Aylar: Mart 2020

ONLİNE TERAPİ NEDİR ? NASIL OLMALIDIR ?

Online terapi, çeşitli engeller nedeni ile psikiyatri uzmanları veya psikologlar ile  bire bir görüşme imkanı bulamayan danışanlar için geliştirilmiş, profesyonel danışmanlık hizmetidir. COVID-19 Salgını nedeniyle yaşamış olduğumuz deneyim sağlık alanında teknoloji uygulamalarının ne kadar değerli ve hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Kişiler arası temasın yüksek riskli olduğu salgın döneminde hastaların psikiyatrik tanı ve tedavilerinin aksamaması ve sağlık hizmetlerinin devam edebilir olması çok önemlidir. Çeşitli site ve uygulamalar üzerinden online danışmanık- online terapi hizmetleri verilmekte, ülkemizde ve dünyada yoğun olarak talep edilmektedir. Peki online danışmanlık alacak kişi nelere dikkat etmelidir ?

  • DİPLOMA VE YETERLİLİK

Mutlaka diploma ve yeterlilik belgeleri sorgulanmalıdır. Daha önce yüz yüze görüşme yapılmış uzmanlar tanı ve tedaviniz hakkında daha fazla veriye sahip olacaktır.

  • KAMERA KULLANIMI

Kameralı görüşme tercih edilmelidir. Uzman ve danışanın karşılıklı olarak birbirlerini görmeleri güvenilirlik, tanı ve değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi açısından son derece önemlidir. Bu yönde kullanılabilecek oldukça güvenilir uygulamalar bulunmaktadır.

  • UZMANIN BULUNDUĞU ORTAM VE RANDEVU SÜRESİ

Kameralı görüşme yüz yüze görüşmeler gibi randevulu, 45 dakikalık randevu süresi görüşme ne kadar sürerse sürsün kişiye ayrılmış olmalıdır. Mümkünse uzman ofisinde hasta ile kameralı görüşme yapmalıdır. Görüşme yapılacak ortam güvenlik ve çevre koşulları açısından uygun olmalıdır.

  • CİHAZ GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tabletlerden yapılan görüşmelerde, danışan ve uzmanlar kişisel bilgilerinin güvenliğine dair, virüs veya benzeri zararlı uygulamalara karşı kendini korumalı, görüşmeler sırasında ödeme veya kredi kartı gibi bilgi ve şifreleri paylaşmamalıdır.

  • KVKK KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNA UYGUNLUK

Görüşme yapılacak olan uzmanın kişisel verileri koruma kanununa uygun hareket edip etmediği, yani kişisel verilerinizin işlenmesi, saklanması, silinmesi veya paylaşılmasına yönelik aydınlatma metnini size bildirip bildirmediği, KVKK’ na uygun olarak izin ve onamlarınızı aldığından emin olunuz. Uzman ve danışan arasında yapılan tüm görüşme, eğitim, uygulama ve tedavi yöntemleri hasta hakları yönetmeliğine uygun olmalıdır. Görüşme kayıtları karşılıklı izin olmadıkça alınamaz.

  • TIBBİ BİLGİLENDİRME VE ONAM

Tıbbın her alanında olduğu gibi psikiyatrik tanı ve tedavi hizmetlerinde de uzmanınızın size tanı ve tedaviniz hakkında  bilgi vermekle yükümlüdür. Ayrıca uzmanınızın bir daha ki görüşmeler için notlar alması veya danışan dosyası oluşturması faydalı olacaktır.

ONLİNE DANIŞMANIK GÖRÜŞMELERİ HANGİ PROGRAM ÜZERİNDEN YAPILIR ?

Dünyada birçok uygulama kullanılmaktadır. Skype, zoom, hangouts, whatsapp ve facebook en çok tercih edilen platformlardır. Bazı uzmanlar kendi oluşturdukları sistemleri de kullanabilir.

Bu bir reklam değildir. Covid-19 salgını nedeni ile evden çıkmayan danışanların uygun koşullarda hizmet almalarını desteklemek ve oluşabilecek zararları engellemek amacı ile yapılan bilgilendirmedir. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

 

Şimdi Ne Olacak ?

Hepimiz öğrendik. Pandemi, epidemi, virüs, reseptör vb. kavramların ne olduğunu. Bu tartışmaların iyi tarafı, toplumsal kaygıda da ve buna bağlı olarak toplumsal bilinçlenmede artışa neden oldu. Sevindirici olan sonuç, bu kaygı nedeni ile salgın önlemlerine uyumda büyük oranda artış olmasıdır. Çok net ve artık tartışılmaz olan şey, bu salgın olayının abartılı veya şişirilmiş bir kaygı, vs. olmadığı gerçek ve ciddi bir tehdit olduğu bilgisidir. Sevindirici olan toplumun çoğunluğunun bu konuda salgın önlemlerine sahip çıkması ve bu sahip çıkma oranının her gün artmasıdır.
Salı akşamı resmi olarak açıklanan ekonomik önlemler ile bugüne dek açıklanan resmi tıbbi haberler ve gözlemlediğimiz tıbbi sonuçlar hakkında yazmak istiyorum.
Tıbbi önlemlerde, açıklanan tetkik yapılacak laboratuvar sayısı ve Balıkesir gibi illerde alınacak kan tahlil sonuçlarının Ankara merkezli laboratuvarlarda değerlendirilecek olması gibi kararlar bir çelişki oluşturmakta. Salgına hızlı müdahalede bulunmayı engelleyebilecek bir karar bu. Maske temini, dezenfektan ve koruyucu giysi bulma vb. gibi tedavi ve korunmada çok etkili olan tıbbi süreçler ve tedavi ve tanı için gerekli olan malzemeler ile ilgili de hem fiyat artışları, hem de malzeme temin etme süreçlerinde düzensizlik, yetersizlik ve hatta kaos olarak adlandırılabilecek bir durum var. Bu kaotik tabloda, özellikle sağlık personelinin artan ve daha da artacağı kesin olan hasta yükü ile baş edebilecek tıbbi malzemeye, tıbbi kadro desteğine, hasta değerlendirme, ayırma ve yatırma için geniş sağlık kurum alanlarına ve bunlar gibi pek çok ayrıntı için bu ayrıntıların hepsini belirleyen bir “salgın planı kriz yönetimi” politikasına gereksinimi var.
Şehir hastanesini alarma geçirmek, bir salgına hazırlanmak için çok iyi bir plan gibi durmuyor. Kaçınılmaz olarak yayılan ve iyi olasılıklarda altı ay (İngiltere açıklaması) ya da kötü senaryolara göre dalgalanarak onsekiz aydan (Amerikan açıklaması) bahseden değişik ülkelere ait raporlara göre düşünmeliyiz. Sağlık açısından, sağlık personeline destek, malzeme temini gibi önlemler, insanları ölebileceği bir göreve gönderiyorsun ama hukuken korumuyorsun. Bu mümkün değil, ayrıntılı yazacağım.. Örneğin, okulların açık olmadığı ve eğitime ara verilen bir dönemde yirmibin öğretmen atamak yerine üç veya beş ay için, aynı kadrolar geçici olarak yeni mezun veya emekli olan sağlık personeli için kullanılabilirdi. Bu personelin yaşadığı yerlerde sağlık hizmetine destek olması amacıyla geçici istihdamı çok kolaydı. Ve bu halen yapılabilir. Çünkü bir yoğun bakım yatağı, en az ikibuçuk personel demek 24 saat üzerinden bakıldığında. Bir hemşire, solunum tüpü takılmış en fazla beş yoğun bakım yatağına tıbbi hizmet verebilir diye hesap yapın, açığı anlayabilirsiniz. Benzer bir şekilde, tıbbi testlerin herkese ve ücretsiz yapılması gerekli. Hastalık testi pozitif çıkanlar evde izole edilmeli, ancak belirgin sıkıntı çekenler yataklı birimlere veya bakım ünitelerine alınmalı. Bunun içinde belirlenmiş hastahanelerdeki tüm yataklı birimler buna tahsis edilmeli. Yoksa hasta sayısına yetişmek mümkün olamaz. Bir sorun da “gündelik hasta” ne yapacak? Doğum yapacaksam, ayağım kırıldı ise ne olacak? hem covid-19 pozitif, hem trafik kazasında yaralı isem ne yapacağım ? ne yapacağız ? teknik ekiplerin, halk sağlığı uzmanlarının hazırlayacağı “triyaj” denen hasta sınıflandırma ve tedavi planlamalarına çok ihtiyaç var. Gündelik sağlık sorunlarının desteklenmesi çok önemli, çünkü desteklenmeyen her hasta, sosyal, ailevi ve ekonomik görevlerinde de ciddi sorun ve verim kaybı yaşayacaktır. Hiç kimse ayağı kırık bir öğretmen, diş apsesi olan bir hemşire veya bel fıtığı olan bir işçiden verim alamaz.
Bu kriz alanlarında devletin bir planlaması ve yönlendirmemesinin olmaması, bir planlama varsa da açık ve görünür bir şekilde paylaşılmaması dedikoduları, belirsizliği ve doğal olarak kaygıyı arttıracaktır. Umarım, yakında daha net planlama ve uygulamalar görebiliriz.
Böyle bakınca, kısa vadeli değil uzun süreli bir savaş ile karşı karşıyayız. İnsanları bir ay evde tutmak bile ciddi sosyoekonomik yükler ve hatta bazı alanlarda yıkıcı sonuçlar demek. Açıklanan ekonomik paket, daha çok “şirket” temelli destek veriyor gibi, ancak sorun küçük esnaf, serbest çalışan ve emekçi kesimde. Sokaktaki tost satan büfe, çay ocağı vb. 2-5 kişi arası istihdam eden yerleri üç ila altı ay çalıştırmayacaksanız, aynı süre ve hatta daha uzun süre vergileri ve SGK primlerini almayın, çalışmadığı sürede işçilerin ücretini işsizlik fonundan verin. Bu fonlar bu kriz zamanları için oluşturulmadı mı? Hollanda devleti örneğinde, sadece vergi almamakla kalmıyor devlet, üç ay süre ile kayıpları karşılayacağını söylüyor. Bu kadar kapitalist ve paraya değer veren toplumlar da bile bunu yapma nedeni, sistemin yıkılmasının getireceği maliyeti ve sonuçlarını görmeleri. Eğer bunu yapmaz ve “işçi çıkarmak” ile “iflas etmek” arasında seçim yapmak zorunda kalan bir politikayı kendi halkımıza dayatırsak, tekrar toparlanmak aylar alabilir ama sosyoekonomik olarak toparlanmak çok daha uzun sürer. Bir lokantayı, oteli, özel okulu veya dershaneyi bir gecede kapatabilir ve bir ayda iflasa sürükleyebilirsiniz, ama aynı ticari kurumu tekrar kurmak aylar veya ticari kapasite ve marka değeri olarak kurmak yıllarınızı alabilir. Bu konuda acilen, ama çok çok acilen tedbir ve planlama önlemlerine gerek var. Ve aynı hızda da bu önlemlerin uygulamaya geçmesine gerek var. Cumhuriyet tarihinin, halkın en borçlu olduğu döneminde, insanlara “ekmek tekneni kapat” demek, çok akıllıca bir söylem değil. Bankalar ve devlet alacaklarını aynı süre ertelemediği takdirde oldukça yıkıcı kararlara dönüşebilir bu politika, hatta devletin, bu kriz geçene dek ertelemesi değil, almaması daha mantıklı olabilir.
Bireysel olarak önlemlere gelince, panik halinden çıkmak lazım artık. Hastalığa engel olamadık ve geldi artık, herkesin enfekte olacağını varsaymak lazım. Asıl soru şu, yaşamımı ve işlevselliğimi nasıl sürdürebilirim. Artık daha deneyimliyiz. C vitamini ve D3 vitamini desteği, hasta iken çinko ve kinin (20 mart ta FDA onayladı faydalı olduğunu) almak faydalı. Kinini alabileceğiniz en iyi kaynak, bildiğimiz tonikler, içlerinde var. Altmış yaş üstüne ve çocuklara ücretsiz yapılan zatürre aşısını ihmal etmemek zaten alınması gereken önlemler. Dışarı çıkarken eldiven ve maske takmak, ev ve iş ortamını pulvarizatör kullanarak sterilize etmek de işe yarayabilir. Bu önlemler dışındaki her türlü panik veya ek önlem verim, para ve zaman kaybı duruyor ki buna tahammülümüz yok bireyler, toplum ve ekonomik olarak. Bilgiler netleştikçe tekrar ekler yapacağım. Sağlıkla kalın.

COVID-19 Üstüne Güzelleme

BALIKESİR 24 SAAT 11 MART 2020

Ocak başından itibaren yavaş yavaş dikkatimi çekmeye başlayan haberler ocak sonuna dek netleşti. Bir salgın vardı, ve SARS’a benziyordu filan. Çok da telaşlanmadım. Sonra, olayın seyri değişmeye başladı, artan vakalar, ölüm oranları, karantina haberleri ve çarpıcı görüntüler eşliğinde “felaket senaryoları” gelmeye başladı. Onlarca komplo teorisi dolaşmaya başladı ve halen dolaşıyor.

Virüsün yapısı, önlemler vs. hakkında yazmak istemiyorum, ilgili ilgisiz herkesin bu konuda fikri var artık ve dikkatle baktığınız zaman, bilimsel öneriler hızla fark ediliyor zaten. Yazmak istediğim abartılı toplumsal tepkilerimizin bizi nasıl ketlediği, felç ettiği ve kendi ayağımıza kurşun sıktığımız.

Öncelikle, ilk vaka öncesine bakalım. Tüm medyada iki ana eğilim hakimdi. İlki “eyvah geliyor, bizden gizliyorlar, öleceğiz” vs. ikinci eğilim ise “bize bir şey olmaz, önlemi erken aldık, Suriyelilere yaptığımız yardımın sadakası ile bize gelmez vs.” ilk eğilim anlamsızdı, önleme katkısı olmayan aşırı ve bilim dışı bir telaş. Tanımlarla başlayalım, “epidemi” denen bir kavram var, toplumda hızla yayılan salgın ve bulaşıcı hastalık anlamında kullanılır. Grip virüsü her yıl pek çok ülkede epidemi yapar. Bir başka kavram ise “pandemi”, tüm dünyayı tutan salgın anlamında kullanılıyor. Yine grip virüsü her birkaç yılda bir pandemi yapar, tüm dünyada etkisini gösterir. Yani, Şubat ortalarından itibaren bir pandemi ile karşı karşıya olduğumuz netleşmişti. Ama bu salgının iki farklılığı vardı normal gripten, çok hızlı yayılması ile ileri yaş ve kronik hastalığı olanda öldürücü etkisi. Bu kadar hızlı yayılma konusunda deneyimsiz ve hazırlıksız olduğumuzu kabullenmek lazım. Belki geçmişte de böylesi salgınlar oldu, örneğin 1914’te başlayan ve altmış milyondan fazla ölümle sonuçlandığı düşünülen ünlü “İspanyol gribi” , ancak, günümüzdeki hızlı nüfus hareketi, havayolu taşımacılığı, kalabalık mekanlarda sürekli bir hareketliliğin olması gibi gerekçeler ile düşündüğümüzden hızlı yayıldı. Ne Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ne devletler ne de sağlık sistemleri buna hazır değildi. Hazır değiliz, bu ilk kez oluyordu çünkü (sanırım son kez olmayacak) fakat hali hazırda H1N1 denen “domuz gribi” halen epidemi-pandemi halinde ve Covid -19’dan fazla insan öldürüyor. Aslında SARS, H1N1 gibi salgınlarda uyanmalıydık, fakat sağlık sistemlerinin sigorta ve ilaç şirketleri güdümünde olması ve politikacıların etkin bir şekilde karar verici olması uzun süredir, sağlık sisteminde “koruyucu hekimlik” uygulamalarının değil, tedavi edici hizmetlerin öne geçmesini sağladı. Bu politik tercih tüm dünyada yaygın bir eğilim halinde, örneklemek gerekirse, bizim çok beğenilen yeni sağlık sistemimiz ve aile hekimliğinde, politikacıya en çok oy getiren “muayene ve ilaç yazdırma” hizmeti, eski “sağlık ocağı sisteminde dördüncü öncelikti. İlk sırada “aşılama ve koruyucu hekimlik”, sonra halk sağlığı ve sonra çevre sağlığı hizmetleri geliyordu. Ancak ne geniş halk kitleleri, ne de politikacılar bu teknik gerekliliği anlamadılar ve sistemi yerle bir ettiler. Asıl konuya dönelim, yani bir pandemi geliyor, öldürme oranı H1N1’den az, ancak çok fazla insan bulaşıyor. Yapılacaklar belli, sağlık sistemini hazırlamak, zaman kazanmak, aşılamaları (grip ve pnömoni vb) yapmak ve ekonomiyi sıkıntıya sokmayacak ek önlemler, malzeme temini ve sevkinin sağlanması vb. önlemler.

Oysa politikacılar ve kanaat önderleri kulaklarının üstüne yattı, bunun en büyük örneği, Kum kentinde dini öğrenim gören  700 Çinli öğrenci İran’a geldiğinde başlayan ve fark edilen salgınının, gerek bağnazlık gerekse “yaklaşan seçimler öncesi panik yapmayalım” anlayışı ile saklanmasıdır. Söylemek istediğim, ilk grubun paniğine gerek yok, bu olan ve olacak bir şey. WHO uzmanlarına göre, Aralık 2020 tarihine dek beş milyar enfeksiyon öngörülüyor. Bunu hepimiz geçireceğiz gibi duruyor, paniğe gerek yok hazırlığa gerek var. İkinci grubun bireylerini eleştirmeye bile gerek yok, bu çağ dışı, tuhaf artık saçma bile denemeyecek kadar tuhaf bireyler genellikle bir ideoloji veya inanış peşinde bu şekilde davranıyorlar. Eğer Covid- 19 bulunmayan ülkelerin geçen hafta ki dağılımına bakarsanız, Çin dahil, hepsinin merkeziyetçi, ideolojik baskı ile yönetilen, haber kaynaklarının sıkı kontrol edildiği, ideoloji veya dinsel bağnazlık içinde toplumlar olduğunu görebilirsiniz. Pandemi zaten vardı ama bu ülkelerin ya gündemi, yada öncelikleri ve anlamlandırmaları farklıydı. Yine en çok ölümün olduğu Çin, İran ve İtalya ideolojik ve dinsel bağnazlığın ve yersiz kendine güvenin en yaygın olduğu ülkeler, bilim dışı çözüm arayan bu ülkeler, olayı kapatmaya çalışırken salgının patlamasına neden oldular. Bu ülkeler içinde Çin iyi bir örnek de olabilir. Başta uyguladığı örtbas politikasını bırakıp, ciddi ve bilimsel önlemlere geçer geçmez vaka sayıları ve ölüm oranları hızla düştü, bu salgının kontrolü için çok değerli bir deneyim ve veri aslında.

Şu ana dek rehavet içinde olan ülkemizde durum parlak değil, bu yazıyı yazdığım çarşamba sabahı, İstanbul’da marketler önünde kuyruklar, maske kıtlığı, dezenfektan yokluğu haberleri geliyor. Oysa kaçış yok bu salgından. Grip aşımızı olacağız, riskli gruplar (sağlıkçı, öğretmen, otobüs şoförü vb), çocuklar ve yaşlılar zatürre aşısını olacak (altmış yaş üstüne ücretsiz aile hekimliğinde), el hijyenine zaten dikkat eden bir toplumuz, sigarayı acilen bırakacağız, C vitamini ve D 3 vitaminin sürekli olarak ve hastayken çinko alacağız. Grip olmasak da bir metreden fazla yaklaşmayacağız ve tokalaşmayacağız. Grip olursak, yaşlılarımızdan uzak durup, kesin istirahat ve sıvı alıp, tıbbi önerileri dinleyeceğiz. Aslında maskeyi herkes değil de sadece hasta olanlar taksa çok daha iyi olur kanaatimce, maske olmasa bile “damlacıkların” yayılmasını engelleyecek bir önlemi alsa hasta olanlar.

Bu kadar, hepsi bu. Gelen, gelecek ve olan olacak.

Paniğe, stokçuluğa gerek olmadığı gibi , olayı kıyamet senaryosuna döndürmeye de gerek yok. Belki belediyelerin ve kalabalık kamu kuruluşlarının, insanlara ve çevreye zarar vermeyen bir şekilde düzenli dezenfeksiyonu tartışılmalı. (sahi neden bugüne dek yapmıyorduk ki, H1N1, Verem vs. daha mı az zararlıydı). Hatta en zararlısı panik yaratmak. Engel olamayacağımızı biliyorum ama şairin dediği gibi “sussan gönül razı değil” . İstanbul’dan başlayarak, ilk hastalık bulguları başlayınca, geniş kitleler memleketlerine kaçacak ve yayılma hızı açısından çarpan etkisi yaratacaklar.

Hayırlısı diyorum, sağlıklı ve dinç kalınız, uhuletle ve suhutle efendim.

GIDA KATKI MADDESİ E171- TİTANYUM DİOKSİT PLASENTADAN GEÇEBİLİYOR

Daha önceki yıllarda fareler üzerinde titanyum dioksit isimli maddenin farelerin gelişimini olumsuz etkilediği yönünde …

IMPOSTOR SENDROMU

İlk defa Pauline Rose Clance & Suzanne Imes’ın 1978’de yayımladıkları makalede karşılaştığımız ‘imposter …