Kategori: <span>Depresyon</span>

Bitter Çikolata ve Depresyon

Depresyon ve çikolata

cikolata
Çikolata

Üzüntü normal yaşamın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur, depresyon olarak tanımlanır. Depresyon duygu, düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği taktirde aylar yıllar bazen de ömür boyu sürebilir. Türkiye’de 2 milyon kişiyi etkisine alan depresyon; yaşanılan çökkünlük haline denir.

*Önceden zevk aldığınız işlerden artık zevk almamak.
*Duygu değişiklikleri görülmesi, çabuk sinirlenmek.
* Sürekli üzgün hissetmek, çökkünlük hali.
* Çok uyuma, uyku arasında sık sık uyanma, uykusuzluk çekme ya da az uyuma, iştah değişikliği.
* Bir işe motive olamamak, dikkatin çabuk dağılması, huzursuzluk.
* Kendini işe yaramaz, değeri olmayan biri olarak görmek.
* Vücudun işlevlerinin azalması, cinsel isteksizlik, yorgunluk hisleri.
* Karamsar olmak, yaptıklarından kendini sorumlu tutmak.
* İntihar etmeyi düşünmek depresyon belirtilerindendir.

Tatbiki depresyon mutlaka bir uzman hekim kontrolünde tedavi edilmelidir. Yukarıdaki belirtilerin 2 haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka hekime danışılmalıdır. Hekiminiz gerekli tetkik ve tedaviler konusunda sizi bilgilendirir ve takip eder.

Beslenme, bağırsak sağlığı, vitamin ve minerallerin eksikliğinin depresyon üzerindeki etkileri kanıtlanmış, özellikle D vitamini eksikliği ve B12 Vitamini eksikliğinin depresyon ile ilişkisi çözümlenmiş durumdadır.

İngiliz bilim insanlarının 13000 kişiyle yürüttükleri bir araştırmada bitter çikolatanın zihin sağlığına etkisini inceledi. Bu araştırmaya göre süt içermeyen bitter çikolata tüketenlerin depresyona girme riski tüketmeyenlere göre %58 daha düşük çıkmaktadır.

Uzmanlar polifenol içeren besinlerin bağırsaklardaki iyi bakterileri arttırıp kötü bakterileri azalttığını gösteriyor. Antepfıstığı hem polifenol hem de fiber içeriği açısından bağırsak sağlığı açısından özellikle tercih edilmesi gereken bir besin. Çikolatada en az %70 kakao içeren bitter tiplerinin tercih edilmesinin önemli olduğunu vurguluyorlar.

Çikolata, insanın zevk almasını sağlayacak psikoaktif bileşenlere sahiptir.  En önemlisi, feniletilamin bakımından zengin, ruh halimizi ve eksikliğini düzenlemede rol oynayabilen bir nöromodülatördür ve depresyona katkıda bulunur.

Bitter çikolata beynimizdeki ödül sistemini aktive edebilir ve beyindeki dopamin, serotonin ve endorfin seviyesini artırarak ruh halimizi iyileştirebilir. Bu nörotransmiterlerin anormal seviyelerinin, depresyonun önde gelen nedenleri arasında olduğuna inanılmaktadır ve bu nedenle, eksiklikten muzdarip insanlar için çikolata, nörotransmiter seviyelerini yükseltmeye hizmet edebilir. Koyu çikolatanın zengin antioksidan profili, vücut üzerinde antienflamatuar etkiye sahiptir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her gıdada olduğu gibi aşırıya kaçılmaması ve diyabet hastalarının mutlaka hekimlerinin önerdiği miktarda tüketmeleridir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlı, bilimsel çalışmalardan alıntıdır. Lütfen daha fazla bilgi ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:  https://www.ba-bamail.com/content.aspx?emailid=33467

 

 

65 Yaş Üstü Antidepresan Kullanım Son 20 Yılda 2 Kat Arttı Depresyondayız

65 Yaş Üstü Antidepresan Kullanımı

Bir araştırma, yaşlı insanlar arasında antidepresan kullanımının, depresyonun hafifçe düştüğü tahmin edilen prevalansına rağmen, 20 yılda iki kattan fazla artmış olduğunu ortaya koydu. 1990-1993 yılları arasında 65 yaş üstü kişilerde depresyon sıklığı % 7.9 iken, 2008-2011 yılları arasında bu değer  %6.8’e düştü. Ancak antidepresan kullanımında artış görüldü. 65 yaş üstü bireylerde bu süreç içerisinde amtidepresan kullanımı %4,2’den %10.7’ye yükseldi. Araştırmacılar, Bilişsel İşlev ve Yaşlanma Çalışmalarının bir parçası olarak 1990 / 1993 ve 2008-2011 arasında İngiltere’de 65 yaş üzeri  15.000’in üzerinde kişi ile röportaj yaptı. Katılımcılara sağlık durumları, günlük aktiviteleri, sağlık ve sosyal bakım hizmetlerinin kullanımı ve ilaçlar hakkında sorular sordular. Ayrıca, enerji seviyesi, ilgi veya eğlence kaybı da dahil olmak küçük ruh hali

değişiminden daha şiddetli depresyon belirtileri bulunan kişileri belirlediler. Çalışmaya göre daha şiddetli depresyon belirtileri gösteren kişilerin antidepresan kullanmadıklarını ancak daha hafif

depresyon belirtileri gösteren kişilerin antidepresan kullandıklarını belirlediler. Çalışmanın baş araştırmacısı, Cambridge Halk Sağlığı Enstitüsü direktörü Profesör Carol Brayne, “Araştırmam

ız, nesiller boyunca demans oluşumunda dramatik bir yaş-yaş düşüşü göstermiştir. Araştırma sonuçlarına göre antidepresan kullanımındaki artış ile depresyon hastalarının sayısındaki azalma orantılı değildir. Bunun nedeni tam olarak belirlenemese de  depresyon tanısı dışındaki, farklı tanılarda da antidepresan reçete edilmesi olabilir” dedi.

Araştırma, UEA tarafından Cambridge Üniversitesi, Newcastle Üniversitesi ve Nottingham Üniversitesi ile işbirliği içinde yürütülmüştür. Bulgular İngiliz Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanmıştır.

Royal College of GP’nin başkanı Profesör Helen Stokes-Lampard bu çalışmanın 65 yaş üstü bireylerin daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu gösterdiğini belirterek antidepresan kullanımının tedaviye ciddi katkılar sağladığını, terapi gibi ilaç tedavisine alternatif seçeneklerin geliştirebileceğini, ayrıca sosyalleşmeye yönelik girişimlerden çok daha fazla fayda görülebileceğini belirtti.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.itv.com/news/2019-10-07/antidepressant-use-in-over-65s-more-than-doubles-in-20-years-study/

https://www.huffingtonpost.co.uk/entry/antidepressant-use-in-over-65s-doubles-in-20-years_uk_5d9af7ffe4b03b475f9c2924?ncid=newsletter-ukuklife100719&utm_campaign=newsletter-uklife100719

 

Erkeklerde Doğum Sonu Depresyon

Erkekler de doğum sonu depresyon yaşıyor

 Aile Sorunları Dergisi’nde yayınlanan yeni bir UNLV çalışması, sadece annelerin değil babaların da doğum sonu depresyon yaşayabileceklerine değiniyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri verilerine göre ABD’deki babaların yüzde 5 ila 10’unun doğum sonu depresyondan muzdarip olduğunu gösteriyor. Çalışma,  erkekler için doğum sonu depresyon riskin yüzde 24 ila 50’ye çıktığını gösteriyor. Öte yandan eşinde yani bebeğin annesinde depresyon varsa %50 olasılıkla babada da depresyon görülüyor.

Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre babaların çoğu doğum sonu depresyon yaşayabileceklerini veya yaşadıklarını bilmiyorlardı. Başkalarının da bu deneyimleri yaşadıklarını görmek onları şaşırttı. Babalar, eş ve çocuklarının ihtiyaçlarına odaklanarak bu durumu atladıkları ve bir uzman yardımı almamış olmalarından dolayı pişman. Çalışma sonuçlarına göre babalar, erkek olmanın toplumsal beklentileri nedeni ile duygularını bastırdı, zayıf görünmek istemediler, bu durumda yardım almalarını engelledi. Doğum sonrası babaların çoğu, şaşkınlık, tükenmişlik, çaresizlik, kapana kısılma hissi yaşadı, yaşamış oldukları uykusuzluk, stres ve depresyonu arttırdı. Çalışmanın bir diğer sonucu ise babaların bir kısmının öfke problemi ve zarar verme düşünceleri taşımaları yönündeydi. Sağlık sistemi ve toplum tarafından kaybolmuş, unutulmuş ve ihmal edilmiş hissediyorlardı.

UNLV araştırmacıları, bilgi eksikliği ve damgalanma korkusunun babaların kendilerini çocuklarından uzak tutmaya neden olduğunu dile getirdiler. Araştırmalar doğum sonu depresyon yaşayan babaların alkol ve madde kullanımına yönelebileceğini, aile içi şiddeti tetikleyebileceğini bildiriyor. Uzmanlar erkeklerin doğumdan sonra destek almalarının hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Bu durumun damgalanmanın da önüne geçeceğini düşünüyorlar. Bu nedenle babaların da doğum sonu depresyon hakkında bilinçlenmeleri gerektiğini vurguluyorlar.

Bunalımlı ruh hali, önemli derecede kilo artışı ya da kaybı, huzursuzluk, yorgunluk, uykusuzluk ya da çok fazla uyumak, değersizlik hissi, karar vermede güçlük çekme, intihar ya da ölüm düşünceleri depresyonun genel belirtileridir ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kendi kendinize depresyon teşhisi koymanız güçtür . Yeni bir bebek sahibi olduysanız eğer, ruh halindeki ve davranışlardaki değişimlere dikkat etmek çok önemlidir. Depresyon ciddi bir hastalıktır ve ölümcül olabilir. Doğumdan sonraki ilk günlerde, seks pek söz konusu olmaz; ancak dördüncü üç aydan sonra, yani doktorlardan cinsel ilişkiye devam izni geldiğinde, kendinizi cinsel açıdan önemli ölçüde isteksiz buluyor, partnerinize direniyor ve sonuç olarak kendinizi izole olmuş hissediyorsanız, bu bir depresyon belirtisi olabilir. Alkol almaya başlamak veya alınan alkol miktarının artması bir işaret olabiliyor. Asabi ruh hali yeni doğan bebekleri olan çiftlerde bir dereceye kadar normal olsa da asabiyetiniz, daimi ve bunaltıcı bir öfkeye dönüşürse eğer, bu bir uyarı işareti olabiliyor. Eğer şiddet uyguluyorsanız mutlaka yardım almanız gerekiyor.

Melankolide baba arkadaşları ile yemeğe çıkmak, maça gitmek gibi aktivitelerde bulunduğunda kendini çok daha iyi hissederken, depresyonda bu iyilik hali görülmüyor. Yakınmalar çok daha şiddetli ve uzun süreli oluyor. Genel olarak eğer melankolik durum 2-3 haftadan daha uzun sürüyor ise bunun depresyon olma olasılığının yüksek olduğu düşünülüyor. baba arkadaşları ile yemeğe çıkmak, maça gitmek gibi aktivitelerde bulunduğunda kendini çok daha iyi hissederken, depresyonda bu iyilik hali görülmüyor. Yakınmalar çok daha şiddetli ve uzun süreli oluyor. Genel olarak eğer melankolik durum 2-3 haftadan daha uzun sürüyor ise bunun depresyon olma olasılığının yüksek olduğu düşünülüyor.

Depresyon ihmal edildiğinde sonuçları evliliğine zarar vermeye hatta ve hatta çok ciddi durumlarda intihara kadar gidebiliyor. Gerekli olan tek şey erkeğin ve toplumun,  bunun bir karakter zafiyeti değil tedavi edilmesi gereken tıbbi bir durum olduğunu kabul etmesi ve yardım alması. Anneler kadar babaların da çocuğun sağlıklı gelişiminde büyük etkisi oluyor. Sağlıklı bir aile hayatı için her iki ebeveynin de psikolojik olarak sağlıklı olması ve birbirleriyle iletişim kurabilmeleri oldukça önemli.

Eğer siz, eşiniz veya bir yakınınız doğum sonrası bu tür şikayetleri yaşıyorsa mutlaka bir uzmandan yardım almalıdır.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190307091448.htm

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

BİPOLAR BOZUKLUK ve İLAÇ DOZ ATLAMALARININ ETKİSİ

Bipolar Bozukluk eski ismiyle manik depresif hastalık, ikiuçlu bozukluk olarak bilinen bir duygudurum bozukluğudur. Bipolar bozukluk tanısı alan kişi yaşamı boyunca mani, depresyon, hipomani ve karma dönem gibi çeşitli hastalık dönemleri geçirebilir.

Bipolar Bozuklukta, hastaların  ilaç kullanımına uyum sağlayamaması ciddi tedavi aksamalarına ve sorunlara neden olmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre bipolar tanısı almış hastaların %64 ünün ilaçlarını düzenli olarak almadıkları belirlenmiştir. Ancak aynı çalışmalar bipolar bozukluğun tekrar eden ataklarının en önemli nedeni düzensiz ilaç kullanımı olduğunu göstermektedir.

Hastaların ilaçlarını kullanmama sebepleri çoğunlukla hastalığı inkar etmek, tanıyı reddetmek, bir daha hiç atak geçireceğini düşünmemek , ilaç yan etkilerinden çekinmek, ilaç kullandığının bilinmesini istememek ve damgalanma korkusu, aile ve çevrenin eleştirileri ve günlük ilaç kullanımından sıkılma,iyileştiğini ve artık ilaca ihtiyacı olmadığını düşünmedir.

İlaç kullanmama yada düzensiz ilaç kullanımının en önemli sebebi yetersiz bilgilenmedir. iyi bir doktor ve klinik izlemi,  Psikoeğitim ve terapi yöntemleri ilaç kullanımındaki düzensizlikleri önler.

(2018 , Uluslararası Bipolar Bozukluk Dergisi )  241 Bipolar Bozukluk tanısı alan hasta grubunda yapılan bir çalışmada hastaların  ilaçlarını 3 gün ve üzeri eksik aldıkları durumlarda, hatta tek günlük ilaç almama durumunda bile günlük duygudurumlarında ciddi bozulmalar rapor edildi. Depresif gün yüzdesinin düzenli ilaç alımına oranla ciddi artış gösterdiği gözlendi.

Yapılan araştırmalara göre tek günlük ilaç atlamalarının aynı zamanda düzenli ilaç kullanımı üzerinde de olumsuz etkilerinin olduğu iletildi.

Bipolar Bozukluğu olan hastaların tedavisinin asıl amacı ilaç kullanımı ile yaşam standartlarının ,hastalık ataklarının azaltılarak veya ortadan kaldırılarak iyileştirilmesidir. Bu nedenle ilaca uyum oldukça önemlidir. İlaç yan etkilerinin iyi izlenmesi , rutin kan tetkiklerinin düzenli aralıklarla izlenmesi, tedaviye yan etkileri azaltacak ilaçların eklenmesi, hastanın yan etkiler konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Hastaların ilaçlarını kendi kendilerine kesmeleri , değiştirmeleri, doz değişiklikleri yapmaları tehlikeli sonuçlar yaratabilir.

Yapılan araştırmalara göre 5 yıllık ataksız dönem geçiren hastaların bile ilaçlarını kestiklerinde ataklar tekrar edebilmektedir.Bipolar bozukluğu olan hastaların ilaçlarını düzenli almaları yanında stresten uzak kalmaları, uyku düzenlerini bozmamaları, alkol ve madde kullanımından olabildiğince kaçınmaları, günlük yaşamlarını düzenlemeleri, acil durumlarda destek alabilecekleri bir plan geliştirmeleri gerekmektedir.Hastaların ve yakınlarının manik ve depresif atak belirtileri hakkında bilgilendirilmesi ve uyanık olmaları oluşabilecek ciddi problemleri önlemek için oldukça değerlidir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

Bipolar Bozukluk ve D vitamini eksikliği

D vitamini;

metabolizmada görev yapan bir çok enzim ve proteinlerin yapısına girerek biyolojik olayların düzenlenmesini sağlar. Kişi bir vitamini yeteri kadar alamadığı taktirde bazı bozukluklar gözlemlenir. Yine fazla miktarda vitamin alınmasıda metabolizmada problemlere yol açar.

D vitamini, ince bağırsaklardan kalsiyum emilimi ve bir hormon olarak kemik mineralizasyonu ve metabolizmasında, nöromüsküler fonksiyonlarda ve kalsiyum fosfor dengesinin düzenlenmesinde önemli görevlere sahiptir.Bu sebeple eksikliği metabolizma için oldukça önemlidir.D vitamini, hormon benzeri fonksiyonları olan bir grup steroldur. Yağda çözünen vitaminler grubunda incelenir.

D2 vitamini ve D3 vitamini bağırsaklardan emildikten sonra, D vitamini bağlayıcı proteinler vasıtasıyla dolaşıma geçer. D2 ve D3 vitaminlerinin metabolizması benzerdir. Yağda çözündükleri için yağ dokusunda, deri, karaciğer, bağırsak gibi birçok dokunun lipid bileşenlerinde yer alırlar.

bağlayıcı protein ile (DVBP)karaciğere taşınan D vitamini karaciğerde 25-hidroksilaz enzimi (CYP27A1) aracılığıyla 25-hidroksi vitamin D’ye (25(OH)D) dönüştürülmektedir.25-hidroksilaz enzimi D vitamini sentezindeki en önemli enzim olup, 25-hidroksi vitamin D, vücudun D vitamin düzeyi hakkında en iyi bilgi veren parametresidir.Ayrıca bipolar bozukluğa sahip gençlerde D vitamini bağlanma proteininin arttığı araştırma sonuçlarındandır.(Translasyonel Psikiyatri,Makale numarası:61(2018) )

başka bir çalışmada ise 118 bipolar bozukluğu olan hasta ve 202 şizofreni bozukluğu olan hastada D vitamini düzeyleri değerlendirilmiş, bipolar bozukluk, şizofreni hastalığı olan 320 hastada genel popülasyonuna göre D vitamini eksikliğinin 4,7 kat daha yaygın olduğu ileri sürülmüştür.

sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Lütfen aile hekiminize danışınız.
Balıkesir Psikiyatri Depresyon Belirtiler Nedenleri ve Tedavisi

Depresyon Nedir? Depresyon Tedavisi Nasıl Yapılır ?

Depresyon Nedir? Depresyon Tedavisi ve Depresyon Belirtileri

Depresyon aslında bir ruh halini tanımlayan sözcüktür. Ancak aynı zamanda psikiyatrik bir bozukluğu tanımlamak amacıyla da kullanıldığından giderek bir hastalık adı halini almıştır. Bir kişi için depresyonda denildiğinde, bir çeşit ruhsal çökkünlük halinde olduğu anlaşılmaktadır. Gündelik yaşamda herkes zaman zaman kendini moralsiz, üzgün, mutsuz hatta karamsar hissedebilir.

Depresyon hastalığının gündelik olağan moral bozukluğu veya demoralizasyondan farkı kişinin sadece:
(1) duygusal olarak üzgün, mutsuz, kederli hissetmesi değil ama yanı sıra
(2) düşünce olarak durumuyla ilgili ümitsizlik, çaresizlik ve karamsarlık içinde olması, kendini bu durum içinde yetersiz ve değersiz olarak algılaması ve hatta intiharı çözüm olarak görmesi,
(3) davranış olarak kendini toplumdan soyutlaması, içine kapanması, giderek durgunlaşması, hiçbir şeyden zevk alamaması ve isteksizlik göstermesi ve
(4) bedensel olarak uykusunun ve iştahının bozulmasıdır.

Read more