Kategori: Beslenme

Omega-3, Depresyon, Koroner Kalp Hastalığı Olan Hastalarda Fayda Göstermedi

Klinik Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, sertraline ek eikosapentaenoik asit (EPA) ilavesi, eşlik eden depresyon ve koroner kalp hastalığı (KKH) olan hastalarda antidepresan etkisi göstermedi .

Mayıs 2014 ile Haziran 2018 arasında yapılan çalışmaya majör depresif bozukluğu olan 144 hasta ve koroner kalp hastalığı (KKH) için yüksek risk altında olan kişiler katıldı.

Hastalara

  • 50 mg / gün sertralin ve plasebo
  • 50 mg / gün sertralin ve 2 g / gün EPA uygulandı.

Beck Depresyon Envanteri II’yi kullanarak tedavinin başlangıcından 10 haftaya kadar olan depresif semptom skorundaki değişiklikler incelendi.

Analizden sonra, araştırmacılar EPA ile plasebo verilen hastalar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulamadılar.

Araştırmacılar daha uzun süre takviye kullanımının veya farklı bir antidepresan seçiminin omega 3’ün etkilerini değiştirip daha farklı araştırma sonuçlarının elde edilebileceğini bildirdi.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.psychiatryadvisor.com/home/topics/mood-disorders/depressive-disorder/omega-3-shows-no-benefits-in-patients-with-depression-coronary-heart-disease/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=pa-update-hay-20190705&cpn=psych_all&hmSubId=&hmEmail=zlb62feMTgU1&NID=&email_hash=d6001e4ea1b3a1750389924db35f8787&mpweb=1323-60518-348269

Yaşlılarda K vitamini Eksikliği Yatağa Bağımlılığı Arttırabilir.

Jean Mayer USDA İnsan Beslenme Araştırması tarafından yürütülen bir araştırmaya göre;

“düşük K vitamini seviyeleri yaşlı erişkinlerde hareketlilik sınırlaması ve engellilik riski ile ilişkilidir. Yaşlılıkta hareketliliği ve bağımsızlığı korumak için göz önünde bulundurulması gereken yeni bir faktördür”. (Tufts Üniversitesi’nde Yaşlanma Merkezi)

Araştırmacılar;  düşük k vitamini seviyesinin yavaş yürüme hızı ve yüksek osteoartrit riski ile ilişkili olduğunu ileri sürdü. Araştırmada düşük i K vitamin değerleri olan yaşlı erişkinlerin mobilite sınırlaması (1.5 kat daha fazla risk )  ve sakatlanma, yatağa bağımlılık olasılığı yaklaşık 2 kat  daha yüksek bulundu. Kadın ve erkeklerde oran değişmedi. Araştırmada yaklaşık yüzde 40’ı siyah olan ve 70-79 yaşları arasındaki 635 erkek ve 688 kadının verileri kullanılmıştır. Katılımcılar her altı ayda bir ve yaklaşık 10 yıl boyunca değerlendirilmiştir.

Yapılan bir çok araştırma yaşlanmayla birlikte görülme sıklığı artan kalp hastalıklarının, inmenin, kemik erimesinin, alzheimer hastalığının K vitamini ile ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Yağda eriyen vitaminlerden biri olan K vitamini genellikle vücutta bağırsak bakterileri tarafından sentezleniyor.

K vitamininin temel görevi, protrombin üretimine yardımcı olmaktır. Protombin, kemik metabolizmasında ve kan pıhtılaşma sürecinde görev alan oldukça önemli bir proteindir. Ayrıca kalsiyum birikimini düzenler, kemik kalsifikasyonunu destekler, kan damarlarında ve böbreklerde kalsiyum birikimini önler. Yani vücudumuzdaki kalsiyum miktarını dengeler.

K vitamini eksikliği, safra kesesi, böbrek ve karaciğer hastalıkları, kan seyrelten ilaç ve antibiyotik kullanımı, uzun süreli bilinçsiz diyet yapılması gibi durumlarda ortaya çıkıyor.  Aşırı miktarda alınan K vitamini, depolandığı organ karaciğerin fonksiyonlarını yerine getirmesine engel olabiliyor ve kanama, pıhtılaşma problemlerine neden olabiliyor.

KAYNAK: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190613103124.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

İşlenmiş Et ve Bipolar Bozuklukta Manik Atak Arasındaki İlişki

Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki bilim insanlarının yapmış olduğu araştırmaya göre işlenmiş et tüketimi, bipolar bozukluğu olan hastalarda manik atak riskini arttırmaktadır.

Bulgular, mevcut mani ile nitratlı kurutulmuş sığır eti yeme öyküsü arasında güçlü ve bağımsız bir bağlantı olduğunu göstermektedir.Bu ilişki diğer diğer et veya balık ürünlerinde gözlemlenmemiş, işlenmiş etin manik nöbetleri tetikleyici özelliği olduğu bildirilmiştir.

İşlenmiş et tüketen bireylerin manik nöbetler nedeni ile hastaneye başvurma oranları üç buçuk kat daha fazla bulunmuştur. Uzmanlar, et koruyucuları olarak kullanılan nitratın, onları yiyen insanların beyinlerini ve bağırsak bakterilerini etkileyebileceğini,ayrıca, nitrik oksitin, bipolar bozukluğu olan kişilerin kanında daha yüksek seviyelerde bulunduğunu ortaya koymuştur.

Bu araştırmanın sonucuna göre Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çalışmanın yazarı Dr. Robert Yolken, “bipolar bozukluğu olan veya maniye karşı savunmasız olan insanlarda manik atak riskini azaltmaya yönelik bir diyet düzenlemesinin yapılabileceği” açıklamasında bulunmuştur.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

METFORMİN KULLANIMI İLE İLİŞKİLİ BİLİŞSEL İŞLEVLERDE AZALMA VE B VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ

 

Metformin; Tabletler, standart ve uzatılmış salınımlı tabletler şeklinde üretilen, tip2 diyabeti tedavi etmek amacı ile kullanılan antidiyabetik bir ajandır. Günümüzde Tip 2 Diyabet dışında da kullanım alanları vardır. Halen devam eden araştırmaların iki önemli odağı vardır, bunlardan birisi insan ömrünü uzatmaya yönelik etkilerine odaklanırken diğeri zayıflamaya olan etkilerini incelemektedir. Kadınlarda polikistik over sendromunun tedavisinde de kullanılabilmektedir.

Endocrinology & Metabolism Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, uzun süreli metformin kullanan ve  yaşlı hastalarda, muhtemel B6 ve B12 vitamini eksikliği ile ilişkili , bilişsel işlevlerde azalma görülmektedir. Çalışma ortalama yaşı 74,1 yıl olan, 4160 yaşlı hasta üzerinde yapılmıştır. Hiperglisemik olarak sınıflandırılan her katılımcı, Nöropsikiyatrik durum değerlendirmeleri ve, folat, B12-B6 vitamin düzeyleri bakımından değerlendirilmiştir. Bilişsel performansları ölçülen hastalar normal- ortalama değerler göstermiştir. Belirli aralıklarla değerlendirilen gruplardan, metformin ile tedavi edilenler, diğer gruplara oranla B vitamini eksikliği açısından daha riskli bulunmuştur. Bu analizde araştırmacılar Tip-2 diyabetli kişilerde Tip-2 olmayanlara göre daha kötü bilişsel performans olduğunu ve şeker hastalığı olan kişiler arasında ise metformin ilacını kullanan hastaların kullanmayanlara göre daha kötü bilişsel performans gösterdiğini belirtmişlerdir.

Sonuç olarak;

Metformin grubu ilaç kullanan tip-1 ya da tip-2 diyabetlilerde bilişsel performans yani bir nevi algılama problemi ortaya çıkabiliyor. Bu sebeple Metformin grubu ilaç kullanan diyabetli bireylerin yanında ayrıca B12 vitamini kullanması da öneriliyor.

 

Kaynak: www.endocrinologyadvisor.com  (15 Nisan 2019)

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen doktorunuza danışınız.

Psikiyatri Hastaları, Demans ve Oruç İlişkisi

Ramazan telaşı başladı.Belirli hastalıklardan muzdarip, düzenli ilaç kullanması gereken kişilerin oruç tutup tutamayacağı veya hangi şartlarda oruç tutabileceği ise, yine her yıl tartışılan konulardan biri.Aslında bu konunun cevabının temelindeki mantık şu: Hastanın fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü kaybetmemesi, sağlığını olumsuz yönde etkileyecek veya yaşamını tehdit edecek duruma düşmemesi gerektiği.
Aslında temel sorun açlık değil. İnsan fizyolojisi kısa süreli açlıklara çok iyi dayanabilir. uzun saatler susuz kalmak, artan terleme ve sıvı kaybı ile birlikte tüm bedensel yapıyı şiddetle ve olumsuz etkilemekte. Özellikle yaşlılar ve bazı metabolik hastalıkları olanlar ile lityum gibi tuzları kullanan hastalarda bu konu hayati önem taşıyabilir.

Peki konuyla ilgili olarak, psikiyatri hastaları özelinde neleri göz önünde bulundurmak gerekir?

Eski adıyla manik-depresif, yeni adıyla bipolar bozukluk hastalarının tedavilerinde kullanılan lityum tuzu, beraberinde bol su tüketimi gerektirir. Hastaların bu ilacı kullanmama seçeneği yoktur zira ilacın kullanılmaması hastalığın mani veya depresyon nöbetlerini tetikler. Bu ilacı kullanıp sıvı alımını sınırlandırmak ise böbreklere ciddi hasar verebilir. Bunu anlamanın yolu kan kreatinin düzeyini tespit etmektir. Neredeyse her yerde yapılabilen bu tahlil çok iyi bir yol gösterici olabilir. Sadece böbrek sorunları değil lityumun kandaki oranının yükselmesi de yine ciddi zehirlenmelere neden olabilir. Yeşil renkte görmeyle başlayan bu zehirlenmelerin ölümcül olabileceğini hatırlatmakta fayda var.

Bipolar bozukluk hastaları için oruç tutmanın olası olumsuz etkilerinden biri de uyku konusunda olacaktır. Sahura kalkmak, yemek yiyip yatmak, sabah tekrar uyanmak demek, düzensiz uyku demektir ve bu, söz konusu hasta grubu için kaçınılması gereken bir durumdur. Bipolar bozuklukta duygudurumun kontrol altında tutulması ve sabit bir duygusal çizginin yakalanması için düzenli ilaç kullanımının yanı sıra düzenli uyku da şarttır. Uykusuzluğun manik dönemi tetiklediği, bu hastalığın mizacına dair uzun zamandır bilinen bir gerçek. Hastaların bunu muhakkak göz önünde bulundurması gerek.

 

Halk arasında “sara” olarak bilinen epilepsi hastalığında da ilaçların düzenli kullanımı ‘hayatî’ derecede önemlidir. İlaçların etkileşimini sadece “ilacı içmiş olmak” sağlamaz. Vücuttaki sıvı kayıpları ve uzun açlık süreleri kan değerlerini (sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi elektrolitler, vitamin ve mineral düzeyleri gibi) değiştirip nöbetleri tetikleyebilir. Çünkü bu tarz ilaçların işleyişi, etken maddelerin kanda belirli bir düzeyde bulunmasına dayalıdır. 16 saat boyunca aç ve susuz kalmak, kan şekerinin düşmesi ve sıvı kaybının artması ile ilaç-kan dengesi büyük oranda bozulacaktır. Kan şekerinin 60 ve altına düşmesi, sağlıklı kişilerde bile  tek başına epilepsi nöbeti riski yaratır.

Demans hastalarının da oruç tutmaları hastalığın etkilerini olumsuz yönde arttırabilir. Hastalığın ileri seviyelerinde zaten kişinin bilişsel işlevleri zayıflamıştır. Ancak, hastalığın ilk aşamalarında da hastalığın seyrini kontrol altında tutmak adına kullanılan ilaçların günün belirlenen saatlerinde alınması gerekir. Oruç sebebiyle ilaç kullanımının ertelenmesi ve sıvı kaybı “sundown sendromu” diye adlandırılan ve akşam saatlerinde artan şaşkınlık, bilinç dalgalanmaları, hırçın ve saldırgan bir tutum gibi davranış sorunlarına yol açabilir.

Uzun süreli aç ve susuz kalmanın hastalığın seyrine dair olası etkilerini görmezden gelmek pek çok kaynakta tavsiye edilmiyor zaten. Oruç tutmak isteyen ve buna niyetlenen bütün psikiyatri hastalarının muhakkak doktorları ile görüşmesi,  tedavileri üzerindeki etkilerini öğrenmesi ve buna göre karar vermesi çok önemli. Tabi ki sadece psikiyatrik hastaların değil, yüksek tansiyon, diyabet ve kalp hastaları gibi düzenli ilaç kullanmak zorunda olan tüm hastaların ve gündelik hayatında yüksek oranda alkol tüketenlerin de uzman doktorlarla görüştükten sonra karar vermesi gerektiğini de hatırlatalım.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı, tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

 

Vitamin Eksikliklerinde Bazı Bulgular

Vitamin Eksikliklerinde Bazı Bulgular

Her ne kadar vitamin eksikliğine yönelik bir çok tedavi seçeneği olsa da , dünyanın her yerinden insanlar hala vitamin eksikliklerinden müzdarip. vitamin ilaçlarının bilinçsiz kullanımı ve dengeli beslenmenin sağlamnamaması ve bazı hastalıklar vitamin eksikliklerine neden olur.

SAÇ DÖKÜLMESİ

Çok fazla çiğ yumurta tüketimi B7 vitamini eksikliğine neden olabilir.Çiğ yumurta akı Biyotinin emilimini engelleyen avidin maeddesi içerir.

Diyetinizi B7 vitamini yönünden zenginleştirmek için soya fasulyesi,badem ,patates,mantar,ıspanak ve muz tüketebilirsiniz.

KRAMPLAR

Sık kas spazmları yaşıyorsanız kalsiyum, potasyum, magnezyum eksikliği yaşıyor olabilirsiniz.Ağır egzersizler tes yolu ile mineral kaybına neden olarak spazm şikayetlerine yol açabilir.

Diyetinize daha fazla badem , fındık,muz ve elma ekleyebilirsiniz.

YÜZDEKİ DERİ DÖKÜNTÜLERİ VE SİVİLCELER

B7 vitamini eksikliği cilt sorunlarına neden olabilir.

Biyotin seviyenizi arttırmak için soya fasulyesi,badem ,patates,mantar,ıspanak ve muz tüketebilirsiniz.Ayrıca beslenmenize A vitamini ve D vitamini içeren gıdalar fındık,somon ve havuç rklryrbilirsiniz.

EL VE AYAKLARDA UYUŞMA

B6,B12,B9 Vitaminleri bakımından zengin gıdalar ile beslenmiyor olabilirsiniz.Hücrelere oksijen taşınması için gerekli olan kan hücrelerinin üretimi için bu vitaminler gereklidir.

Daha fazla turunçgil,deniz mahsulü ve organik kümes hayvanları ile fasulye tüketimi beslenmenize ekleyeceğiniz gıdalardır.

DUDAK KENARLARINDA ÇATLAKLAR VE AĞIZ İÇİ YARALAR

Ağız köşelerindeki çatlaklar ve ağız mukozasındaki yaraların sebebi B2,B3, ve B12 vitamini eksiklğine bağlı olabilir.

Daha fazla balık,yumurta ve c vitamini içeren gıdalar tüketilmelidir.C vitamini enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olur.

DİŞ PROBLEMLERİ

Yapılan araştırmalar D vitamini eksikliği olan bireylerin Diş problemlerini daha fazla yaşadıklarını göstermektedir.

Fosfor,kalsiyum ve D vitamini diş sağlığınız için önemlidir.Süt ürünleri,domates,fasulye,balık ve narenciğe diş sağlığınızı korumaya yardım eder.

GÖZ AKINDA SARARMA

B12 Vitamini eksikliği gözlerimizin beyaz kısmının daha sarımsı görünmesine neden olur ( sarılık ve karaciğer ile ilgili hastalıklar dışında ) daha sağlıklı gözler için B12 vitamini içeren gıdaları diyetinize ekleyebilirsiniz.

sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Lütfen aile hekiminize danışınız.

Bipolar Bozukluk ve D vitamini eksikliği

D vitamini;

metabolizmada görev yapan bir çok enzim ve proteinlerin yapısına girerek biyolojik olayların düzenlenmesini sağlar. Kişi bir vitamini yeteri kadar alamadığı taktirde bazı bozukluklar gözlemlenir. Yine fazla miktarda vitamin alınmasıda metabolizmada problemlere yol açar.

D vitamini, ince bağırsaklardan kalsiyum emilimi ve bir hormon olarak kemik mineralizasyonu ve metabolizmasında, nöromüsküler fonksiyonlarda ve kalsiyum fosfor dengesinin düzenlenmesinde önemli görevlere sahiptir.Bu sebeple eksikliği metabolizma için oldukça önemlidir.D vitamini, hormon benzeri fonksiyonları olan bir grup steroldur. Yağda çözünen vitaminler grubunda incelenir.

D2 vitamini ve D3 vitamini bağırsaklardan emildikten sonra, D vitamini bağlayıcı proteinler vasıtasıyla dolaşıma geçer. D2 ve D3 vitaminlerinin metabolizması benzerdir. Yağda çözündükleri için yağ dokusunda, deri, karaciğer, bağırsak gibi birçok dokunun lipid bileşenlerinde yer alırlar.

bağlayıcı protein ile (DVBP)karaciğere taşınan D vitamini karaciğerde 25-hidroksilaz enzimi (CYP27A1) aracılığıyla 25-hidroksi vitamin D’ye (25(OH)D) dönüştürülmektedir.25-hidroksilaz enzimi D vitamini sentezindeki en önemli enzim olup, 25-hidroksi vitamin D, vücudun D vitamin düzeyi hakkında en iyi bilgi veren parametresidir.Ayrıca bipolar bozukluğa sahip gençlerde D vitamini bağlanma proteininin arttığı araştırma sonuçlarındandır.(Translasyonel Psikiyatri,Makale numarası:61(2018) )

başka bir çalışmada ise 118 bipolar bozukluğu olan hasta ve 202 şizofreni bozukluğu olan hastada D vitamini düzeyleri değerlendirilmiş, bipolar bozukluk, şizofreni hastalığı olan 320 hastada genel popülasyonuna göre D vitamini eksikliğinin 4,7 kat daha yaygın olduğu ileri sürülmüştür.

sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Lütfen aile hekiminize danışınız.

KETON DİYETİ !!!

Düşük karbonhidrat ve yüksek miktarda yağ alınarak uygulanan,vücudun ana enerji kaynağı olarak glikozu değil keton cisimlerini kullandığı Keton diyeti bilimsel temellere dayanan,epilepsi ve kanser hastalıklarında olumlu etkileri üzerinde durulan bir diyettir. ketojenik diyetle ilgili araştırmalar epilepsi hastalarının tedavisinde,keton diyetinin özellikle dikkat, uyanıklık, aktivite düzeyi, sosyalleşme ve uyku kalitesi açısından davranış ve bilişsel işlevlerde olumlu etkisinin olduğunu göstermiştir.

Dirençli epilepside ketojenik diyet ile hastaların yarısının nöbet sayılarında belirgin azalma ve yaklaşık %15’inde ise tam nöbet kontrolü bildirilmiştir.

Sara hastalarında ketojenik diyetin,Karbonhidrat metabolizması kaynaklı nöbet uyarımını engellediği,Beyin metabolizmasını dengelediği düşünülmektedir.

Sağlıklı bireylerde ise daha hızlı ve etkin düşünme,dikkati arttırma gibi etkileri araştırma sonuçlarındandır.

Keton diyeti ALZHEİMER’lı hastaların,beyin tümörü bulunan hastaların ve parkinson hastalarının tedavisinde başarı ile uygulanmış ve alzheimerlı hastalarda ilk haftadan itibaren etkili olmaya başlamıştır.Ketojenik beslenme anti aging uygulamalarında da kullanılmaktadır.Metabolik hastalıklar ve kilo kontrolü bu diyetin çıkış noktasıdır.

Keton diyeti kalp damar sağlığı açısından incelendiğinde LDL düzeylerini düşürüp HDL düzeylerini arttırdığı araştırmalarda yer almaktadır.yüksek kilolu olan 66 denek üzerinde yapılan çalışmada LDL düzeyi yüksek olan 35 kişiye ve LDL düzeyi normal olan 31 kişiye keton diyeti uygulanmış,her iki gruptada LDL düzeylerinin düşüp HDL düzeylerinin yükseldiği görülmüştür.Başka bir araştırmada ise trigliserit ve LDL düzeyi yüksek olan hastalardan bir kısmına yağdan fakir diyet,diğer gruba ise keton diyeti uygulanmış ancak keton diyeti uygulanan grupta kolesterol değerlerindeki düşüşün daha fazla olduğu ölçülmüştür.

Keton diyetinin kilo kontrolündeki yeri de araştırmalara konu olmuş,kilo kontrolündeki etkilerinin diğer diyetlere oranla daha fazla olduğu,kas kütlesini koruyarak yağ oranının azalmasını sağladığı görülmüştür.Bu noktadan yola çıkarak keton diyetinin kas kütlesini arttırarak kilonun büyük kısmının yağ dokusundan verildiğini,buna bağlı olarak kilo kontrolünün daha uzun vadede etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Keton diyeti ile ilgili internette çok fazla bilgi bulunmaktadır.Ancak bu diyet yüksek yağ oranı içerdiğinden ve belirli seviyelerde uygulanması gerektiğinden,diyet sırasında sıvı alımı ve elektrolit düzeylerinin izlenmesi gerektiğinden bilinçsiz bir şekilde yapılmamalı,mutlaka bir uzman kontrolünde uygulanmalıdır.Yüksek yağ içeren besinler alındığından kalp damar sağlığı açısından sağlıklı yağları tercih etmek çok önemlidir.doymuş yağlardan olabildiğince uzak durmak gerekmektedir.kısaca sıvı yağlar olarak bilinen zeytinyağı yada çekirdek yağları kullanılabilir.Hamilelik,emzirme ve kalıtımsal hiperkolesterolemi ve elektrolit bozukluğu olan kişilerde bu diyet önerilmemektedir.

Polikistik over hastalığı olan kadınlarda da keton diyetinin etkileri araştırılmaktadır.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar keton içeren gıdalarla uygulanan diyetlerde,kan şekeri dalgalanmalarının daha az olduğunu göstermektedir.Bu çalışmalar gelecekte tip 2 diyabet hastalarının keton takviyeli beslenme ile kan şekerlerinin kontrol altına alınabileceğini ileri sürmektedir.insülin direnci olan bireylerde de keton diyeti uygulanabilir.

Yağlar, tereyağ, hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, yumurta, meyve ve sebzeler, yeşil salata, kabak, avokado, brokoli, ispanak, karnabahar, frambuaz,süt ürünleri,peynir keton içeren gıdalardan bazılarıdır.

Aile hekiminize ve uzman doktorunuza danışınız. Sayfa içeriği bilgi vermek amaçlıdır.

Omega-3, Depresyon, Koroner Kalp Hastalığı Olan Hastalarda Fayda Göstermedi

Klinik Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, sertraline ek eikosapentaenoik asit (EPA) …

İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun telomerlere sahipler; İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun yaşayabilir !

MEHMET SALTUERK / THE INSTİTUTE FOR GENETİCS OF THE UNİVERSİTY OF COLOGNE Hepimiz uzun ve sağlık bir yaşam isteriz. …

Yapay zeka bir çocuğun konuşmasından depresyon ve kaygıyı tespit edebiliyor.

Bir makine öğrenmesi algoritması, küçük çocukların konuşma modellerinde kaygı ve depresyon belirtilerini algılayabilir. …