Kategori: Hasta ve Yakını

Demansın unutulmuş semptomu APATİ

Apati, demansın en yaygın nöropsikiyatrik belirtisidir. Alzheimer hastalarında herhangi bir dönemde davranış bozukluğu görülme oranı %80’dir. Yaygın olmasına rağmen, bakım evi gibi ortamlarda saldırganlık gibi semptomlardan daha az rahatsız edici olduğu için apati genellikle göz ardı edilir. Apati çevreye karşı normal olmayan boyutlarda duyulan ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık olarak tanımlanabilir. Demans ile yaşayan insanların ve ailelerinin yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkisi vardır.

Exeter Üniversitesi’nin öncülüğünde ve LA’da Alzheimer Birliği Uluslararası Konferansında sunulan araştırma Alzheimer hastalığı olan 4.320 kişinin analizine dayanmaktadır. Raştırma sonuçlarına göre, çalışmanın başlangıcında başvuran hastaların  % 45’inde apati bulguları görülmekteyken,  zaman içerisinde bu kişilerin % 20’sinde apati bulguları kalıcı hale geldi. Bu kişilerde depresyon bulgularından bağımsız, bir demans semptomu olarak görülen apati, kendine özgü klinik ve biyolojik bir profile sahipti. Londra’daki Exeter Üniversitesi ve King’s College’dan Dr. Miguel de Silva Vasconcelos’a göre; “insanların çeşitli faaliyetlerden çekilmeleri sonucu bilişsel gerileme hızlanabilir. Ölüm oranlarına bakıldığında ise apati bulguları olan demans hastalarında risk daha fazladır. Apati demansın unutulmuş bir belirtisidir, ancak bunun yıkıcı sonuçları olabilir. Araştırmamız demans hastalarında apati bulgularının ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda daha etkili ve yeni tedavi yaklaşımları geliştirilebilir. Kişisel bakım ve sosyal etkileşimi arttırmaya yönelik çalışmalar ile gerçek bir fark yaratabiliriz.”

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/07/190717105335.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Röntgen ile kanser riski arasındaki bağ tespit edildi

MedicalXpress sitesinde yer alan habere göre;

İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma sonucunda güvenli radyasyon seviyelerinin, yüksek kanser riski ile ilişkili P53 gen mutasyonlarına sahip hücrelerin sayısını artırdığı belirlendi. Bugüne kadar güvenli olduğu düşünülen bilgisayarlı tomografinin 3 seansına eşdeğer küçük radyasyon dozlarının bile P53 gen mutasyonlarına sahip hücrelerin sayısını arttırdığını bildiren araştırmacılar, röntgen öncesi içilen antioksidanların, sağlıklı hücrelere, P53 geni “bozuk” hücrelere karşı başarıyla mücadele etmeye yardımcı olduğunu iletti. Ancak bu terapinin, sağlıklı hücrelere zarar verebileceği ve hatalı hücrelerin çoğalmasına katkıda bulunabileceğine inanılıyor.

Cambridge Üniversitesi Profesörü Phil Jones, bilgisayarlı tomografi ve röntgen risklerinin tam araştırılmadığını, söz konusu çalışmanın düşük doz radyasyonun etkilerini ve taşıyabileceği riskleri daha iyi anlamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Tüm insanların vücudunda kansere dönüşebilen mutant hücreler var. P53 de bu mutasyonlardan biri. Sayıları yaşla birlikte artar, ama aralarında çok azı kanser hücrelerine dönüşüyor.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

İşlenmiş Et ve Bipolar Bozuklukta Manik Atak Arasındaki İlişki

Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki bilim insanlarının yapmış olduğu araştırmaya göre işlenmiş et tüketimi, bipolar bozukluğu olan hastalarda manik atak riskini arttırmaktadır.

Bulgular, mevcut mani ile nitratlı kurutulmuş sığır eti yeme öyküsü arasında güçlü ve bağımsız bir bağlantı olduğunu göstermektedir.Bu ilişki diğer diğer et veya balık ürünlerinde gözlemlenmemiş, işlenmiş etin manik nöbetleri tetikleyici özelliği olduğu bildirilmiştir.

İşlenmiş et tüketen bireylerin manik nöbetler nedeni ile hastaneye başvurma oranları üç buçuk kat daha fazla bulunmuştur. Uzmanlar, et koruyucuları olarak kullanılan nitratın, onları yiyen insanların beyinlerini ve bağırsak bakterilerini etkileyebileceğini,ayrıca, nitrik oksitin, bipolar bozukluğu olan kişilerin kanında daha yüksek seviyelerde bulunduğunu ortaya koymuştur.

Bu araştırmanın sonucuna göre Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çalışmanın yazarı Dr. Robert Yolken, “bipolar bozukluğu olan veya maniye karşı savunmasız olan insanlarda manik atak riskini azaltmaya yönelik bir diyet düzenlemesinin yapılabileceği” açıklamasında bulunmuştur.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Psikiyatri Hastaları ve Oruç İlişkisi

 

Psikiyatri Hastaları ve Oruç İlişkisi

Sayılı günler kala, evlerde Ramazan telaşı şimdiden başladı.Belirli hastalıklardan muzdarip, düzenli ilaç kullanması gereken kişilerin oruç tutup tutamayacağı veya hangi şartlarda oruç tutabileceği ise, yine her yıl tartışılan konulardan biri… Aslında bu konunun cevabının temelindeki mantık şu: Hastanın fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü kaybetmemesi, sağlığını olumsuz yönde etkileyecek veya yaşamını tehdit edecek duruma düşmemesi gerektiği…
Aslında temel sorun açlık değil. İnsan fizyolojisi kısa süreli açlıklara çok iyi dayanabilir. Ancak aşırı sıcak aylarda uzun saatler  susuz kalmak, artan terleme ve sıvı kaybı ile birlikte tüm bedensel yapıyı şiddetle ve olumsuz etkilemekte. Özellikle yaşlılar ve bazı metabolik hastalıkları olanlar ile lityum gibi tuzları kullanan hastalarda bu konu hayati önem taşıyabilir.
Peki konuyla ilgili olarak, psikiyatri hastaları özelinde neleri göz önünde bulundurmak gerekir?

Eski adıyla manik-depresif, yeni adıyla bipolar bozuklukhastalarının tedavilerinde kullanılan lityum tuzu, beraberinde bol su tüketimi gerektirir. Hastaların bu ilacı kullanmama seçeneği yoktur zira ilacın kullanılmaması hastalığın mani veya depresyon nöbetlerini tetikler. Bu ilacı kullanıp sıvı alımını sınırlandırmak ise böbreklere ciddi hasar verebilir. Bunu anlamanın yolu kan kreatinin düzeyini tespit etmektir. Neredeyse her yerde yapılabilen bu tahlil çok iyi bir yol gösterici olabilir. Sadece böbrek sorunları değil lityumun kandaki oranının yükselmesi de yine ciddi zehirlenmelere neden olabilir. Yeşil renkte görmeyle başlayan bu zehirlenmelerin ölümcül olabileceğini hatırlatmakta fayda var.
Bipolar bozukluk hastaları için oruç tutmanın olası olumsuz etkilerinden biri de uyku konusunda olacaktır. Sahura kalkmak, yemek yiyip yatmak, sabah tekrar uyanmak demek, düzensiz uyku demektir ve bu, söz konusu hasta grubu için kaçınılması gereken bir durumdur. Bipolar bozuklukta duygudurumun kontrol altında tutulması ve sabit bir duygusal çizginin yakalanması için düzenli ilaç kullanımının yanı sıra düzenli uyku da şarttır. Uykusuzluğun manik dönemi tetiklediği, bu hastalığın mizacına dair uzun zamandır bilinen bir gerçek. Hastaların bunu muhakkak göz önünde bulundurması gerek.

Halk arasında “sara” olarak bilinen epilepsi hastalığında da ilaçların düzenli kullanımı ‘hayatî’ derecede önemlidir. İlaçların etkileşimini sadece “ilacı içmiş olmak” sağlamaz. Vücuttaki sıvı kayıpları ve uzun açlık süreleri kan değerlerini (sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi elektrolitler, vitamin ve mineral düzeyleri gibi) değiştirip nöbetleri tetikleyebilir. Çünkü bu tarz ilaçların işleyişi, etken maddelerin kanda belirli bir düzeyde bulunmasına dayalıdır. 16 saat boyunca aç ve susuz kalmak, kan şekerinin düşmesi ve sıvı kaybının artması ile ilaç-kan dengesi büyük oranda bozulacaktır. Kan şekerinin 60 ve altına düşmesi, sağlıklı kişilerde bile  tek başına epilepsi nöbeti riski yaratır.

Demans hastalarının da oruç tutmaları hastalığın etkilerini olumsuz yönde arttırabilir. Hastalığın ileri seviyelerinde zaten kişinin bilişsel işlevleri zayıflamıştır. Ancak, hastalığın ilk aşamalarında da hastalığın seyrini kontrol altında tutmak adına kullanılan ilaçların günün belirlenen saatlerinde alınması gerekir. Oruç sebebiyle ilaç kullanımının ertelenmesi ve sıvı kaybı “sundown sendromu” diye adlandırılan ve akşam saatlerinde artan şaşkınlık, bilinç dalgalanmaları, hırçın ve saldırgan bir tutum gibi davranış sorunlarına yol açabilir.

Uzun süreli aç ve susuz kalmanın hastalığın seyrine dair olası etkilerini görmezden gelmek pek çok kaynakta tavsiye edilmiyor zaten. Oruç tutmak isteyen ve buna niyetlenen bütün psikiyatri hastalarının muhakkak doktorları ile görüşmesi,  tedavileri üzerindeki etkilerini öğrenmesi ve buna göre karar vermesi çok önemli. Tabi ki sadece psikiyatrik hastaların değil, yüksek tansiyon, diyabet ve kalp hastaları gibi düzenli ilaç kullanmak zorunda olan tüm hastaların ve gündelik hayatında yüksek oranda alkol tüketenlerin de uzman doktorlarla görüştükten sonra karar vermesi gerektiğini de hatırlatalım.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

Alzheimer Vakfı

Git Gel Duygu Seli – Alzheimer

Canan Baksay- Hasta yakını (kızı) – Nisan 2004

Annem yaklaşık 10 yıldır Alzheimer hastası ve ben 8 yıldır bunun farkında olarak yaşıyorum. Babam hayatta ve annemle birlikte yaşıyor fakat bu hastalığı hala tam benimsemiş ve kabullenmiş değil. Annemin yeni durumuna bir türlü alışamadı ya da alışmak istemiyor. Bu nedenle; ben ve iki kardeşim büyük ölçüde bakımını üstlenmiş durumdayız. Haftayı belli günlere bölüp, günümüzü annemle geçiriyoruz. Bu sisteme, 3 sene önce annemin evden çıkıp, kaybolması neden oldu. Hayatımın en çaresiz günüydü. Read more

PSİKİYATRİ VE ORUÇ

2021/ Psikiyatri Uzmanı Dr. Sedat İrgil PSİKİYATRİ VE ORUÇ “Psikiyatrik Hastalıklar da biyolojik hastalıklar gibi …

FONKSİYONEL TIP NEDİR ?

FONKSİYONEL TIP NEDİR ? Tıbbın her dalında tanı ve tedavi yaklaşımları bireyselleştirilmiş ve kişiye özeldir. …

YAŞLILARDA İŞTAHSIZLIK SORUNU ÖNEMLİ SAĞLIK SORUNLARINA NEDEN OLABİLİR

Yaşlanma, birçok değişikliği beraberinde getiren yaşamın kaçınılmaz bir parçasıdır. Çok sık gündeme gelmeyen …