BLOG

ŞİZOFRENİDE KARBONİL,STRES VE MİKRO İLTİHAPLANMA İLE İLİŞKİLİ MOLEKÜLLER

Bugüne kadar, şizofreni teşhisi, tedavisi, görüntülemesi için periferik göstergelerin araştırıldığı bir takım çalışmalar yapılmıştır.

Bu çalışmalarda karbonil stres ve mikro iltihaplanmalarla ilgili göstergeler de araştırılmıştır.

Karbonil stres,

karbonhidrat ve lipidlerin parçalanması sonucu oluşan bileşenlerin hücre içinde artması ya da oluşan bileşenlerin hücreden atılamaması sonucu oluşan strestir. Karbonil stres, mikro iltihaplananmaya sebep olup, sinirlere ve mikrovasküler sistemlere zarar verebilir.

Bu konuyla ilgili daha önce yapılan çalışmalarda;

1)B6 vitamininin, pentosidine gibi şekere maruz kalması sonucu oluşan ve hücre içindeki maddelere zararlı etkisi olan bir proteinin çoğalmasını ve gelişimini engelleyebileceği bulunmuştur.

2)Tedavi sürecinde periferik kandaki yüksek Pentosidine, ve düşük Pyridoxal(B6 vitaminin bir türü) seviyelerinin antipsikotik tedaviye dirençli şizofreni

hastalarının tanısı için biyolojik gösterge olarak kullanılabileceğine ulaşılmıştır.

3) Yüksek Pentosidine seviyelerinin, genlerden etkilendiği ve ailedeki psikiyatrik vaka geçmişi ile ilişkili bulunmuştur. Ayrıca, doğum öncesinde Tip 1 Herpes Simplex virüsüne maruz kalmanın şizofreni hastalığının nedenlerinden biri olduğu gösterilmiştir.

4) Doğum sonrası strese maruz kalınması sonucu biriken mikro iltihaplanma, şizofreni hastalarının seyrinin kötüye gidişine ya da tedavi direncine yol açabilir.

5) Çevresel stres faktörleri(karbonil stres) ve mikro iltihaplanmalar; depresyon, bipolar bozukluk gibi  psikiyatrik bozukluklarla da ilgili olabilir.

Tohru Ohnuma ve arkadaşlarının(2018) bu konuda yaptığı son kesitsel ve boylamsal çalışmalarda şu sonuçlara ulaşılmıştır;

1) Çeşitli antipsikotik ilaçlar kullanan hastalarda, yüksek periferik Pentosidine seviyeleri, uzun süreli ve  yüksek doz antipsikotik kullanımıyla ilişki olabilir.

2) Tedavi sürecinde düşen Pyridoxal seviyeleri antipsikotik terapiye yanıt vermeyen hastaları tanımlamada yardımcı olabilir.

3) Yüksek Glycer AGE seviyeleri ve  Glycer-AGE/sRAGE oranları şizofreni teşhisinde kullanılabilir.

4) Yükselen periferik sTNFR1 seviyeleri, sadece akut şizofrenide teşhisi sağlayan göstergeler olarak değil, hastanın tedaviye olan tepkisinin önceden tahmin edilmesinde de kullanılabilir.

5) Yeni damarların oluşumunda, sinir yapılarının korunmasında, yaraların tedavisinde, ve mikro iltihaplarda önemli görev oynayan PEDF seviylerinin düşük olması, kısa hastalık sürelerine sahip ve tedavi edilmeyen hastalarda, iltihaplanma için bir hazırlığı yansıtıyor olabilir.

6) Şekerin düzenlenmesinde ve yağ asitlerinin yıkımında rol alan bir protein hormon olan Adiponektin değerlerinin artması, antipsikotik tedavi gören şizofreni hastaları için metabolik sendromun habercisi olabilir.

Sonuç olarak Tohru Ohnuma ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalar, mikrovasküler bozulmalar ve hafif lokalize enfsefalit perspektiflerinden değerlendirilip, şizofrenideki erken müdahalenin ve iltihapların olası dışlanmasının ayırdının önemini gösterir.

Vitamin Eksikliklerinde Bazı Bulgular

Vitamin Eksikliklerinde Bazı Bulgular

Her ne kadar vitamin eksikliğine yönelik bir çok tedavi seçeneği olsa da , dünyanın her yerinden insanlar hala vitamin eksikliklerinden müzdarip. vitamin ilaçlarının bilinçsiz kullanımı ve dengeli beslenmenin sağlamnamaması ve bazı hastalıklar vitamin eksikliklerine neden olur.

SAÇ DÖKÜLMESİ

Çok fazla çiğ yumurta tüketimi B7 vitamini eksikliğine neden olabilir.Çiğ yumurta akı Biyotinin emilimini engelleyen avidin maeddesi içerir.

Diyetinizi B7 vitamini yönünden zenginleştirmek için soya fasulyesi,badem ,patates,mantar,ıspanak ve muz tüketebilirsiniz.

KRAMPLAR

Sık kas spazmları yaşıyorsanız kalsiyum, potasyum, magnezyum eksikliği yaşıyor olabilirsiniz.Ağır egzersizler tes yolu ile mineral kaybına neden olarak spazm şikayetlerine yol açabilir.

Diyetinize daha fazla badem , fındık,muz ve elma ekleyebilirsiniz.

YÜZDEKİ DERİ DÖKÜNTÜLERİ VE SİVİLCELER

B7 vitamini eksikliği cilt sorunlarına neden olabilir.

Biyotin seviyenizi arttırmak için soya fasulyesi,badem ,patates,mantar,ıspanak ve muz tüketebilirsiniz.Ayrıca beslenmenize A vitamini ve D vitamini içeren gıdalar fındık,somon ve havuç rklryrbilirsiniz.

EL VE AYAKLARDA UYUŞMA

B6,B12,B9 Vitaminleri bakımından zengin gıdalar ile beslenmiyor olabilirsiniz.Hücrelere oksijen taşınması için gerekli olan kan hücrelerinin üretimi için bu vitaminler gereklidir.

Daha fazla turunçgil,deniz mahsulü ve organik kümes hayvanları ile fasulye tüketimi beslenmenize ekleyeceğiniz gıdalardır.

DUDAK KENARLARINDA ÇATLAKLAR VE AĞIZ İÇİ YARALAR

Ağız köşelerindeki çatlaklar ve ağız mukozasındaki yaraların sebebi B2,B3, ve B12 vitamini eksiklğine bağlı olabilir.

Daha fazla balık,yumurta ve c vitamini içeren gıdalar tüketilmelidir.C vitamini enfeksiyonlarla savaşmaya yardımcı olur.

DİŞ PROBLEMLERİ

Yapılan araştırmalar D vitamini eksikliği olan bireylerin Diş problemlerini daha fazla yaşadıklarını göstermektedir.

Fosfor,kalsiyum ve D vitamini diş sağlığınız için önemlidir.Süt ürünleri,domates,fasulye,balık ve narenciğe diş sağlığınızı korumaya yardım eder.

GÖZ AKINDA SARARMA

B12 Vitamini eksikliği gözlerimizin beyaz kısmının daha sarımsı görünmesine neden olur ( sarılık ve karaciğer ile ilgili hastalıklar dışında ) daha sağlıklı gözler için B12 vitamini içeren gıdaları diyetinize ekleyebilirsiniz.

Bipolar Bozukluk ve D vitamini eksikliği

D vitamini;

metabolizmada görev yapan bir çok enzim ve proteinlerin yapısına girerek biyolojik olayların düzenlenmesini sağlar. Kişi bir vitamini yeteri kadar alamadığı taktirde bazı bozukluklar gözlemlenir. Yine fazla miktarda vitamin alınmasıda metabolizmada problemlere yol açar.

D vitamini, ince bağırsaklardan kalsiyum emilimi ve bir hormon olarak kemik mineralizasyonu ve metabolizmasında, nöromüsküler fonksiyonlarda ve kalsiyum fosfor dengesinin düzenlenmesinde önemli görevlere sahiptir.Bu sebeple eksikliği metabolizma için oldukça önemlidir.D vitamini, hormon benzeri fonksiyonları olan bir grup steroldur. Yağda çözünen vitaminler grubunda incelenir.

D2 vitamini ve D3 vitamini bağırsaklardan emildikten sonra, D vitamini bağlayıcı proteinler vasıtasıyla dolaşıma geçer. D2 ve D3 vitaminlerinin metabolizması benzerdir. Yağda çözündükleri için yağ dokusunda, deri, karaciğer, bağırsak gibi birçok dokunun lipid bileşenlerinde yer alırlar.

bağlayıcı protein ile (DVBP)karaciğere taşınan D vitamini karaciğerde 25-hidroksilaz enzimi (CYP27A1) aracılığıyla 25-hidroksi vitamin D’ye (25(OH)D) dönüştürülmektedir.25-hidroksilaz enzimi D vitamini sentezindeki en önemli enzim olup, 25-hidroksi vitamin D, vücudun D vitamin düzeyi hakkında en iyi bilgi veren parametresidir.Ayrıca bipolar bozukluğa sahip gençlerde D vitamini bağlanma proteininin arttığı araştırma sonuçlarındandır.(Translasyonel Psikiyatri,Makale numarası:61(2018) )

başka bir çalışmada ise 118 bipolar bozukluğu olan hasta ve 202 şizofreni bozukluğu olan hastada D vitamini düzeyleri değerlendirilmiş, bipolar bozukluk, şizofreni hastalığı olan 320 hastada genel popülasyonuna göre D vitamini eksikliğinin 4,7 kat daha yaygın olduğu ileri sürülmüştür.

KETON DİYETİ !!!

Düşük karbonhidrat ve yüksek miktarda yağ alınarak uygulanan,vücudun ana enerji kaynağı olarak glikozu değil keton cisimlerini kullandığı Keton diyeti bilimsel temellere dayanan,epilepsi ve kanser hastalıklarında olumlu etkileri üzerinde durulan bir diyettir. ketojenik diyetle ilgili araştırmalar epilepsi hastalarının tedavisinde,keton diyetinin özellikle dikkat, uyanıklık, aktivite düzeyi, sosyalleşme ve uyku kalitesi açısından davranış ve bilişsel işlevlerde olumlu etkisinin olduğunu göstermiştir.

Dirençli epilepside ketojenik diyet ile hastaların yarısının nöbet sayılarında belirgin azalma ve yaklaşık %15’inde ise tam nöbet kontrolü bildirilmiştir.

Sara hastalarında ketojenik diyetin,Karbonhidrat metabolizması kaynaklı nöbet uyarımını engellediği,Beyin metabolizmasını dengelediği düşünülmektedir.

Sağlıklı bireylerde ise daha hızlı ve etkin düşünme,dikkati arttırma gibi etkileri araştırma sonuçlarındandır.

Keton diyeti ALZHEİMER’lı hastaların,beyin tümörü bulunan hastaların ve parkinson hastalarının tedavisinde başarı ile uygulanmış ve alzheimerlı hastalarda ilk haftadan itibaren etkili olmaya başlamıştır.Ketojenik beslenme anti aging uygulamalarında da kullanılmaktadır.Metabolik hastalıklar ve kilo kontrolü bu diyetin çıkış noktasıdır.

Keton diyeti kalp damar sağlığı açısından incelendiğinde LDL düzeylerini düşürüp HDL düzeylerini arttırdığı araştırmalarda yer almaktadır.yüksek kilolu olan 66 denek üzerinde yapılan çalışmada LDL düzeyi yüksek olan 35 kişiye ve LDL düzeyi normal olan 31 kişiye keton diyeti uygulanmış,her iki gruptada LDL düzeylerinin düşüp HDL düzeylerinin yükseldiği görülmüştür.Başka bir araştırmada ise trigliserit ve LDL düzeyi yüksek olan hastalardan bir kısmına yağdan fakir diyet,diğer gruba ise keton diyeti uygulanmış ancak keton diyeti uygulanan grupta kolesterol değerlerindeki düşüşün daha fazla olduğu ölçülmüştür.

Keton diyetinin kilo kontrolündeki yeri de araştırmalara konu olmuş,kilo kontrolündeki etkilerinin diğer diyetlere oranla daha fazla olduğu,kas kütlesini koruyarak yağ oranının azalmasını sağladığı görülmüştür.Bu noktadan yola çıkarak keton diyetinin kas kütlesini arttırarak kilonun büyük kısmının yağ dokusundan verildiğini,buna bağlı olarak kilo kontrolünün daha uzun vadede etkili olduğunu söyleyebiliriz.

Keton diyeti ile ilgili internette çok fazla bilgi bulunmaktadır.Ancak bu diyet yüksek yağ oranı içerdiğinden ve belirli seviyelerde uygulanması gerektiğinden,diyet sırasında sıvı alımı ve elektrolit düzeylerinin izlenmesi gerektiğinden bilinçsiz bir şekilde yapılmamalı,mutlaka bir uzman kontrolünde uygulanmalıdır.Yüksek yağ içeren besinler alındığından kalp damar sağlığı açısından sağlıklı yağları tercih etmek çok önemlidir.doymuş yağlardan olabildiğince uzak durmak gerekmektedir.kısaca sıvı yağlar olarak bilinen zeytinyağı yada çekirdek yağları kullanılabilir.Hamilelik,emzirme ve kalıtımsal hiperkolesterolemi ve elektrolit bozukluğu olan kişilerde bu diyet önerilmemektedir.

Polikistik over hastalığı olan kadınlarda da keton diyetinin etkileri araştırılmaktadır.

Son zamanlarda yapılan araştırmalar keton içeren gıdalarla uygulanan diyetlerde,kan şekeri dalgalanmalarının daha az olduğunu göstermektedir.Bu çalışmalar gelecekte tip 2 diyabet hastalarının keton takviyeli beslenme ile kan şekerlerinin kontrol altına alınabileceğini ileri sürmektedir.insülin direnci olan bireylerde de keton diyeti uygulanabilir.

Yağlar, tereyağ, hindistan cevizi yağı, zeytinyağı, yumurta, meyve ve sebzeler, yeşil salata, kabak, avokado, brokoli, ispanak, karnabahar, frambuaz,süt ürünleri,peynir keton içeren gıdalardan bazılarıdır.

DEPRESYON TEDAVİSİ VE PROBİYOTİK KULLANIMI HAKKINDA BİLİMSEL BİR ÇALIŞMA

DEPRESYON VE PROBİYOTİK KULLANIMI HAKKINDA BİR ÇALIŞMA

Depresyon tedavisinde sıklıkla serotonin geri alım inhibitörlerinin (SSRI’lar) kullanılmaktadır, bu ilaçların fayda oranı oldukça yüksektir,ancak bazı hastalar SSRI grubu ilaçlara cevap vermezler.Bu oran araştırmalarda 3 de 1 oranındadır .Bu rakam tedaviye dirençli depresyonu olan hastalarda daha da artmaktadır.

 

Depresyon dünya genelinde 300 milyondan fazla insanı etkilemektedir. Bu kadar yaygın ve daha da artmakta olduğu göz önüne alındığında Dünya Sağlık Örgütü depresyonu öncelikli hastalıklar grubunda tutmaktadır.

 

Bir asırdan fazla süredir bağırsak ve beyin arasındaki bağlantının araştırılması devam etmektedir ve bu alanda bir çok teori vardır. Son yıllarda çalışmalar mikrobiatanın(bağırsakta yaşayan bakteri topluluğunun) ruh sağlığı üzerindeki etkilerine yönelmiştir. Bu çalışmalar, probiyotiklerin (bağırsak bakteri yapısını değiştirmek için kullanılan canlı bakteri içeren ilaçlar) ruh sağlığı alanında ilaç tedavilerine destek amaçlı kullanımını içerir.

 

Qin Xiang Ng ve meslektaşlarının 1349 hasta ile yaptığı on çalışmada probiyotiklerin klinik depresyonu olan hastaların duygu durumunu anlamlı olarak iyileştirdiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte hafif ve orta düzeyde depresyonu olan hastaların anlamlı şekilde duygu durumlarının iyileştiği bu araştırma sonuçlarında yer almaktadır. Çalışmalar sırasında probiyotiklerden Lactobacillus acidophilus ve Bifidobacterium bifidum kullanılmıştır. Araştırma sırasında deneklerde herhangi bir yan etki görülmemiştir.

 

Araştırmalar son dönemde vitamin ve mineral eksikliklerinin de depresyon üzerindeki etkilerine yoğunlaşmaktadır. Dirençli depresyon vakalarında ilaçlara ek olarak probiyotik ve vitaminlerin kullanımı tedaviyi hızlandırmaktadır. Yapılan başka bir araştırmada 12 hastadan oluşan bir grupta ilaç tedavisine ek olarak probiyotik ve magnezyum kombinasyonu ile hastaların üçte ikisinde anlamlı düzelme olduğu görülmüştür, ancak tüm hastalarda probiyotik kesildikten sonra hastalık tekrar nüks etmiştir.

 

Avustralya’nın Brisbane eyaletindeki Queensland Üniversitesi’nden PhD Matthew Bambling,yaptığı çalışmalarda probiyotiklerin ve diğer takviyelerin tek başına tedaviyi sağlamadığını ancak dirençli depresyon vakalarında tedaviye cevabı hızlandırdığını öne sürmüştür.

 

Hastaların diyetlerinin düzenlenmesinin tedavinin bir parçası olarak uygulanması ve kesinlikle bir doktor kontrolünde yapılması gerektiğini vurgulamaktadır.

 

Araştırmalar beslenme davranışının stres,kaygı ve depresyon üzerindeki rolünü araştırmaya devam etmektedir. Bu araştırmalarda probiyotikler umut vaad etmektedir.

 

Ancak tekrar hatırlatmak gerekir ki probiyotikler ve vitamin takviyeleri depresyon tedavisinde ilacın yerini tutmaz ve Doktor kontrolü ile kullanılmalıdır.

Referanslar

  1. Ng QX, Peters C, Ho CYX, Lim DY, Yeo WS. Depresif belirtileri hafifletmek için probiyotik kullanımı bir meta-analiz . J Affect Disord . 2018; 228: 13-19.
  2. Keene MS, Eaddy MT, Nelson WW, Sarnes MW. Anksiyete bozuklukları olan bir Medicare uygun popülasyonda paroksetin IR ile karşılaştırıldığında paroksetin CR’ye bağlılık . Am J Manag Bakımı . 2005, 11 (12 suppl): S362-S369.
  3. Ionescu DF, Rosenbaum JF, Alpert JE. Tedaviye dirençli depresyonun zorluklarına farmakolojik yaklaşımlar . Diyaloglar Clin Neurosci . 2015; 17 (2): 111-126.
  4. Bambling M, Edwards SC, Hall S, Vitetta L. Küçük bir SSRI dirençli kohortta probiyotikler ve magnezyum orotat kombinasyonu, depresyonu hafifletir: intestinal antienflamatuar bir yanıt önerilir . Inflammopharmacology. 2017; 25 (2): 271-274.
  5. Dünya Sağlık Örgütü. Depresyon bilgi formu. http://www.who.int/mediacentre/factsheets/fs369/en/ . Erişim 10 Şubat 2018.
  6. Schmidt C. Ruh sağlığı: bağırsaktan düşünmek . Doğa. 2015; 518 (7540): S12-S15.
  7. Huang R, Wang K, Hu J. Probiyotiklerin depresyon üzerindeki etkisi: randomize kontrollü çalışmaların sistematik bir gözden geçirmesi ve meta-analizi. Besinler . 2016; 8 (8).
  8. Bruce-Keller AJ, Salbaum JM, Berthoud HR. Akıl sağlığı için bağırsak mikroplarını kullanmak: buradan oraya gitmek . Biol Psikiyatri . 2018; 83 (3): 214-223.
  9. Mason BL. Beslenme sistemleri ve bağırsak mikrobiyomu: psikiyatrik durumlarla ilişkili bağırsak-beyin etkileşimleri . Psikosomatik . 2017; 58 (6): 574-580.

 

“Uyku Felci”

Halk arasında “Karabasan” olarak da bilinen

“Uyku Felci” yani uyku paralizisi uyku başlangıcında veya

uyanma dönemine girildiğinde istemli olarak hareket edememe olarak

tanımlanabilir.

Uyku başlıca iki dönemden oluşur:

REM uykusu  ve nonREM uykusu .Rem uykusu sırasında kas tonusu azalır.Yani kaslarımız gevşer,böylece uyku sırasında bedenimiz fazla hareket edemez.Uyku felci durumunda ise beyin REM durumundan tamamen uyanık duruma geçse de beden hareketsizliğinin devam etmesi durumudur. beyin REM durumundan tamamen uyanık duruma geçse de beden hareketsizliğinin devam etmesi durumunda oluşur.yani kişi REM uykusu bitmeden uyanır. Bu durum, kişinin bilincinin tamamen açık olmasına rağmen hareket edememesine sebep olur.

Uyku felcinin başlıca belirtisi uyanma öncesi veya uyuma öncesi görülen kısmı veya geçici iskelet kası felcidir. Diğer bir deyişle, bir kişinin uykuya dalarken veya uyanırken hareket edememesi veya konuşamaması hissidir. Uyku felci ile birlikte korkutucu düşünce ve hayal görme  olabilir.bu bir ila iki dakika sürebilir. Uyku felci yaşayan insanların göğsünde baskı veya  boğulma hissi oluşabilir.Bu nedenle halk arasında “karabasan” adını almıştır.Uyku felcinin tedavisinde en önemli nokta altta yatan nedenlerin belirlenmesi ve tedavinin bu şekilde planlanmasıdır.Uykusuzluk,stres,kullanılan bazı ilaçlar ve vitamin eksiklikleri uyku apnesi,uyku felcine neden olabilir. Travma sonrası stres bozukluğu ve panik bozukluğu,anksiyete ve depresyon rahatsızlığı olanlarda uyku felci daha yaygındır.

2011’de Pensilvanya Eyalet Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, genel nüfusun yüzde 7,6’sı uyku felci ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. Tek sefer uyku felci sorunu yaşayan kişilerin hemen doktora başvurması gerekmez,Ancak tekrarlayan uyku felci sorunu yaşıyorsanız, tıbbi destek almanız önerilir.

 

ÇİNKO EKSİKLİĞİ NASIL ANLAŞILIR

Vücudun düzgün bir şekilde gelişmesi, hücre içi metabolizma ve DNA oluşumu çinkonun gerekli olduğu işlevlerden sadece bazılarıdır.

bu nedenle çinko eksikliğinin vücudun tüm sisteminde bozulmaya neden olabileceği şaşılacak bir şey değildir.Bu mineral eksikliği, 60 yaş üstü kişilerde ve diyetleri vegan veya vejetaryen olan insanlarda daha yaygındır. Bu iki grubun ortak yanı, yeterince çinko içermeyen baklagiller ve tahıllardan zengin bir diyet tüketmeleridir.

Düzenli kan tetkikleri çinko eksikliğini belirler,ancak vücutta eksikliği işaret eden bazı işaretler vardır. İyi haber şu ki vücudunuzdaki çinko seviyesini oldukça rahat artırabilirsiniz sadece hangi gıdaların bu mineralden zengin olduğunu bilmelisiniz.

Çinko eksikliğinin 6 işareti

Sık enfeksiyon hastalıkları geçirmek

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün işleyişi ve enfeksiyonların önlenmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Yeterli miktarda çinko alınmadığında, bağışıklık sistemi zayıflar ,viral ve bakteriyel enfeksiyonları önleyemez.

  1. Anormal saç dökülmesi

Saçlarımızın bir miktar dökülmesi normaldir.Ancak saç dökülmenizin arttığını farkettiğinizde çinko seviyenizin düşük olduğu aklınıza gelebilir.

 

  1. Kronik hastalıklar

Nörolojik bozukluklar, bağışıklık sistemi hastalıkları ve diyabet, çinko eksikliği ile ilişkili olduğu tespit edilen hastalıklardan sadece bazılarıdır.

Çinkodan zengin gıdaları içeren dengeli bir diyet kronik hastalıkların oluşumunu geciktirebilir.

 

4.işitme sorunları

Araştırmacılar, işitme kaybı olan kişilerin çinko eksikliğine sahip olabileceklerini ileri sürmüşlerdir. çinko eksikliğinin bir sonucu olarak iç kulakta iltihaplanma ve azalmış basıncına bağlı işitme sorunları gelişebilir.İşitme sorunları yaşamaya başladıysanız çinko eksikliğini düşünebilirsiniz.

5.Büyümenin yavaşlaması

Çinko eksikliği olan çocuklarda büyüme hızı yavaşlar.Çinko hücrelerin normal gelişimi ve büyüme için oldukça önemlidir.  Bu önemli mineralden yeterince tüketmeyen çocuklar yaşlarına göre ortalamalardan daha kısadır. Çocuğunuzun gelişiminde yavaşlama gözlemlerseniz, diyetlerine çinko bakımından zengin gıdalar ekleyin.

6.tat alma duyusunda değişiklik

Yiyeceklerin tadı size her zamankinden daha farklı geliyor ise çinko eksikliği bakımından kan tetkikleri yaptırmanızı öneririz.Özellikle 60 yaşından sonra tat alma duyusundaki değişiklikler çinko eksikliğine bağlı sık görülür.

çinko açısından zengin gıdalar

  1. Sığır eti
  2. Kavrulmuş buğday tohumu
  3. Kabak çekirdeği
  4. Kırmızı fasulye
  5. Mantarlar
  6. Yumurta sarısı
  7. Kakao ve çikolata
  8. Hindi eti

Yukarıdaki besin gruplarından düzenli olarak tüketerek çinko eksikliğinin önüne geçebilirsiniz.Kadınlar günlük 8mg erkekler ise 11 mg çinko almaya özen göstermelidirler.

 

Çocuğunuzu doktora getirirken..!


Hiçbir anne babanın;kolayca bu kararı verdiğini düşünmüyorum.Yaşam,herkesin
canını yaka yaka,sürükleyerek getiriyor insanları psikiyatri polikliniklerine
Öncelikle hangi durumda başvurmalıyım? Sorusunuda yanıtlamalıyız.Bir çocuk veya
gencin işlevselliği bozulduysa veya devam eden çizgisinde bir kırılma varsa yardım
aranmalıdır.
İşlevsellikten neyi kastederiz?Bir kişinin iş,okul,ev ve sosyal çevresindeki
sorumluluklarını yerine getirme becerisi ve düzeyi diyebiliriz işlevselliği
tanımlarken.Yani;gencin okul başarısı düşmüş,arkadaş çatışmaları artmış
gruplarından dışlanmaya başlamışsa bu ciddi bir sorunun işareti olabilir.
Gerçektende psikiyatrik her türlü sorun önce uyumu bozar,sonra da işlevsellik ve
üretkenliğin bozulmasına yol açar.
Klinik tanı ve tablo çok daha sonra gelişebilir.Devam eden çizgide kırılma olmasınıda
şöyle tanımlayabiliriz.Her insanın süre gelen bir “karakter” vardır.Sakin canlı,sessiz
veya atılgan gibi.
Kişinin bu karakteri aniden bozulursa,dikkatli olmak gerekir.Yani sessiz ve hiç
konuşmayan çocuğun aşırı neşeli veya çok hırçın olduğunu gördüğümüz de dikkatle
hareket etmeniz gerekir.
Ani hüzün ve hırçınlık kadar,önceden olmadığı kadar enerjik ve neşeli gördüğümüz
bir gençte de kafamızda bir soru işareti uyanmalıdır.
Doktora nasıl götürelim? Sorusu anlamsız gelebilir.
Ancak resmi sistemlerdeki süre kısıtlılığı özel muaynehanelerdeki maliyet
düşünüldüğünde o zaman iyi kullanmak ve sorunu net ifade edbilmek çok önemlidir.
Bu nedenle;
1)Çocuğunuzun daha önce geçirdiği veya halen tedavi gördüğü hastalıklar,ilaç
raporları,tahliller vb.bilgileri yanınıza alın.
2)Eğer olabilirse sorunu tanımlayan yazılı notlar alın,ve bu notları doktorunuza verin.
3)Sormayı düşündüğünüz soruları da not almanızı öneririz.

4)Daha önce gittiği ve yardım aldığınız rehber öğretmen,psikolog ve aile hekimi
gözlem,rapor,reçete veya epikrizleri yanınızda bulundurunuz.
Görüşme sırasında net sorular sormak zaman kazandıracaktır.
İlaçlar ile ilgili sorularınızı da mutlaka not alın.
Tedavi süresince eğer olabilirse okul rehber öğretmenine ve aile hekimine bilgi
verin.Bir sonraki kontrole dek gelişen olumlu ve olumsuz gelişmeler ilaç yan etkileri
gibi değişimleri kaydedin.
Tüm bu teknikler bu görüşme ve muaynelerden en fazla oranda faydalanmanızı
sağlayacaktır.
Notlar tahliller raporlar gibi tıbbi bilgileri tuttuğunuz bir sağlık dosyası

ÇOCUĞUMU KİME GÖTÜREYİM?

Yaygın kanı ve söylentilerin aksine çocukluk ve ergenlik çağında da pek çok psikiyatrik sıkıntı ve hastalık bulgusu olur.Ayrıca aynı kadın doğuran veya çocuk sağlığı uzmanlarının izlediği gebelik,büyüme takibi gibi hastalık olmayan ancak izlenmesi gereken süreçler;çocuk ve ergen psikiyatristinin izlemi alanındadır.

Doğumdan itibaren sağlık gelişimin takibi,zamanında konuşma,göz iletişimi kurma;sosyalleşme becerisindeki gelişmeyi izleme bebeklikten itibaren bu alan tarafından izlenebilir.

Otizm ve benzeri hastalık grubu,zeka geriliği de okul öncesi saptanabilir.Tik bozuklukları,gece işemeleri,dikkat eksikliği gibi konular aileleri üzebilir.

Ergenlik çağlarında aile ile çatışma,affektif bozukluklar,psikozlar gibi sorunlar ciddi ve yaşamsal önem taşır.

Ülkemizin özel bir derdi olan sınav kaygısı da hem bu hastalıkları tetikler hem de kendi başına bir sorundur.

Peki çocuğumuzda kaygı duyduğumuz belirtiler varsa;kime gönderelim?Kime muayne ettirelim?

Bu sorunun pek çok yanıtı var.Ama ana ilke “yakın olan iyidir” olmalıdır.Bu nedenle aslında ilk danışma mercilerimiz;Aile Hekimi ve okulun rehber öğretmeni olmalıdır.

Şaşırtıcı ölçüde soruna bu kişiler çözüm bulabilirler.Eğer sorun bu basamakta çözülmüyorsa;Klinik doktorası olan psikolog,Psikiyatri uzmanı ve Çocuk ve Ergen Psikiyatri uzmanına danışılabilir.Bu basamaktada çözülemeyen otizm gibi konularda;özelleşmiş üniversite klinikleri ve bu konuda çalışan kurum ve derneklerden yardım alınabilir.

Kime gitmemeliyim?Bu da çok iyi bir soru.Çocuk ve ergen alanında yapılandırılmış bir eğitim alan benzer meslek üyeleri.(Psikolog,PDR,ve psikiyatristler)Pek çok konuda benzer davranır.Yani uzun süre otizmle çalışmış bir psikolog,size bu konuda fayda sağlayabilir.Ancak gittiğiniz herkesin diploması ve eğitimleri görünür ve internetten okunabilir olursa,bu çok değerli bir bilgi olur.

Bunun dışında,ilişki uzmanı,aile terapisti,pedagog gibi ünvanlarda da uyanık olmak ve eğitimi sorgulamak önemlidir.Halen ülkemizde bu ünvanlar ile mezun veren bir okul veya üniversite yok.

Nasıl seçelim?Kuaförünüzü ve araba tamircinizi seçer gibi.Araştırarak,sorarak tavsiye alarak ve deneyerek.Alanda çalışan kişilerin genellikle benzer tavsiyelerde bulunacağınıda unutmayın.

Sonuçta dikkat eksikliği veya aslında bir gençlik çağı hastalığı olan şizofreni tedavisi ülkeden ülkeye değişmez.Genellikle tedavi aynıdır.Takip çok fark yaratır ve kişiseldir.

Haftaya çocuğumu götürürken nelere dikkat edeceğimizi yazacağım.

 

ŞİZOFRENİDE KARBONİL,STRES VE MİKRO İLTİHAPLANMA İLE İLİŞKİLİ MOLEKÜLLER

Bugüne kadar, şizofreni teşhisi, tedavisi, görüntülemesi için periferik göstergelerin araştırıldığı bir takım …

Vitamin Eksikliklerinde Bazı Bulgular

Vitamin Eksikliklerinde Bazı Bulgular Her ne kadar vitamin eksikliğine yönelik bir çok tedavi seçeneği olsa da , dünyanın …

Bipolar Bozukluk ve D vitamini eksikliği

D vitamini; metabolizmada görev yapan bir çok enzim ve proteinlerin yapısına girerek biyolojik olayların düzenlenmesini …