silinmesi veya paylaşılmasına yönelik aydınlatma metnini size bildirip bildirmediği, KVKK’ na uygun olarak izin ve onamlarınızı aldığından emin olunuz. Uzman ve danışan arasında yapılan tüm görüşme, eğitim, uygulama ve tedavi yöntemleri hasta hakları yönetmeliğine uygun olmalıdır. Görüşme kayıtları karşılıklı izin olmadıkça alınamaz.

  • TIBBİ BİLGİLENDİRME VE ONAM

Tıbbın her alanında olduğu gibi psikiyatrik tanı ve tedavi hizmetlerinde de uzmanınızın size tanı ve tedaviniz hakkında  bilgi vermekle yükümlüdür. Ayrıca uzmanınızın bir daha ki görüşmeler için notlar alması veya danışan dosyası oluşturması faydalı olacaktır.

ONLİNE DANIŞMANIK GÖRÜŞMELERİ HANGİ PROGRAM ÜZERİNDEN YAPILIR ?

Dünyada birçok uygulama kullanılmaktadır. Skype, zoom, hangouts, whatsapp ve facebook en çok tercih edilen platformlardır. Bazı uzmanlar kendi oluşturdukları sistemleri de kullanabilir.

Bu bir reklam değildir. Covid-19 salgını nedeni ile evden çıkmayan danışanların uygun koşullarda hizmet almalarını desteklemek ve oluşabilecek zararları engellemek amacı ile yapılan bilgilendirmedir. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

 

TRANSKRANİYAL DOĞRU AKIM STİMÜLASYONU DEPRESYON İÇİN ORTA DÜZEYDE ETKİLİ BULUNDU

 

9 araştırmanın meta-analizine göre, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS), majör depresif bozukluğu (MDB) veya Bipolar bozukluğu (BD) olan hastalarda orta düzeyde fayda gösteriyor.

Araştırmacılar, Aralık 2018’e kadar Major depresyon ve Bipolar bozukluğu olan hastalarda plasebo kontrollü tDCS çalışmalarının sistematik bir incelemesini yaptılar. Toplam 9 çalışmanın verileri (N = 572 hasta; ortalama yaş, 46.8 ± 13.3 yıl;% 61.5 kadın) analiz edildi.

Çalışma sırasında hastaların% 37.3’ü psikiyatrik ilaç almazken, hastaların% 36.8’i ve% 25.2’si antidepresan ve benzodiazepin kullandı. Plasebo ile karşılaştırıldığında tDCS ve plasebo grupları arasında büyük bir fark yoktu (% 14.7’ye karşı% 10.9)

Analizin sınırlılıkları, dahil edilen az sayıda çalışma ve tDCS’yi farmakoterapi ile birlikte değerlendiren bir çalışmanın olmamasıydı.

Araştırmacılara göre, tDCS ile ilişkili genel fayda mütevazı düzeydeydi.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com/home/depression-advisor/transcranial-direct-current-stimulation-produces-moderate-benefits-for-depression/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=pa-spotlight-hay-20200129&cpn=psych_all&hmSubId=&hmEmail=zlb62feMTgU1&NID=&email_hash=d6001e4ea1b3a1750389924db35f8787&mpweb=1323-82265-348269

YAŞLANMAYI ETKİLEYEN 4 AGEOTİP BELİRLENDİ.

Bilim adamları insanların neden farklı oranlarda yaşlandığını anlamaya yaklaştı.

Senin tipin ne?

Bu soru, insanların “ageotipler” olarak adlandırılan farklı sınıflara nasıl yaşlandığını kategorize eden bilim adamları sayesinde yeni bir anlam kazandı. Araştırma ekibi, iki yıl boyunca toplanan biyolojik örneklere dayanarak 43 kişiyi yaşlanan kategorilere veya “ageotiplere” ayırdı. Örnekler arasında kan, enflamatuar maddeler, mikroplar, genetik materyal, proteinler ve metabolik süreçlerin yan ürünleri bulunmaktadır. Örnekler zaman içinde nasıl değiştiğini takip ederek, yaklaşık 600 yaşlanma belirteci belirledi, bir dokunun fonksiyonel kapasitesini tahmin eden ve esas olarak “biyolojik yaşını” tahmin eden değerler.

Şimdiye kadar, ekip dört farklı ageotip tanımladı:

  • Bağışıklık,
  • Böbrek,
  • Karaciğer,
  • Metabolik,

Bazı insanlar bir kategoriye tam olarak otururlar, ancak diğerleri biyolojik sistemlerinin yaşla nasıl ayakta kaldığına bağlı olarak dördünün de kriterlerini karşılayabilir.

Çalışma ayrıca sağlıklı katılımcılar ile insüline dirençli olan veya şekeri düzgün bir şekilde işleyemeyen katılımcılar arasındaki yaşlanma farklılıklarına da baktı. Snyder, “Sağlıklı ve insüline dirençli insanlar arasındaki yaşlanma farklılıkları daha önce hiç bakılmayan bir şey.” Dedi. “Genel olarak, yaşlandıkça insüline duyarlı ve insüline dirençli kişiler arasında önemli ölçüde farklılık gösteren yaklaşık 10 molekül olduğunu bulduk.” Bu belirteçlerin çoğu bağışıklık fonksiyonu ve iltihaplanma ile ilgiliydi dedi.

Belki de en heyecan verici ve şaşırtıcı çalışmadaki herkesin zaman içinde ageotip belirteçlerinde bir artış göstermediğidir. Bazı insanlarda yaşlanma belirteçleri azaldı. Aslında, ekip bu fenomenin, katılımcıların küçük bir alt kümesi arasında hemoglobin A1c ve böbrek fonksiyonu için bir belirteç olan kreatin de dahil olmak üzere birkaç önemli klinik molekülde meydana geldiği görüldü.

Snyder, bu alt kümede yaşlanma oranlarını yavaşlatmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapan kişiler olduğunu söyledi. Hemoglobin A1c düzeylerinde azalma sergileyenler arasında, birçoğu kilo kaybetti ve biri diyet değişiklikleri yaptı.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak : https://www.sciencedaily.com/releases/2020/01/200113111054.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

LİTYUM KULLANIMINDA DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

LİTYUM İLACI NE İŞE YARAR?

Lityum tuzu, Bipolar afektif bozukluk tedavisinde kullanılan duygudurum düzenleyicidir. Lityum tedavisi bipolar bozukluğu bulunan hastalarda manik ve depresif arakların sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmanın etkili bir yoludur.

TEDAVİYE BAŞLAMADAN ÖNCE ;

  • Böbrek fonksiyonları, (üre ve kreatinin kan seviyesi)
  • Karaciğer enzimleri, (ast,alt ve ggt kan seviyesi)
  • Tiroid Fonksiyonları ,(TSH, FT3, FT4)
  • Kadın hastalar için hamilelik olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. (lityum hamilelikte ve emzirme döneminde riskli olan ilaçlar listesindedir. )

DOZ VE TEDAVİ SÜRESİ

Doz ve tedavi süresi mutlaka hekim tarafından, hastanın muayene ve laboratuvar tetkiklerinin sonuçlarına göre, hastaya özgü planlanmalıdır.

  • İlacın başlama dozu, tedavi dozu, ve ilacın kesilme dozu farklıdır.
  • Çocuklar ve ergenlik dönemindeki çocuklar için altı aydan uzun süreli tedavi tavsiye edilmemektedir.
  • Yaşlılık lityuma cevabı etkilemez. Ancak başlangıç dozu düşük planlanmalı ve hasta iyi izlenmelidir.

İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ

  • Lityum antipsikotik ilaçlarla birlikte dikkatli kullanılmalıdır. Fenitoin ve karbamazepinle birlikte lityum kullanımı önemli etkileşimler doğurabilir
  • Lityum bazı epilepsi ilaçları ile beraber kullanılabilir.
  • Lityum antidepresanlar ile kullanılırken, SSRI grubu antidepresanların tedaviye eklenmesi durumunda, serotonin sendromu göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Lityum ACE inhibitörleri ile kullanıldığında, lityum zehirlenmesine neden olabilir.
  • Lityum antiinflamatuvar ile kullanıldığında, (indometasin, fenilbutazon, diklofenak, ketoprofen, oksifenbuzaton, ibuprofen, proksikam, naproksen vb.) kandaki lityum düzeyini tehlikeli şekilde arttırır.
  • Lityum idrar söktürücü adı ile bilinen diüretik ilaçlarla kullanıldığında, bazı diüretikler kandaki lityum düzeyini tehlikeli bir şekilde arttırabilir.
  • Amiodaron ve benzeri bir kalp ritm bozukluğuna dönük ritim ilacı kullanıyorsanız lütfen doktorunuza bildiriniz.
  • Asprinin lityum ile kullanımı sinir sisteminde istenmeyen etkilere neden olabilir.

DİĞER ETKİLEŞİMLER;

  • İlaç olmayan fakat geniş ölçüde kullanılan ve internet üzerinden de satışı olan bitkisel ürünler, her tür zehirlenme için olduğu kadar lityum zehirlenmesi için de risk taşırlar. Bunların pek çoğu içerisinde 100 mg civarında lityum orotat bulunmaktadır.

YAN ETKİLER

Hastaların %20’den daha azında hiçbir yan etki görülmez.

  • Tremor(titreme),
  • Tiroid reaksiyonları (hipertiroidi, hipotiroidi) kadınlarda daha sık görülmektedir.
  • Kardiyovaskuler reaksiyonlar
  • Cilt sorunları (sivilce, cilt döküntüleri vb)
  • Kilo alma,
  • Kiloya bağlı kalp damar hastalıkları, tip 2 diyabet gelişme riski,
  • İştah kaybı,
  • Bulantı, kusma,
  • İshal,
  • Kanda beyaz küre sayısında artış (bazı kanser türlerinin tedavisinde etkinliği araştırılmaktadır)
  • Sık idrara çıkma,
  • Susuzluk,
  • İdrar miktarında artma,
  • Böbrek yetmezliği,
  • Karaciğer fonksiyonlarında bozulma,
  • Uyku hali,
  • Kas güçsüzlüğü,
  • Saç dökülmesi.

LİTYUM ZEHİRLENMESİ

Ani yada yavaş ilerleyen türlerde görülebilen lityum zehirlenmeleri (Lityum intoksikasyonları) sadece yetişkinlerde değil, yanlışlıkla alım sonucu küçük çocuklarda da görülebilmektedir.

  • Yanlışlıkla veya kasıtlı yüksek doz alınması,
  • Uzun süreli kullanım,
  • Tedavide, takibin yapılamaması,
  • Lityum atılımını bozan ilaç veya durumlar( idrar söktürücüler, yüksek ateş, su kısıtlaması, kontrol edilemeyen ishal, kusma gibi sıvı elektrolit dengesizlikleri, vb)
  • Lityum atılımını bozan kronik veya nörolojik hastalıklar. (özellikle yaşlı hastalarda)
  • Kalp cerrahisi gibi büyük operasyonların öncesinde kesilmediği olgularda,

BELİRTİLER

Zehirlenmenin ilk belirtileri;

  • İştahsızlık, ağız kuruluğu, ağızda metalik tat, bulantı, kusma, ishal.
  • Tremor, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, peltek konuşma, yürüme, oturma gibi istemli hareketlerde bozulma, denge bozukluğu, göz bebeklerinin farklı büyüklüklerde olması, bakış kısıtlılıkları, görme bozuklukları kas güçsüzlüğü, bellek ve bilişsel işlevlerde bozulma, epileptik nöbet görülebilir. Her türden nörolojik bulgu değerlidir. Bazen günlük baş ağrıları veya depresif atağı taklit eden bulgular görülebilir.
  • Ritim bozuklukları ve EKG değişiklikleri .
  • Kandaki lityum seviyesinin yüksek çıkması bulgularla beraber değerlendirildiğinde tanıyı doğrular.

TEDAVİ

Lityum zehirlenmesinin tedavisi, zehirlenmenin nedenine, şiddetine ve lityumun böbreklerden atılım hızına bağlı olarak seçilir. Her durumda lityum alımının kesilmesinin ardından sıvı elektrolit dengesinin düzenlenmesi ve destekleyici tedavi atılması gereken ilk zorunlu adımdır. Bunun için öncelikle yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Hemodiyaliz uygulanabilir. Bulgulara yönelik ek tedaviler uygulanır. Bunlara hekimleriniz karar vermelidir.

LİTYUM ZEHİRLENMESİNDEN KORUNMA VE LİTYUM KULLANIRKEN DİKKAT EDİLECEK UNSURLAR

Her ilaçla olabileceği gibi, lityum kullanıldığı sürece bu ilaca bağlı zehirlenmeler ortaya çıkacaktır. Bu durum, bipolar bozukluğun tedavisinde 60 yılını başarıyla tamamlayan lityumun yararlı olduğu gerçeğinin önüne geçmemelidir. Risk etkenlerinin ve nedenlerinin iyi bilinmesi ve koruyucu önlemlerin alınması ile bu tablonun ortaya çıkma sıklığı azalacak, ortaya çıktığında hızla tanınması tedavisini kolaylaştıracak, etkin ve hızlı tedaviler sekel olasılığını ortadan kaldıracaktır.

  • Lityum kullanımına başlamadan önce ve tedaviniz sırasında düzenli aralıklarla doktorunuzun önerdiği laboratuvar tetkiklerini yaptırın. (karaciğer ve böbrek fonksiyonları, tiroid fonksiyonları, ilaç kan düzeyi ölçümü, diyabete yönelik tetkikler, kolesterol değerleri vb. )
  • Tedaviniz sırasında takiplerinizi atlamayın. Doktor ile randevularınızı ihmal etmeyin .
  • Kendi başınıza ilaç dozlarınızı değiştirmeyin.
  • İlaca yönelik fark ettiğiniz yan etkilerin her birini önemseyin ve doktorunuza mutlaka bildirin. Bu yan etkilerin her biri değerlidir. Doktorunuz yan etkilerin kontrolünü sağlayacak bilgi ve destek tedaviler önerebilir. Ciddi komplikasyonların önlenmesini sağlar.
  • Zehirlenmeye yönelik bulgu ve risk etmenlerini öğrenin. Acil durumlar için yakınlarınızın bu bulgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayın.
  • Tedaviniz sırasında doktorunuzun bilgisi dışında kilo kontrolü, yan etkileri gidermeye veya başka nedenlere yönelik bitkisel ilaç veya takviye kullanmayın.
  • Gelişen yeni hastalıklara yönelik (gribe yönelik ilaçlar, ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, yüksek tansiyona yönelik ilaçlar, diyabet ilaçları vb.) ilaçları doktorunuza danışmadan kullanmayın.
  • Daha önce lityum zehirlenmesi yaşadıysanız bunu doktorunuzla paylaşın.
  • Kafein ve alkolden mümkün olduğunca uzak durun. Bol sıvı tüketin. (kafeinli içecekler el titremesi veya idrar çıkışını etkileyebilir. )
  • Var olan kronik hastalıklarınıza yönelik doktorunuzun istemi dışında bilinçsizce tuz kısıtlaması yapmayın.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

HAMİLELİK- EMZİRME VE ANTİDEPRESAN KULLANIMI (Bölüm3)

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir. Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı ( doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

ETKİLEŞİMLER

  • Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.
  • SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.
  • Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz.
  • Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.
  • Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin.
  • Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.
  • Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.
  • Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.
  • Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  • Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.
  • Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.
  • Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.
  • Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf