Kategori: Sağlık

ANTİDEPRESAN İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ, ÖNLEM VE ÖNERİLER (Bölüm1)

ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA GÖRÜLEBİLEN BAZI YAN ETKİLER:

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık
  • İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Kilo artışı
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı

Bu yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye ve ilaca göre farklılık göstermektedir. Bazı hastalarda hiçbir yan etki görülmezken bazı hastalarda yan etkiler daha şiddetli olabilmektedir. Kişinin var olan diğer sağlık sorunları da yan etkilerin türü ve şiddetini değiştirebilmektedir. Yan etkiler çoğunlukla geçici olup tedavinin başlangıcında daha şiddeti iken zamanla kaybolabilir. Antidepresan ilaçların kullanımına bağlı yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Böylece hekiminiz, yan etkileri gidermeye yönelik müdahalelerde bulunabilir.

ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

  • Herhangi bir yan etki fark ettiğinizde hekiminize bilgi veriniz.
  • Ağız kuruluğu; Daha fazla su tüketimi, sakız çiğneme gibi tükürük salgısını arttıran uygulamalar fayda sağlayabilir.
  • Baş dönmesi ve düşük tansiyon; Orta düzey fiziksel aktivite, uzun süre yatar pozisyondan sonra daha yavaş ve kademeli bir şekilde ayağa kalkmak, ayağa kalkmadan önce yatak içerisinde bacakları çaprazlama, bacak kalça ve baldır kaslarını germek gibi küçük egzersizler yapmak fayda sağlamaktadır. Uzatılmış egzersizlerden kaçınılmalı ve çok sıcak ortamlardan ve çok sıcak duştan uzak durulmalıdır. Mutlaka hekime bu konuda bilgi verilmeli, düşme ve yaralanmalara karşı önlem alınmalıdır.
  • Mide bulantısı; İlaçlarınızı hekimin belirlediği şekilde, çoğunlukla tok karnına almak, hafif bulantı durumunda tercihen temiz havada derin nefes alıp vermek bulantının geçmesine yardımcı olabilir. Uzun süre aç kalmamak, mide bulantısını arttıracak gıdalardan kaçınmak (acılı, yağlı vb) aşırı derecede mideyi doldurmamak gerekir. Mide bulantısına yönelik bitkisel takviyeleri hekiminize sormadan kullanmayınız. Mide bulantısı, kusma, ishal veya mide ağrısı varlığında mutlaka hekiminize bildiriniz.
  • Kabızlık; Daha fazla su tüketimi, ılık su içmek, yüksek lifli gıdalarla beslenmek, yürüyüş, egzersiz yapmak, her gün aynı saatte, dışkı yapmasanız bile tuvalete oturarak bağırsak alışkanlığı edinmek kabızlık şikayetinizi azaltmaya yardımcı olur. Kabızlık şikayetinize yönelik hekiminiz destekleyici ek tedaviler önerebilir.
  • Kilo Alma: Bazı antidepresan ilaçlar iştahsızlık ve kilo kaybına neden olurken bazıları iştah ve özellikle tatlı tüketim isteğinizi arttırabilir. Hekiminiz kilonuzu ve diğer sağlık sorunlarınızı göz önüne alarak antidepresan seçimi yapmaktadır. Dengeli beslenmek ve daha fazla egzersiz yapmak veya bir diyetisyenden destek almak faydalı olacaktır. Fazla kilo beraberinde kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırdığından ve beden imajını olumsuz etkilediğinden bu durumu lütfen hekiminizle paylaşın.
  • Cinsel sorunlar: Cinsel isteksizlik, boşalma- orgazm ve sertleşme sorunları antidepresanların en sık görülen yan etkilerindendir. Ancak bireyden bireye farklılık göstermektedir. Her antidepresan kullanan bireyde bu yan etkiler görülmeyebilir. Ancak bu yan etki geçicidir. Antidepresan kullanımın kesilmesiyle veya zamanla cinsel isteksizlik, sertleşme ve orgazm sorunları ortadan kalkar. Ancak bu yan etkilere yönelik mutlaka hekiminize bilgi verip size önerilerde bulunmasına izin verin.

Antidepresan ilaç seçerken hekiminiz sağlık durumunuz ve şikayetlerinizin türü- şiddeti, ilacın etki ve yan etki profili ve ilacın güvenirliği ve diğer ilaçlarla etkileşimini göz önüne alır. Hekiminiz zaman zaman ilacın türü ve dozunda değişikliğe gidebilir. Bu durum üzerinizde deneme yapmak için değil, kişisel farklılıklar, yan etkiler veya tedavi sürecinizin bir parçası olarak yapılır.

ETKİLEŞİMLER

  • Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.
  • SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.
  • Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz.
  • Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.
  • Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin.
  • Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.
  • Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.
  • Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.
  • Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  • Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.
  • Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.
  • Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.
  • Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

 

SEROTONİN SENDROMU

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk,  hızlı göz hareketleri, hızlı kas kasılmaları ve gevşemeleri, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir durumdur.

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA YANLIŞ İNANIŞLAR

Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasallar yerlerine konulur. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. Bir gün ilacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz, bu bağımlılık değildir, tıpta “kesilme belirtisi” denilen durumdur. İlacı azaltarak kesmek gereklidir. Birçok depresyon hastası için tedavi süresi 1-1,5 yıl kadar sürer. Bazı durumlarda daha kısa da sürebilir. Ancak hastalık kronikleşmiş, şiddetli, çok sayıda tekrar varsa daha uzun sürelerle kullanım gerekir. Fakat bu süre “hayat boyu” değildir. Uyuşturucu yada uyarıcı değildirler.

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Depresyonu tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresanlar hemen etki göstermezler. Örnek olarak, üzücü bir olay yaşadığınızda o an antidepresan alarak rahatlayamazsınız. Antidepresanların etkisi genellikle 2. Haftadan sonra başlar.

Kalıcı cinsel sorunlara neden olmazlar. Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar.

Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi ?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

Antidepresan kullanımı mutlaka hekim kontrolünde olmalıdır. Antidepresan tedavisinin yanında psikoterapilerin uygulanması depresyon tedavisinin daha etkin olmasını sağlamaktadır. Psikoeğitim verilerek hastaların kullanmış olduğu ilaçlar, etki ve yan etkileri konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Böylece yan etkilerle daha iyi başa çıkılabilir, ortadan kaldırılabilir ve daha sağlıklı ve etkili bir tedavi süreci oluşturulur. Lütfen ilaçlarınız hakkında hekiminize danışmaktan çekinmeyin.

Medyada her geçen gün doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış daha fazla bilgi yayınlanmaktadır. Size en doğru bilgiyi, sizi takip eden hekiminiz verecektir.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

 

Yaşama Kattığınız Anlam Ömrünüzü Uzatabilir

Kaliforniya Üniversitesi San Diego Tıp Fakültesi’ndeki araştırmacılar tarafından yapılan araştırmaya göre, yaşama katmış olduğunuz anlam ve amaçlarınız sağlıklı yaşam için önemli.

Klinik Psikiyatri Dergisi’nin 10 Aralık 2019 tarihli sayısında yayınlanan bu araştırma, 60 yaş altı ve 60 yaş üstü katılımcılar ile gerçekleştirildi. Araştırmaya göre yaşama kattığınız anlam daha huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürmenizi sağlıyor. Araştırma, gençlik ve kariyer başlangıcında bireylerin anlam arayışının yüksek olduğunu, üretkenlik ve orta yaş civarında bu arayışın sona erdiğini , 60 yaş ve üzerindeki bireylerde arayışın en düşük noktada olduğunu ancak emeklilik ile birlikte sağlık sorunlarının varlığı, beraberinde yakın çevre ve aynı yaş grubundaki dostların vefatı ile birlikte yeni bir anlam arayışının başladığını gösteriyor. Başarılı Yaşlanma Değerlendirmesi (SAGE) ‘nin bir parçası olan 21-100 yaşları arasındaki 1,042 erişkinle yapılan çalışma “Hayatım için bir amaç veya misyon arıyorum” ve “Doyurucu bir yaşam keşfettim” gibi sorulardan oluşan bir anket çalışması niteliğinde.

Makalenin ilk yazarı MD Awais Aftab, yaşamın anlamının hastaların refahını ve işlevini arttırmayı hedefleyebilecek, klinik olarak alakalı ve potansiyel olarak değiştirilebilir bir faktör belirtti.

Sonuç olarak

 “Yaşamda anlamı olanlar, olmayanlara göre daha mutlu ve sağlıklı.”

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.sciencedaily.com/releases/2019/12/191210131935.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Narsisizm Nesilden Nesile Nasıl Değişiyor?

Narsisizmle ilgili bugüne kadar yapılan en uzun çalışma 10 Aralık’ta “Psychology and Ageing” adlı bilimsel yayında yayınlandı.Çalışma narsisistik davranışın zaman içinde ve nesilden nesile nasıl değiştiğine bakıyor. Michigan Eyalet Üniversitesi’nde (MSU) doçent olan William Chopik’ göre nesillerin gittikçe daha narsisistik hale geldiğine dair anlatılar var, ancak hiçbir araştırma nesiller boyunca yada aynı zamanda yaşa göre de değişip değişmediğine bakmadı. 13 ile 77 yaş arasında yaklaşık 750 kişiden oluşan örneklemi analizine ve yapılan mülakatların sonuçlarına göre genel anlamda narsisizmle ilişkilendirilen, örneğin sürekli kendisinden ya da başarılarından bahsetmek, eleştirilerden fazla etkilenmek ve başkalarına kendi düşüncelerini zorla dayatmak gibi niteliklerin “zamanla ve yaşla” azaldığını tespit ettiler. Bununla birlikte, yaygın kanının aksine, boomer’lar (1946-1964 arası doğanlar) Y kuşağına (1980’lerin başı ile 2000’lerin başı arasında doğanlar) nazaran daha hassas. Chopik “ boomer kuşağının diğer kuşaklara göre daha narsisist olabileceğini, çünkü hükümetlerin sosyal güvenlik gibi ayrıcalıklar sağladığı bir dönemde yetiştiklerini” öne sürdü.  Y kuşağının da dahil olduğu genç yetişkinlerin hayata yaşlılara göre daha düşük seviyede bir aşırı duyarlılık ile başladığı tespit edildi.

Narsisizmin en fazla ilk kez bir iş sahibi olunacağı zaman azaldığını belirten araştırmacılara göre aşırı duyarlılık oranları da 40 yaşı geçtikten sonra sert bir düşüş yaşıyor. Genel olarak çalışma narsisistik davranışın yaşlandıkça azalabileceğini ve bu değişikliklerin herhangi bir yaşta veya hayatın belli bir döneminde durmadığını tespit etti.

Chopik’e göre hayatta insanları biraz sarsabilecek yaşam olayları onları uyumlu davranmaya zorlar. İnsanlar yaşlandıkça yeni ilişkiler, bir aile kurar ve bu şekilde uyumlu yaşamaya başlarlar ve böylece her şeyin kişinin kendisi ile ilgili olmadığını fark ederler. Narsisistler eleştiriye açık değildir. Hayat kendini hissettirdiğinde ve geribildirimi kabul etmek zorunda kaldığınızda, birinden ayrıldığınızda ya da üzücü bir durumla karşı karşıya kaldığınızda, bir zamanlar düşündüğünüz kadar mükemmel olmadığınızı anlamak için kendinizi uyarlamanız gerekebilir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/12/191210111655.htm

Keton diyeti ve Alzheimer (yeni bir araştırma)

YAPILAN YENİ BİR ARAŞTIRMAYA GÖRE KETONDAN ZENGİN BESLENME ALZHEİMER HASTALIĞI İLE SAVAŞMANIN YOLLARINDAN BİRİ OLABİLİR.

Alzheimer hastalığı ilerleyici hafıza kaybı tablosuyla karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. Öz bakım becerilerinde, bilişsel işlevlerinde yetersizlikler görülmektedir. Beyin hücrelerimiz tamamen fonksiyonel olmalarını sağlayacak yeterli enerji üretememeye başlarlar. Araştırmacılar tarafından SIRT3* adı verilen ve mitokondride bulunan enzimin, enerji kaybına karşı fare beynini koruyabilecek etkiler üretebileceği keşfedilmişti. Farelerle yapılan bu araştırmalarda SIRT3 üretmeyen fare denekler, nörodejenerasyon (sinir hücrelerinin ölmesi veya yıkılması) ve epileptik nöbetlere yol açan nörotoksinlere maruz kaldıklarında, strese çok daha duyarlı hale geldikleri gözlenmişti. Tekerlekte koşma egzersizi, sinir hücrelerindeki SIRT3 seviyesini artırdı ve dejenerasyona karşı koruma sağladı. Enzimin düşük seviyelerde olması koruma durumunun oluşmasına engel oldu.

Yapılan yeni bir araştırmada düşük SIRT3 seviyesine sahip farelerin, standart Alzheimer hastalık modeli ve kontrol farelerinden alınan farelere kıyasla çok daha yüksek bir ölüm oranı, daha şiddetli nöbetlere maruz kaldığı görüldü. SIRT3 seviyeleri düşük bu fareler keton bakımından zengin beslendiklerinde nöbetlerin şiddetinin azaldığı, daha seyrek nöbet geçirdikleri ve ölüm oranlarının düştüğü gözlemlendi. Diyet ayrıca farelerde SIRT3 seviyelerini de arttırdı.

Bu araştırmaya göre keton tüketimi ile SIRT3 seviyelerini artırmak, internöronları korumanın ve Alzheimer hastalığının ilerlemesini geciktirmenin bir yolu olabilir.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/12/191209131948.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Dünya çapında ruhsal hastalıkların görülme sıklığı dramatik bir şekilde artıyor mu ?

Basında çıkan haberlere rağmen, Acta Psychiatrica Scandinavica’da yayınlanan bir meta-analize göre, yetişkin akıl hastalığının küresel prevalansı çarpıcı bir şekilde artmıyor. Her ne kadar zihinsel sağlık hizmetlerinin kullanımı artmış ve intihar insidansının artması büyük bir sosyal krize işaret etse de çalışma, ruhsal hastalıkların artan prevalansının oldukça küçük olduğunu ve muhtemelen demografik değişimlerle bağlantılı olduğunu buldu.

Dirk Richter, Bern Üniversitesi İsviçre Ruh Sağlığı Hastanesinden PhD ve meslektaşları, erişkin akıl hastalığının prevalansı oranlarına ilişkin kesitsel nüfus çalışmaları için PubMed, PsychINFO, CINAHL, Google Akademik ve referans listelerini araştırdı.

Japonya’daki Sağlık Teşvik ve İnsan Davranışı Anabilim Dalı’ndan Toshi A. Furukawaya göre Zihinsel bozuklukların yaygınlığı son yıllarda mütevazı bir şekilde artıyor, ancak bu artış temel olarak nüfus yaşlanması ve büyümesinden kaynaklanıyor.

Meta-analizin yazarları akıl hastalığının yine de ciddiye alınması gerektiğine dikkat çekerek, daha iyi tedavi kullanılabilirliği ve farkındalığın artan prevalans algısının bir kısmını oluşturabileceğini de ekliyor. Bununla birlikte, Dr. Furukawa bir tedavi veya kalite boşluğu olup olmadığını sorguluyor.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:  https://www.psychiatryadvisor.com/home/topics/general-psychiatry/is-the-worldwide-prevalence-of-mental-illness-increasing-dramatically/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=pa-update-hay-20191211&cpn=psych_all&hmSubId=&hmEmail=zlb62feMTgU1&NID=&email_hash=d6001e4ea1b3a1750389924db35f8787&mpweb=1323-77925-348269

Alzheimer hastalığının gelişimi yalnızca genetikle bağlantılı değildir

Gözlerimizin rengi veya saçımızın düzlüğü DNA’mızla bağlantılıdır, ancak Alzheimer hastalığının gelişimi yalnızca genetikle bağlantılı değildir.

Üçüzlerle yapılan Alzheimer hastalığı ile ilgili yeni bir çalışma aynı DNA’yı paylaşmalarına rağmen, üçüzlerin ikisinin 70’lerin ortalarında Alzheimer hastalığına yakalandığını bildirdi. Bu çalışma genetik kodun yüzde yüz Alzheimer hastalığına yakalanıp yakalanmayacağınızı belirlemediğini gösteriyor.  Baycrest’teki nöroloji başkanı ve Baycrest’in Rotman Araştırma Enstitüsü’ndeki bilim adamı Dr. Morris Freedman ailede demans öyküsü olan kişilerin umutsuz olmadığını, çevresel faktörler ve yaşam tarzının düzenlenmesi ile Alzheimer riskinin azaltılabileceğini belirtti.

Araştırma ekibi üçüzlerin her birinden ve üçüzün birinin çocuklarından alınan kandan gen dizisini ve vücut hücrelerinin biyolojik yaşını analiz etti. Çocuklardan biri erken başlangıçlı Alzheimer’a yakalanırken, diğeri demans belirtileri göstermedi. Araştırma ekibi ayrıca çalışma sırasında üçüzlerin octogenaryan olmasına rağmen, hücrelerinin biyolojik yaşlarının kronolojik yaşlarından altı ila on yaş küçük olduğunu keşfetti. Buna karşılık, erken başlangıçlı Alzheimer’ı geliştiren üçüz çocuklarından birinin, kronolojik yaştan dokuz yaş büyük bir biyolojik yaşa sahip olduğunu, demansı olmayan diğer çocuğun gerçek yaşlarına yakın biyolojik bir yaş gösterdiğini belirtti.

Araştırmacılar yaşlandıkça, DNA’mız bizimle birlikte yaşlandığını ve bunun sonucunda bazı hücrelerin zamanla değişebildiğini belirtti. Ayrıca araştırmacılar biyolojik yaşın hastalığın başlangıç yaşını etkileyip etkilemediğini belirlemek için Alzheimer’lı bireylerin biyolojik yaşlarına dair daha derinlemesine çalışmalar yürütmek istiyorlar.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/12/191211115606.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

 

2019 Verilerine Göre Demir Kullanımında Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Demir bir mineraldir. Vücuttaki demirin çoğu kırmızı kan hücrelerinin hemoglobinlerinde ve kas hücrelerinin miyoglobinlerinde bulunur. Oksijen ve karbondioksiti taşımak için demir gereklidir. Aynı zamanda vücutta başka önemli rollere sahiptir. Et, balık, tofu, fasulye, ıspanak, tahıl ve diğer yiyecekler gibi yiyeceklerde demir bulunur.
Demir, çoğunlukla düşük demir seviyelerinin neden olduğu anemiyi önlemek ve tedavi etmek için kullanılır. Ayrıca kanama, hamilelik, böbrek sorunları veya kalp yetmezliği ile ilgili adet döngüsü nedeniyle anemi için kullanılır.

Demir, kırmızı kan hücrelerinin oksijenleri akciğerlerden vücudun her tarafındaki hücrelere taşımasına yardımcı olur. Demir ayrıca vücuttaki birçok önemli fonksiyonda rol oynar.

Kullanım Alanları

Güçlü etki;

Kronik hastalıklardan kaynaklanan anemi

Kanser, böbrek problemleri veya kalp problemleri gibi birçok hastalık anemiye neden olabilir. Epoetin alfa gibi diğer ilaçlar ile birlikte demirin alınması, kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına yardımcı olabilir ve böbrek sorunları olan insanlarda veya kemoterapi ile kanser tedavisinde tedavi edildiğinde kansızlığı önleyebilir veya tedavi edebilir. Enjeksiyon yoluyla demir almak, ağızdan demir almaktan daha etkilidir.

Düşük demir seviyelerinin neden olduğu anemi

Ağızdan veya enjeksiyon yoluyla demir almak, vücutta çok az demirin neden olduğu anemiyi tedavi etmek ve önlemek için etkilidir.

Hamilelikte düşük demir seviyeleri

Ağızdan demir almak, hamile kadınlar tarafından alındığında vücutta çok az demir bulunması nedeniyle anemi riskini azaltabilir.

Muhtemel etki;

ACE inhibitörlerinin neden olduğu öksürükler

ACE inhibitörleri olarak adlandırılan yüksek tansiyon için kullanılan ilaçlar bazen yan etki olarak öksürüğe neden olabilir. Bazı araştırmalar demir yoluyla ağız yoluyla alınmanın bu yan etkiyi azaltabileceğini veya önleyebileceğini göstermektedir. ACE inhibitör ilaçları arasında captopril (Capoten), enalapril (Vasotec), lisinopril (Prinivil, Zestril) ve diğerleri vardır.

Düşünceyi geliştirmek

Ağızdan demir almak, düşük demir seviyeleri ile 6-18 yaş arası çocuklarda düşünme, öğrenme ve hafızayı geliştirmeye yardımcı olabilir. İlk çalışma, demir alımının bilinmeyen demir durumu olan 13-18 yaş arası kızlarda dikkatini artırabileceğini göstermektedir.

Kalp yetmezliği

Kalp yetmezliği olan kişilerin% 20’sine kadar düşük demir seviyeleri de vardır. Bazı araştırmalar, enjeksiyon yoluyla demir vermenin, egzersiz yapma kabiliyeti ve diğer semptomlar gibi kalp yetmezliği semptomlarını iyileştirebileceğini göstermektedir.

Huzursuz bacak sendromu (RLS)

Araştırmalar, demir yoluyla ağız yoluyla alınmanın, bacak rahatsızlığı ve uyku sorunları gibi RLS semptomlarını azalttığını göstermektedir. Aslında, semptomları iyileştirmek için demir almak RLS’li ve düşük demir seviyeli kişiler için önerilir. RLS’li bazı kişilerde ayrıca damar içine demir enjekte edildikten sonra semptomları düzeldi (IV ile). Ancak IV tarafından verildiğinde tüm demir formlarının işe yarayıp yaramadığını bilmek için çok erken.

Etkisiz olabilecek durumlar;

Erken doğum eylemi. İkinci trimesterde başlayan hamilelik sırasında demir almak, hamilelik süresini artırmaz veya doğumda bebeğin ağırlığını arttırmaz.

Etkisi için yetersiz kanıt bulunan durumlar;

DEHB

Araştırmalar, 1-3 ay boyunca ağız yoluyla demir almanın, dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve düşük demir seviyeleri denilen bir durumda olan çocukların dikkat problemlerinin semptomlarını iyileştirdiğini göstermektedir.

Katılma nöbeti (nefes tutma atakları)

Erken araştırmalar, demir alımının çocuklarda nefes tutma ataklarının sayısını azalttığını göstermektedir.

Çocuk Gelişimi

Erken araştırmalar demirin anemisi olmayan bebeklerde ve çocuklarda düşünme veya öğrenmeyi iyileştirmediğini göstermektedir. Bununla birlikte, hareket becerilerinde bir gelişme olabilir. Diğer erken kanıtlar demir alımının çocuklarda büyümeyi artırmadığını göstermektedir.

Boğaz ve mideyi birbirine bağlayan tüp kanseri (özofagus kanseri)

Erken araştırmalar demir takviyesi alan kişilerin bir tür özofagus kanseri geliştirme olasılığının% 32 daha az olduğunu buldu.

Yorgunluk

Demir gibi demir sülfat almanın, kadınlarda açıklanamayan yorgunluğu artırabileceğine dair bazı kanıtlar vardır.

Mide kanseri

Erken araştırmalar demir takviyesi alan kişilerin bir tür mide kanseri geliştirme olasılığının yaklaşık 1.6 kat daha fazla olduğunu buldu.

HIV’li insanlarda anemi

Erken araştırmalar, HIV ve anemili bir multivitamin ile birlikte 3 ay boyunca demir alan çocukların, sadece bir multivitamin alan çocuklara kıyasla 3 ay sonra hala anemi olma ihtimalinin daha düşük olduğunu göstermektedir.

Fiziksel performans

Erken araştırmalar, ağız yoluyla demir almanın, genç kadınlarda ve çocuklarda egzersiz yapma yeteneğini geliştirebileceğini göstermektedir.

Ek olarak;

Yaralar

Crohn hastalığı adı verilen sindirim sistemi hastalığı.

Depresyon.

Kadın kısırlığı.

Ağır adet kanaması.

Diğer durumlar.

Yan Etkiler ve Güvenlik

Uygun dozda demir kullanımı çoğu insan için güvenlidir, ancak mide rahatsızlığı ve ağrı, kabızlık veya ishal, bulantı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilir. Yemekle birlikte demir takviyesi almak, bu yan etkilerin bir kısmını azaltıyor gibi görünüyor. Bununla birlikte, gıda vücudun demiri ne kadar iyi emebileceğini de azaltabilir. Mümkünse ütü, aç karnına alınmalıdır. Çok fazla yan etkiye neden olursa, yemekle birlikte alınabilir. Süt ürünleri, kahve, çay veya tahıl içeren yiyeceklerle birlikte demir almaktan kaçının.
Demir sülfat, demir glukonat, demir fumarat ve diğerleri gibi birçok demir ürünü türü vardır. Polisakkarit demir kompleksi (Niferex-150, vb.) İçeren bazı ürünler, diğerlerinden daha az yan etkiye neden olduğunu iddia eder. Ancak bu iddiayı destekleyecek güvenilir bir kanıt yoktur.
Bazı enterik kaplı veya kontrollü salımlı demir ürünler bazı insanlar için bulantıyı azaltabilir; ancak, vücut bu ürünleri de ememeyebilir.
Sıvı demir takviyeleri dişleri karartabilir.

Yüksek dozlarda demir özellikle çocuklar için güvenli değildir. Demir, çocuklarda zehirlenme ölümlerinin en yaygın nedenidir. 60 mg / kg kadar düşük dozlar ölümcül olabilir. Demir zehirlenmesi, mide ve bağırsak rahatsızlığı, karaciğer yetmezliği, tehlikeli derecede düşük kan basıncı ve ölüm gibi birçok ciddi soruna neden olabilir. Bir yetişkinin veya çocuğun önerilen miktardan daha fazla demir aldığından şüpheleniyorsanız, derhal sağlık uzmanınızı veya en yakın zehir kontrol merkezini arayın.
Yüksek demir alımının kalp hastalığına yakalanma olasılığını artıracağına dair bazı endişeler var. Bazı araştırmalar, özellikle kırmızı et gibi gıda kaynaklarından yüksek miktarda demir alımı olan kişilerin kalp hastalığına yakalanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Bu, özellikle tip 2 diyabet hastaları için geçerli olabilir. Ancak bu tartışmalı. Diğer çalışmalar demirin kalp hastalığı riskini arttırdığını göstermez. Demirin kalp hastalığı riskini arttırıp arttırmadığını kesin olarak söylemek için çok erken.

Hamilelik ve emzirme:

Hamile ve emziren kadınlar için vücutlarında yeterli miktarda demir bulunan ve başlangıç ​​demirinin günlük 45 mg tolere edilebilir üst alım seviyesinin (UL) altındaki dozlarda kullanıldığında güvenlidir.Hamileler için yüksek dozlarda ağızdan alındığında güvenli değildir. Demir eksikliği yoksa, günlük demirden günde en fazla 45 mg almayınız. Daha yüksek dozlar mide ve bulantı ve kusma gibi bağırsak yan etkilerine neden olur. Yüksek dozlarda demir ayrıca kanda yüksek düzeyde hemoglobine neden olabilir. Doğum sırasındaki yüksek hemoglobin düzeyleri kötü gebelik sonuçları ile ilişkilidir.

Şeker hastalığı: Demir oranı yüksek bir diyetin, kanıtlanmış olmamasına rağmen, tip 2 diyabetli kadınlarda kalp hastalığı riskini artırabileceğine dair endişeler vardır. Şeker hastalığınız varsa, demir alımınızı sağlık uzmanınızla görüşün.

Mide veya bağırsak ülseri: Demir tahrişe neden olabilir ve bu koşulları daha da kötüleştirebilir. Ütüyü dikkatli kullanın.
Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı gibi bağırsak iltihabı: Demir tahrişe neden olabilir ve bu koşulları daha da kötüleştirebilir. Ütüyü dikkatli kullanın.
Hemoglobin hastalıkları: Demir almak, bu şartlarda insanlarda aşırı demir yüklenmesine neden olabilir. Hemoglobin hastalığınız varsa, sağlık uzmanınız tarafından yönlendirilmedikçe demir almayın.
Zamanından önce doğan bebek: Düşük E vitamini seviyesine sahip prematüre bebeklere demir verilmesi ciddi sorunlara neden olabilir. Düşük miktarda E vitamini, demir vermeden önce tedavi edilmelidir. Erken doğmuş bir bebeğe demir vermeden önce sağlık uzmanınızla konuşun

Bu kombinasyonla dikkatli olun;

  • Antibiyotikler demir ile etkileşime girer;

Demir, vücudun ne kadar antibiyotik emdiğini azaltabilir. Bazı antibiyotiklerle birlikte demir alınması, bazı antibiyotiklerin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için antibiyotik kullandıktan iki saat önce veya iki saat sonra demir alın.
Quercetin ile etkileşime girebilecek bu antibiyotiklerin bazıları siprofloksasin (Cipro), enoxacin (Penetrex), norfloksasin (Chibroxin, Noroxin), sparfloksasin (Zagam), trovafloksasin (Trovan) ve greparksakin (Rafloksasin) içerir.

Demir, midedeki tetrasiklin antibiyotiklerine bağlanabilir ve vücudun ne kadar tetrasiklin antibiyotiklerini absorbe edebileceğini azaltabilir. Tetrasiklin antibiyotikleriyle birlikte demir alınması, tetrasiklin antibiyotiklerinin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için tetrasiklin kullandıktan iki saat önce veya dört saat sonra demir alın.
Bazı tetrasiklin antibiyotikleri arasında, dislisiklin (Declomisin), minosiklin (Minosin) ve tetrasiklin (Akromisin) bulunur.

  • Bisfosfonatlar;

Demir, vücudun ne kadar bisfosfat emdiğini azaltabilir. Bisfosfatlarla birlikte demir alınması, bisfosfatların etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için demirden en az iki saat önce veya gün içinde bifosfonat alın.
Bazı bifosfonatlar, alendronat (Fosamax), etidronat (Didronel), risedronat (Actonel), tiludronat (Skelid) ve diğerleridir.

  • Levodopa

Levotiroksin, düşük tiroid fonksiyonu için kullanılır. Demir vücudun ne kadar levothyroxine emdiğini azaltabilir. Levotiroksin ile birlikte demir alınması, levotiroksinin etkinliğini azaltabilir.
Levotiroksin içeren bazı markalar arasında Zırh Tiroid, Eltroksin, Estre, Euthyx, Levo-T, Levothroid, Levoxyl, Synthroid, Unithroid ve diğerleri bulunur.

  • Metildopa

Demir, metildopa (Aldomet) ‘in vücudun emilimini azaltabilir. Metildopa (Aldomet) ile birlikte demir alınması, metildopa (Aldomet) etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için metildopa (Aldomet) kullanmadan en az iki saat önce veya sonra demir alın.

  • Mikofenolat Mofetil 

Demir, mikofenolat mofetilin (CellCept) vücudun ne kadarını emdiğini azaltabilir. Mikofenolat mofetil (CellCept) ile birlikte demir alınması, mikofenolat mofetilin (CellCept) etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için mikofenolat mofetil’den (CellCept) en az iki saat sonra demir alın.

  • Penisilinlamin

Penisilin, Wilson hastalığı ve romatoid artrit için kullanılır. Demir, vücudunuzun ne kadar penisilin emdiğini azaltabilir ve penisilinlaminin etkinliğini azaltabilir. Bu etkileşimi önlemek için penisillamin kullandıktan iki saat önce veya iki saat sonra demir alın.

  • Kloramfenikol

Demir, yeni kan hücrelerinin üretilmesi için önemlidir. Kloramfenikol yeni kan hücrelerini azaltabilir. Uzun süre kloramfenikol alınması, demirin yeni kan hücreleri üzerindeki etkilerini azaltabilir. Ancak çoğu insan kısa süre kloramfenikol alır, bu yüzden bu etkileşim büyük bir problem değildir.

Lütfen hekiminize danışmadan her hangi bir takviye almayınız, ilaçların dozlarını değiştirmeyiniz veya tedavinizi değiştirmeyiniz. Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için doktorunuza danışınız.

Kaynak: https://tr.j-medic.com/51-details-50572

NİASİN VE NİASİNAMİD (B3 VİTAMİNİ) KULLANIMINDA ETKİLEŞİM VE YAN ETKİLER. (2019)

 

Niasin B3 vitamini biçimidir.Maya, et, balık, süt, yumurta, yeşil sebzeler ve tahıl taneleri gibi yiyeceklerde bulunur. Niasin içeren enzimler yağ, kolesterol ve karbonhidrat metabolizmasında, seks ve adrenal hormonların üretiminde görev alır. Niasin pellegranın nedeni araştırılırken bulunmuştur. Şimdi pellegranın nedeninin niasin ve triptofan eksikliği olduğunu biliyoruz. Daha önceki yazımızda pellegra hastalığından bahsetmiştik. (http://sedatirgil.com/ilaclar/pellagra-hastaligi/ )

B3 vitamininin kullanılabilir formları niasin ve niasinamid’dir. Niasin kolesterol seviyesini düşürür. Niasinamid artrit ve erken başlangıçlı tip 1 diyabette faydalıdır. Ayrıca dolaşım problemleri, migren baş ağrısı, Meniere sendromu ve baş dönmesinin diğer nedenleri ve kolera ile ilişkili ishali azaltmak için diğer tedavilerle birlikte kullanılır.  Ayrıca şizofreni, ilaçlara bağlı halüsinasyonlar, Alzheimer hastalığı ve yaşa bağlı düşünme becerileri kaybı,kas spazmları, depresyon,alkol bağımlılığı gibi hastalıkların tedavisinde kullanılır. Bir çalışmada yeni tanı tip 1 diyabetli 7 hasta nikotinamin, 9 hasta ise plasebo almıştır. Altı ay sonra, nikotinamid alanların beşi ve plasebo alanların ikisi hala insüline ihtiyaç duymuyordu. Bunların HbA1c seviyesi ve kan şekerleri normal seyrediyordu. 12 ay sonunda ise yanlızca nikotinamid alan gruptaki üç kişi klinik olarak iyileşme göstermişti. Bu ve benzeri çalışmalara göre eğer yeterince erken verilirse nikotinamid bazı hastalarda diyabet gelişimini önleyebilmektedir. Niasinin alınması, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL veya “iyi”) kolesterol seviyelerini arttırıyor ve metabolik sendromlu kişilerde trigliserit adı verilen kan yağ seviyelerini düşürüyor gibi görünüyor.

Yiyeceklerden ve multivitaminlerden daha yüksek miktarlarda niasin tüketenlerin, Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin, daha az niasin tüketen insanlardan daha düşük olduğu görülüyor. Ancak, tek başına bir niasin takviyesi almanın Alzheimer hastalığının önlenmesine yardımcı olduğuna dair kanıt yoktur.

Uzun süreli salınımlı niasin alınması, erektil disfonksiyonu olan erkeklerin cinsel ilişki sırasında ereksiyon sürdürmelerine yardımcı olur. egzersizden önce niasin ve diğer içerikleri içeren bir takviye almanın, erkeklerdeki egzersiz sırasında performansı iyileştirmediğini göstermektedir. Kandaki yüksek fosfat seviyeleri (hiperfosfatemi). Yüksek kan fosfat seviyeleri böbrek fonksiyon bozukluğundan kaynaklanabilir. Bazı erken araştırmalar, niasinin ağız yoluyla alınmasının, son dönem böbrek hastalığı olan ve yüksek kan fosfat düzeyine sahip kişilerde kandaki fosfat seviyelerini azaltabileceğini göstermektedir. Ancak diğer araştırmalar, niasinin ağız yoluyla daha yüksek bir dozda alınmasının, kan fosfat seviyelerini düşürmek için kullanılan ilaçlarla birlikte alındığında kan fosfat seviyelerini düşürmediğini göstermektedir. Erken araştırma, niasin almanın orak hücre hastalığı olan kişilerde kandaki yağ seviyelerini iyileştirmediğini göstermektedir.

Tüm bu tibbi durumların tedavisinde niasinin etkinliğine dair daha fazla kanıta ihtiyaç vardır.

YAN ETKİLER

Niasin takviyesi alındığında ciltte geçici flushing  gelişebilir(genellikle yüzde ani gelişen kızarma, eritemli lezyonlar). Bunu önlemek için yavaş salınımlı niasin formları bulunmuştur. Bunlar flushing yapmazlar ancak daha fazla yan etkilere neden olabilirler.  Genellikle, bu reaksiyon vücut ilaca alıştıkça geçer. Alkol, kızarma reaksiyonunu daha da kötüleştirebilir. 

Niasinin diğer küçük yan etkileri mide rahatsızlığı, bağırsaklarda gaz, baş dönmesidir. Günde 3 gramdan fazla niasin dozu alındığında daha ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir. Bunlar arasında karaciğer problemleri, gut, sindirim sistemi ülserleri, görme kaybı, yüksek kan şekeri, düzensiz kalp atışı ve diğer ciddi problemler bulunur. Bu veya farklı yan etkileri gözlemlerseniz mutlaka doktorunuza danışın.

ÖNLEMLER

Bu ilacı kullanmadan önce, doktorunuzu, güncel olarak kullandığınız ilaçlar, reçetesiz kullandığınız ilaçlar (örneğin, vitaminler, bitkisel takviyeler, vs.), alerjiler, geçmişte var olan hastalıklarınız ve güncel sağlık durumunuz (örneğin, hamilelik, yaklaşan bir ameliyat, vs.) hakkında bilgilendiriniz. Bazı sağlık koşulları sizi, ilacın yan etkilerine karşı daha duyarlı hale getirebilir. Doktorunuz tarafından yönlendirildiğiniz adımları atın ya da ürünün üzerinde yazılanları dikkate alın. Dozaj, sizin durumunuza bağlıdır.

Niasin, alerjik semptomlardan sorumlu olan kimyasal olan histamin salınımına neden olarak alerjileri kötüleştirebilir. Çok miktarda niasin düzensiz kalp atışı riskini artırabilir. Dikkatle kullanın.  Niasin kan şekeri artırabilir. Niasin alan diyabet hastaları kan şekerlerini dikkatlice kontrol etmelidir. Niasin safra kesesi hastalığını daha kötü hale getirebilir. Niasin karaciğer hasarını artırabilir. Karaciğer hastalığınız varsa mutlaka hekiminize danışın. Niasin, ameliyat sırasında ve sonrasında kan şekeri kontrolünü engelleyebilir. Planlanmış bir ameliyattan en az 2 hafta önce niasin almayı bırakmak gerekir. Niasin, tendonlarda enfeksiyon riskini artırabilir. Tiroksin, tiroid bezinin ürettiği bir hormondur. Niasin kandaki tiroksin seviyesini düşürebilir. Bu, bazı tiroid bozukluklarının semptomlarını kötüleştirebilir.

ETKİLEŞİMLER

Doktorunuza, kullandığınız tüm ilaçları, vitaminleri ve bitkisel takviyeleri anlatın, böylece doktorunuz ilaç etkileşimlerini engelleyebilir. Niacin, aşağıdaki ilaçlar ya da ürünlerle etkileşim gösterebilir:

  • Alkol
  • Allopurinol , gut tedavisinde kullanılır.
  • Karbamazepin , duygudurum düzensizliklerinin tedavisinde kullanılır.
  • Klonidin, yüksek kan basıncının kontrolünde kullanılır. Hem klonidin hem de niasin kan basıncını düşürür. Her iki niasinin klonidin ile alınması, kan basıncınızın çok düşük olmasına neden olabilir.
  • Diyabet ilaçları, uzun süreli niasin ve niasinamid kullanımı kan şekerini artırabilir. Kan şekeri arttırılarak, niasin ve niasinamid, diyabet ilaçlarının etkinliğini azaltabilir.
  • Kolesterolü düşürmek için kullanılan ilaçlar, niasin, kasları olumsuz yönde etkileyebilir. Statinler adı verilen kolesterolü düşürmek için kullanılan bazı ilaçlar da kasları etkileyebilir. Kolesterolü düşürmek için bu ilaçlarla birlikte niasinin alınması, kas problemleri riskini artırabilir.
  • Primidon, epilepsi tedavisinde kullanılır. Niasinamidin vücudun primidonu (Mysoline) parçalama hızını azaltacağı konusunda bazı endişeler vardır.
  • Probenecid, gut tedavisinde kullanılır. Yüksek dozda niasin alınması gutu kötüleştirebilir ve probenid’in etkinliğini azaltabilir.
  • Sulfinpyrazone, gut tedavisinde kullanılır. Yüksek dozda niasin alınması, gutu kötüleştirebilir ve sülfinpirazonun etkinliğini azaltabilir.
  • Aspirin, niasinin neden olduğu kızarmayı azaltmak için sıklıkla niasin ile birlikte kullanılır. Yüksek dozda aspirin alınması, niasinin atılım hızını azaltabilir.Ayrıca yüksek dozda asprin kanamalara neden olabilir.

DOZ

Doz mutlaka hekim kontrolünde belirlenmelidir. SAĞLIK DURUMUNUZA VE KULLANDIĞINIZ DİĞER İLAÇLARA GÖRE DOZ DEĞİŞİKLİK GÖSTERMEKTEDİR.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

KAYNAK: https://tr.j-medic.com/67-details-38788

 

 

 

KANSER TEDAVİSİ GÖREN HASTALARDA BİTKİSEL İLAÇLAR TEHLİKELİ OLABİLİR!

Bitkilerin tüm yararlarına karşın yanlış kullanımları halinde sağlığımıza zarar verebileceğini unutmamak gerekiyor. Lizbon’daki bir kanser konferansında konuşmacı olan Profesör Maria João Cardoso, hastaların sıklıkla denediği bitkisel ilaçların  ve kremlerin uzun bir listesi olduğunu, ancak çoğunun devam eden kanser tedavisine olumsuz yönde etki edebildiğini belirtti.

Bazı bitkisel ürünlerin yara iyileşmesini geciktirdiğini veya kemoterapi ve hormon tedavilerini engellediğini, her beş meme kanseri vakasından birinde kanserin cilde yayılarak yaralara yol açtığı bildiren Prof Cardoso, hastaların tamamlayıcı bitkisel tedavileri denemeden önce, özellikle kanserleri cilde yayıldıysa, doktor kontrolünde destekleyici ürünleri kullanmalarının önemini vurguladı.

Özellikle cilde uygulanan bitkisel ürün ve topikal kremlerin oldukça yaygın ve genellikle hekimin bilgisi dışında kullanıldığını ileten İngiltere Kanser Araştırmaları’nın baş hemşiresi Martin Ledwick, bitkisel ilaçların her türlü kanseri tedavi edebileceğine dair yeterli-güçlü kanıtların olmadığını, hastaların doktorları tarafından onaylanmamış bitkisel ilaçları kullanmamaları gerektiğini belirtti.

HANGİLERİNDEN KAÇINILMALI ?

Yapılan laboratuvar incelemelerinde, bazı bitkisel ilaçların kan pıhtılaşma sürecini azaltabileceğini göstermiştir.

PIHTILAŞMAYI ETKİLEYEBİLECEK BİTKİLER:

Sarımsak, zencefil, zerdeçal, ginko, ginseng, akdiken, at kestanesi gibi bitkisel ürünler kanın pıhtılaşmasını geciktiriyor.

Hastaların internetten yanlış bilgi edinme ihtimalinin yüksek olduğu, bu nedenle herhangi bir tedaviye başlamadan önce mutlaka doktora danışmak gerektiği vurgulanıyor.

Prof Cardoso , Tıbbın altın kuralı olan önce zarar verme ilkesinin unutulmaması gerektiğini, kanserin psikolojiye olumsuz etkilerine karşı yoga, farkındalık egzersizleri gibi yöntemlerin stresi azaltmada olumlu etkilerinin olabileceğini iletti.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.huffingtonpost.co.uk/entry/how-herbal-remedies-can-actually-be-dangerous-for-cancer-patients_uk_5dcd20c2e4b03a7e02955b7d??ncid=newsltukhpmglife&guccounter=1

Aromatik Yağların Yan Etkileri ve Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar.

Uçucu yağlar bitkilerin yaprak, çiçek, meyve, kabuk ve kök kısımlarından çeşitli yöntemlerle elde edilen, çoğunlukla sıvı, nadiren yarı katı halde, oda ısısında uçucu özelliğe sahip yağlardır.

Uçucu yağlar oldukça konsantre ve güçlüdür. Örnek olarak 1 klogram lavanta uçucu yağı elde edebilmek için, 150 kg lavanta çiçeği kullanılır. Uçucuu yağlar, üretildikleri bitkiden çok daha yüksek dozda etken madde içerir.  Bu durumda da akıllara gelen ilk soru bu denli yüksek miktarda etken madde içeren uçucu yağların yan etkilerinin olup olmadığıdır. Makyaj ürünlerinden cilt bakımlarına, migren tedavisi gibi alternatif tıp uygulamalarında, gıda aromasından parfüm yapımına, ilaç sanayisinden dezenfektanlara kadar birçok alanda kullanılmaktadır.  Uçucu yağların bilinçsiz kullanımı özellikle cilt üzerinde önemli sorunlara yol açarken, istenmeyen ilaç etkileşimleri ile fototoksisite, karaciğer toksisitesi ve nörotoksisite vakaları görülebilmektedir. Ancak bir çok insan doğal ürünler olmaları nedeniyle uçucu yağların her hangi bir yan etkisi olmayacağını düşünmektedir.  Örnek olarak 2012 yılında yayınlanan bir vakada yüksek dozda oral yoldan alınan nane yağının neden olduğu toksik şok tablosunu anlatmaktadır. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3546250/

Amerikan Zehir Kontrol Merkezleri Birliği Ulusal Zehir Veri Sistemi 2015 Yılı Faaliyet Raporuna göre 20 yıllık süre zarfında her yaş grubundan küçük ve tüm advers olayların karşılaştırılması sonucunda özellikle 6 yaş altındaki çocuklarda olumsuz sonuçlar oldukça fazladır.

Ne Yapılmalı?

Aromaterapide kullanılan tüm ürünler yüzde 100 doğal ve organik olsa da doğru uçucu yağ , doğru oranlar ve doğru uygulama yöntemleri sağlanmadıkçagüvenli ve faydalı olmamaktadır. Her konuda olduğu gibi aromaterapi konusunda da konunun gerçek uzmanları ile çalışmak ve doğru adımları atmak önem taşıyor.

Bir tıp doktoru reçete etmediği sürece asla dahili olarak kullanılmaması gereken uçucu yağlar,  harici kullanımda  dermal hassasiyet, irritasyon, baş ağrısı ve migren, mide bulantısı, astım nöbetlerine neden olabilmektedir. Hamilelik, emzirme dönemlerinde ve çocuklarda doktora danışılmadan kullanılmamalıdır. Satın almak istediğiniz uçucu yağı, mümkünse üretiminden (yeri, tarihi, bitkinin kendisi) kimyasal kompozisyonuna kadar tanıyın. Kullanmak istediğiniz uçucu yağ ile ilgili dozaj ve kullanıma ilişkin güvenlik uyarılarını mutlaka güvenilir bir kaynaktan okuyun, öğrenin ve devamlı bilgilerinizin sağlamasını yapın. Bergamot gibi fototoksik bileşikler içeren uçucu yağları kullandıktan sonra en az 12 saat güneş ışığına çıkmayın. Ailenizde veya sizde herhangi bir fiziksel veya ruhsal rahatsızlık geçmişi varsa, uçucu yağları kullanmadan önce mutlaka doktorunuz ile durumu görüşünüz. Astım veya benzeri bir akciğer rahatsızlığı bulunan bireyler aromaterapi için buhar inhalasyonu kullanmamalıdır. Esansiyel yağlar yanıcıdır ve ısı kaynaklarından uzakta tutulmalıdır, çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklanmalıdır.

Yanlışlıkla uçucu yağların ağızdan alınması veya, alerjik reaksiyonların başlaması, yan etkilerin gözlenmesi durumunda, kullandığınız ürün ile birlikte acil yardım alın. Esansiyel yağlar göze temas ederse bol su ile durulayarak derhal bir hekime başvurun. Evcil hayvanlarınız için veterinerinize danışın. Difizörde kullanılan esansiyel yağlar, insanlarda olduğu gibi hayvanlarda da çok ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için doktorunuza danışınız.

 

Kaynak: https://www.medicalnewstoday.com/articles/326732.php?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_country=TR&utm_hcp=yes&apid=&utm_campaign=MNT%20Weekly%20News%202019-10-23&utm_term=MNT%20Weekly%20News#uses

 

 

 

 

Sosyal Medya Kullanımı Yaşlı Bireylere İyi Geliyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, 65 yaş üstü yaşlılarda internet kullanımının son 5 yılda 4 kat arttığını …

TRANSKRANİYAL DOĞRU AKIM STİMÜLASYONU DEPRESYON İÇİN ORTA DÜZEYDE ETKİLİ BULUNDU

  9 araştırmanın meta-analizine göre, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS), majör depresif bozukluğu …

Mükemmel Beslenmenin Anahtarı DNA’mızda Olabilir mi?

Yirminci yüzyılın ortalarında vitaminlerin izolasyonu ve sentezi beslenme bilimini başlattı, araştırmalarda gittikçe …