Kategori: Aile

İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun telomerlere sahipler; İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun yaşayabilir !

MEHMET SALTUERK / THE INSTİTUTE FOR GENETİCS OF THE UNİVERSİTY OF COLOGNE

Hepimiz uzun ve sağlık bir yaşam isteriz. Spor yaparak, dengeli beslenerek, sigara ve alkolden uzak durarak ve modern tıbbın imkânlarından yararlanarak bu isteğimizi bir miktar gerçekleştirmek mümkün olsa da, bunlara dikkat ederek ne kadar uzun yaşayacağımızı kestirmek pek mümkün değil.

Uzun telomer, uzun bir yaşam demek

Günümüzde telomer uzunluğu ile yaşlanma belirtileri arasında gözle görülebilir ilişkinin olduğu bilinmek

tedir. Bu konuda birçok bilimsel çalışma ve bu çalışmaların yayınlandığı birçok bilimsel makale bulunmaktadır.

Doğumla bize aktarılan Telomerlerimizin uzunluğu ne kadar uzun yaşayacağımız konusunda bize oldukça açık bir bilgi veriyor. Bu bağlamda Telomer uzunluğu, kronolojik yaşın aksine gerçek biyolojik yaşın bir ölçüsüdür. Yani Telomerler için “Hücrelerin yaş saati” demek yanlış olamaz.

Telomer nedir, uzun telomer ile uzun ömür arasında nasıl bir ilişki vardır ?

Telomerler, kromozomların uç kısımlarında bulunan ve kromozomları koruyan yapılardır. Telomerler, 900 ila 2,000 tekrara sahip „TTAGGG“ baz dizilimin’den oluşur

Yaşamımız boyunca programlanmış her hücre bölünmesinde telomerlerimiz 25-200 baz çifti kısalır. Bir noktadan sonra telomerler o kadar kısalır ki, hücre bölünmesi artık durur. Daha açık bir ifade ile telomerler, çalışan bir kum saati gibi çalışır ve hücrelerin 50 ila 60 kattan fazla bölünmesini önler. (Bu kısalma süreci hücrenin kendi programı dahilinde olur ve yaşlılığın bir ölçüsüdür.)

Not: Burada konumuz değil ama yinede birkaç cümle ile belirtmeden geçmeyelim: Bazı kanser türleri telomerlerin uzamasını sağlayan Telomeraz enzimini aktive ederek durmuş olan hücre bölünmesini kontrolsüz olarak yeniden başlatır. Bu süreç kanser gelişiminde önemli bir rol oynar).

Telomerlerin, kadınlarda erkeklerden daha uzun olduğu ve bu nedenle kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı bilinmektedir. Ayrıca yaşlı ikizler ile yapılan çalışmalar kısa telomerlere sahip olan ikizlerin daha önce öldüğünü gösteriyor.

Yaşlandıkça telomerler kısalıyor: Vücut hücreleri zamana bağlı olarak bölünür ve her bölünmede kromozomların uç kısmında yer alan ve koruyucu özelliğe sahip telomerler bir miktar kısalır. Birçok hücre bölünmesinden sonra telomerler belirli bir uzunluğun altına düşerler ve artık hücre bölünemez. Bu süreç sonunda hücreler büyümez veya tamamen ölürler. Aslında bu durum yaşlanmada önemli derecede sorumlu olan bir süreçtir. Başka bir ifade ile her bölünmede kısalan telomerler yaşlanmanın bir belirtisidir.

Telomer kısalmasını belirleyen tek faktör ilerleyen yaş değildir. İlerleyen yaştan bağımsız olarak telomer kısalmasını neden olan diğer faltörler de vardır.

Telomer uzunluğunu etkileyen diğer faktörler:

  • Sigara
  • Hava kirliliği
  • Oksidatif stres
  • Düşük antioksidan alımı
  • İltihaplar
  • Hareketsiz bir yaşam
  • Fazla kilolar
  • Diyabet
  • Stres
  • D vitamini eksikliği

İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun telomerlere sahipler

Uzun telomerler, uzun bir yaşam için önemli bir ön koşuldur. Bu konuda yapılan birçok araştırma ileri yaşta baba olanların çocuklarında da uzun telomerler bulunduğunu gösteriyor. Yapılan ileri araştırmalar uzun telomerlerin sadece ileri yaşta baba olanların çocuklarında değil, onlardan doğan çocuklarda da görüldüğünü gösteriyor. Ama hemen belirtelim, bu olumlu etkinin çocuklarda ve torunlarda sağlık ve yaşam kalitesi konusunda ne anlama geldiği şimdilik belli değil.

Sperm hücrelerinde durum farklı

İnsan hücreleri kendini kopyalayarak yenilerler ve her kopyalamada telomerler bir miktar kısalır. „TTAGGG“dizilimi yılda yaklaşık olarak 25-200 baz çifti kısalır. İnsanların yıllar geçtikçe yaşlanmasının sebebi „TTAGGG”dizisinin gittikçe azalmasının bir sonucudur . Ancak bunun bir istisnası var, o da sperm hücresi telomerlerinin yaşla birlikte uzuyor olması.

Vücut hücrelerinin aksine spermlerdeki telomerlerin neden uzadığı tam olarak bilinmese de muhtemelen telomerlerin uzamasından sorumlu olan telomeraz enziminin spermlerde ilerleyen yaşla birlikte aktivitesinin artmasından kaynaklandığı düşünülüyor.

Filipinli aileler ile yapılan araştırma hakkında kısa bilgi:

Washington Üniversitesindeki bilim insanları birkaç yıl önce Filipinli aileler ile yaptığı bir çalışmada, bir kişinin telomer uzunluğunun, o kişinin annesinin kendisine hamile kaldığı sırada babasının yaşıyla anlamlı şekilde ilişkili olduğu belirlendi. Buna göre ileri yaşta baba olanların çocuklarının telomerleri daha uzun oluyor.

Pozitif etki iki kuşaktan daha ileriye gidiyor

Aynı ekip Pasifik eyaletlerinde daha önce elde edilen bu sonuçları yeniden incelemek ve daha ileriye götürmek amacıyla dört nesli kapsayan toplam 3.282 kişi ile yeni bir araştırma daha yaptılar.

İkinci araştırmada katılımcıların aile geçmişi ile telomer uzunluğu arasındaki bağlantı incelendi.

Sonuç

Bu olumlu etkinin sadece doğan kız ve erkek çocuklarda olmadığı aksine bunlardan doğan çocuklarda da görüldüğü tespit edildi. Başka bir ifade ile ileri yaşta baba olanlar sadece kendi çocuklarına değil aynı zamanda kız ve erkek torunlarına da uzun telomer vermiş oluyor (Önceki yapılan çalışmaların yetersiz olması nedeniyle bu bağlantının sadece erkek çocuklardan doğan torunlara aktarıldığı sanılıyordu).

Bu araştırma ile anne yaşının telomer uzunluğu üzerinde etkili olmadığı, ayrıca yaşam koşulları ve çevresel birçok faktörün telomer uzunluğu ile baba yaşı arasındaki ilişkiyi etkilemediği görüldü.

Araştırmacılar bu etkinin daha uzun nesiller boyunca hissedileceğini iddia ediyorlar. Her ne kadar “Bunu araştırmalarla açıkça kanıtlayamadık” deseler de bunun muhtemelen eldeki istatistiksel verilerin yetersiz olmasından kaynaklandığı söylenebilir.

Babanın yaşından kaynaklanan bu olumlu etkiye bakarak “Sağlık ve Yaşam Kalitesi Beklentisi” konusunda olumlu veya olumsuz bir şey söylemek şimdilik erken. Ama bu konuda bilinen ve kesin olan bir şey var ki, o da uzun telomerlere sahip hücrelerin, rejenerasyon yani yenileme potansiyelinin yüksek olması…

Açıklama: Her ne kadar ileri yaşta baba olanlar, uzun ve sağlıklı bir yaşam için önemli bir ön koşul olan uzun telomerleri genetik miras yolu ile çocuklarına ve torunlarına aktarıyorlar olsalar da, bu çocukların daha sık otizm, şizofreni psikolojik hastalıklardan muzdarip olduğu bilinmektedir. Ayrıca bu konuda yapılan araştırmalar yaşlı babaların çocuklarına daha fazla genetik mutasyon aktardığını gösteriyor. Bu sayı 20 yaşında 25 iken, 40 yaşında 65 mutasyondur.

Mehmet Saltuerk Dipl. Biologe Mehmet Saltürk
The Institute for Genetics
of the University of Cologne

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://saltuerk.wordpress.com/2019/07/07/ileri-yasta-baba-olanlarin-cocuklari-daha-uzun-yasayabilir/

 

Erkeklerde Doğum Sonu Depresyon

 Aile Sorunları Dergisi’nde yayınlanan yeni bir UNLV çalışması, sadece annelerin değil babaların da doğum sonu depresyon yaşayabileceklerine değiniyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri verilerine göre ABD’deki babaların yüzde 5 ila 10’unun doğum sonu depresyondan muzdarip olduğunu gösteriyor. Çalışma,  erkekler için doğum sonu depresyon riskin yüzde 24 ila 50’ye çıktığını gösteriyor. Öte yandan eşinde yani bebeğin annesinde depresyon varsa %50 olasılıkla babada da depresyon görülüyor.

Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre babaların çoğu doğum sonu depresyon yaşayabileceklerini veya yaşadıklarını bilmiyorlardı. Başkalarının da bu deneyimleri yaşadıklarını görmek onları şaşırttı. Babalar, eş ve çocuklarının ihtiyaçlarına odaklanarak bu durumu atladıkları ve bir uzman yardımı almamış olmalarından dolayı pişman. Çalışma sonuçlarına göre babalar, erkek olmanın toplumsal beklentileri nedeni ile duygularını bastırdı, zayıf görünmek istemediler, bu durumda yardım almalarını engelledi. Doğum sonrası babaların çoğu, şaşkınlık, tükenmişlik, çaresizlik, kapana kısılma hissi yaşadı, yaşamış oldukları uykusuzluk, stres ve depresyonu arttırdı. Çalışmanın bir diğer sonucu ise babaların bir kısmının öfke problemi ve zarar verme düşünceleri taşımaları yönündeydi. Sağlık sistemi ve toplum tarafından kaybolmuş, unutulmuş ve ihmal edilmiş hissediyorlardı.

UNLV araştırmacıları, bilgi eksikliği ve damgalanma korkusunun babaların kendilerini çocuklarından uzak tutmaya neden olduğunu dile getirdiler. Araştırmalar doğum sonu depresyon yaşayan babaların alkol ve madde kullanımına yönelebileceğini, aile içi şiddeti tetikleyebileceğini bildiriyor. Uzmanlar erkeklerin doğumdan sonra destek almalarının hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Bu durumun damgalanmanın da önüne geçeceğini düşünüyorlar. Bu nedenle babaların da doğum sonu depresyon hakkında bilinçlenmeleri gerektiğini vurguluyorlar.

Bunalımlı ruh hali, önemli derecede kilo artışı ya da kaybı, huzursuzluk, yorgunluk, uykusuzluk ya da çok fazla uyumak, değersizlik hissi, karar vermede güçlük çekme, intihar ya da ölüm düşünceleri depresyonun genel belirtileridir ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kendi kendinize depresyon teşhisi koymanız güçtür . Yeni bir bebek sahibi olduysanız eğer, ruh halindeki ve davranışlardaki değişimlere dikkat etmek çok önemlidir. Depresyon ciddi bir hastalıktır ve ölümcül olabilir. Doğumdan sonraki ilk günlerde, seks pek söz konusu olmaz; ancak dördüncü üç aydan sonra, yani doktorlardan cinsel ilişkiye devam izni geldiğinde, kendinizi cinsel açıdan önemli ölçüde isteksiz buluyor, partnerinize direniyor ve sonuç olarak kendinizi izole olmuş hissediyorsanız, bu bir depresyon belirtisi olabilir. Alkol almaya başlamak veya alınan alkol miktarının artması bir işaret olabiliyor. Asabi ruh hali yeni doğan bebekleri olan çiftlerde bir dereceye kadar normal olsa da asabiyetiniz, daimi ve bunaltıcı bir öfkeye dönüşürse eğer, bu bir uyarı işareti olabiliyor. Eğer şiddet uyguluyorsanız mutlaka yardım almanız gerekiyor.

Melankolide baba arkadaşları ile yemeğe çıkmak, maça gitmek gibi aktivitelerde bulunduğunda kendini çok daha iyi hissederken, depresyonda bu iyilik hali görülmüyor. Yakınmalar çok daha şiddetli ve uzun süreli oluyor. Genel olarak eğer melankolik durum 2-3 haftadan daha uzun sürüyor ise bunun depresyon olma olasılığının yüksek olduğu düşünülüyor. baba arkadaşları ile yemeğe çıkmak, maça gitmek gibi aktivitelerde bulunduğunda kendini çok daha iyi hissederken, depresyonda bu iyilik hali görülmüyor. Yakınmalar çok daha şiddetli ve uzun süreli oluyor. Genel olarak eğer melankolik durum 2-3 haftadan daha uzun sürüyor ise bunun depresyon olma olasılığının yüksek olduğu düşünülüyor.

Depresyon ihmal edildiğinde sonuçları evliliğine zarar vermeye hatta ve hatta çok ciddi durumlarda intihara kadar gidebiliyor. Gerekli olan tek şey erkeğin ve toplumun,  bunun bir karakter zafiyeti değil tedavi edilmesi gereken tıbbi bir durum olduğunu kabul etmesi ve yardım alması. Anneler kadar babaların da çocuğun sağlıklı gelişiminde büyük etkisi oluyor. Sağlıklı bir aile hayatı için her iki ebeveynin de psikolojik olarak sağlıklı olması ve birbirleriyle iletişim kurabilmeleri oldukça önemli.

Eğer siz, eşiniz veya bir yakınınız doğum sonrası bu tür şikayetleri yaşıyorsa mutlaka bir uzmandan yardım almalıdır.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190307091448.htm

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Babalar Çocuklarıyla Nasıl Zaman Geçirmeli ?

Aile Psikolojisi Dergisi’nde yayınlanan Geoffrey Brown tarafından yapılan çalışma, 1-3 yaşında çocuğu olan 80 baba-çocuk ve çifti ile yapıldı. Çalışma aile görüşmeleri, ziyaretler, video kayıtları ve gözleme dayalı.

Araştırmanın sonuçlarına göre çocuklarıyla zaman geçiren babaların, çocukları ile en iyi ilişkileri sağlayabildiklerini gösteriyor. İlk yıllarda bağlanma deneyimleyen babaların özgüven ve motivasyonları artıyor, sonraki yıllarda da çocukları ile pozitif bir ilişki ile devam ediyorlar. Babaların duyarlılıkları arttıkça büyüyen çocukları ile etkileşimleri daha güçlenmiş bir uyum ile ilerliyor. Güvenli bağlanma deneyimi sadece bebeğe değil babaya da olumlu kazanımlar sunuyor.( Bağlanma figürü, bebekle daha çok vakit geçiren yetişkin değil, bebekle en nitelikli etkileşimi kuran ve bebeğin “huzurlu limanı” ya da güvenli üssü olabilen kişi ve/ya kişilerdir. )

Türkiye’de babalık üzerine gerçekleştirilen en kapsamlı araştırma olan Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV, 2017) raporuna göre Türkiye’de babaların %57’si çocuklarıyla hiç oyun oynamıyor.

Hafta içi ve hafta sonu ayırmadan, babaların çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmesi çok önemlidir. Şüphesiz geçirilecek vaktin niteliği, çocuk sayısına, çocuk/çocukların yaşına, ilgi alanlarına, evde-dışarıda oluşa, cinsiyetlerine göre farklılık gösterecektir ama temel bazı noktaların esas alınması gerekir.

Çocuklarının her şeyiyle aktif olarak ilgilenen, bilgi edinen, karar veren, araştıran, endişelenen babalar, yani bir başka değişle “pasif olmayan” babalar, çocuğun yetişkinlik hayatındaki “ideal baba” ve “ideal eş” kimliklerinin gelişiminde olumlu etki sağlar. Çocuklar için baba=güven’dir. Bu ihtiyaç erkek çocuklarda erillik rolünün tam olarak öğrenilmesi konusunda önem taşırken, kızlarda da erkek rolünü tanıması ve olumlu bir hayat imajı için gereklidir.

Çocuğunuzla zaman geçirmeniz onu daha iyi tanıyıp analiz etmenizi sağlar. Böylece sorgulayarak elde edeceğiniz bilgiden daha fazlasına ulaşır, onu daha doğru yönlendirebilirsiniz. Aynı zamanda çocuğunuz da sizi, değerlerinizi, ailenizin sınır ve kurallarını öğrenir ve buna uygun davranışlar geliştirmek için sizi model alır. Oysa anne babadan kopuk olan çocuk üzerinde ailesi değil çevresindeki diğer kişiler etkin olur.

İngiliz araştırmacı Daniel Nettle ve arkadaşlarının yaptıkları araştırmaya göre; babalarıyla vakit geçiren çocukların IQ (Zeka Puanı) seviyelerinin daha fazla geliştiğini göstermiştir.

42 yaşında olan 11bin ingiliz katılımcının, ebeveynleri ile yapılan çalışmada çocuklarının babaları ile kaliteli zaman geçirme durumları, beraber oyun oynamaları, gezilere gitmeleri ile ilgili sorular sorulmuştur. Bu sorular neticesinde babalarıyla daha çok vakit geçirmiş olan çocukların, diğer çocuklara göre IQ’lerinin yüksek ve aynı zamanda kariyerlerinde daha başarılı oldukları saptanmıştır.

Araştırmalarda göstermektedir ki çocuk gelişiminde aile katılımı oldukça önemli özellikle babanın çocukla vakit geçirmesi ayrıca bir önem arzetmektedir.

Çocuğunuzla birlikte kaliteli zaman demek, bedenen ve ruhen orada olmak demektir. Onunla olduğunuz zaman içinde sadece ona odaklanmak demektir. Çocuğunuzla geçirdiğiniz bir saatin elli dakikasında elinizdeki cep telefonuyla ilgileniyorsanız, çocuğunuzla değil telefonunuzla kaliteli zaman geçirmiş olursunuz.

Çocuğun dünyası, gerçeği oyundur. Onun oyunlarını oynamak, aranızdaki iletişimi ve ilişkiyi güçlendirmenin en iyi yollarından biri. Ayrıca birlikte oyun oynamak onların sizin anne babanın ötesinde insanlar olduğunuzu, yenilebileceğinizi, insanca duygusal tepkilerinizi görmesi için de bir fırsattır.

Birlikte olabildiğiniz her anı, en iyi şekilde değerlendirmeye çalışın. Çocuklarınızla çeşitli oyunlar oynayarak, balığa giderek, doğayı keşfederek, kitap ve hikayeler okuyarak, sinema, konser gibi etkinliklere katılarak, Tamir işlerini çocukla beraber yaparak kaliteli zaman geçirmeye başlayabilirsiniz.

 

 

 

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/06/190611133938.htm

Journal of Evolution and Human Behaviour (Nettle et al., 2016).

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

OKULA HAZIRLIK

Yaz tatilinin bitmesi ve yeni bir eğitim öğretim döneminin başlamasıyla ailelerden gelen yoğun talep üzerine sık sorulan sorulardan bir derleme hazırladık. Aşağıda yanıtladığımız başlıklar dışında ki sorularınızı facebook Messenger üzerinden yanıtlıyoruz.

Çocuğum ilk defa okula başlayacak, okula hazır olup olmadığını nasıl anlarım?

Okul hayatına ilk adımı atacak çocuklar ve çocuklarını okula hazırlayan aileler için önemli bir süreçtir. Çocukların sosyalleşmeleri ve gelişimleri aile ortamında başlar ve çocuğun okula başlaması ile gelişim süreci devam  eder. Çocuğun gelişiminin okul yaşamına uygun olup olmadığı Metropolitan okul olgunluğu testi ile değerlendirilmektedir. Bu test ile çocuğun okulun gerektirdiği kurallara ve öğrenmeye hazır olup olmadığı, psikolojik, fiziksel ve zihinsel gelişim düzeyine göre okul yaşamında hangi sorunlar ile karşılaşılabileceği belirlenmektedir. Böylece aile çocuklarının hangi alanlarda daha fazla desteklenmesi gerektiği konusunda ve karşılaşabilecekleri problemlerin çözümünde hazırlıklı olurlar.

Çocuğum okuldan korkarsa ne yapmalıyım veya yapmamalıyım ?

Okul korkusu özellikle 5-7 yaş arasında sık gözlenen bir sorundur. Çocuğun okula ilk başladığı dönemlerde ortaya çıkar. Eğer okulun diğer dönemlerinde ortaya çıkar ise bu durum başka problemlerin habercisidir.

Okula ilk defa başlayacak olan çocuk için okul korkusu basit olarak anne ve babadan ayrılma korkusudur. Özellikle aşırı koruyucu tutum sergileyen anne ve babaların çocuklarında sık görülür.

Okul korkusu olan çocuklarda okula gitmekte isteksizlik , ağlama, okula gitmeyi reddetme, okula gitmemek için çeşitli bahaneler üretme, karın ağrısı mide bulantısı gibi fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Çocuklar olumsuz duygularını yeterince ifade edemediği için fiziksel belirtiler ile tepki gösterebilirler.

Yapılması ve yapılmaması gerekenler ;

  • Öncelikle unutulmamalıdır ki okul korkusu ile baş etmede anne-baba- öğretmen iş birliği içinde olmalıdır.
  • Çocuğun bedensel bulgularının ( karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı gibi ) fiziksel herhangi bir hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı mutlaka belirlenmelidir.
  • Çocuğun kaygı ve korkuları ile alay edilmemeli ve küçümsenmemelidir.
  • Çocuk cesaretlendirilmeli ve ödüllendirilmelidir.
  • Diğer çocuklarında bu korkuyu yaşadığı anlatılmalıdır. Çocuk diğer çocuklarla kıyaslanmamalıdır.
  • Çocuğunuzun neden okula gitmesi gerektiğini doğru ve anlaşılır şekilde anlatın.
  • Kararlı olmak çok önemlidir, okula gidersen sana oyuncak alacağım gibi rüşvetlerden kaçının, çocuğun evde kalması durumunda evi eğlenceli hale getirmeyin. Tam tersine, okula başlamadan önce ev biraz sıkıcı hale getirilmeli, oyunlar, ekranlar sınırlanmalıdır.
  • Okulun ilk gününden önce okula ziyaret düzenlenmesi ve okul daha sakin iken okulu tanıtmak faydalı olacaktır.

NOT: Çocuklarda kaygıyı arttırıcı nedenler biyolojik olabilir bu nedenle çocuklarınızın kan tetkiklerini ve fiziki muayenelerini ihmal etmeyin. Vitamin eksiklikleri, tiroid hormonu bozuklukları, kansızlık gibi nedenler kaygı benzeri belirtiler yapabilir veya arttırabilir.

Çocuğumu cinsel istismar ve başına gelebilecek olumsuz durumlar hakkında nasıl bilgilendirmeli ve uyarmalıyım ?

Bu konuya hem erkek hem de kız çocukları için dikkat edilmelidir. Unutulmamalıdır ki cinsel istismar çoğunlukla çocuğun yakın çevresinden gelmektedir.

Çocuklarımıza herhangi birisinin onlara istemediği şekilde dokunmaları durumunda “hayır “demeyi öğretmemiz gerekmektedir. Cinsel bölgelerin isimleri takma adlarla değil, yardım istemesi durumunda anlaşılır şekilde ifade edebileceği hali ile öğretilmelidir.

Çocuklarınıza, başına gelebilecek bu tür durumlarda sizinle iletişime geçmeleri konusunda destekleyiniz. Böyle bir durumda çocuk , sizinle konuştuğunda susturulmayacağını, cezalandırılmayacağını, ayıp karşılanmayacağını, sizin onu koruyacağınızı ve size güvenebileceğini bilmelidir. Unutmayın ki tacizden korunmanın en önemli yolu bilgi sahibi olmaktır. Çocukların çoğu bu konuda bilgisiz olduklarından, korktuklarından, söyleyemediklerinden, cinsel konuları konuşmanın ayıp olduğunu düşündüklerinden uzun zaman tacize maruz kalmakta ve bunu konuşamamaktadırlar.

Çocuk yabancı birisinin verdiği hediyeyi türü ne olursa olsun kabul etmemesi, ille de kabul etmek istiyorsa mutlaka anne babasına sorması öğretilmelidir. Şöyle şöyle olursa ne yaparsın gibi sorular hem çocuğun mevcut bilgilerini test eder hem de daha iyi kavramasını sağlar. Okul çıkışında bir kadın gelse, annen hasta oldu hastanede yatıyor, seni ona götüreceğim dese ne yaparsın? (İstatistiklere göre en çok kullanılan yöntemlerden). Sen parkta oynarken yanına bir adam gelse, köpeğini kaybettiğini, onunla birlikte aramanı istese ne yaparsın ? (Yapılan araştırmalar bu gibi bir durumda çocukların yüzde sekseninin bu teklifi kabul ettiğini göstermiştir.)

Çocuklarınıza okuldan ve kendi yaş grubundan arkadaşlıklar edinmesini öğretin, herhangi bir yerde kaybolduğunda, yolunu şaşırdığında neler yapması gerektiğini öğretin, kimlerden yardım alabileceğini öğretin, telefon numaranızı ezberletin, polis, zabıta, jandarma, resmi kurumları öğretin.

Orta öğretim ve lise öğrencilerinde okul korkusu olur mu ?

Orta öğretim ve lise öğrencilerinde durum biraz daha karmaşıktır. Okul korkusunun  altında farklı nedenler olabilir. Akran baskısı, sosyal fobi, ergenliğe bağlı beden imajı ile ilgili problemler, cinsel kimlik ile ilgili sorunlar, sınav kaygısı gibi nedenler okula gitmek istememe, okuldayken bedensel şikayetlerin oluşması gibi nedenleri doğurabilir. Böyle bir durum ile karşılaşıldığında mutlaka bir uzmandan destek alınmalıdır.

NOT: Kaygı ve psikolojik problemlerin altında biyolojik nedenler olabilir. Vitamin eksiklikleri, hormonsal bozukluklar kaygı , isteksizlik, dikkatsizlik, unutkanlık gibi bulgulara neden olarak özgüven sorunlarına veya psikolojik problemlere zemin hazırlayabilir.

Okula yeni başlayan çocuklar için hangi tetkikler yaptırılmalıdır ?

Okula yeni başlayan çocukların eksik aşıları var ise mutlaka tamamlanmalıdır.İşitme testinin tekrarı , göz muayenesi, kan, idrar ve dışkı tetkikleri ( özellikle vitaminler, tiroid hormonları, dışkıda parazit ve kan sayımı ),diş muayenesinin yapılması gerekmektedir.Lütfen öncelikle Aile hekiminiz olmak üzere tetkikler ve eksik aşıların tamamlanması konusunda uzmanınız dan bilgi alınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÇOCUKLARIMIZ TATİLİ NASIL GEÇİRMELİ ?

Yaz tatili dinlenme, yenilenme ve gelişimin sağlanması için çok değerlidir. Yoğun okul temposundan çıkan ebeveyn ve çocuklar bu fırsatı iyi değerlendirmelidir. Uzun uzun eğitimle ilgili yazmak istemiyorum.

Özellikle üniversite sınavına girecek gençler için, sınav nasıl geçerse geçsin yaşamış oldukları yoğun stresi atabilmeleri, başlayacak olan yeni sınav veya okul temposuna psikolojik ve biyolojik olarak hazır olmaları için mutlaka sosyal aktivitelere, eğlenmeye, aile ile kaliteli zaman geçirmeye ihtiyaç duyarlar.

Son yıllarda büyük değişiklikler oldu “yaz planlarında” . aileler için bir rahatlama ve “sınavsız, testsiz” bir molaya dönüştü. Önemli kelime” aileler için” dir.

Çünkü aileler sınava giriyor son yıllarda, ek dersler, etütler, yüzdelik dilimler vs. üzerinde uzmanlaştılar. Ders çalıştırmalar, misafir kabul etmemeler ve artan mali yük onları daha da geriyor.

Ve nihayet, o parlak güneşli günler geliyor. Ders, test ve benzeri yok. Yaşasın yazlık, tatil ve 3-4 aylık uzun ara. Biraz nefes alalım artık, hissi tüm ebeveynlerin ortak dileği.

Asıl konuta geçmeden, yaz tatilimizin nasıl oluştuğunu da anlatayım. 1923 te cumhuriyet kurulduğunda, ülke bir tarım toplumuydu. Tüm tarım üretimide “aile temelli” idi. Yani, eğitim sistemi bu üretim biçimine uymak zorundaydı ve öyle oldu. Yoğun emeğe ihtiyaç duyulan yaz ayları tatildi, hatta köy okulları mayıs ayında, daha erken kapanırdı.

Günümüze gelirsek, artık bir tarım toplumu değiliz, ve büyük ölçüde aile emeği ile tarım yapmıyoruz ancak halen üç aydan uzun süren bir tatilimiz var her eğitim kademesinde. Karşılaştırmak gerekirse, batı ülkelerinde kışın başlayan sömestr ile birlikte üç dönem var, aralarda bu kadar uzun tatil yok.

Yine bir veri olması için okullarda ne yapmaya çalıştığımızı konuşalım. Aslında “ilköğretim” dediğimiz sekiz yıl, temel eğitim ve disiplini oturtmak ister tüm toplumlar. Sonra “eğitim” ve yönlendirme öne çıkar. Gencin, eğilim ve isteklerine, kapasitesine göre meslek ve yaşam biçimi seçimleri ile öğretim” artar. *******************

Uzun yıllardır ilkokulun ilk dört yılı dışında “eğitim” yapmıyoruz. Yani, karşıdan karşıya geçme, saygı, tek başına ders çalışma, grupla çalışma, vb. eğitimde ön planda değil. Ortaokuldan itibaren test çözdürmeye başlıyoruz, bu nedenle ne yazık ki tüm spor , sanat ve dışarıda ki etkinlikleri yasaklıyoruz. Sadece test çözen, boş zamanlarını “ekran” ile değerlendiren bir gencimiz oluyor. Kızlar sosyal medya erkeler oyun bağımlısı. Okullar da genellikle bunu destekliyor. Çünkü onların başarıları da notlar ve yüzdelik dilimlerle ölçülüyor.

Ve yaz geliyor. Ailenin aklında son derece zehirli bir düşünce beliriyor. Biraz kendilerine de hizmet edecek bir cümle bu. “ÇOK YORULDU YAVRUCAK, BİRAZ DİNLENSİN”

Yazlığa, şefkatli ve çok özlemiş dede ve ninelerin yanına gönderiyoruz, üç ay boyunca, ders yok. Yatma saati geç saatlere alındı (geceler uzadı zaten değil mi, doktorum) , yemek saatleri kaydı ve “bilgisayar başında bir tek bunları yiyor” diyerek, tatlı,pizza, patates vb. gencin yaşam biçimine uydu. Günde 10-16 saat ekran başında kalabiliyor, zeki bir genç ise kahvaltı, akşam yemeği ve deniz saatlerinde çok arıza çıkarmadan idare ederek kalan tüm zamanlarda istediğini yapabiliyor.

Peki eylül ayında, neredeyse dört aydır, “hiç birşey yapmamış” bu genç tekrar ve acilen nasıl disipline olacak. Yaşam, bu kadar bölümlere ayrılabilir zamanlar içerebilir mi? Üniversiteyi bitirene dek, İngilizce, olabilirse ikinci dil, spor alanı, bir sanat yeteneği ve okuma alışkanlığı istiyoruz. Ayrıca, sosyalleşecek, üretmeyi ve sorumluluk almayı öğrenecek, kur yapmayı, hayır demeyi, uzlaşmayı çalışacak.

Tüm bunları ne zaman ve nasıl planladınız anne babalar olarak. Okul döneminde mi yapacak sınırsız, tatilde mi, kaç yazınız ve kaç öğretim döneminiz kaldı hesapladınız mı?

Gerçekten, o kadar yoruldu mu gençler. Yazın spora veya bir kursa, dil eğitimine yarım gün ayıramaz mı? Düzenli olarak bir saat herhangi bir şey veya gelecek yılla ilgili konulara göz atamaz mı? Yarı zamanlı bir tanıdığın yanında, servise, işe, telefona yardım edemez mi? Bunlar sosyalleşme ve sorumluluk için ona iyi gelmez mi? Veya tersinden gidelim, dört veya altı yıl, yazları dinlenen gencimiz, üniversiteyi kazandı ve artık başka şehirde yaşayacak. Yeterince olgun, sorumlu, yeterli ve hayatta kalma becerilerine sahip mi?  Değilse ne zaman sahip olmaya başlayacak ?

Biliyorum, biraz nefes almalı anne babalarda. Ama sadece “biraz” çünkü, zaman yok. Ve 15 yaşını geçince genci kontrol edebilmek çok zor, 18-20 yaş sonrası ise imkansız. Aileler sanal ve kırılgan bir huzur istemiyorsa, olgunlaşma ve sorumluluğa daha fazla yatırım yapmalı. Amerika eski başkanı Obama’nın kızı yazın kasiyer olarak çalışıyorsa, sizin prens\prenses de ufak ufak sorumluluk almaya ve üretmeye başlamalı. Yazı biraz geç kalmış olabilir? Ancak bu uzun vadeli bir plan olmalı zaten. Yol ve yöntem çok, ve her çocukta farklı işleyen yöntemler oluyor. Dayatmadan ama boş vermeden bu dengeyi kurabilen aileler, başarılı oluyor. Değilse, iş profesyonellere kalıyor genellikle. *****************

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

BİPOLAR BOZUKLUK ve İLAÇ DOZ ATLAMALARININ ETKİSİ

Bipolar Bozukluk eski ismiyle manik depresif hastalık, ikiuçlu bozukluk olarak bilinen bir duygudurum bozukluğudur. Bipolar bozukluk tanısı alan kişi yaşamı boyunca mani, depresyon, hipomani ve karma dönem gibi çeşitli hastalık dönemleri geçirebilir.

Bipolar Bozuklukta, hastaların  ilaç kullanımına uyum sağlayamaması ciddi tedavi aksamalarına ve sorunlara neden olmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre bipolar tanısı almış hastaların %64 ünün ilaçlarını düzenli olarak almadıkları belirlenmiştir. Ancak aynı çalışmalar bipolar bozukluğun tekrar eden ataklarının en önemli nedeni düzensiz ilaç kullanımı olduğunu göstermektedir.

Hastaların ilaçlarını kullanmama sebepleri çoğunlukla hastalığı inkar etmek, tanıyı reddetmek, bir daha hiç atak geçireceğini düşünmemek , ilaç yan etkilerinden çekinmek, ilaç kullandığının bilinmesini istememek ve damgalanma korkusu, aile ve çevrenin eleştirileri ve günlük ilaç kullanımından sıkılma,iyileştiğini ve artık ilaca ihtiyacı olmadığını düşünmedir.

İlaç kullanmama yada düzensiz ilaç kullanımının en önemli sebebi yetersiz bilgilenmedir. iyi bir doktor ve klinik izlemi,  Psikoeğitim ve terapi yöntemleri ilaç kullanımındaki düzensizlikleri önler.

(2018 , Uluslararası Bipolar Bozukluk Dergisi )  241 Bipolar Bozukluk tanısı alan hasta grubunda yapılan bir çalışmada hastaların  ilaçlarını 3 gün ve üzeri eksik aldıkları durumlarda, hatta tek günlük ilaç almama durumunda bile günlük duygudurumlarında ciddi bozulmalar rapor edildi. Depresif gün yüzdesinin düzenli ilaç alımına oranla ciddi artış gösterdiği gözlendi.

Yapılan araştırmalara göre tek günlük ilaç atlamalarının aynı zamanda düzenli ilaç kullanımı üzerinde de olumsuz etkilerinin olduğu iletildi.

Bipolar Bozukluğu olan hastaların tedavisinin asıl amacı ilaç kullanımı ile yaşam standartlarının ,hastalık ataklarının azaltılarak veya ortadan kaldırılarak iyileştirilmesidir. Bu nedenle ilaca uyum oldukça önemlidir. İlaç yan etkilerinin iyi izlenmesi , rutin kan tetkiklerinin düzenli aralıklarla izlenmesi, tedaviye yan etkileri azaltacak ilaçların eklenmesi, hastanın yan etkiler konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Hastaların ilaçlarını kendi kendilerine kesmeleri , değiştirmeleri, doz değişiklikleri yapmaları tehlikeli sonuçlar yaratabilir.

Yapılan araştırmalara göre 5 yıllık ataksız dönem geçiren hastaların bile ilaçlarını kestiklerinde ataklar tekrar edebilmektedir.Bipolar bozukluğu olan hastaların ilaçlarını düzenli almaları yanında stresten uzak kalmaları, uyku düzenlerini bozmamaları, alkol ve madde kullanımından olabildiğince kaçınmaları, günlük yaşamlarını düzenlemeleri, acil durumlarda destek alabilecekleri bir plan geliştirmeleri gerekmektedir.Hastaların ve yakınlarının manik ve depresif atak belirtileri hakkında bilgilendirilmesi ve uyanık olmaları oluşabilecek ciddi problemleri önlemek için oldukça değerlidir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

Çocuk Eğitiminin Alfabesi

Çocuk eğitiminin alfabesi
Çocuk eğitiminin alfabesi

Bir çocuğun eğitime ilk adım attığı yer aile ortamıdır. Kendisine ve çevresine değer veren, yaptıklarının sorumluluğunu alabilen, olumlu benlik algısına sahip bireylerin yetişmesinde ailenin rolü yadsınamaz. Sevgi ve şefkat insan ruhunun üretebildiği en gönül okşayıcı duygulardır ve elbette onlara verebileceğimiz en güzel şey zamandır.Anne ve baba kendi aralarında ve kendi içlerinde tutarlı olmalı, ortak kararlar çerçevesinde hareket etmeli ve bunun sürekliliğini sağlamalıdırlar.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. İlk adım olarak aile hekiminize danışabilirsiniz. 

kötü karneye yaklaşım

Kötü Karneye Kontrat Tekniği

Karne

Psikiyatri Uzmanı Dr. Sedat İrgil, karne konusunda velileri uyardı. Kötü bir karneye sahip öğrenciye kontrat tekniği ile yaklaşılmasının uygun olacağını ifade eden İrgil, karnenin çocuğun zekasıyla , becerileri yada sosyal yetenekleri ile ilgili olmadığını söyledi. Çocuğa verilecek rüşvetle karnenin düzeltilemeyeceğinin de altını çizdi.

Read more

Kötü Karne ve Doğru Yaklaşım

Karne döneminin yaklaştığı bu günlerde hem anne babaların hemde çocukların stresi yoğun bir şekilde yaşadıklarını görmekteyiz. Aileler çocukları başarılı yada başarısız olsun, onlara karşı bazen aşırı davranışlar sergileyebiliyor. Karnelerindeki zayıflardan korkan yada ailelerin yüksek beklentileri nedeni ile kendisini yeterince başarılı bulmayan çocuklar bazen kendilerine zarar verecek davranışlarda dahi bulunabiliyor.

Karne notları çocuğun akademik başarısını ölçmeden ziyade aileler için önemli bir geri bildirim özelliği taşır. Karne ile birlikte veliler de eğitim dönemi içinde verdikleri emeklerin, çocuğun eğitim ve öğretiminin gelişmesine yönelik uyguladıkları yöntemlerin ne derece etkili olduğu konusunda fikir edinmiş olurlar. Karne yol göstericidir. Başarısızlıktan sadece çocuğun sorumlu tutulması doğru bir bakış açısı değildir. Eğitim sisteminin, öğretmenlerin ve anne babaların da çocukların okul başarıları üzerinde önemli etkileri olduğu unutulmamalıdır.

Read more

Omega-3, Depresyon, Koroner Kalp Hastalığı Olan Hastalarda Fayda Göstermedi

Klinik Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan çalışma sonuçlarına göre, sertraline ek eikosapentaenoik asit (EPA) …

İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun telomerlere sahipler; İleri yaşta baba olanların çocukları daha uzun yaşayabilir !

MEHMET SALTUERK / THE INSTİTUTE FOR GENETİCS OF THE UNİVERSİTY OF COLOGNE Hepimiz uzun ve sağlık bir yaşam isteriz. …

Yapay zeka bir çocuğun konuşmasından depresyon ve kaygıyı tespit edebiliyor.

Bir makine öğrenmesi algoritması, küçük çocukların konuşma modellerinde kaygı ve depresyon belirtilerini algılayabilir. …