BLOG

ÇİNKO EKSİKLİĞİ NASIL ANLAŞILIR

Vücudun düzgün bir şekilde gelişmesi, hücre içi metabolizma ve DNA oluşumu çinkonun gerekli olduğu işlevlerden sadece bazılarıdır.

bu nedenle çinko eksikliğinin vücudun tüm sisteminde bozulmaya neden olabileceği şaşılacak bir şey değildir.Bu mineral eksikliği, 60 yaş üstü kişilerde ve diyetleri vegan veya vejetaryen olan insanlarda daha yaygındır. Bu iki grubun ortak yanı, yeterince çinko içermeyen baklagiller ve tahıllardan zengin bir diyet tüketmeleridir.

Düzenli kan tetkikleri çinko eksikliğini belirler,ancak vücutta eksikliği işaret eden bazı işaretler vardır. İyi haber şu ki vücudunuzdaki çinko seviyesini oldukça rahat artırabilirsiniz sadece hangi gıdaların bu mineralden zengin olduğunu bilmelisiniz.

Çinko eksikliğinin 6 işareti

Sık enfeksiyon hastalıkları geçirmek

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün işleyişi ve enfeksiyonların önlenmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Yeterli miktarda çinko alınmadığında, bağışıklık sistemi zayıflar ,viral ve bakteriyel enfeksiyonları önleyemez.

  1. Anormal saç dökülmesi

Saçlarımızın bir miktar dökülmesi normaldir.Ancak saç dökülmenizin arttığını farkettiğinizde çinko seviyenizin düşük olduğu aklınıza gelebilir.

 

  1. Kronik hastalıklar

Nörolojik bozukluklar, bağışıklık sistemi hastalıkları ve diyabet, çinko eksikliği ile ilişkili olduğu tespit edilen hastalıklardan sadece bazılarıdır.

Çinkodan zengin gıdaları içeren dengeli bir diyet kronik hastalıkların oluşumunu geciktirebilir.

 

4.işitme sorunları

Araştırmacılar, işitme kaybı olan kişilerin çinko eksikliğine sahip olabileceklerini ileri sürmüşlerdir. çinko eksikliğinin bir sonucu olarak iç kulakta iltihaplanma ve azalmış basıncına bağlı işitme sorunları gelişebilir.İşitme sorunları yaşamaya başladıysanız çinko eksikliğini düşünebilirsiniz.

5.Büyümenin yavaşlaması

Çinko eksikliği olan çocuklarda büyüme hızı yavaşlar.Çinko hücrelerin normal gelişimi ve büyüme için oldukça önemlidir.  Bu önemli mineralden yeterince tüketmeyen çocuklar yaşlarına göre ortalamalardan daha kısadır. Çocuğunuzun gelişiminde yavaşlama gözlemlerseniz, diyetlerine çinko bakımından zengin gıdalar ekleyin.

6.tat alma duyusunda değişiklik

Yiyeceklerin tadı size her zamankinden daha farklı geliyor ise çinko eksikliği bakımından kan tetkikleri yaptırmanızı öneririz.Özellikle 60 yaşından sonra tat alma duyusundaki değişiklikler çinko eksikliğine bağlı sık görülür.

çinko açısından zengin gıdalar

  1. Sığır eti
  2. Kavrulmuş buğday tohumu
  3. Kabak çekirdeği
  4. Kırmızı fasulye
  5. Mantarlar
  6. Yumurta sarısı
  7. Kakao ve çikolata
  8. Hindi eti

Yukarıdaki besin gruplarından düzenli olarak tüketerek çinko eksikliğinin önüne geçebilirsiniz.Kadınlar günlük 8mg erkekler ise 11 mg çinko almaya özen göstermelidirler.

 

Çocuğunuzu doktora getirirken..!


Hiçbir anne babanın;kolayca bu kararı verdiğini düşünmüyorum.Yaşam,herkesin
canını yaka yaka,sürükleyerek getiriyor insanları psikiyatri polikliniklerine
Öncelikle hangi durumda başvurmalıyım? Sorusunuda yanıtlamalıyız.Bir çocuk veya
gencin işlevselliği bozulduysa veya devam eden çizgisinde bir kırılma varsa yardım
aranmalıdır.
İşlevsellikten neyi kastederiz?Bir kişinin iş,okul,ev ve sosyal çevresindeki
sorumluluklarını yerine getirme becerisi ve düzeyi diyebiliriz işlevselliği
tanımlarken.Yani;gencin okul başarısı düşmüş,arkadaş çatışmaları artmış
gruplarından dışlanmaya başlamışsa bu ciddi bir sorunun işareti olabilir.
Gerçektende psikiyatrik her türlü sorun önce uyumu bozar,sonra da işlevsellik ve
üretkenliğin bozulmasına yol açar.
Klinik tanı ve tablo çok daha sonra gelişebilir.Devam eden çizgide kırılma olmasınıda
şöyle tanımlayabiliriz.Her insanın süre gelen bir “karakter” vardır.Sakin canlı,sessiz
veya atılgan gibi.
Kişinin bu karakteri aniden bozulursa,dikkatli olmak gerekir.Yani sessiz ve hiç
konuşmayan çocuğun aşırı neşeli veya çok hırçın olduğunu gördüğümüz de dikkatle
hareket etmeniz gerekir.
Ani hüzün ve hırçınlık kadar,önceden olmadığı kadar enerjik ve neşeli gördüğümüz
bir gençte de kafamızda bir soru işareti uyanmalıdır.
Doktora nasıl götürelim? Sorusu anlamsız gelebilir.
Ancak resmi sistemlerdeki süre kısıtlılığı özel muaynehanelerdeki maliyet
düşünüldüğünde o zaman iyi kullanmak ve sorunu net ifade edbilmek çok önemlidir.
Bu nedenle;
1)Çocuğunuzun daha önce geçirdiği veya halen tedavi gördüğü hastalıklar,ilaç
raporları,tahliller vb.bilgileri yanınıza alın.
2)Eğer olabilirse sorunu tanımlayan yazılı notlar alın,ve bu notları doktorunuza verin.
3)Sormayı düşündüğünüz soruları da not almanızı öneririz.

4)Daha önce gittiği ve yardım aldığınız rehber öğretmen,psikolog ve aile hekimi
gözlem,rapor,reçete veya epikrizleri yanınızda bulundurunuz.
Görüşme sırasında net sorular sormak zaman kazandıracaktır.
İlaçlar ile ilgili sorularınızı da mutlaka not alın.
Tedavi süresince eğer olabilirse okul rehber öğretmenine ve aile hekimine bilgi
verin.Bir sonraki kontrole dek gelişen olumlu ve olumsuz gelişmeler ilaç yan etkileri
gibi değişimleri kaydedin.
Tüm bu teknikler bu görüşme ve muaynelerden en fazla oranda faydalanmanızı
sağlayacaktır.
Notlar tahliller raporlar gibi tıbbi bilgileri tuttuğunuz bir sağlık dosyası

ÇOCUĞUMU KİME GÖTÜREYİM?

Yaygın kanı ve söylentilerin aksine çocukluk ve ergenlik çağında da pek çok psikiyatrik sıkıntı ve hastalık bulgusu olur.Ayrıca aynı kadın doğuran veya çocuk sağlığı uzmanlarının izlediği gebelik,büyüme takibi gibi hastalık olmayan ancak izlenmesi gereken süreçler;çocuk ve ergen psikiyatristinin izlemi alanındadır.

Doğumdan itibaren sağlık gelişimin takibi,zamanında konuşma,göz iletişimi kurma;sosyalleşme becerisindeki gelişmeyi izleme bebeklikten itibaren bu alan tarafından izlenebilir.

Otizm ve benzeri hastalık grubu,zeka geriliği de okul öncesi saptanabilir.Tik bozuklukları,gece işemeleri,dikkat eksikliği gibi konular aileleri üzebilir.

Ergenlik çağlarında aile ile çatışma,affektif bozukluklar,psikozlar gibi sorunlar ciddi ve yaşamsal önem taşır.

Ülkemizin özel bir derdi olan sınav kaygısı da hem bu hastalıkları tetikler hem de kendi başına bir sorundur.

Peki çocuğumuzda kaygı duyduğumuz belirtiler varsa;kime gönderelim?Kime muayne ettirelim?

Bu sorunun pek çok yanıtı var.Ama ana ilke “yakın olan iyidir” olmalıdır.Bu nedenle aslında ilk danışma mercilerimiz;Aile Hekimi ve okulun rehber öğretmeni olmalıdır.

Şaşırtıcı ölçüde soruna bu kişiler çözüm bulabilirler.Eğer sorun bu basamakta çözülmüyorsa;Klinik doktorası olan psikolog,Psikiyatri uzmanı ve Çocuk ve Ergen Psikiyatri uzmanına danışılabilir.Bu basamaktada çözülemeyen otizm gibi konularda;özelleşmiş üniversite klinikleri ve bu konuda çalışan kurum ve derneklerden yardım alınabilir.

Kime gitmemeliyim?Bu da çok iyi bir soru.Çocuk ve ergen alanında yapılandırılmış bir eğitim alan benzer meslek üyeleri.(Psikolog,PDR,ve psikiyatristler)Pek çok konuda benzer davranır.Yani uzun süre otizmle çalışmış bir psikolog,size bu konuda fayda sağlayabilir.Ancak gittiğiniz herkesin diploması ve eğitimleri görünür ve internetten okunabilir olursa,bu çok değerli bir bilgi olur.

Bunun dışında,ilişki uzmanı,aile terapisti,pedagog gibi ünvanlarda da uyanık olmak ve eğitimi sorgulamak önemlidir.Halen ülkemizde bu ünvanlar ile mezun veren bir okul veya üniversite yok.

Nasıl seçelim?Kuaförünüzü ve araba tamircinizi seçer gibi.Araştırarak,sorarak tavsiye alarak ve deneyerek.Alanda çalışan kişilerin genellikle benzer tavsiyelerde bulunacağınıda unutmayın.

Sonuçta dikkat eksikliği veya aslında bir gençlik çağı hastalığı olan şizofreni tedavisi ülkeden ülkeye değişmez.Genellikle tedavi aynıdır.Takip çok fark yaratır ve kişiseldir.

Haftaya çocuğumu götürürken nelere dikkat edeceğimizi yazacağım.

 

MAVİ BALİNA

Nedir?
Mavi Balina “Oyunu” Türkiye’ye de ulaşmış bir intihara teşvik meydan okumasıdır. Tamamen sanal ortamda yayılan ve gençleri hedef alan bu gruplar, “oyunculara” görevler vererek onları 50 günlük bir meydan okumaya alırlar. 50. Görev ise intihardır. Oyundan çıkmak bir seçenek olmamakla beraber görevler basitten başlayarak kendini yağ ile yakmaya kadar gidebilir.
Nereden Geldi?
Yaratıcısı
Kasım 2016’da “Tilki Filipp” diye de bilinen 21 yaşındaki admin Filipp Budeikin tutklandı. Tutuklanma sebebi reşit olmayan insanları intahara teşvik etmekti. 2013’ten beri aktif olan sosyal medya kapalı grubuna depresif insanları alıyor ve onları “oyununu oynamaya” davet ediyordu. Sadece direkt bağlantısı kurulabilenlerden 15 reşit olmayan kişiyi intihara sürüklediği tahmin ediliyor.
Inline image 3
İfadesinde “toplumu temizlediğini” ve ölenlerin “biyolojik israf olduğunu” belirtmişti. Kurbanlarının çoğu 16 yaşlarında kızlar olmuştu. Mahkeme tarafından 3 yıl ve 4 ay hapse mahkum edilince bipolar bozukluğu olduğu ileri sürmüş ama kontrollerde sağlıklı bulunmuştu. Açtığı gruplar kapatılmasına rağmen grup üyeleri oyunu yaymaya ve yeni gruplar açmaya devam etti. Rusya’da açılan sadece ilk grubun üyelerinden 130 kişi intihar etti. Bugün halen aktif gruplar açılmakta ve yayılmakta.
Inline image 1
Varisleri Heryerde
Ilya Sidorov’s Arrest
8 Haziran 2017, polis 26 yaşındaki Moskova’lı Ilya Sidorov’u Mavi Balina yöneticisi olma şüphesi ile tutukladı. Rusya Hükümetinin açıklamalarına göre Sidorov suçunu ve Mavi Balina katılımını itiraf etti, 13 yaşında bir kızın ölümünde rol oynamaktan hapse girdi.
(Bu grupların nasıl işlediği ile ilgili içten bir bakış istiyorsanız, gruplarda dolaşıp insanları kurtarmaya çalışan bir gencin yorumlarını bu röportajda bulabilirsiniz: https://youtu.be/eZiV49EDcg0 )
 
Oyunun İçeriği?
Reddit kullanıcısı -WATAFAK- sitede “50 görev tam olarak nelerden oluşuyor?” sorusunu gönderdiğinde üyelerden jeanclauder Rusça’dan çevirilmiş tam bir liste ile yanıt verdi. Oyun basitçe zamanlı görevler listesinden oluşmakta. Maalesef oyuncular gizliliği koruduğu ve birçok admin olduğu için sabit bir görev listesi yok. Elimizde olan görev örnekleri sızdırılan bilgilerden ve sosyal medya platformlarından toplama kırıntılar aslında. Görevler tamamen adminin merhametine ve hayal gücüne kalmış. Ama 50. günün görevi her şart altında intihar oluyor.
Oyuncular ve grup içi kaynaklardan sızdırılan görev örneklerinden sadece bazıları:
  • Koluna keserek veya kazıyarak cümle yazmak, hashtag yazmak veya mavi balina çizmek.
  • Vücuda iğne ile delerek benzer şeyler işlemek
  • Kol boyunca devam eden kesikler açmak
  • Gece 4.20 de uyanmak. Tüm gece psychedelik veya korkutucu vidyolar izlemek, benzer müzik dinlemek.
  • Bir kağıda balina çizmek.
  • Kendine acı uygulayarak cezalandırmak
  • İnternette oyuna dair saklı mesajlar taşıyan gönderiler paylaşmak
  • Gece 4.20 de çatıya çıkmak
  • Dudaklarını kesmek
  • Yüksek bir yere çıkıp kıyısında beklemek
  • Diğer oyuncularla konuşmak, tanışmak, buluşmak.
  • Admin’den ölüm gününü almak ve kabul etmek.
  • Bir balina olduğuna yemin etmek
  • Çıplak bir fotoğrafını admine göndermek
  • Kendini yağ, ateş vb ile yakmak
  • Mezarlıkta bir gün geçirmek
Inline image 4
(Mavi balina yüzünden olduğu tahim edilen çift ve tekli intiharların kayıtları bulunmaktadır. UYARI, hassas içerik: http://thedailyhaze.com/wp-content/uploads/2017/02/George-Lamberis-instagram_BQUvMS8Dwe0.mp4?_=1)
Nasıl Yayılır?
Mavi balina sosyal medya sitelerindeki adminleri üzerinden yayılıyor. Oyun hashtaglari üzerinden gönderiler, kapalı gruplar ve davetler ile adminlere ulaşan oyuncuların yanı sıra, görev olarak diğer oyuncuları bulanlar da var.
Sosyal medya siteleri güvenlik için bu linkleri ve grupları ne kadar çok kapatsa da yeniden çıkmalarını engellemek ve anında kapatmak neredeyse imkansız. Yeni admin ve oyuncular katıldıkça daha hızlı ve uzağa yayılıyor.
Internet çocuk güvenliği uzmanı Jonathan Taylor, İngiltere’de 3. Sınıf öğrencilerinin bile bu oyundan haberi olduğunu söyledi. “Geçen hafta bir ilkokuldaydım ve 3. Sınıf bir öğrenci bana mavi balinayı sordu.” diye belirtti.
“İlkokul öğrencileriyle mavi balina hakkında konuşmuyoruz ama çoktan biliyorlar. Sınıfa bunu bilen başka kimler olduğunu sorduğumda 20 öğrenci el kaldırdı…” “Tam olarak ne hakkında konuştuklarını kavrayamayabilirler ama bir çocuğun merakı… Bu internete girip neler yapabileceklerini denemeleri için yeterli”
Bir başka ilginç kaynak ise Radio Free Europe’ ta çalışan bir gazetecinin araştırma amaçlı oyuna girişinden elde edildi. Oyuna giriş konuşmasının kayıtları aşağıda verilmiştir:
Oyuncu: Oyunu oynamak istiyorum.
Admin: Emin misin? Geri dönüşü yok.
Oyuncu: Evet. Bu ne demek? Dönüşü yok?
Admin: Oyuna başlarsan çıkamazsın.
Oyuncu: Hazırım.
Admin: Her görevi olabildiğince özenle bitir ve kimsenin bilmesine izin verme. Görevi tamamlayınca bana bir fotoğraf gönder. Oyunun sonunda öleceksin. Hazır mısın?
Oyuncu: Peki oyundan çıkmak istersem?
Admin: Tüm bilgilerine sahibim, senin için gelirler.
Bu konuşmadan sonra gazeteceyi verilen ilk görev oyun hashtaglerinden biri olan “ F58”i keserek koluna yazmaktı. Gazeteci fotoshoplanmış bir resimle admini kandırmaya çalıştı ama işe yaramadı. Bağlantıları kapandı.
 
Neler Oldu?
Inline image 5
12 yaşındaki Elya Davydova, 2015 Noel gününde 14 katlı bir apartmandan ölümüne atladı. Elya’nın annesi ancak bu noktadan sonra parçaları bağlamaya başladı. Elya’nın gece gizlice internete girdiğini ve “Beni 4.20de uyandır” adında bir gruba üye olduğu öğrendi. Grup kapatılamdan önce çeyrek milyon üyesi vardı. Ölümünden kısa süre önce Elya bir telefon aldı ve evden acele ile çıktı. Bir daha dönmedi. Gelen aramanın adminden olduğu tahmin ediliyor. Elya’nın ölümünden sonra annesi bir genç taklidi yaparak bu gruplara girmeye başladı. Bu gruplardan birinde “gruptan kesilmek” deyişinin intihar etmek anlamına geldiğini öğrendi. Daily Mail’e verdiği bilgiye göre grup üyeleri saat, gün ve yer olmak üzere intiharlarının bilgilerini görev olarak alıyorlar. Gruptaki bazı kişiler bundan haberdar olabiliyor, dolayısı ile grupları takip ederek bu girişimleri durdurmak mümkün olabilir.
Inline image 6 Inline image 7
17 yaşındaki Rina Palenkova, 2015 sonunda trenin önüne atlamadan dakikalar önce bu fotoğrafı internette paylaştı. Seri halinde gönderdiği ürkütücü fotoğrafların yanında durum olarak basitçe “Güle güle” şeklinde bir gönderi bıraktı. Rina’ın ölümünden sonra gruplar içinde bu fotoğraflar yayılarak modalaştırıldı ve yüzü yarım kapatmak sembolikleşti. Sağdaki fotoğraf bu gruplardan birindeki oyuncuların tanışmalarından sonraki gönderileridir.
Inline image 8
15 yaşındaki Yulia Konstantinova ve 16 yaşındaki Nika Volkova, 2017’de beraber 14 katlı bir binadan atladılar. Ölümleri geçmiş davalardan edinilen bilgiler sayesinde Mavi Balina’ya çok daha hızlı bağlandı. Ölmeden hemen önce Yulia, instagram’a bir mavi balina resmi gönderdi ve VK hesabında durumunu “son.” olarak değiştirdi. Nika da benzer bir durum gönderdi: “Tüm hisler kayboldu… Son.”
Bunlar sadece kanıtlanıp kapanmış vakalar olmakla beraber, sadece bilinen bini aşkın mavi balina intiharı var. Bilinmeyen ve bağlanmayanların olması da kesin, çevrimiçi gruplar kalabalık ve insanlar adminlere ulaşmak için uğraşıyor.
Inline image 9Inline image 10
Kayıpların çoğu kaynağı Rusya olması sebebi ile şu ana dek Rusya da olmasına rağmen hemen her ülkeden ihbarlar ve vakalar çıkmaya başladı. Türkiye dahil olmak üzere. Büyük ihtimalle Mavi balina oyununda ölen ve soruşturmaları devam eden sayısız çocuk var.
En korkutucu yani ise her yerden ulaşılabilmesi, teknik olarak yasaklanıp kapatılamaması ve yayılmaya devam etmesi. Son yıllarda Türkiye ve Dünya’da popülerleşmesi aslında tehlikeyi arttırıyor. Aşağıda son yılın Mavi Balina için google arama Türkiye ilgi grafiğini görebilirsiniz:
Inline image 11
 
(Çocuklarını kaybeden ailelerden biri ile yapılan röportajı görmek isterseniz: https://youtu.be/qsC7R8fUy6M)
Kaynaklar

ÇOCUĞUM OKULA BAŞLIYOR

Okula​ ​başlama​ ​hem​ ​aile​ ​için​ ​hem​ ​de​ ​çocuk​ ​için​ ​önemli​ ​adımlardan​ ​biridir​ ​.​ ​Çocuğa​ ​yeni​ ​öğrenme fırsat​ ​ve​ ​olanakları​ ​hazırlayan​ ​okul​ ​çevresi,​ ​onun​ ​gelecekteki​ ​özgüveni​ ​ve​ ​yaşama​ ​tutunabileceği becerileri​ ​sağlaması​ ​ve​ ​ruh​ ​sağlığı​ ​açısından​ ​büyük​ ​önem​ ​taşımaktadır.​ ​Okula​ ​ilk​ ​kez​ ​başlayan​ ​çocuk için​ ​okul,​ ​belirsizliklerin​ ​olduğu,​ ​bilinmeyen,​ ​ürkütücü​ ​bir​ ​yer​ ​olarak​ ​görülebilir. Anaokulu​ ​tecrübesi edinen​ ​çocukların​ ​ilkokula​ ​uyumu​ ​daha​ ​kolaydır.​ ​Çocukların​ ​büyük​ ​bir​ ​kısmı​ ​okula​ ​uyum​ ​sağlarken,​ ​bir kısmı​ ​da​ ​uyum​ ​sağlamada​ ​zorlanırlar.​ ​Okula​ ​uyum​ ​sağlamada​ ​zorlanan​ ​çocuklarda​ ​yaygın​ ​olarak görülen​ ​temel​ ​problem​ ​okul​ ​korkusudur.​ ​Okul​ ​korkusu;​ ​okula​ ​uyum​ ​sağlamada​ ​zorluk​ ​çeken çocuklarda​ ​korku,​ ​aşırı​ ​öfke,​ ​açık​ ​tıbbi​ ​​ ​bir​ ​neden​ ​olmaksızın​ ​kendini​ ​iyi​ ​hissetmemeyle​ ​ilgili şikâyetlerle​ ​ortaya​ ​çıkan,​ ​anne-​ ​babanın​ ​bilgisi​ ​dâhilinde​ ​evde​ ​kalma​ ​isteğidir. Bu​ ​çocukların​ ​zihninde bir​ ​takım​ ​olumsuz​ ​ve​ ​kaygılı​ ​düşünceler​ ​vardır.​ ​En​ ​çok​ ​korku​ ​yaratan​ ​düşünce​ ​çocuğun​ ​ailesinden​ ​ayrı kalacağı​ ​düşüncesidir.​ ​İlk​ ​defa​ ​anne​ ​ve​ ​babası​ ​olmadan​ ​sorumluluk​ ​almak​ ​durumundadır,​ ​evden​ ​uzak bir​ ​yerdedir​ ​ve​ ​kaybolma,​ ​okulda​ ​unutulma​ ​endişeleri​ ​taşıyabilir.​ ​Aile​ ​içinde​ ​ilgi​ ​odağı​ ​iken​ ​aniden farklı​ ​yaş​ ​gruplarındaki​ ​çocuklar​ ​ile​ ​kalmıştır.​ ​Farklı​ ​kuralları​ ​algılama​ ​ve​ ​uygulayamama​ ​korkusu başlar.​ ​Ve​ ​tabi​ ​ki​ ​başarısızlık,​ ​kıyaslanma​ ​ve​ ​uyum​ ​sağlayamam​ ​kaygıları​ ​çocuk​ ​farketmese​ ​de eklenebilir. Yapılan​ ​araştırmalarda​ ​çocukların​ ​kaygı​ ​düzeylerini​ ​en​ ​çok​ ​anne​ ​baba​ ​tutumlarının​ ​etkilediği görülmektedir.​ ​Çocuğun​ ​önemli​ ​özdeşim​ ​nesnelerinden​ ​birinin​ ​annesi​ ​olduğunu​ ​ve​ ​doğumdan itibaren​ ​annesi​ ​ile​ ​uzun​ ​süreli​ ​bir​ ​ilişki​ ​kurduğunu​ ​düşünecek​ ​olursak;​ ​annenin​ ​mizaç​ ​özelliklerinin çocuğun​ ​stres​ ​verici​ ​yaşam​ ​olayları​ ​ile​ ​başa​ ​çıkmasında​ ​ve​ ​anksiyete​ ​gelişiminde​ ​ne​ ​kadar​ ​etkin olduğu​ ​ortaya​ ​çıkmaktadır.​ ​bu​ ​noktada​ ​en​ ​kritik​ ​dönem​ ​0-3​ ​yaş​ ​arası​ ​anne-bebek​ ​ilişkisidir.​ ​buradaki güvenli​ ​ve​ ​destekleyici​ ​tutum​ ​çok​ ​daha​ ​sağlıklı​ ​ve​ ​kaygısız​ ​bebekler​ ​ortaya​ ​çıkarmaktadır.​ ​yine​ ​erken çocuklukta​ ​anne​ ​veya​ ​babadan​ ​kısa​ ​süreli​ ​ayrılıklar​ ​bile​ ​kaygı​ ​bozukluğu​ ​yaratabilir,​ ​aslında “separasyon-ayrılık​ ​kaygısı”​ ​denen​ ​bu​ ​durum​ ​okul​ ​korkusunun​ ​temelidir.​ ​yani​ ​tayin,​ ​hastalık​ ​vb. nedeniyle​ ​iki-üç​ ​günden​ ​uzun​ ​ayrı​ ​kalan​ ​ebveyn​ ​ile​ ​yaşanan​ ​tablodur.​ ​çocuk​ ​huzursuz​ ​olur,​ ​gece ağlamaları​ ​başlar,​ ​kalan​ ​ebeveynden​ ​ayrılamaz,​ ​geri​ ​gelen​ ​ebeveynden​ ​uzak​ ​durur,​ ​hırçınlaşır​ ​vb. Okulun​ ​ilk​ ​günlerinde​ ​ailelerin​ ​çocuklarına​ ​nasıl​ ​yaklaşmaları​ ​gerektiğine​ ​geçmeden​ ​önce​ ​okula hazırlık​ ​için​ ​önemli​ ​adımlardan​ ​biri​ ​olan​ ​fiziksel​ ​ve​ ​ruhsal​ ​gelişimin​ ​değerlendirilmesi​ ​konusundan bahsetmek​ ​gerekir.​ ​Fizik​ ​muayenede​ ​büyüme​ ​ve​ ​gelişmenin​ ​değerlendirilmesi,​ ​okul​ ​kaygısı​ ​ve​ ​okul başarısını​ ​hatta​ ​çocuğun​ ​öz​ ​güvenini​ ​önemli​ ​ölçüde​ ​etkileyen​ ​vitamin​ ​ve​ ​demir​ ​eksikliklerinin saptanıp​ ​yerine​ ​konması,​ ​göz​ ​ve​ ​diş​ ​muayenelerinin​ ​yapılması​ ​gerekmektedir.​ ​Görme​ ​işitmedeki sorunlar​ ​öğrenme​ ​güçlüğü,​ ​derslere​ ​ilgisizlik,​ ​isteksizlik,​ ​konsantrasyon​ ​bozukluğu​ ​şeklinde​ ​kendini belli​ ​edebilir,​ ​sosyal​ ​uyumunu​ ​zedeler.​ ​Okula​ ​başlayacak​ ​çocuk​ ​yaşına​ ​uygun​ ​ruhsal​ ​gelişim​ ​açısından değerlendirilmeli,​ ​gerekli​ ​durumlarda​ ​profesyonel​ ​desteğe​ ​başvurulmalıdır.​ ​bunun​ ​için​ ​kullanılan “okul​ ​olgunluğu”​ ​testleri​ ​mevcuttur.​ ​​ ​Çocuklarda​ ​Psikolojik​ ​Değerlendirme​ ​Çocukların​ ​yeteneklerini, davranışlarını​ ​ve​ ​bireysel​ ​özelliklerini​ ​değerlendirme​ ​sürecidir.​ ​Bu​ ​süreç​ ​içinde; Çocuğun​ ​yakından​ ​tanınması,​ ​güçlü,​ ​güçsüz​ ​yönlerini​ ​tanıyarak;​ ​çocuk​ ​ve​ ​aileye​ ​yardımcı​ ​olabilecek özelliklerin​ ​saptanması,​ ​sorunların​ ​olası​ ​nedenlerinin​ ​bulunabilmesi,​ ​değerlendirilen​ ​çocuk​ ​ve​ ​ailenin belki​ ​de​ ​farkında​ ​olmadıkları​ ​bir​ ​çok​ ​konunun​ ​ortaya​ ​çıkması​ ​yönünden​ ​oldukça​ ​önemlidir. Bu​ ​amaçlarla​ ​kullanılan​ ​testler; Gelişimsel
Zihinsel
Duygusal
Sosyal​ ​ve​ ​kişiliğe​ ​ait​ ​yapısal​ ​özelliklerin​ ​saptanmasını​ ​sağlar. Böylece​ ​değerlendirilen​ ​çocuk​ ​ve​ ​ailenin​ ​düşünce​ ​biçimi,​ ​istek​ ​ve​ ​güdüleri,​ ​savunma,​ ​başa​ ​çıkma yöntemleri,​ ​algı​ ​ve​ ​yüklemeleri,​ ​çocuğun​ ​engellemelere​ ​dayanıklılığı,​ ​uyum​ ​çabalarına​ ​ilişkin​ ​birçok ipucu​ ​elde​ ​edilebilir.​ ​Elde​ ​edilen​ ​bu​ ​ipuçları​ ​ile​ ​birlikte​ ​çocuğun​ ​güçlü​ ​yanları​ ​değerlendirilerek​ ​aileye rehberlik​ ​edilmesi​ ​ve​ ​sorunların​ ​çözülmesi​ ​sağlanır.

Kaygılı​ ​çocuğa​ ​nasıl​ ​davranmalı,​ ​nasıl​ ​yardım​ ​etmeli? Tabii​ ​ki​ ​bizler,​ ​yetişkin​ ​bireyler​ ​olarak​ ​yargılama​ ​ve​ ​kıyaslama​ ​yeteneğine​ ​sahibiz;​ ​mantık​ ​ve​ ​akıl yürütme​ ​yetilerimiz​ ​ile​ ​kaygılarımızın​ ​üstesinden​ ​gelebiliyoruz​ ​çoğu​ ​zaman.​ ​Kafamızda​ ​sebep-sonuç ilişkisi​ ​oluşturabiliyor,​ ​tecrübelerimizi​ ​ve​ ​istatistikleri​ ​yorumlayıp​ ​olasılıkları​ ​hesaplayabiliyor​ ​ve kaygılarımızı​ ​dizginleyebiliyoruz.​ ​Çocuklar​ ​içinse​ ​kaygıyla​ ​baş​ ​etmek​ ​biraz​ ​daha​ ​zorlayıcı… Tecrübelerinden​ ​sonuç​ ​çıkaracak​ ​kadar​ ​yaşam​ ​tecrübeleri​ ​yok,​ ​yargılama​ ​yetenekleri​ ​sınırlı​ ​ve​ ​akıl yürütme​ ​yetileri​ ​henüz​ ​yerleşmemiş.​ ​Sebep-sonuç​ ​ilişkisi​ ​oluşturmada,​ ​büyük​ ​resmi​ ​görmede​ ​bizim kadar​ ​yetenekli​ ​değiller​ ​ve​ ​bu​ ​yüzden​ ​de​ ​kaygı​ ​duygusu​ ​hayatlarını​ ​bize​ ​göre​ ​çok​ ​daha​ ​çabuk​ ​etkisi altına​ ​alabiliyor. Amacınız​ ​kaygı​ ​duygusunu​ ​ortadan​ ​kaldırmak​ ​değil;​ ​çocuğunuza​ ​bu​ ​duyguyu​ ​yönetmesinde​ ​yardımcı olmak.​ ​Çünkü​ ​kaygı​ ​doğal​ ​bir​ ​süreç,​ ​çocuğunuzun​ ​kaygıyla​ ​baş​ ​etmesini​ ​sağlayacak​ ​becerileri edinmesi​ ​yetişkinlik​ ​döneminde​ ​yaşam​ ​olaylarına​ ​karşı​ ​tutumunu​ ​direk​ ​etkileyecek,​ ​kaygı​ ​ve​ ​stres yaratan​ ​durumlarla​ ​mücadele​ ​etme​ ​becerisi​ ​kazandıracaktır. Sırf​ ​çocuğunuzu​ ​kaygılandırdığı​ ​gerekçesiyle​ ​olayları​ ​görmezden​ ​gelmeyin,​ ​Kaygı​ ​yaratan​ ​unsurları çocuğun​ ​dünyasından​ ​uzak​ ​tutmaya​ ​çalışmak,​ ​görmesine​ ​ve​ ​yaşamasına​ ​engel​ ​olmak​ ​onun​ ​kısa süreliğine​ ​kendini​ ​iyi​ ​hissetmesini​ ​sağlasa​ ​da,​ ​uzun​ ​vadede​ ​kaygıyı​ ​besleyecek​ ​ve​ ​kaygı​ ​düzeyini arttıracaktır. Bu​ ​nedenle​ ​çocuğunuz​ ​okuldan​ ​eve​ ​gelmek​ ​için​ ​yada​ ​okula​ ​gitmemek​ ​için​ ​ağladığında anne​ ​ve​ ​baba​ ​olarak​ ​tutarlı​ ​olup,​ ​çocuğun​ ​kaygısının​ ​altında​ ​yatan​ ​nedenleri​ ​anlamaya​ ​çalışarak​ ​bu nedenler​ ​üzerine​ ​çalışın.​ ​Örneğin​ ​okulda​ ​kaybolacağı​ ​düşüncesi​ ​olan​ ​çocuğa​ ​okulu​ ​gezdirin,​ ​evin yolunu​ ​öğretin​ ​,başına​ ​bir​ ​şey​ ​geldiğinde​ ​kimlerden​ ​nasıl​ ​yardım​ ​alması​ ​gerektiğini​ ​öğretin.​ ​Bu​ ​durum çocuğunuzun​ ​kaygısını​ ​giderdiği​ ​gibi​ ​öz​ ​güvenini​ ​de​ ​arttıracaktır. Gün​ ​sonunda​ ​okulda​ ​yaşadıklarıyla​ ​ilgili​ ​konuşmak​ ​da​ ​oldukça​ ​faydalıdır.​ ​Bu​ ​konuşmada​ ​çocuğun duyguları​ ​ve​ ​düşüncelerini​ ​paylaşmasına​ ​yardımcı​ ​olmak,​ ​beklentilerini​ ​ve​ ​isteklerini​ ​konuşmak önemlidir.​ ​Ancak​ ​gerçekçi​ ​olmayan​ ​istekler​ ​ve​ ​özellikle​ ​okula​ ​gitmemek​ ​için​ ​bahaneler​ ​dile​ ​getiriyorsa, bunları​ ​öncelikle​ ​normal​ ​karşılayıp​ ​anlayış​ ​göstermek,​ ​sonrasında​ ​ise​ ​okulda​ ​zorlukların​ ​ve olumsuzlukların​ ​da​ ​olabileceğini​ ​konuşmak​ ​ve​ ​devam​ ​etmesi​ ​gerektiği​ ​mesajını​ ​vermek​ ​gerekir.

Çocuk​ ​söyleneni​ ​değil,​ ​gördüğünü​ ​yapar.​ ​Kaygılı​ ​çocuğa​ ​yardım​ ​edebileceğiniz​ ​pek​ ​çok​ ​yöntem varken,​ ​belki​ ​de​ ​yapabileceğiniz​ ​en​ ​doğru​ ​şey​ ​ona​ ​rol​ ​model​ ​olmaktır.​ ​Ebeveyninin​ ​kaygıyla​ ​baş edemediğini​ ​ve​ ​sürekli​ ​bundan​ ​şikayet​ ​ettiğine​ ​şahit​ ​olan​ ​bir​ ​çocuk,​ ​ebeveynin​ ​kaygıya​ ​olan yaklaşımını​ ​örnek​ ​alacaktır. Çocuğun​ ​okulla​ ​ilgili​ ​sorunlarının​ ​bir​ ​aydan​ ​uzun​ ​sürmesi​ ​durumunda, başta​ ​rehber​ ​öğretmen​ ​ve​ ​sınıf​ ​öğretmeninin​ ​gözlem​ ​ve​ ​yorumlarını​ ​da​ ​alarak,​ ​​ ​daha​ ​ileri​ ​bir​ ​uzman yardımı​ ​almak​ ​faydalı​ ​olabilir.

MS, Şizofreni ve Otizmde D Vitamini Eksikliği

D vitamini kalsiyum metabolizmasında temel rolü oynayan steroid yapıda bir hormondur. Kalsiyumla yakından ilişkisi dışında D vitamininin, hücre büyümesi ve farklılaşması ile ilgili işlevleri de keşfedilince nörolojik ve psikiyatrik patolojilerdeki rolleri tartışılmaya başlanmıştır. Yapılan çalışmalarda D vitamininin nöronların büyüme, gelişme ve farklılaşmasında önemli rol oynadığı; bu duruma ikincil olarak yaşamın erken dönemlerinde D vitamini eksikliğinin birçok nöropsikiyatrik hastalığın (şizofreni, otizm, multıpl skleroz, alzheimer, parkinson v.b) insidansında artışa neden olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

D vitamini
D vitamini

D VİTAMİNİ VE  BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ

Araştırmacılara göre, Güneş ışığı vitamini olarak adlandırılan D vitamini, bağışıklık sistemini desteklemede anahtar rol oynuyor. D vitamini, istilacı bakteri ve virüsleri arayıp yok eden vücut T hücrelerinin harekete geçmesine yardımcı oluyor ve onları destekliyor. D vitamini yetersizliğinde, T hücrelerinin vücuttaki ciddi enfeksiyonlarla savaşamak için harekete geçemediği tespit edilmiştir.T hücrelerinin, bakteri ve virüs kümeleri gibi hastalık yapıcı etkenleri saptayıp öldürebilmeleri için, harekete geçmeleri ve öldürücü hücrelere dönüşmeleri şarttır.

D VİTAMİNİ VE MİKROBİYOTA/PROBİYOTİKLER

Emilimin sağlıklı olabilmesi için sağlıklı bağırsak sistemimizin olması kaçınılmazdır. Sağlıklı bağırsak sistemimiz de barındırdığı mikrobiyal flora ile yakından ilişkilidir. Bağırsak sağlığının bozulması floranın bozulmasına yol açarken, floranın bozulmasına yol açan herhangi bir olay da bağırsak fonksiyonunun ve sağlığının bozulmasına neden olabilmektedir. Yani sağlıklı bağırsak fonksiyonu, sağlıklı flora olmadan düşünülemez.

D vitamininin az alınması ile mikrobiyatanın değişikliğe uğradığını gösterilmiştir .Benzer şekilde vitamin D reseptörlerinin mikrobiyota dengesi üzerinde etkili olduğu tespit edilmiş olup, zararlı bakterilerin yerleşmesini engellediği, inflamasyonu azalttığı ve hücresel bütünlüğü sağladığı gösterilmiştir.

Sonuç olarak, sağlıklı bağırsak fonksiyonu sağlıklı mikrobiyata ile mümkündür. Sağlıklı mikrobiyata anne karnındaki dönemden başlayan ve yaşam boyu devam eden sağlıklı beslenme ile sürdürülebilir.D vitamini bağırsak florasının sağlıklı sürdürülmesinde önemli faktörlerden biridir.

D VİTAMİNİ VE BEYİN

D vitamini; triptofan adlı amino asidin serotonine dönüşmesinde görev alırken, eikosapentaenoik asit (EPA) ise sinir hücrelerinden serotonin salgılanmasının yolunu açıyor. Serotonin etkinliğinde görev alan bir diğer yağ asidi olan dokosaheksaenoik asit (DHA) ise, sinir hücre zarlarında değişiklik yaparak serotonin alıcılarını daha aktif hale getiriyor. Bir diğer deyişle, DHA serotoninin bağlanacağı hücreleri daha uygun bir konuma sokarak, var olan serotoninin daha etkili ve verimli çalışmasını sağlıyor.Kişinin serotonin seviyesi; duygu durumu, sosyal davranışlar, karar verebilme yetisi, içgüdüsel tepkiler gibi pek çok beyin aktivitesini etkilerken; depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (ADHD) gibi pek çok klinik tanının altında düşük serotonin seviyesi yer alıyor.

Yapılan araştırmalarda Hamilelik döneminde kanlarında yetersiz D vitamini bulunan annelerin çocuklarının daha fazla konuşma problemi yaşadıkları görülmektedir.Ayrıca d vitamini yetersizliği bulunan kişilerin bunama riskinin yüzde 53, Alzheimer riskinin yüzde 69 fazla olduğu, kandaki vitamin düzeyi ne kadar düşükse riskin o kadar arttığı bilinmektedir.

D VİTAMİNİ VE MS HASTALIĞI

Genetik olarak düşük D vitamini seviyesine sahip insanların MS (multiple skleroz) hastalığına yakalanma riskinin yüksek olduğu belirlenmiştir.

Güneş ışığının çok az görüldüğü iskoçya ve kuzey ülkelerinde MS hastalığı fazla görülmesi, buna karşın güneş ışığının fazla olduğu güney ülkelerinde az görülmesi ve ayrıca hamileliğini güneşli aylarda geçiren kadınların çocuklarında da MS hastalığının az görülmesi (Ekim-Kasım aylarında doğan çocuklarda),  dikkatleri D vitamini ile MS arasındaki ilişkiye çekmektedir.

Sonuç olarak hamilelikte alınan D vitamini doğacak olan çocukta olası bir MS riskini düşürdüğü,ailesinde MS hastalığı bulunan kişilerin çocuklarına profilaksi* olarak D-Vitamini verildiği takdirde, hastalığın ilerde ortaya çıkma riskinin azaldığı biliniyor.

ŞİZOFRENİDE D VİTAMİNİ

Şizofreni psikotik hastalıkların başında gelen ve tüm toplumun yaklaşık %1’ini etkileyen bir hastalıktır. Mental fonksiyonlarda, duygulanımda, davranışlarda bozulmalarla karakterizedir. Algılama ve yargılama süreçlerini de oldukça etkilemektedir. Tipik olarak şizofrenide görülen belirtiler; pozitif belirtiler, negatif belirtiler ve bilişsel belirtiler olmak üzere 3 ana gruba ayrılmaktadır. Pozitif belirtiler; normal bir bireyde görülmeyen fakat hasta bir bireyde; hastalık süreciyle birlikte ortaya çıkan belirtilerdir (işitsel ve görsel varsanılar, sanrılar). Negatif belirtiler ise genellikle, uyaranlara duygularla yanıt verebilmede kısıtlanmayı, düşünce ve konuşmanın üretkenliğindeki ve akıcılığındaki bir yoksulluğu, amaca yönelik davranışları başlatmadaki güçlüğü ve isteksizliği ifade eder. Bilişsel belirtiler ise bellekte zayıflama, dikkat toplamada güçlük, anlama ve öğrenmede yetersizlik vb. gibi belirtileri ifade etmektedir.
Şizofreni tanımlandığı ilk günlerden beri yaşam boyu sürmesi, ciddi yeti kaybına yol açması nedeni ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Beslenme bozukluklarının şizofreni etiyolojisindeki rolü yaşamın erken dönemlerini; prenatal dönemleri de kapsamaktadır. Prenatal beslenme bozuklukları biyolojik açıdan önemlirisketkenleridir . Beslenme bozuklukları arasında da son yıllarda özellikle D vitamini üzerinde durulmaktadır.

Epidemiyolojik şizofreni çalışmaları doğumun gerçekleştiği mevsim ile şizofreni arasındaki ilişkiyi birçok kez tutarlı biçimde açıklayabilmiştir. Kış mevsimi ve İlkbahar mevsiminin erken dönemleri arasında kalan bu zaman diliminde doğanlarda şizofreni oluşma riski %5-15 oranında artmış olarak bulunmuştur

Doğumun gerçekleştiği mevsim ile şizofreni arasındaki bu ilişki gün ışığına; dolayısıyla D vitamini sentezine bağlanabilmekle beraber bu konuyla ilgili farklı teoriler de gündeme gelmektedir. D vitamini ve beyin gelişiminin bu kadar ilişkilendirilmesi dikkatleri D vitamininin diyete eklenmesi konusuna çekmiştir. Finlandiya’da yapılan bir kohort çalışmasında yaşamın ilk yılında D vitamini desteği verilen bebeklerde ileriki yıllarda verilmeyenlere kıyasla şizofreni görülme insidansı araştırılmış ve riskte anlamlı derece düşüş tespit edilmiştir

Küçük çaplı başka bir kohort çalışmasında 3. trimesterda anne kanında 25 (OH)D düzeyine bakılmış ve doğan bebekler 30 yaşlarına kadar izlenmişlerdir. Şizofreni gelişen çocukların annelerinde, gelişmeyenlere oranla 25 (OH)D düzeyi anlamlı derecede düşük bulunmuştur (%46 vs %29)

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİ VE OTİZM

Öteden beri, D vitamininin otizmle ilgisi olduğu yönünde pek çok görüş bulunmaktadır. Ancak yapılan son çalışmalarda, D vitamini ile Serotonin hormonu arasındaki nedensel bağın kanıtlarına ulaşılmış gibi görünmektedir.

Çalışmalarda; D vitamini, triptofan ve Omega – 3 yağ asitleri gibi diyetsel müdahalelerle yan etkisiz bir şekilde beyinin serotonin konsantrasyonlarını artırmanın ve Otizmle ile ilişkili bazı belirtileri hafifletmenin   mümkün olduğu ortaya konmaktadır. Araştırmalar otizmli çocukların D vitamini düzeylerinin diğer çocuklara göre çok daha düşük olduğunu gösteriyor. Araştırma sonuçları, çocuklarında otizm spektrum bozukluğu olan ebeveynlerin çocuklarına D vitamini takviyesi yapmaları durumunda yararlı etkiler görebileceklerini ortaya koymaktadır.

Pornografik Kandırmaca

1950’lerde, iki araştırmacı Dr. Nikolaas Tinbergen ve Dr. D. Magnus, kelebekler üzerinde bir araştırma yaptılar. Dişi kelebeklerin kanatlarındaki hangi renk ve desenlerin erkek kelebeklerin daha fazla dikkat çektiğini anladıktan sonra kendi karton kelebeklerini yarattılar ve onları süperdişi kelebek gibi görünmesi için şekillendirip renklendirdiler. Kanat kalıpları, normal kelebeklerin kanatlarına dayanıyordu, ancak doğada bulunana göre daha heyecan verici renk ve desenlerle karşımıza çıkıyordu.

Bu kanatlar erkek kelebeklerin oldukça ilgisini çekmişti, ancak bir süre sonra pekçok kelebek düştü. Gerçek dişi kelebekler olmasına rağmen, erkek kelebekler karton versiyonlara kur yapıyordu. İstedikleri ilişki ve doyuma ulaşamıyorlardı, oysa gerçek dişi kelebeklerle birlikte olma şansları vardı. Kandırılmışlardı, bu yüzden gerçek dişileri görmezden geliyorlardı.

 

Bu size tanıdık geliyor mu?

kandırılmış kelebekler gibi, porno izleyicileri de gerçek ilişkileri kaçırabilir. gerçek olmayan bir şeyi kovalamaya o kadar takıntılı olurlar ki, gerçeklikten giderek saplantılı şekilde uzaklaşırlar.

 

Plastik cerrahi, photoshop,ileri teknoloji yöntemler ile ne yazık ki Porno filmlerdeki kadın ve erkekler gerçeği yansıtmamaktadır.  İnsanların düştüğü en büyük yanılgılardan  biri porno filmlerde izledikleri gibi bir seksi gerçek hayatta da yaşayabileceklerini düşünmeleridir. Bir diğer nokta da insanların bir süre sonra kendilerini ve eşlerini porno içeriklerindeki kişilerle kıyaslamaları ve bedenlerinden hoşnutsuz olmaları, hatta bunu takıntı haline getirmeleridir.

 

Albert Bandura adlı psikolog 1961 yılında çığır açan bir deney yaptı. Bir grup çocuğa bir yetişkinin bir şişme bebeği dövüşünü izlettirdikten sonra, ne yapacaklarını izlemek üzere çocukları bebekle baş başa bıraktı. Çocuklar da bebeği yumruklamaya başladı. Bandura, bu çalışmanın sonunda şiddet davranışlarını kopyalama eğiliminde olduğumuz sonucuna vardı. Bunun gibi birçok deney sonunda , cinsel saldırganlık eğilimi taşıyan bir erkeğin çok fazla cinsel saldırganlık içeren pornografik ürün izlediğinde, cinsel saldırganlık davranışında bulunma ihtimalinin büyük oranda arttığı sonucuna varıldı.

 

Porno filmlerin şiddet eğilimini arttırdığı ve kişileri cinsel obje olarak görme potansiyelini arttırdığı bilinen bir gerçektir. yaklaşık 45 dakikalık standart bir porno filmi ,3-4 günlük bir süreç içerisinde çekilir. Ancak izleyiciye film içinde olanların 45 dakika içinde olduğu izlenimi verilir. Erkeğin şiddet ve kabul edilemeyecek her davranışı filmde kadının heyecanlanmasını sağlıyormuş gibi yansıtılır.

 

Porno, gerçek ilişkilerin, gerçek seksin ve gerçek duygusallığın tam tersi düşünce ve inançlarla doludur. Sağlıklı ilişkiler eşitlik, dürüstlük, saygı ve sevgiyle oluşturulmuştur. Ama pornoda bunun tersi vardır; Etkileşimler hakimiyet, saygısızlık, istismar, şiddet, aldatma ve ayrılığa dayanır. Bir kişi porno tecrübesini ve porno ile ilgili bilgisini ne kadar çok arttırırsa, gerçek ve sevgi dolu ilişkiye (hatta gerçek bir cinsel yaşama) sahip olması o kadar zorlaşır.

 

Yapılan araştırmalarda her ne kadar gençlerin büyük kısmının cinsel eğitimi pornografik içeriklerden aldığını gösterse de pornografi seyreden deneklerin çoğunluğunun, meslek ve aile sahibi 30 yaş üstünde erkekler olduğu ortaya konuyor. Kişi zamanının uzun bir kısmını porno içeriklere ayırmaya başladığında aile ve sosyal yaşantısı bozulmaya, normal hayattaki cinsel uyarılardan hoşlanmamaya başlıyor. Bu durumda pornografi bağımlılarında mutsuzluk, işte isteksizlik, iş ve eğitim hayatında iyi performans göstereme ve karşı cinsle ilişkilerde başarılı olamama ve hayattan zevk almama açığa çıkıyor. Uzun vadede kişi suçluluk ve pişmanlık duygusuna kapılıyor, depresyon, obsesyon, saplantı ve çeşitli psikolojik rahatsızlıklara yakalanabiliyor. Durumlarını kabullenemediklerinden tedavi olmakta ve alışkanlıklarından kurtulmakta güçlük çekiyorlar.

 

kaynak: http://fightthenewdrug.org/exposing-lies-sold-porn/