Kategori: Sağlıklı Yaşlanma

Sosyal Medya Kullanımı Yaşlı Bireylere İyi Geliyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, 65 yaş üstü yaşlılarda internet kullanımının son 5 yılda 4 kat arttığını bildirdi (mart 2019). İnternet kullanan yaşlı bireyler arasında erkeklerin kadınlardan daha fazla internet kullandığı görüldü.

Türkiye’de yaşlı nüfusun sosyal medya kullanımına dair Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde yapılan bir araştırmaya göre,  yaşlıların sosyal ağlar sayesinde yalnızlık duygusunu yenebildiği,  yaşam motivasyonlarının artabildiği bildirildi.

Araştırmada İstanbul ağırlıklı olmak üzere Ankara, İzmir gibi kentlerden, emekli, ağırlıklı üniversite mezunu, sosyal medya kullanan 65 yaş üstü 201 kişiyle yüz yüze ve anket yoluyla görüşüldü. Yaşlıların sosyal medya kullanım nedenleri arasında bilgi edinme, sosyal etkileşim, eğlence, çevre etkisi ve gözetleme motivasyonlarının öne çıktığı saptandı. Sonuç olarak ise, bu motivasyonlardan güç alarak kişinin hayatında daha merkezi hale gelen sosyal medya kullanımının, yaş almış kişilerde ‘’hayatı yakalama’’, ‘’içe kapanmayı engelleme’’, ‘’hayatın akışını yakalama’’, ‘’hayatla barışık hissetme’’ ve ‘’sosyal yaşamdaki çemberin içinde kalma’’ algısını güçlendirdiği gözlendi.

Güvenli sosyal medya kullanımı, ileri yaştaki bireylerin hem fiziksel kısıtlılıktan kurtulmuş olarak akraba ve dostları ile sosyal bağlarını devam ettirebilmesine, doyumlu ilişkiler yaşamasına ve yeni sosyal ilişkiler geliştirmesine imkan verirken,  ileri yaşta görülen depresif semptomlar ve fiziksel rahatsızlıkların azalması gibi olumlu etkileri de olabilmektedir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/yaslilar-sosyal-medya-ile-yasama-sariliyor

Mükemmel Beslenmenin Anahtarı DNA’mızda Olabilir mi?

Yirminci yüzyılın ortalarında vitaminlerin izolasyonu ve sentezi beslenme bilimini başlattı, araştırmalarda gittikçe daha fazla risk faktörü belirlendi, diyetlerde bu yönde, kötü olan besini kesme yönünde gelişti, düşük kalori, az yağlı ve düşük karbonhidratlı diyetlere dönüştü. Bu maddelerin sağlığa olumsuz etkileri kesindir, ancak bir çok beslenme uzmanı , bu besinleri tamamen kesmek yerine, ılımlılığın önemli olduğunu düşünmektedir. Her bireyin diyete yanıtının farklı olduğu bir gerçektir. Bir gıdayı belirli bir miktar almak bazı bireyler için risk iken diğer bireylerin sağlıklı beslenmeleri için gereklidir .Bu nedenle araştırmacılar daha fazla kişiselleştirilmiş, kişiye özel diyetler hakkında daha fazla araştırma yapmaya başlamışlardır.

Kişiselleştirilmiş beslenme, davranış biçimlerinden, genetiğe kadar bir çok faktörü kapsayabilir. Nutrigenetik, son yirmi yıl içinde önem kazanan bir bilim dalıdır. Genetik yapı ile beslenme ilişkisini ele alan “Beslenme genetiği” Almış olduğunuz besinlerin genetik yapınıza göre oluşturduğu etkileri tespit eder ve beslenmenizin bu yönde düzenlenmesine yardımcı olur.

Genlerin kilonuzu belirlemede, metabolizmamızı etkilemede ve obezite gibi diyetle ilişkili hastalık riskimizi değiştirmede önemli bir rol oynadığı yadsınamaz. 2006 yılında araştırmacılar INSIG2 genindeki bir varyant ile obezite arasında, popülasyonun% 10’unda bulunan obeziteye yatkın genotip ile bir ilişki bulunmuştur. Daha yakın zamanlarda, Chapel Hill’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’nden (NC, ABD) araştırmacılar, her biri vücudun vücut yağ dokusunu düzenlemesinde ve vücudun bel / kalça oranını etkilemesinde rol oynayan birkaç genetik varyant belirlemişlerdir.

Genetikten daha fazlası var

Gıdaya verilen bireysel yanıtları araştıran dünyanın en kapsamlı çalışmasında, King’s College London (KCL; UK) ve Harvard Tıp Okulu’ndan (MA, ABD) araştırmacılar, farklı insanların farklı gıda türlerini nasıl işlediğine, hatta farklı yiyecek türlerini nasıl işlediğine dair önemli ve şaşırtıcı bir farklılık tespit ettiler. Tek yumurta ikizleri. Kısa süre önce Amerikan Beslenme Derneği yıllık konferansında (Baltimore, MD, ABD, 8-11 Haziran 2019), PREDICT I araştırması katılımcıların gıdaya yanıtı arasındaki büyük farklılığın sadece kısmen genetik faktörlerle açıklanabileceğini, her bir gıda türü için kesin miktarın değiştiğini bulmuştur.

Sonuçlar, yemek zamanı, bağırsak mikrobiyomu ve egzersizdeki farklılıkların, yiyeceğin kendisinin besinsel kompozisyonu kadar eşit derecede önemli olduğunu ve vücudun bu besinleri nasıl metabolize ettiğini daha geniş bir hikayenin sadece küçük bir parçası olarak göstermektedir.

Bu bulgular, trigliseritler, insülin ve kan şekeri de dahil olmak üzere bir dizi anahtar metabolik markerin gıdalarına verilen tepkilerin son derece bireysel olduğunu gösteriyor. Uluslararası çalışma, kontrollü veya serbestçe seçilmiş yemeklerin bir karışımına yanıt olarak 2 hafta boyunca 1100 İngiltere ve ABD yetişkinini takip etti ve kan şekerini, insülin, trigliseritleri ve diğer kan belirteçlerini yakından izledi. Çalışmaya katılanların% 60’ı özdeş ikizlerdi ve neredeyse özdeş genetik makyajlarına ve benzer ortamlarına rağmen verildikleri yiyeceklere farklı tepkiler verdiler.

Araştırmacılar, glukoza yanıt olarak gösterilen varyasyonun% 50’sinden azının genetik faktörlere, insüline yanıtın% 30’undan daha azına ve trigliseritlere yanıtın% 20’sinden daha azına bağlanabileceği sonucuna vardı. Önde gelen araştırmacı Tim Spector (KCL) “ Sonuçlarımız şaşırtıcı bir şekilde, gıda gibi temel bir girdiye verdiğimiz yanıtta hepimizin farklı olduğunu gösteriyor. Tek yumurta ikizlerinin bile böyle farklı tepkileri olduğunu görmek gerçek bir şoktu ”dedi.

 

Genlerin her şey olmadığını gösteren sonuçlarla, bu tür araştırmalar genetik profilimizi anlayarak, hem gıda hem de yaşam tarzı alışkanlıkları söz konusu olduğunda daha bilinçli seçimler yapmamıza yardımcı olur.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.biotechniques.com/dna-sequencing/can-the-key-to-the-perfect-diet-be-found-in-our-dna/

 

YAŞLANMAYI ETKİLEYEN 4 AGEOTİP BELİRLENDİ.

Bilim adamları insanların neden farklı oranlarda yaşlandığını anlamaya yaklaştı.

Senin tipin ne?

Bu soru, insanların “ageotipler” olarak adlandırılan farklı sınıflara nasıl yaşlandığını kategorize eden bilim adamları sayesinde yeni bir anlam kazandı. Araştırma ekibi, iki yıl boyunca toplanan biyolojik örneklere dayanarak 43 kişiyi yaşlanan kategorilere veya “ageotiplere” ayırdı. Örnekler arasında kan, enflamatuar maddeler, mikroplar, genetik materyal, proteinler ve metabolik süreçlerin yan ürünleri bulunmaktadır. Örnekler zaman içinde nasıl değiştiğini takip ederek, yaklaşık 600 yaşlanma belirteci belirledi, bir dokunun fonksiyonel kapasitesini tahmin eden ve esas olarak “biyolojik yaşını” tahmin eden değerler.

Şimdiye kadar, ekip dört farklı ageotip tanımladı:

  • Bağışıklık,
  • Böbrek,
  • Karaciğer,
  • Metabolik,

Bazı insanlar bir kategoriye tam olarak otururlar, ancak diğerleri biyolojik sistemlerinin yaşla nasıl ayakta kaldığına bağlı olarak dördünün de kriterlerini karşılayabilir.

Çalışma ayrıca sağlıklı katılımcılar ile insüline dirençli olan veya şekeri düzgün bir şekilde işleyemeyen katılımcılar arasındaki yaşlanma farklılıklarına da baktı. Snyder, “Sağlıklı ve insüline dirençli insanlar arasındaki yaşlanma farklılıkları daha önce hiç bakılmayan bir şey.” Dedi. “Genel olarak, yaşlandıkça insüline duyarlı ve insüline dirençli kişiler arasında önemli ölçüde farklılık gösteren yaklaşık 10 molekül olduğunu bulduk.” Bu belirteçlerin çoğu bağışıklık fonksiyonu ve iltihaplanma ile ilgiliydi dedi.

Belki de en heyecan verici ve şaşırtıcı çalışmadaki herkesin zaman içinde ageotip belirteçlerinde bir artış göstermediğidir. Bazı insanlarda yaşlanma belirteçleri azaldı. Aslında, ekip bu fenomenin, katılımcıların küçük bir alt kümesi arasında hemoglobin A1c ve böbrek fonksiyonu için bir belirteç olan kreatin de dahil olmak üzere birkaç önemli klinik molekülde meydana geldiği görüldü.

Snyder, bu alt kümede yaşlanma oranlarını yavaşlatmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapan kişiler olduğunu söyledi. Hemoglobin A1c düzeylerinde azalma sergileyenler arasında, birçoğu kilo kaybetti ve biri diyet değişiklikleri yaptı.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak : https://www.sciencedaily.com/releases/2020/01/200113111054.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

ALÜMİNYUM MARUZİYETİ VE ÖNLEMENİN 9 YOLU

Alüminyum her yerdedir, ancak insan vücudunda aşırı miktarda arttığında, bir sağlık tehdidi haline gelebilir. Ne yazık ki, bilimsel kanıtlar, uluslararası düzenlemelerin küresel insan alüminyum maruziyetini azaltma çabalarına rağmen, çoğu insanın hala çok fazla alüminyuma maruz kaldığını göstermektedir. Peki alüminyum vücudumuza nasıl giriyor?

Alüminyumdan tamamen kaçınılması imkansızdır, çünkü bu metal gezegendeki en yaygın olanlardan biridir ve toprakta, suda, yediğimiz yiyeceklerde ve hatta soluduğumuz havada bulunabilir.

Metal maruziyeti arttığında, fazla alüminyumun bir kısmı vücutta birikir ve bu da insan sağlığı için tehlikeli olabilir.

Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi gibi birçok uluslararası düzenleyici kurum, haftada bir kilogram vücut ağırlığı için 1 miligram (2.2 lbs) tolere edilebilir haftalık alüminyum alımı belirledi. Bu nedenle, örneğin, 65 kg (143 lbs) ağırlığınız varsa, alüminyum alımınız haftada 65 mg’ı geçmemelidir.

Aşırı alüminyum alımının insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda çok az kanıt olmasına rağmen, çalışmalar onu aşağıdaki koşullarla ilişkilendirmiştir:

  • Nörotoksisite ,
  • Alzheimer hastalığı,
  • IBD , ancak sadece hayvan modellerinde ve in vitro çalışmalarda.
  • Meme kanseri .

Haftalık alüminyum maruziyetini önemli ölçüde azaltmanıza yardımcı olacak 9 yol

  1. Kozmetik ve Kişisel Bakım Ürünleri

Bu iki ürün kategorisi genellikle alüminyum içerdiğinden, kozmetik ürünlerinizdeki malzemelere, özellikle diş macunu ve terlemeyi önleyici maddelere bakın. Terlemeyi önleyici maddelerde alüminyum, gözeneklerinizi bloke ederek terlemenizi önleyebilecek bir ajan olarak kullanılır, ancak vücudunuza da emilebilir.Almanyada yapışan araştırmaya göre sadece ter önleyici ürünlerin kullanımı ile, haftalık alüminyum sınırı aşılabilir.

  1. Pişirme Kapları

Yiyecekleri kaplanmamış alüminyum kaplarda veya alüminyum folyoda pişirmekten ve saklamaktan kaçının, çünkü alüminyum parçacıkları yemeğinize sızabilir ve daha sonra vücudunuza gidebilir. Özellikle tuzlu ve asidik gıdalara geçiş daha hızlıdır.

  1. İçme Suyu

Bölgenizdeki suyun yüksek miktarda alüminyum içerdiğini biliyorsanız, bir tür su arıtma sistemi kullanmak etkili olacaktır.

  1. Paket Servis Kutuları

Bu kutulardan kaçınmaya çalışın ve kağıt paket kutularını tercih edin. Kağıt kutular biyolojik olarak parçalanabilir ve çevre dostudur, aynı zamanda sağlığınız için alüminyum veya plastik olanlardan daha iyidir.

  1. Süpermarketlerden alınan gıdalar

Mağazadan satın alınan ürünlerden alüminyum içermeyen ürünleri seçmek bu metale genel maruziyetinizi azaltmanıza yardımcı olacaktır.

  1. Meyve ve Sebzeler

Meyve ve sebzelerin çoğunda doğal olarak alüminyum bulunur, ancak  bu sebze ve meyvelerin yetiştirilmesi sırasında alüminyum içerenilaçlamalar kullanılabilir, bu yüzden satın aldığınız tüm meyve ve sebzeleri yemeye eklemeden veya yemeden önce iyice yıkadığınızdan emin olun. Bunun dışında ıspanak, çay yaprakları, mantar ve turp gibi bazı gıdalar diğerlerinden daha fazla alüminyum emmeye meyillidir, bu yüzden organik olanlarını satın almaya çalışın veya ılımlı olarak tüketin.

  1. Alüminyum Folyo ve Tek Kullanımlık Alüminyum Pişirme Tavaları

Isı, alüminyum parçacıklarının yiyeceklerinize sızmasına neden olacak bir başka faktördür, bu nedenle alüminyum folyo veya pişirme sırasında sıkça kullanılan tek kullanımlık alüminyum teneke kutuların kullanılması, alüminyum alımınızı arttırır.

  1. İşlenmiş Gıdalar

Alüminyum rutin olarak gıda boyamasında, kıvamlaştırıcılarda ve topaklanmayı önleyici bileşenlerde ticari olarak üretilen gıdalarda kullanılır.

  1. Konserve ve İçeceklerden alüminyum açısından Korkmaya Gerek Yok

Konserve meşrubatlardan kaçınmak için birçok neden vardır, ancak alüminyum maruziyeti bunlardan biri değildir. Konserve içeceklerdeki alüminyum miktarı üzerinde yapılan çalışmaya göre ve 12 aylık depolamadan sonra bile, içecekteki alüminyum konsantrasyonunun gıdalardan aldığımız maruziyete kıyasla ihmal edilebilir olduğu bulundu.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

KAYNAK: https://www.ba-bamail.com/content.aspx?emailid=34793

Normalin biraz üzerinde kilo sanıldığı kadar zararlı olmayabilir

İnsanların bulundukları kilonun boy ve cinsiyetlerine göre hangi aşamada olduğunu bildirmek için hesaplanan Beden (vücut) kitle indeksi kilonuzun zayıf, ideal, aşırı kilolu ve obez olup olmadığını ortaya çıkarıyor. Beden kitle indeksinizi hesaplamak için bir çok online araç mevcut.

Neredeyse kırk yılı kapsayan ve Danimarka’da 100.000’den fazla yetişkinin katıldığı bir çalışmada, ‘fazla kilolu’ vücut kitle endeksine sahip olan kişilerin; ‘sağlıklı’, ‘normalden hafif’ ve ‘obez’ kategorisinde bulunan insanlardan uzun yaşamalarının daha muhtemel olduğu bulundu. Bu sonuçlar, “fazla kilolu” teriminin aslında ne anlama geldiğini yeniden düşünmemiz gerekebileceğini öne sürüyor.

Kopenhag Üniversitesi Hastanesi’nde klinik biyokimyacı olan Borge Nordestgaard’ın önderliğinde yürütülen bu çalışmada, Danimarka’da yaşayan ve birbirinden yaklaşık 15 yıl arayla üç grup halinde kayda alınan 100.000’den fazla yetişkinin tıbbi verileri çözümlenmiş. Araştırmacılar, (1976’dan 2013’e kadar) yaklaşık kırk yıl süren bu analiz esnasında, en düşük ölüm tehlikesiyle ilişkili olan VKİ’nin, 23.7’den 27’ye çıktığını bulmuşlar.

Eğer VKİ’niz, 18.5 ile 24.9 arasındaysa; normal veya ‘sağlıklı’ olarak düşünülüyorsunuz. VKİ’niz 25 ile 29.9 arasındaysa, ‘fazla kilolu’ olduğunuz düşünülüyor. 30 veya daha yüksek bir VKİ, ‘obez’ şeklinde sınıflandırılıyor.

Çalışmada ayrıca, ‘obez’ kategorisinde olan kişilerin ölüm tehlikesinin, ‘normal’ aralıkta olanlarla aynı olduğu bulunmuş; yaş, cinsiyet, ailedeki hastalık geçmişi, sosyo ekonomik durum ve sigara içme durumu gibi etmenler hesaba katıldığı zaman bile sonuç değişmemiş.

Bu durum; en uzun ömür süresiyle ilişkilendirilen kilo kategorisinin, son 40 yılda açık bir şekilde ‘normal’den ‘fazla kilolu’ tarafa gittiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, ya ‘normal’ kilo sınıflandırmasının yanlış olduğunu; ya da kilomuz ile genel sağlığımız arasındaki bağlantının, sandığımızdan çok daha karmaşık olduğunu akla getiriyor.

Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan ve bu çalışmada yer almayan doktor Rexford Ahima, 2016 yılında Science News sitesine şöyle söylüyor: “Bir rakam olarak VKİ, sağlığın ve ölüm tehlikesinin tahmin edilmesi bakımından tek başına yeterli olmayabilir. Bunun bağlam içinde değerlendirilmesi gerekiyor.”

Açıkçası, vücut kitle endeksi kusurlu gibi görünüyor.

Çalışmanın bazı kısıtlamaları bulunuyor. Analiz edilen bu 100.000 kişinin, Kopenhag nüfusunu iyi biçimde temsil ettiği düşünülse de; bu kişiler çoğunlukla beyaz insanlardan oluşuyor. Bu yüzden bu sonuçların, başka geçmişi olan insanlar için ne anlama gelebileceği söylenemiyor.

“Örneğin, Asyalıların önemli bir kısmında; bu kişiler fazla kilolu olmaya yönelik mevcut bitiş noktasından daha düşük VKİ’lere sahip olmasına rağmen, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı gelişebiliyor” diye belirtiyor Landhuis.

Fakat, yapılan bir miktar çalışmada öne sürülen şeylere katılıyor; bir kişinin ne kadar uzun yaşadığı, vücudundaki kilo ve santimetre oranından çok daha karmaşık bir şey.

Landhuis şöyle açıklıyor:

“Tip 2 diyabet hastaları üzerinde yapılan bir çalışmada; teşhis konulduğu sırada normal kiloda olanlar, fazla kilolu veya obez olan kişilere göre daha yüksek ölüm tehlikesi taşıyormuş. Ayrıca 2013 yılında 97 çalışma üzerinde yapılan bir meta analizde, fazla kilolu olmanın, normal bir VKİ’ye sahip olunmasına göre daha düşük ölüm tehlikesiyle ilişkili olduğu bulunmuş. Aynı araştırmacılar, 2005 yılında yaptıkları bir çalışmada da benzer şeyler bulmuşlar.”

Bunun gibi daha çok çalışma yayınlandıkça, önümüzdeki yıllarda sağlığa yönelik daha kişisel bir yaklaşım sergilenmesi ve bu sayede birey için en iyi olan şey söz konusu olduğunda, hatalı şeylere odaklanılmaması ümit ediliyor.

Sonuçlar JAMA bülteninde yayınlandı.

Uyarmak gerekir ki buradaki araştırma sonuçları henüz fazla kilonun daha sağlıklı olmak anlamına geldiğinin net bir kanıtı değil. Ayrıca bu durum sağlıksız- dengesiz bir beslenmeye geçiş yapmanızı, yada diyetinizi değiştirmenizi gerektirmiyor.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://hekimcebakis.org/haber/saglikli-beslenme/yapilan-dev-bir-calismaya-gore-fazla-kilo-aslinda-en-saglikli-kilo-olabilir/

https://popsci.com.tr/yapilan-dev-bir-calismaya-gore-fazla-kilo-aslinda-en-saglikli-kilo-olabilir/

 

HAMİLELİK- EMZİRME VE ANTİDEPRESAN KULLANIMI (Bölüm3)

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir. Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı ( doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

ETKİLEŞİMLER

  • Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.
  • SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.
  • Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz.
  • Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.
  • Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin.
  • Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.
  • Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.
  • Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.
  • Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  • Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.
  • Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.
  • Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.
  • Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

YAŞLILARDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI (Bölüm2)

YAŞLILARDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta, hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

  • Yaşlı bireylerin kullanmış olduğu ilaçların listesi dozları ve isimleri tam ve doğru olarak hekime bildirilmelidir. Özellikle idrar söktürücü (lasix, desal), kan pıhtılaşmasını önleyici (coumadin), kalp ritmini düzenleyici (rytmonorm, isoptin) kalp yetmezliği (digoksin) ve yüksek tansiyonu önlemeye yönelik ilaçlar (beloc, micardis) kullanıyorsanız doktorunuza söyleyiniz. Bu tür ilaçlarla bazı psikiyatrik ilaçların etkileşme riski çok yüksektir.
  • Var olan tüm hastalıklar, diğer tüm hastalarda olduğu gibi eksiksiz şekilde hekime bildirilmelidir. Özellikle kalp yetmezliği, kalp ritminde bozukluk, yakın zamanda kalp krizi geçirme öyküsü, yüksek tansiyon, akciğer hastalıkları (sigaraya bağlı gelişmiş olan solunum yetmezliği, astım gibi),guatr ve diğer tiroid hastalıkları, son zamanlarda sık düşme öyküsü, bu düşmeler sırasında başınızı çarpma ve bilinç kaybı olması, felç geçirme öyküsü, göz tansiyonu, idrar yapmada tutukluk, prostat büyümesi, şeker hastalığı, yüksek kolesterol düzeyleri doktorunuza mutlaka söylemeniz gereken durumlar arasındadır.
  • Sadece yaşlı hastalar değil, tüm hastalar son yapılan tetkiklerini hekime bildirmelidir. (EKG, akciğer grafileri, EEG,BT,MR, kan tetkikleri vb)
  • Kabızlık için kullanılan ilaç ve bitkisel çözümler mutlaka hekime danışılarak kullanılmalıdır.
  • Akraba, komşu veya tanıdıkların önerisi ile ilaç kullanmayınız. Başka birisinin çok faydalandığı bir ilaç size uygun olmayabilir ve ciddi yan etkiler ve ilaç etkileşmeleri nedeniyle zarar görebilirsiniz. Doktorunuza danışmadan aktarlardan alacağınız bitki çayları, şifalı bitkiler vb maddeleri veya vitamin tabletleri vb takviyeleri kullanmayınız.
  • İlacı kullanımı sırasında zorluk yaşıyorsanız (tableti yutamama, tableti bölmede zorluk, ilacı sık sık unutma vb) doktorunuza iletiniz.
  • İlaçlarınızı doktorunuzun bilgisi olmadan kesmeyiniz. Bir psikiyatrik ilaç kullanıyor iken, yeni bir sağlık sorunu gelişirse, ilaçlarınız değiştirilir, yeni ilaç eklenir veya kullanmakta olduğunuz ilaç kesilirse mutlaka doktorunuza haber veriniz.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

ANTİDEPRESAN İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ, ÖNLEM VE ÖNERİLER (Bölüm1)

ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA GÖRÜLEBİLEN BAZI YAN ETKİLER:

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık
  • İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Kilo artışı
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı

Bu yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye ve ilaca göre farklılık göstermektedir. Bazı hastalarda hiçbir yan etki görülmezken bazı hastalarda yan etkiler daha şiddetli olabilmektedir. Kişinin var olan diğer sağlık sorunları da yan etkilerin türü ve şiddetini değiştirebilmektedir. Yan etkiler çoğunlukla geçici olup tedavinin başlangıcında daha şiddeti iken zamanla kaybolabilir. Antidepresan ilaçların kullanımına bağlı yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Böylece hekiminiz, yan etkileri gidermeye yönelik müdahalelerde bulunabilir.

ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

  • Herhangi bir yan etki fark ettiğinizde hekiminize bilgi veriniz.
  • Ağız kuruluğu; Daha fazla su tüketimi, sakız çiğneme gibi tükürük salgısını arttıran uygulamalar fayda sağlayabilir.
  • Baş dönmesi ve düşük tansiyon; Orta düzey fiziksel aktivite, uzun süre yatar pozisyondan sonra daha yavaş ve kademeli bir şekilde ayağa kalkmak, ayağa kalkmadan önce yatak içerisinde bacakları çaprazlama, bacak kalça ve baldır kaslarını germek gibi küçük egzersizler yapmak fayda sağlamaktadır. Uzatılmış egzersizlerden kaçınılmalı ve çok sıcak ortamlardan ve çok sıcak duştan uzak durulmalıdır. Mutlaka hekime bu konuda bilgi verilmeli, düşme ve yaralanmalara karşı önlem alınmalıdır.
  • Mide bulantısı; İlaçlarınızı hekimin belirlediği şekilde, çoğunlukla tok karnına almak, hafif bulantı durumunda tercihen temiz havada derin nefes alıp vermek bulantının geçmesine yardımcı olabilir. Uzun süre aç kalmamak, mide bulantısını arttıracak gıdalardan kaçınmak (acılı, yağlı vb) aşırı derecede mideyi doldurmamak gerekir. Mide bulantısına yönelik bitkisel takviyeleri hekiminize sormadan kullanmayınız. Mide bulantısı, kusma, ishal veya mide ağrısı varlığında mutlaka hekiminize bildiriniz.
  • Kabızlık; Daha fazla su tüketimi, ılık su içmek, yüksek lifli gıdalarla beslenmek, yürüyüş, egzersiz yapmak, her gün aynı saatte, dışkı yapmasanız bile tuvalete oturarak bağırsak alışkanlığı edinmek kabızlık şikayetinizi azaltmaya yardımcı olur. Kabızlık şikayetinize yönelik hekiminiz destekleyici ek tedaviler önerebilir.
  • Kilo Alma: Bazı antidepresan ilaçlar iştahsızlık ve kilo kaybına neden olurken bazıları iştah ve özellikle tatlı tüketim isteğinizi arttırabilir. Hekiminiz kilonuzu ve diğer sağlık sorunlarınızı göz önüne alarak antidepresan seçimi yapmaktadır. Dengeli beslenmek ve daha fazla egzersiz yapmak veya bir diyetisyenden destek almak faydalı olacaktır. Fazla kilo beraberinde kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırdığından ve beden imajını olumsuz etkilediğinden bu durumu lütfen hekiminizle paylaşın.
  • Cinsel sorunlar: Cinsel isteksizlik, boşalma- orgazm ve sertleşme sorunları antidepresanların en sık görülen yan etkilerindendir. Ancak bireyden bireye farklılık göstermektedir. Her antidepresan kullanan bireyde bu yan etkiler görülmeyebilir. Ancak bu yan etki geçicidir. Antidepresan kullanımın kesilmesiyle veya zamanla cinsel isteksizlik, sertleşme ve orgazm sorunları ortadan kalkar. Ancak bu yan etkilere yönelik mutlaka hekiminize bilgi verip size önerilerde bulunmasına izin verin.

Antidepresan ilaç seçerken hekiminiz sağlık durumunuz ve şikayetlerinizin türü- şiddeti, ilacın etki ve yan etki profili ve ilacın güvenirliği ve diğer ilaçlarla etkileşimini göz önüne alır. Hekiminiz zaman zaman ilacın türü ve dozunda değişikliğe gidebilir. Bu durum üzerinizde deneme yapmak için değil, kişisel farklılıklar, yan etkiler veya tedavi sürecinizin bir parçası olarak yapılır.

ETKİLEŞİMLER

  • Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.
  • SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.
  • Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz.
  • Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.
  • Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin.
  • Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.
  • Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.
  • Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.
  • Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  • Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.
  • Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.
  • Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.
  • Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

 

SEROTONİN SENDROMU

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk,  hızlı göz hareketleri, hızlı kas kasılmaları ve gevşemeleri, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir durumdur.

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA YANLIŞ İNANIŞLAR

Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasallar yerlerine konulur. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. Bir gün ilacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz, bu bağımlılık değildir, tıpta “kesilme belirtisi” denilen durumdur. İlacı azaltarak kesmek gereklidir. Birçok depresyon hastası için tedavi süresi 1-1,5 yıl kadar sürer. Bazı durumlarda daha kısa da sürebilir. Ancak hastalık kronikleşmiş, şiddetli, çok sayıda tekrar varsa daha uzun sürelerle kullanım gerekir. Fakat bu süre “hayat boyu” değildir. Uyuşturucu yada uyarıcı değildirler.

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Depresyonu tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresanlar hemen etki göstermezler. Örnek olarak, üzücü bir olay yaşadığınızda o an antidepresan alarak rahatlayamazsınız. Antidepresanların etkisi genellikle 2. Haftadan sonra başlar.

Kalıcı cinsel sorunlara neden olmazlar. Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar.

Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi ?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

Antidepresan kullanımı mutlaka hekim kontrolünde olmalıdır. Antidepresan tedavisinin yanında psikoterapilerin uygulanması depresyon tedavisinin daha etkin olmasını sağlamaktadır. Psikoeğitim verilerek hastaların kullanmış olduğu ilaçlar, etki ve yan etkileri konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Böylece yan etkilerle daha iyi başa çıkılabilir, ortadan kaldırılabilir ve daha sağlıklı ve etkili bir tedavi süreci oluşturulur. Lütfen ilaçlarınız hakkında hekiminize danışmaktan çekinmeyin.

Medyada her geçen gün doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış daha fazla bilgi yayınlanmaktadır. Size en doğru bilgiyi, sizi takip eden hekiminiz verecektir.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

 

Yaşama Kattığınız Anlam Ömrünüzü Uzatabilir

Kaliforniya Üniversitesi San Diego Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan araştırmaya göre, yaşama katmış olduğunuz anlam ve amaçlarınız sağlıklı yaşam için önemli.

Klinik Psikiyatri Dergisi’nin 10 Aralık 2019 tarihli sayısında yayınlanan bu araştırma, 60 yaş altı ve 60 yaş üstü katılımcılar ile gerçekleştirildi. Araştırmaya göre yaşama kattığınız anlam daha huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürmenizi sağlıyor. Araştırma, gençlik ve kariyer başlangıcında bireylerin anlam arayışının yüksek olduğunu, üretkenlik ve orta yaş civarında bu arayışın sona erdiğini , 60 yaş ve üzerindeki bireylerde arayışın en düşük noktada olduğunu ancak emeklilik ile birlikte sağlık sorunlarının varlığı, beraberinde yakın çevre ve aynı yaş grubundaki dostların vefatı ile birlikte yeni bir anlam arayışının başladığını gösteriyor. Başarılı Yaşlanma Değerlendirmesi (SAGE) ‘nin bir parçası olan 21-100 yaşları arasındaki 1,042 erişkinle yapılan çalışma “Hayatım için bir amaç veya misyon arıyorum” ve “Doyurucu bir yaşam keşfettim” gibi sorulardan oluşan bir anket çalışması niteliğinde.

Makalenin ilk yazarı MD Awais Aftab, yaşamın anlamının hastaların refahını ve işlevini arttırmayı hedefleyebilecek, klinik olarak alakalı ve potansiyel olarak değiştirilebilir bir faktör belirtti.

Sonuç olarak

 “Yaşamda anlamı olanlar, olmayanlara göre daha mutlu ve sağlıklı.”

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.sciencedaily.com/releases/2019/12/191210131935.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Keton diyeti ve Alzheimer (yeni bir araştırma)

YAPILAN YENİ BİR ARAŞTIRMAYA GÖRE KETONDAN ZENGİN BESLENME ALZHEİMER HASTALIĞI İLE SAVAŞMANIN YOLLARINDAN BİRİ OLABİLİR.

Alzheimer hastalığı ilerleyici hafıza kaybı tablosuyla karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. Öz bakım becerilerinde, bilişsel işlevlerinde yetersizlikler görülmektedir. Beyin hücrelerimiz tamamen fonksiyonel olmalarını sağlayacak yeterli enerji üretememeye başlarlar. Araştırmacılar tarafından SIRT3* adı verilen ve mitokondride bulunan enzimin, enerji kaybına karşı fare beynini koruyabilecek etkiler üretebileceği keşfedilmişti. Farelerle yapılan bu araştırmalarda SIRT3 üretmeyen fare denekler, nörodejenerasyon (sinir hücrelerinin ölmesi veya yıkılması) ve epileptik nöbetlere yol açan nörotoksinlere maruz kaldıklarında, strese çok daha duyarlı hale geldikleri gözlenmişti. Tekerlekte koşma egzersizi, sinir hücrelerindeki SIRT3 seviyesini artırdı ve dejenerasyona karşı koruma sağladı. Enzimin düşük seviyelerde olması koruma durumunun oluşmasına engel oldu.

Yapılan yeni bir araştırmada düşük SIRT3 seviyesine sahip farelerin, standart Alzheimer hastalık modeli ve kontrol farelerinden alınan farelere kıyasla çok daha yüksek bir ölüm oranı, daha şiddetli nöbetlere maruz kaldığı görüldü. SIRT3 seviyeleri düşük bu fareler keton bakımından zengin beslendiklerinde nöbetlerin şiddetinin azaldığı, daha seyrek nöbet geçirdikleri ve ölüm oranlarının düştüğü gözlemlendi. Diyet ayrıca farelerde SIRT3 seviyelerini de arttırdı.

Bu araştırmaya göre keton tüketimi ile SIRT3 seviyelerini artırmak, internöronları korumanın ve Alzheimer hastalığının ilerlemesini geciktirmenin bir yolu olabilir.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/12/191209131948.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

KORONAVİRÜS VE ÖNLEMLER

Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2 [1]), Çin anakarası dışındaki 30’dan fazla ülkeye …

Sosyal Medya Kullanımı Yaşlı Bireylere İyi Geliyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, 65 yaş üstü yaşlılarda internet kullanımının son 5 yılda 4 kat arttığını …

TRANSKRANİYAL DOĞRU AKIM STİMÜLASYONU DEPRESYON İÇİN ORTA DÜZEYDE ETKİLİ BULUNDU

  9 araştırmanın meta-analizine göre, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS), majör depresif bozukluğu …