Kategori: Sağlık

ONLİNE TERAPİ NEDİR ? NASIL OLMALIDIR ?

Online terapi, çeşitli engeller nedeni ile psikiyatri uzmanları veya psikologlar ile  bire bir görüşme imkanı bulamayan danışanlar için geliştirilmiş, profesyonel danışmanlık hizmetidir. COVID-19 Salgını nedeniyle yaşamış olduğumuz deneyim sağlık alanında teknoloji uygulamalarının ne kadar değerli ve hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Kişiler arası temasın yüksek riskli olduğu salgın döneminde hastaların psikiyatrik tanı ve tedavilerinin aksamaması ve sağlık hizmetlerinin devam edebilir olması çok önemlidir. Çeşitli site ve uygulamalar üzerinden online danışmanık- online terapi hizmetleri verilmekte, ülkemizde ve dünyada yoğun olarak talep edilmektedir. Peki online danışmanlık alacak kişi nelere dikkat etmelidir ?

  • DİPLOMA VE YETERLİLİK

Mutlaka diploma ve yeterlilik belgeleri sorgulanmalıdır. Daha önce yüz yüze görüşme yapılmış uzmanlar tanı ve tedaviniz hakkında daha fazla veriye sahip olacaktır.

  • KAMERA KULLANIMI

Kameralı görüşme tercih edilmelidir. Uzman ve danışanın karşılıklı olarak birbirlerini görmeleri güvenilirlik, tanı ve değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi açısından son derece önemlidir. Bu yönde kullanılabilecek oldukça güvenilir uygulamalar bulunmaktadır.

  • UZMANIN BULUNDUĞU ORTAM VE RANDEVU SÜRESİ

Kameralı görüşme yüz yüze görüşmeler gibi randevulu, 45 dakikalık randevu süresi görüşme ne kadar sürerse sürsün kişiye ayrılmış olmalıdır. Mümkünse uzman ofisinde hasta ile kameralı görüşme yapmalıdır. Görüşme yapılacak ortam güvenlik ve çevre koşulları açısından uygun olmalıdır.

  • CİHAZ GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tabletlerden yapılan görüşmelerde, danışan ve uzmanlar kişisel bilgilerinin güvenliğine dair, virüs veya benzeri zararlı uygulamalara karşı kendini korumalı, görüşmeler sırasında ödeme veya kredi kartı gibi bilgi ve şifreleri paylaşmamalıdır.

  • KVKK KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNA UYGUNLUK

Görüşme yapılacak olan uzmanın kişisel verileri koruma kanununa uygun hareket edip etmediği, yani kişisel verilerinizin işlenmesi, saklanması, silinmesi veya paylaşılmasına yönelik aydınlatma metnini size bildirip bildirmediği, KVKK’ na uygun olarak izin ve onamlarınızı aldığından emin olunuz. Uzman ve danışan arasında yapılan tüm görüşme, eğitim, uygulama ve tedavi yöntemleri hasta hakları yönetmeliğine uygun olmalıdır. Görüşme kayıtları karşılıklı izin olmadıkça alınamaz.

  • TIBBİ BİLGİLENDİRME VE ONAM

Tıbbın her alanında olduğu gibi psikiyatrik tanı ve tedavi hizmetlerinde de uzmanınızın size tanı ve tedaviniz hakkında  bilgi vermekle yükümlüdür. Ayrıca uzmanınızın bir daha ki görüşmeler için notlar alması veya danışan dosyası oluşturması faydalı olacaktır.

ONLİNE DANIŞMANIK GÖRÜŞMELERİ HANGİ PROGRAM ÜZERİNDEN YAPILIR ?

Dünyada birçok uygulama kullanılmaktadır. Skype, zoom, hangouts, whatsapp ve facebook en çok tercih edilen platformlardır. Bazı uzmanlar kendi oluşturdukları sistemleri de kullanabilir.

Bu bir reklam değildir. Covid-19 salgını nedeni ile evden çıkmayan danışanların uygun koşullarda hizmet almalarını desteklemek ve oluşabilecek zararları engellemek amacı ile yapılan bilgilendirmedir. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

 

KORONAVİRÜS VE ÖNLEMLER

Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2 [1]), Çin anakarası dışındaki 30’dan fazla ülkeye ve bölgeye yayılmış durumda. Şu anda, Singapur uzmanlığı ile hastalığı yavaşlatabilmiş durumda, ancak Güney Kore, İtalya ve İran‘daki yeni vaka sayıları ve Japonya‘daki vakaların geniş ulusal dağılımı, virüsün sınırlama çabalarımızı aşabileceğini gösteriyor.

KAYNAK : https://dediydim.blogspot.com/2020/02/salgnn-geldigini-dusunuyorsun-peki-ne.html?fbclid=IwAR1zzMNU4_Z2RzMHi8b-45T-4aXeYr1UyWujw8H74dyxp4Fh8DjGsdh_rBs

Şubat sonu itibariyle bir salgın içinde değiliz
Şimdilik, SARS-CoV-2’nin toplumda yaygın bulaşmasının yaşandığı bir çevrede olmama ihtimaliniz daha yüksek. 2019 koronavirüs hastalığı olan vaka sayısı (COVID-19) bu hızla artmaya devam ederse ve bunların çoğu bulaşma kaynağına kadar izlenemiyorsa, bazı ülkelerde (Türkiye dahil) COVID-19’u sınırlı tutma çabaları başarısız olacaktır.

Er ya da geç pandeminin (salgının) ana aşamasında olacağız; etkili bir şekilde bulaşan bu patojen virüs salgını, iki veya daha fazla ülke topluluğu içinde, ilk kaynak olan Çin’in dışında, yaygın olarak görülüyor. [1] Muhtemelen korkutucu bu salgın kelimesini kullanmak mutlaka hastalığın ağır olduğu anlamına gelmez. Şu an olasılıklar hakkında konuşma ve planlama aşamasında olduğumuzu kabul edelim. Yoksa olası bir salgında şaşkınlık halinin ne kadar panik ve korku ortaya çıkartacağını bilemeyiz.

Bir defa olası senaryolara karşı ön alalım.

Varsayımlar ve önem derecesi
Bu yazı, bir noktada bir salgının meydana geleceği ve 1. Dalganın önümüzdeki haftalarda ve aylarda yaşadığımız her yerde bizi etkileyeceği varsayımına dayanmaktadır.

COVID-19 salgınının ne kadar şiddetli olacağını kesin olarak bilmiyoruz. Pandemik İnfluenza Senaryoları İçin Avustralya Sağlık Yönetim Planı’ndaki tanımlara göre, şiddetli değil, hafif veya belki de orta şiddette bir pandemi olduğunu varsayabiliriz. [4] Ancak, aynı soruları soran, vakaları tanımlayan ve SARS-CoV-2’yi aynı şekilde test eden ülkelerde yayılma ve sonuçlarını görene kadar kesin konuşamayız.

SARS-CoV-2’nin insanlara etkili bir şekilde bulaştığını 1 kişinin çok kişiyi hasta edebileceğini biliyoruz, ancak semptomlar mevsimsel grip gibi olabileceğinden (“sessiz” veya fark edilmeden geçip gitme) bulaşan virüsün bir sonraki enfekte kişide ortaya çıkması daha uzun sürebilir. Ayrıca, elimizde antiviral veya aşı olmadığını da biliyoruz ve toplumda herhangi bir bağışıklık olmadığı için tüm nüfusun (hepimizin) enfeksiyona karşı savunmasız olacağından eminiz.

Şimdi plan yapıp ve harekete geçmek, gelecek olanla ne kadar iyi başa çıkıp, kontrol edebileceğimiz anlamına geliyor.

Etkinliklerin iptal edildiğini veya okulların kapalı olduğunu görürsek bunun daha korkutucu bir şey değil, yayılmayı yavaşlattığından emin olabiliriz. Umarım, o zaman bu durum yetkililer tarafından açık bir şekilde açıklanır.

Erteleme ve iptaller ihtimal dahilinde olsa da kesin olacak demek değildir. SARS-CoV-2’nin ne kadar hafif veya şiddetli olacağını bilmiyoruz ve her bölge neyin uygun – ve uygulanabilir olduğuna ilişkin – muhtemelen biraz farklı kararlar verecek. Olası durumlarda nasıl tepki verebileceğimizi şimdiden düşünmek, o noktaya gelirsek kararların daha hızlı karar alınmasına yardımcı olacaktır.

Çok sayıda insan hastalanırsa neyle karşılaşırız?
Bir pandemiye girersek, çok sayıda ülkede çok sayıda insan hastalanacak. Sadece bir hafta boyunca ateş ve öksürükle evde kalınabilir. Ancak COVID-19 daha şiddetli ise, daha büyük bir etki göreceğiz.

Ailenizden bir kişi hastalandığında, bir veya daha fazla kişi bakım sağlayacak ve daha fazla insanı işgücünden düşürecek. Aynı etki, çocukların okula devam edememesi durumunda da ortaya çıkabilir. En kötü durumda, yaygın hastalık, kamyon, tren, otobüs ve taksi ile ulaşımı, elektrik, su veya diğer devlet hizmetlerinin aksaması ve okullarda eğitim veya hastanelerde sağlık çalışanı azalması anlamına gelecektir. Daha önce dünya genelinde salgın yapan 2009 H1N1 “domuz gribi” salgını sırasında bu durumla karşılaşmadığımızı da hatırlayalım. Yani bu durum kesin değil ancak tedarik zincirleri çeşitli şekillerde etkilenebilir.

Yetkililer, en hasta insanlara bakmak için gerekli olan hastanelerin aşırı yüklenmesini önlemek için COVID-19’un hızını azaltmaya çalışacaklar. Kamu toplantıları – maçlar ve konserler – okullar ve çocuk bakım merkezleri tatil edilebilir veya iptal olabilir. Bunların amacı insanları birbirinden uzak tutmak ve virüsün hızla yayılmasını zorlaştırmak olacak. Böylece elimizdeki en büyük güç olan sağlık kurumları üzerine binecek yükün azaltılması hedeflenecek. Yine, bu kararlar bölgeler arasında farklılık gösterecektir ve umarız gerekmeyecek.

Bir aşımız olduğunda, SARS-CoV-2’nin etkisini hafifletebiliriz, ancak güvenli bir aşı yapmaktan aylarca uzaktayız.

Her şey planı

Şu anda dünyanın pek çok yerinde devam eden planlamaların birçoğu, hastaneler üzerindeki yükü tahmin etmemiz ve günlük yaşam üzerinde sayısız etkiyi modelleyerek temel hizmetleri destekleme için gereken ihtiyaçları hesaplama etrafında dönüyor; en kötüsü için plan yap ve en iyisini um. Hedef bu.

Herkes kesin vaka sayısını biliyor ancak ölüm sayıları tam olarak kesin değil. Bu, modellemeler büyük olasılıkla gerçekleşmesi muhtemel olandan en az muhtemel olanlara kadar giden bir çerçeveyi planlamak için yetkililere seçenekler sunar. En az ilgili sonuçlardan en yıkıcı sonuçlara kadar. Ve buna göre planlıyoruz. Bu süreçte, birçok genelge, plan ve belge yazılır, ancak bunlardan çok azı toplumun parçası olan sizin (ya da bizim) için yapılacakları içermektedir.

Toplumun neler yapabileceği hakkında konuşmak biraz zaman alacak gibi görünüyor. Bunun bir nedeni şu anda birçok uzmanın salgın hazırlıkları çalışması ile boğuşmasından dolayı. Çünkü bu salgın hala sadece 8 haftalık; henüz kafeini keşfeden bir genç gibi hareket ediyor. Yine de, geçen hafta sonu ve hafta sonu boyunca, pandemik farkındalık ve artan iletişimin alarm zilleri çalmaya başladı.

Peki ne planlayabilir ve yapabiliriz?

Bunu iki ana kategoriye ayıralım.

  1. Enfekte olma riskimizi azaltmak
  2. Temel gıda ve ürünlerin tükenme şansını azaltmak

Enfekte olma riskimizi azaltmak
Birkaç şey yapabiliriz ve muhtemelen hepsini daha önce duymuşuzdur ancak duymak her zaman yapmak olmuyor. Bizi enfeksiyondan korumayı garanti etmeyebilir ancak riskimizi azaltabilirler. Tüm bu önlemler her sene olan grip mevsiminde grip virüsü enfeksiyonundan kaçınmak ve yaşadığımız bölgede dolaştığı bilindikten sonra SARS-CoV-2’den kaçmak için de yararlıdır.

UNUTMAYIN: Virüs ortalıkta dolaştığı sürece ve daha önce hiç enfekte olmadıkça, COVID-19 ile sonuçlanan enfeksiyona maruz kalırsınız. Enfeksiyon kapana kadar sizi ağır hastalıklardan koruyacak olan bu önlemler hayatınızın geri kalanı için de koruyucu olacaktır. COVID-19 çoğunlukla hafif bir hastalıktır, ancak vakaların yaklaşık %20’sinde ciddi pnömoniye neden olarak haftalarca sürecek ve bu vakaların bir kısmında da hastanede ölümle sonuçlanabilecek.

O nedenle ELLERİNİZİ SIK SIK YIKAYIN ve ALKOL BAZLI TEMİZLEYİCİLER KULLANIN.

SARS-CoV-2 enfeksiyonu riskimizi azaltmak için yapabileceğimiz şeyler var.

  • Öncelikle hasta insanlardan en az 2metre uzakta kalın.

Yüze doğru öksürme/hapşırma, el sıkışmak veya damlacık sıçraması ve “bulaşma bölgesi” aralığında olmaktan kaçınmaya çalışıyoruz

  • Ellerinizi şu anda olduğundan 20 saniye daha uzun ve daha sık yıkayın

Sabun ve su ile kurutun veya alkol bazlı bir el ovun ve havayla kurutun

  • Yüzünüze dokunmamaya çalışın.

Elinizi yıkanmadığınızda parmaklarınızın üzerinde virüs olması ihtimali vardır ve ağzınıza, burnunuza veya gözlerinize dokunursanız / ovarsanız, virüsü alıp yanlışlıkla kendinize bulaştırabilirsiniz. Bunu uygulayın; unuttuğunuzda başkalarının hatırlatmasını sağlayın. Bunu bir oyun haline getirin.

Maske hastalığı bulaştırmanızı önler. Bu nedenle önemlidir. Sağlık kurumlarına giderken maske takmak faydalı olabilir. Sağlık çalışanları kullanıldığında enfeksiyondan da korur ancak esasen deneyimsiz kullanıcılara sahte bir güvenlik hissi verebilir. Halk tarafından giyildiğinde enfeksiyonu güvenilir bir şekilde önlemek için maskenin koruyucu olduğunu gösteren pek de kanıt (hala!) yoktur. Maske özellikle hasta bir kişinin virüsü yaymasını azaltmak için faydalıdır ve bu bir başkasını hastalandırmanızı ve bunun kötü sonuçlarını önleyecektir.

Siz veya sevdiğiniz biri hastalanırsa, güncel uygulamaları takip edin. Bir doktora, sağlık ocğına veya hastaneye gitmeden önce onları arayın ve ne yapacağınız konusunda telefonla tavsiye alın. Umarım, bu mesaj sizin için zaten geçerlidir.Buna virüs ortalıkta yaygınlaştıktan sonra daha çok ihtiyaç duyacağız.

Gıda ve önemli ihtiyaçların eksikliği riskimizi azaltmak – 2 haftalık liste
Burada yapacağımız, bakkalda, markette veya bir internet sipariş sisteminde olası bir mal kıtlığının etkisini en aza indirmeye çalışmak.

Ama lütfen hemen panik yapmayın ve stokçuluk yapmayın! 2-3 haftalık ihtiyaç yani standart pazar alışverişinin 2 katını aşmaya gerek yok.

Dünyanın çoğunda yaygın bir SARS-CoV-2 bulaşı görünmüyor, bu yüzden şimdi liste yapmak, bir aynı bir deprem çantası gibi “Salgın Zulası” hazırlamak ve bozulmayanlardan başlayarak yavaşça doldurmaya başlamak için harika bir zaman. Bunu kapalı tutun. Umarız gerekmeyecek ve zaten dokunmayacaksınız. Her hafta alışverişe gittiğinizde birkaçını alın. Daha sonra yemeyeceğiniz şeyleri satın almayın, 2 hafta boyunca ihtiyacınız olandan fazlasını almayın ve stoklamayın . Zombi filmleri kıyametinden bahsetmiyoruz ve büyük olasılıkla elektrik veya su kesintileri de görmeyeceğiz.

Ev halkının karbonhidrat, protein ve lif ihtiyacını karşılayan yiyecekler almaya çalışın. Ayrıca hastalanabileceklerin (ya da hastalandığınızda sizin) bakımını ve bulaşma riskini azaltacak temizlik malzemelerini el altında tutmayı hedefleyin.

Aşağıda, tedarikte daha büyük bir kesinti olması durumunda ihtiyacımız olan şeyleri listeledik; 2 hafta sürecek mini bir kiler gibi düşünün. Bunlardan bazıları çok daha uzun süre dayanır ve kriz anında stokta kalması için en öncelikli olmayabilecek öğeleri içeriyor:

  • Ekstra reçeteli ilaçlar, astım giderici inhalerler
  • Bunlardan bazılarını stoklamak sorun olabilir, bu yüzden önceden doktorunuzla konuşun.
  • Reçetesiz satılan ateş düşürücüler ve ağrı kesici ilaçlar. Parasetamol (Parol, calpol, minoset, vermidon vb) ve ibuprofen (Brufen, dolven, ibufen suprafen, advil vb) bizi daha az hasta hissettirmek için uzunca süre işe yarayabilir.
  • Kadın hijyen ürünleri
  • Tuvalet kağıdı, bebek bezi
  • Sebze meyve sıkıntısının diyetinizdeki çeşitliliği sınırlaması durumunda gerekebilir
  • Alkol içeren sıvı el temizleme malzemeleri
  • Sabun
  • Ev temizlik ürünleri
  • Çamaşır suyu, yer temizleyici, tuvalet temizleyici, yüzey temizleme spreyi, çamaşır deterjanı
  • Kağıt mendiller
  • Tahıllar, tahıllar, makarna
  • Konserve yiyecek – balık, sebze, meyve
  • Yağ, baharat ve tatlar
  • Kurutulmuş meyve ve fındık fıstık
  • Ultra ısıl işlem görmüş veya süt tozu. Ian, ne olursa olsun, sade kahve içmiyor, siz de kahvenizi sütlü içmek isteyebilirsiniz
  • İçecekler için meşrubat veya şeker / çikolata
  • Yaşlı akrabalarınızın ihtiyaçlarını düşünün İlaçları, evcil hayvanları, pandemi zulası, bakım planları (biraz aşağıya bakın)
  • Evcil hayvan yiyecekleri ve bakımı
  • Kuru ve konserve gıda, çöp tbası, ilaçlar, pire önleyici damlalar

Son dakika taze gıdalar listesi
Daha şiddetli bir salgında, tedarik zinciri sorunları taze gıdaların eksilmesi anlamına gelebilir. Dolayısıyla bu liste yukarıdaki listeye bir eklentidir ve sarf malzemelerinin (umarım kısa bir süre) ne zaman azalacağı veya durabileceğine dair bir ipucu varsa, satın alınacak son şeyler olmalıdır.

  • Ekmek, lavaş
  • Buzlukta saklanacak et vb gıdalar
  • Süt
  • Yumurtalar
  • Yoğurt
  • Sebze, meyve
  • Aracınıza yakıt

Yaşlılar ve COVID-19

Bugüne kadar, Çin’den alınan verilere (aşağıda) bakıldığında, COVID-19 kaynaklı ölümlerin çoğu (% 94) 50 yaşın üstünde görüldüve yarısından fazlası (% 51)  70 yaşın üstündekilerde oldu. Ölüm riski en fazla olan yaş grubu 80 yaşın üzerindedir.

İlaç kullanması gereken bir hastalığı (komorbiditesi) olan yaşlılarda, olmayanlara göre daha yüksek ölüm oranları görülmüştür. Çoğu Çin’de tespit edilen ve ağır da seyreden vakaların %80,9’u bir soğuk algınlığı gibi hafif olarak atlatıldı. % 20’si hala “ağır” hastalık olmasına rağmen bu iyi bir haber. Hafif vakalar semptom gösterdikleri andan itibaren yaklaşık 2 hafta içinde iyileşirken, ciddi vakaların iyileşmesi 3 ila 6 hafta sürebiliyor.

Bu nedenle, hem hastaneye yatış hem de ölüm açısından yaşlı nüfusumuz üzerinde büyük bir etki görebiliriz. Özel tesislerde yaşlı bakımı ihtiyacında olanları büyük olasılıkla sıkıntı çekecekler ve sevdiklerinize ziyaretler onları güvende tutmak için kısıtlanabilir. Yaşlı bakım merkezinde bulunan bir yakınınız varsa, merkeze sakinlerini benzer bir durum olan gripten koruma planları ve SARS-CoV-2 yayılmaya başlarsa ne yapacaklarını düşünüp düşünmediklerini sorun.

Anne-babanızın, dedelerinizin, anneanne ve babaannelerinizin kendilerinin bakımı için karar veremeyecekleri takdirde vekaletname kabul ettiklerini kontrol etmek önemlidir. Bunları organize etmek ya da düşünmek eğlenceli değil, ancak COVID-19 salgını görüp görmememiz durumu vazife haline getirebilir, bu yüzden bunu yapmak için bir hatırlatma olarak kullanın.

Salgın bir kelimedir, ona nasıl tepki verdiğimiz bize bağlıdır
Hepimiz hayatlarımız üzerinde biraz kontrol sahibi olmak istiyoruz, ancak bir virüs bu şekilde kapıyı çalmaya başladığında, bu kontrolün kaybını hissederiz. Yukarıdaki listeler aslında yapabileceğimiz bir şeydir.

Bunu ev  halkı olarak yavaş yavaş çalışmalıyız. Listeler hepimizin giderek kapımıza dayanan “o uzak ülkede olan şeylerin” mahallemiz söz konusu olduğunda bizi nasıl etkileyeceğine odaklanmasına yardımcı oldu. Bu süreç, işleri biraz daha tanıdık, biraz daha az bilinmez ve daha az korkutucu hale getirdi. Yukarıda yazanları dikkate alırsanız fazlasıyla işe yarayacak olacak bazı şeyler yaptınız. Hala riskler olduğunu biliyoruz ama onlardan sakince ve bir aile olarak bahsettik.

Tabii ki, bu pek çok bilinmezi ortadan kaldırmaz, ancak bilim bize daha fazla cevap verdikçe bunları yavaş yavaş azaltacağımızdan eminiz. Umarım, bu cevaplar hepimize düşük ölüm oranları, etkili antiviral ilaçlar ve yeni aşılar gibi iyi haberler getirir.

Bir salgın deneyimi yaşıyoruz ve paniğe gerek yok. 2009 yılında H1N1 “domuz gribi” salgınının bazı sevimsiz sonuçları oldu, ama hiçbir şekilde bir zombi kıyameti değildi.

Çin bize hazırlanmamız için zaman sağladı. Onların çabasını israf etmeyelim. Bunun yerine, planlama şapkalarımızı takalım ve hep birlikte olası soruna karşı çalışalım. Bu, tartışmasız hep birlikte olduğumuz ve birbirimizle dayanışacağımız nadir dönemlerden biri.

SARS-CoV-2 dinimizi, dilimizi, ırkımızı, cinsiyetimizi veya kıyafetlerimizi umursamaz. Virüsün tüm istediği insan hücrelerinde yuvalanmak ve çoğalmak.

Bu sorun hakkında endişeli olmak çok doğal ve aslında hepimiz için iyi bir şey.
Ama sorunu çözmek için işe koyulun.

Bu metin 25 Şubat 2020 tarihinde Ian M. Mackay tarafından kaleme alındı.Doçent Doktor Mackay Avustralya Quennsland Üniversitesinde virology alanında doktora yapmış ve 1992den bu yana virüsler üzerinde çalışıyor, çalışmalar yapıyor. Onunla ilgili daha fazla bilgiye ve yazının orjinaline web sitesinden ulaşabilirsiniz.

Bu yazı https://dediydim.blogspot.com/2020/02/salgnn-geldigini-dusunuyorsun-peki-ne.html?fbclid=IwAR1zzMNU4_Z2RzMHi8b-45T-4aXeYr1UyWujw8H74dyxp4Fh8DjGsdh_rBs

Sitesinden alınmıştır.

 

Bilgi amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Sosyal Medya Kullanımı Yaşlı Bireylere İyi Geliyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, 65 yaş üstü yaşlılarda internet kullanımının son 5 yılda 4 kat arttığını bildirdi (mart 2019). İnternet kullanan yaşlı bireyler arasında erkeklerin kadınlardan daha fazla internet kullandığı görüldü.

Türkiye’de yaşlı nüfusun sosyal medya kullanımına dair Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde yapılan bir araştırmaya göre,  yaşlıların sosyal ağlar sayesinde yalnızlık duygusunu yenebildiği,  yaşam motivasyonlarının artabildiği bildirildi.

Araştırmada İstanbul ağırlıklı olmak üzere Ankara, İzmir gibi kentlerden, emekli, ağırlıklı üniversite mezunu, sosyal medya kullanan 65 yaş üstü 201 kişiyle yüz yüze ve anket yoluyla görüşüldü. Yaşlıların sosyal medya kullanım nedenleri arasında bilgi edinme, sosyal etkileşim, eğlence, çevre etkisi ve gözetleme motivasyonlarının öne çıktığı saptandı. Sonuç olarak ise, bu motivasyonlardan güç alarak kişinin hayatında daha merkezi hale gelen sosyal medya kullanımının, yaş almış kişilerde ‘’hayatı yakalama’’, ‘’içe kapanmayı engelleme’’, ‘’hayatın akışını yakalama’’, ‘’hayatla barışık hissetme’’ ve ‘’sosyal yaşamdaki çemberin içinde kalma’’ algısını güçlendirdiği gözlendi.

Güvenli sosyal medya kullanımı, ileri yaştaki bireylerin hem fiziksel kısıtlılıktan kurtulmuş olarak akraba ve dostları ile sosyal bağlarını devam ettirebilmesine, doyumlu ilişkiler yaşamasına ve yeni sosyal ilişkiler geliştirmesine imkan verirken,  ileri yaşta görülen depresif semptomlar ve fiziksel rahatsızlıkların azalması gibi olumlu etkileri de olabilmektedir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/yaslilar-sosyal-medya-ile-yasama-sariliyor

TRANSKRANİYAL DOĞRU AKIM STİMÜLASYONU DEPRESYON İÇİN ORTA DÜZEYDE ETKİLİ BULUNDU

 

9 araştırmanın meta-analizine göre, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS), majör depresif bozukluğu (MDB) veya Bipolar bozukluğu (BD) olan hastalarda orta düzeyde fayda gösteriyor.

Araştırmacılar, Aralık 2018’e kadar Major depresyon ve Bipolar bozukluğu olan hastalarda plasebo kontrollü tDCS çalışmalarının sistematik bir incelemesini yaptılar. Toplam 9 çalışmanın verileri (N = 572 hasta; ortalama yaş, 46.8 ± 13.3 yıl;% 61.5 kadın) analiz edildi.

Çalışma sırasında hastaların% 37.3’ü psikiyatrik ilaç almazken, hastaların% 36.8’i ve% 25.2’si antidepresan ve benzodiazepin kullandı. Plasebo ile karşılaştırıldığında tDCS ve plasebo grupları arasında büyük bir fark yoktu (% 14.7’ye karşı% 10.9)

Analizin sınırlılıkları, dahil edilen az sayıda çalışma ve tDCS’yi farmakoterapi ile birlikte değerlendiren bir çalışmanın olmamasıydı.

Araştırmacılara göre, tDCS ile ilişkili genel fayda mütevazı düzeydeydi.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com/home/depression-advisor/transcranial-direct-current-stimulation-produces-moderate-benefits-for-depression/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=pa-spotlight-hay-20200129&cpn=psych_all&hmSubId=&hmEmail=zlb62feMTgU1&NID=&email_hash=d6001e4ea1b3a1750389924db35f8787&mpweb=1323-82265-348269

Mükemmel Beslenmenin Anahtarı DNA’mızda Olabilir mi?

Yirminci yüzyılın ortalarında vitaminlerin izolasyonu ve sentezi beslenme bilimini başlattı, araştırmalarda gittikçe daha fazla risk faktörü belirlendi, diyetlerde bu yönde, kötü olan besini kesme yönünde gelişti, düşük kalori, az yağlı ve düşük karbonhidratlı diyetlere dönüştü. Bu maddelerin sağlığa olumsuz etkileri kesindir, ancak bir çok beslenme uzmanı , bu besinleri tamamen kesmek yerine, ılımlılığın önemli olduğunu düşünmektedir. Her bireyin diyete yanıtının farklı olduğu bir gerçektir. Bir gıdayı belirli bir miktar almak bazı bireyler için risk iken diğer bireylerin sağlıklı beslenmeleri için gereklidir .Bu nedenle araştırmacılar daha fazla kişiselleştirilmiş, kişiye özel diyetler hakkında daha fazla araştırma yapmaya başlamışlardır.

Kişiselleştirilmiş beslenme, davranış biçimlerinden, genetiğe kadar bir çok faktörü kapsayabilir. Nutrigenetik, son yirmi yıl içinde önem kazanan bir bilim dalıdır. Genetik yapı ile beslenme ilişkisini ele alan “Beslenme genetiği” Almış olduğunuz besinlerin genetik yapınıza göre oluşturduğu etkileri tespit eder ve beslenmenizin bu yönde düzenlenmesine yardımcı olur.

Genlerin kilonuzu belirlemede, metabolizmamızı etkilemede ve obezite gibi diyetle ilişkili hastalık riskimizi değiştirmede önemli bir rol oynadığı yadsınamaz. 2006 yılında araştırmacılar INSIG2 genindeki bir varyant ile obezite arasında, popülasyonun% 10’unda bulunan obeziteye yatkın genotip ile bir ilişki bulunmuştur. Daha yakın zamanlarda, Chapel Hill’deki Kuzey Carolina Üniversitesi’nden (NC, ABD) araştırmacılar, her biri vücudun vücut yağ dokusunu düzenlemesinde ve vücudun bel / kalça oranını etkilemesinde rol oynayan birkaç genetik varyant belirlemişlerdir.

Genetikten daha fazlası var

Gıdaya verilen bireysel yanıtları araştıran dünyanın en kapsamlı çalışmasında, King’s College London (KCL; UK) ve Harvard Tıp Okulu’ndan (MA, ABD) araştırmacılar, farklı insanların farklı gıda türlerini nasıl işlediğine, hatta farklı yiyecek türlerini nasıl işlediğine dair önemli ve şaşırtıcı bir farklılık tespit ettiler. Tek yumurta ikizleri. Kısa süre önce Amerikan Beslenme Derneği yıllık konferansında (Baltimore, MD, ABD, 8-11 Haziran 2019), PREDICT I araştırması katılımcıların gıdaya yanıtı arasındaki büyük farklılığın sadece kısmen genetik faktörlerle açıklanabileceğini, her bir gıda türü için kesin miktarın değiştiğini bulmuştur.

Sonuçlar, yemek zamanı, bağırsak mikrobiyomu ve egzersizdeki farklılıkların, yiyeceğin kendisinin besinsel kompozisyonu kadar eşit derecede önemli olduğunu ve vücudun bu besinleri nasıl metabolize ettiğini daha geniş bir hikayenin sadece küçük bir parçası olarak göstermektedir.

Bu bulgular, trigliseritler, insülin ve kan şekeri de dahil olmak üzere bir dizi anahtar metabolik markerin gıdalarına verilen tepkilerin son derece bireysel olduğunu gösteriyor. Uluslararası çalışma, kontrollü veya serbestçe seçilmiş yemeklerin bir karışımına yanıt olarak 2 hafta boyunca 1100 İngiltere ve ABD yetişkinini takip etti ve kan şekerini, insülin, trigliseritleri ve diğer kan belirteçlerini yakından izledi. Çalışmaya katılanların% 60’ı özdeş ikizlerdi ve neredeyse özdeş genetik makyajlarına ve benzer ortamlarına rağmen verildikleri yiyeceklere farklı tepkiler verdiler.

Araştırmacılar, glukoza yanıt olarak gösterilen varyasyonun% 50’sinden azının genetik faktörlere, insüline yanıtın% 30’undan daha azına ve trigliseritlere yanıtın% 20’sinden daha azına bağlanabileceği sonucuna vardı. Önde gelen araştırmacı Tim Spector (KCL) “ Sonuçlarımız şaşırtıcı bir şekilde, gıda gibi temel bir girdiye verdiğimiz yanıtta hepimizin farklı olduğunu gösteriyor. Tek yumurta ikizlerinin bile böyle farklı tepkileri olduğunu görmek gerçek bir şoktu ”dedi.

 

Genlerin her şey olmadığını gösteren sonuçlarla, bu tür araştırmalar genetik profilimizi anlayarak, hem gıda hem de yaşam tarzı alışkanlıkları söz konusu olduğunda daha bilinçli seçimler yapmamıza yardımcı olur.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.biotechniques.com/dna-sequencing/can-the-key-to-the-perfect-diet-be-found-in-our-dna/

 

YAŞLANMAYI ETKİLEYEN 4 AGEOTİP BELİRLENDİ.

Bilim adamları insanların neden farklı oranlarda yaşlandığını anlamaya yaklaştı.

Senin tipin ne?

Bu soru, insanların “ageotipler” olarak adlandırılan farklı sınıflara nasıl yaşlandığını kategorize eden bilim adamları sayesinde yeni bir anlam kazandı. Araştırma ekibi, iki yıl boyunca toplanan biyolojik örneklere dayanarak 43 kişiyi yaşlanan kategorilere veya “ageotiplere” ayırdı. Örnekler arasında kan, enflamatuar maddeler, mikroplar, genetik materyal, proteinler ve metabolik süreçlerin yan ürünleri bulunmaktadır. Örnekler zaman içinde nasıl değiştiğini takip ederek, yaklaşık 600 yaşlanma belirteci belirledi, bir dokunun fonksiyonel kapasitesini tahmin eden ve esas olarak “biyolojik yaşını” tahmin eden değerler.

Şimdiye kadar, ekip dört farklı ageotip tanımladı:

  • Bağışıklık,
  • Böbrek,
  • Karaciğer,
  • Metabolik,

Bazı insanlar bir kategoriye tam olarak otururlar, ancak diğerleri biyolojik sistemlerinin yaşla nasıl ayakta kaldığına bağlı olarak dördünün de kriterlerini karşılayabilir.

Çalışma ayrıca sağlıklı katılımcılar ile insüline dirençli olan veya şekeri düzgün bir şekilde işleyemeyen katılımcılar arasındaki yaşlanma farklılıklarına da baktı. Snyder, “Sağlıklı ve insüline dirençli insanlar arasındaki yaşlanma farklılıkları daha önce hiç bakılmayan bir şey.” Dedi. “Genel olarak, yaşlandıkça insüline duyarlı ve insüline dirençli kişiler arasında önemli ölçüde farklılık gösteren yaklaşık 10 molekül olduğunu bulduk.” Bu belirteçlerin çoğu bağışıklık fonksiyonu ve iltihaplanma ile ilgiliydi dedi.

Belki de en heyecan verici ve şaşırtıcı çalışmadaki herkesin zaman içinde ageotip belirteçlerinde bir artış göstermediğidir. Bazı insanlarda yaşlanma belirteçleri azaldı. Aslında, ekip bu fenomenin, katılımcıların küçük bir alt kümesi arasında hemoglobin A1c ve böbrek fonksiyonu için bir belirteç olan kreatin de dahil olmak üzere birkaç önemli klinik molekülde meydana geldiği görüldü.

Snyder, bu alt kümede yaşlanma oranlarını yavaşlatmak için yaşam tarzı değişiklikleri yapan kişiler olduğunu söyledi. Hemoglobin A1c düzeylerinde azalma sergileyenler arasında, birçoğu kilo kaybetti ve biri diyet değişiklikleri yaptı.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak : https://www.sciencedaily.com/releases/2020/01/200113111054.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

ALÜMİNYUM MARUZİYETİ VE ÖNLEMENİN 9 YOLU

Alüminyum her yerdedir, ancak insan vücudunda aşırı miktarda arttığında, bir sağlık tehdidi haline gelebilir. Ne yazık ki, bilimsel kanıtlar, uluslararası düzenlemelerin küresel insan alüminyum maruziyetini azaltma çabalarına rağmen, çoğu insanın hala çok fazla alüminyuma maruz kaldığını göstermektedir. Peki alüminyum vücudumuza nasıl giriyor?

Alüminyumdan tamamen kaçınılması imkansızdır, çünkü bu metal gezegendeki en yaygın olanlardan biridir ve toprakta, suda, yediğimiz yiyeceklerde ve hatta soluduğumuz havada bulunabilir.

Metal maruziyeti arttığında, fazla alüminyumun bir kısmı vücutta birikir ve bu da insan sağlığı için tehlikeli olabilir.

Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi gibi birçok uluslararası düzenleyici kurum, haftada bir kilogram vücut ağırlığı için 1 miligram (2.2 lbs) tolere edilebilir haftalık alüminyum alımı belirledi. Bu nedenle, örneğin, 65 kg (143 lbs) ağırlığınız varsa, alüminyum alımınız haftada 65 mg’ı geçmemelidir.

Aşırı alüminyum alımının insan sağlığı üzerindeki etkileri konusunda çok az kanıt olmasına rağmen, çalışmalar onu aşağıdaki koşullarla ilişkilendirmiştir:

  • Nörotoksisite ,
  • Alzheimer hastalığı,
  • IBD , ancak sadece hayvan modellerinde ve in vitro çalışmalarda.
  • Meme kanseri .

Haftalık alüminyum maruziyetini önemli ölçüde azaltmanıza yardımcı olacak 9 yol

  1. Kozmetik ve Kişisel Bakım Ürünleri

Bu iki ürün kategorisi genellikle alüminyum içerdiğinden, kozmetik ürünlerinizdeki malzemelere, özellikle diş macunu ve terlemeyi önleyici maddelere bakın. Terlemeyi önleyici maddelerde alüminyum, gözeneklerinizi bloke ederek terlemenizi önleyebilecek bir ajan olarak kullanılır, ancak vücudunuza da emilebilir.Almanyada yapışan araştırmaya göre sadece ter önleyici ürünlerin kullanımı ile, haftalık alüminyum sınırı aşılabilir.

  1. Pişirme Kapları

Yiyecekleri kaplanmamış alüminyum kaplarda veya alüminyum folyoda pişirmekten ve saklamaktan kaçının, çünkü alüminyum parçacıkları yemeğinize sızabilir ve daha sonra vücudunuza gidebilir. Özellikle tuzlu ve asidik gıdalara geçiş daha hızlıdır.

  1. İçme Suyu

Bölgenizdeki suyun yüksek miktarda alüminyum içerdiğini biliyorsanız, bir tür su arıtma sistemi kullanmak etkili olacaktır.

  1. Paket Servis Kutuları

Bu kutulardan kaçınmaya çalışın ve kağıt paket kutularını tercih edin. Kağıt kutular biyolojik olarak parçalanabilir ve çevre dostudur, aynı zamanda sağlığınız için alüminyum veya plastik olanlardan daha iyidir.

  1. Süpermarketlerden alınan gıdalar

Mağazadan satın alınan ürünlerden alüminyum içermeyen ürünleri seçmek bu metale genel maruziyetinizi azaltmanıza yardımcı olacaktır.

  1. Meyve ve Sebzeler

Meyve ve sebzelerin çoğunda doğal olarak alüminyum bulunur, ancak  bu sebze ve meyvelerin yetiştirilmesi sırasında alüminyum içerenilaçlamalar kullanılabilir, bu yüzden satın aldığınız tüm meyve ve sebzeleri yemeye eklemeden veya yemeden önce iyice yıkadığınızdan emin olun. Bunun dışında ıspanak, çay yaprakları, mantar ve turp gibi bazı gıdalar diğerlerinden daha fazla alüminyum emmeye meyillidir, bu yüzden organik olanlarını satın almaya çalışın veya ılımlı olarak tüketin.

  1. Alüminyum Folyo ve Tek Kullanımlık Alüminyum Pişirme Tavaları

Isı, alüminyum parçacıklarının yiyeceklerinize sızmasına neden olacak bir başka faktördür, bu nedenle alüminyum folyo veya pişirme sırasında sıkça kullanılan tek kullanımlık alüminyum teneke kutuların kullanılması, alüminyum alımınızı arttırır.

  1. İşlenmiş Gıdalar

Alüminyum rutin olarak gıda boyamasında, kıvamlaştırıcılarda ve topaklanmayı önleyici bileşenlerde ticari olarak üretilen gıdalarda kullanılır.

  1. Konserve ve İçeceklerden alüminyum açısından Korkmaya Gerek Yok

Konserve meşrubatlardan kaçınmak için birçok neden vardır, ancak alüminyum maruziyeti bunlardan biri değildir. Konserve içeceklerdeki alüminyum miktarı üzerinde yapılan çalışmaya göre ve 12 aylık depolamadan sonra bile, içecekteki alüminyum konsantrasyonunun gıdalardan aldığımız maruziyete kıyasla ihmal edilebilir olduğu bulundu.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

KAYNAK: https://www.ba-bamail.com/content.aspx?emailid=34793

Normalin biraz üzerinde kilo sanıldığı kadar zararlı olmayabilir

İnsanların bulundukları kilonun boy ve cinsiyetlerine göre hangi aşamada olduğunu bildirmek için hesaplanan Beden (vücut) kitle indeksi kilonuzun zayıf, ideal, aşırı kilolu ve obez olup olmadığını ortaya çıkarıyor. Beden kitle indeksinizi hesaplamak için bir çok online araç mevcut.

Neredeyse kırk yılı kapsayan ve Danimarka’da 100.000’den fazla yetişkinin katıldığı bir çalışmada, ‘fazla kilolu’ vücut kitle endeksine sahip olan kişilerin; ‘sağlıklı’, ‘normalden hafif’ ve ‘obez’ kategorisinde bulunan insanlardan uzun yaşamalarının daha muhtemel olduğu bulundu. Bu sonuçlar, “fazla kilolu” teriminin aslında ne anlama geldiğini yeniden düşünmemiz gerekebileceğini öne sürüyor.

Kopenhag Üniversitesi Hastanesi’nde klinik biyokimyacı olan Borge Nordestgaard’ın önderliğinde yürütülen bu çalışmada, Danimarka’da yaşayan ve birbirinden yaklaşık 15 yıl arayla üç grup halinde kayda alınan 100.000’den fazla yetişkinin tıbbi verileri çözümlenmiş. Araştırmacılar, (1976’dan 2013’e kadar) yaklaşık kırk yıl süren bu analiz esnasında, en düşük ölüm tehlikesiyle ilişkili olan VKİ’nin, 23.7’den 27’ye çıktığını bulmuşlar.

Eğer VKİ’niz, 18.5 ile 24.9 arasındaysa; normal veya ‘sağlıklı’ olarak düşünülüyorsunuz. VKİ’niz 25 ile 29.9 arasındaysa, ‘fazla kilolu’ olduğunuz düşünülüyor. 30 veya daha yüksek bir VKİ, ‘obez’ şeklinde sınıflandırılıyor.

Çalışmada ayrıca, ‘obez’ kategorisinde olan kişilerin ölüm tehlikesinin, ‘normal’ aralıkta olanlarla aynı olduğu bulunmuş; yaş, cinsiyet, ailedeki hastalık geçmişi, sosyo ekonomik durum ve sigara içme durumu gibi etmenler hesaba katıldığı zaman bile sonuç değişmemiş.

Bu durum; en uzun ömür süresiyle ilişkilendirilen kilo kategorisinin, son 40 yılda açık bir şekilde ‘normal’den ‘fazla kilolu’ tarafa gittiğini ortaya koyuyor. Ayrıca, ya ‘normal’ kilo sınıflandırmasının yanlış olduğunu; ya da kilomuz ile genel sağlığımız arasındaki bağlantının, sandığımızdan çok daha karmaşık olduğunu akla getiriyor.

Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde çalışan ve bu çalışmada yer almayan doktor Rexford Ahima, 2016 yılında Science News sitesine şöyle söylüyor: “Bir rakam olarak VKİ, sağlığın ve ölüm tehlikesinin tahmin edilmesi bakımından tek başına yeterli olmayabilir. Bunun bağlam içinde değerlendirilmesi gerekiyor.”

Açıkçası, vücut kitle endeksi kusurlu gibi görünüyor.

Çalışmanın bazı kısıtlamaları bulunuyor. Analiz edilen bu 100.000 kişinin, Kopenhag nüfusunu iyi biçimde temsil ettiği düşünülse de; bu kişiler çoğunlukla beyaz insanlardan oluşuyor. Bu yüzden bu sonuçların, başka geçmişi olan insanlar için ne anlama gelebileceği söylenemiyor.

“Örneğin, Asyalıların önemli bir kısmında; bu kişiler fazla kilolu olmaya yönelik mevcut bitiş noktasından daha düşük VKİ’lere sahip olmasına rağmen, tip 2 diyabet ve kalp hastalığı gelişebiliyor” diye belirtiyor Landhuis.

Fakat, yapılan bir miktar çalışmada öne sürülen şeylere katılıyor; bir kişinin ne kadar uzun yaşadığı, vücudundaki kilo ve santimetre oranından çok daha karmaşık bir şey.

Landhuis şöyle açıklıyor:

“Tip 2 diyabet hastaları üzerinde yapılan bir çalışmada; teşhis konulduğu sırada normal kiloda olanlar, fazla kilolu veya obez olan kişilere göre daha yüksek ölüm tehlikesi taşıyormuş. Ayrıca 2013 yılında 97 çalışma üzerinde yapılan bir meta analizde, fazla kilolu olmanın, normal bir VKİ’ye sahip olunmasına göre daha düşük ölüm tehlikesiyle ilişkili olduğu bulunmuş. Aynı araştırmacılar, 2005 yılında yaptıkları bir çalışmada da benzer şeyler bulmuşlar.”

Bunun gibi daha çok çalışma yayınlandıkça, önümüzdeki yıllarda sağlığa yönelik daha kişisel bir yaklaşım sergilenmesi ve bu sayede birey için en iyi olan şey söz konusu olduğunda, hatalı şeylere odaklanılmaması ümit ediliyor.

Sonuçlar JAMA bülteninde yayınlandı.

Uyarmak gerekir ki buradaki araştırma sonuçları henüz fazla kilonun daha sağlıklı olmak anlamına geldiğinin net bir kanıtı değil. Ayrıca bu durum sağlıksız- dengesiz bir beslenmeye geçiş yapmanızı, yada diyetinizi değiştirmenizi gerektirmiyor.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://hekimcebakis.org/haber/saglikli-beslenme/yapilan-dev-bir-calismaya-gore-fazla-kilo-aslinda-en-saglikli-kilo-olabilir/

https://popsci.com.tr/yapilan-dev-bir-calismaya-gore-fazla-kilo-aslinda-en-saglikli-kilo-olabilir/

 

LİTYUM KULLANIMINDA DİKKAT EDİLECEK NOKTALAR

LİTYUM İLACI NE İŞE YARAR?

Lityum tuzu, Bipolar afektif bozukluk tedavisinde kullanılan duygudurum düzenleyicidir. Lityum tedavisi bipolar bozukluğu bulunan hastalarda manik ve depresif arakların sıklığını, şiddetini ve süresini azaltmanın etkili bir yoludur.

TEDAVİYE BAŞLAMADAN ÖNCE ;

  • Böbrek fonksiyonları, (üre ve kreatinin kan seviyesi)
  • Karaciğer enzimleri, (ast,alt ve ggt kan seviyesi)
  • Tiroid Fonksiyonları ,(TSH, FT3, FT4)
  • Kadın hastalar için hamilelik olup olmadığı mutlaka değerlendirilmelidir. (lityum hamilelikte ve emzirme döneminde riskli olan ilaçlar listesindedir. )

DOZ VE TEDAVİ SÜRESİ

Doz ve tedavi süresi mutlaka hekim tarafından, hastanın muayene ve laboratuvar tetkiklerinin sonuçlarına göre, hastaya özgü planlanmalıdır.

  • İlacın başlama dozu, tedavi dozu, ve ilacın kesilme dozu farklıdır.
  • Çocuklar ve ergenlik dönemindeki çocuklar için altı aydan uzun süreli tedavi tavsiye edilmemektedir.
  • Yaşlılık lityuma cevabı etkilemez. Ancak başlangıç dozu düşük planlanmalı ve hasta iyi izlenmelidir.

İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ

  • Lityum antipsikotik ilaçlarla birlikte dikkatli kullanılmalıdır. Fenitoin ve karbamazepinle birlikte lityum kullanımı önemli etkileşimler doğurabilir
  • Lityum bazı epilepsi ilaçları ile beraber kullanılabilir.
  • Lityum antidepresanlar ile kullanılırken, SSRI grubu antidepresanların tedaviye eklenmesi durumunda, serotonin sendromu göz önünde bulundurulmalıdır.
  • Lityum ACE inhibitörleri ile kullanıldığında, lityum zehirlenmesine neden olabilir.
  • Lityum antiinflamatuvar ile kullanıldığında, (indometasin, fenilbutazon, diklofenak, ketoprofen, oksifenbuzaton, ibuprofen, proksikam, naproksen vb.) kandaki lityum düzeyini tehlikeli şekilde arttırır.
  • Lityum idrar söktürücü adı ile bilinen diüretik ilaçlarla kullanıldığında, bazı diüretikler kandaki lityum düzeyini tehlikeli bir şekilde arttırabilir.
  • Amiodaron ve benzeri bir kalp ritm bozukluğuna dönük ritim ilacı kullanıyorsanız lütfen doktorunuza bildiriniz.
  • Asprinin lityum ile kullanımı sinir sisteminde istenmeyen etkilere neden olabilir.

DİĞER ETKİLEŞİMLER;

  • İlaç olmayan fakat geniş ölçüde kullanılan ve internet üzerinden de satışı olan bitkisel ürünler, her tür zehirlenme için olduğu kadar lityum zehirlenmesi için de risk taşırlar. Bunların pek çoğu içerisinde 100 mg civarında lityum orotat bulunmaktadır.

YAN ETKİLER

Hastaların %20’den daha azında hiçbir yan etki görülmez.

  • Tremor(titreme),
  • Tiroid reaksiyonları (hipertiroidi, hipotiroidi) kadınlarda daha sık görülmektedir.
  • Kardiyovaskuler reaksiyonlar
  • Cilt sorunları (sivilce, cilt döküntüleri vb)
  • Kilo alma,
  • Kiloya bağlı kalp damar hastalıkları, tip 2 diyabet gelişme riski,
  • İştah kaybı,
  • Bulantı, kusma,
  • İshal,
  • Kanda beyaz küre sayısında artış (bazı kanser türlerinin tedavisinde etkinliği araştırılmaktadır)
  • Sık idrara çıkma,
  • Susuzluk,
  • İdrar miktarında artma,
  • Böbrek yetmezliği,
  • Karaciğer fonksiyonlarında bozulma,
  • Uyku hali,
  • Kas güçsüzlüğü,
  • Saç dökülmesi.

LİTYUM ZEHİRLENMESİ

Ani yada yavaş ilerleyen türlerde görülebilen lityum zehirlenmeleri (Lityum intoksikasyonları) sadece yetişkinlerde değil, yanlışlıkla alım sonucu küçük çocuklarda da görülebilmektedir.

  • Yanlışlıkla veya kasıtlı yüksek doz alınması,
  • Uzun süreli kullanım,
  • Tedavide, takibin yapılamaması,
  • Lityum atılımını bozan ilaç veya durumlar( idrar söktürücüler, yüksek ateş, su kısıtlaması, kontrol edilemeyen ishal, kusma gibi sıvı elektrolit dengesizlikleri, vb)
  • Lityum atılımını bozan kronik veya nörolojik hastalıklar. (özellikle yaşlı hastalarda)
  • Kalp cerrahisi gibi büyük operasyonların öncesinde kesilmediği olgularda,

BELİRTİLER

Zehirlenmenin ilk belirtileri;

  • İştahsızlık, ağız kuruluğu, ağızda metalik tat, bulantı, kusma, ishal.
  • Tremor, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, peltek konuşma, yürüme, oturma gibi istemli hareketlerde bozulma, denge bozukluğu, göz bebeklerinin farklı büyüklüklerde olması, bakış kısıtlılıkları, görme bozuklukları kas güçsüzlüğü, bellek ve bilişsel işlevlerde bozulma, epileptik nöbet görülebilir. Her türden nörolojik bulgu değerlidir. Bazen günlük baş ağrıları veya depresif atağı taklit eden bulgular görülebilir.
  • Ritim bozuklukları ve EKG değişiklikleri .
  • Kandaki lityum seviyesinin yüksek çıkması bulgularla beraber değerlendirildiğinde tanıyı doğrular.

TEDAVİ

Lityum zehirlenmesinin tedavisi, zehirlenmenin nedenine, şiddetine ve lityumun böbreklerden atılım hızına bağlı olarak seçilir. Her durumda lityum alımının kesilmesinin ardından sıvı elektrolit dengesinin düzenlenmesi ve destekleyici tedavi atılması gereken ilk zorunlu adımdır. Bunun için öncelikle yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Hemodiyaliz uygulanabilir. Bulgulara yönelik ek tedaviler uygulanır. Bunlara hekimleriniz karar vermelidir.

LİTYUM ZEHİRLENMESİNDEN KORUNMA VE LİTYUM KULLANIRKEN DİKKAT EDİLECEK UNSURLAR

Her ilaçla olabileceği gibi, lityum kullanıldığı sürece bu ilaca bağlı zehirlenmeler ortaya çıkacaktır. Bu durum, bipolar bozukluğun tedavisinde 60 yılını başarıyla tamamlayan lityumun yararlı olduğu gerçeğinin önüne geçmemelidir. Risk etkenlerinin ve nedenlerinin iyi bilinmesi ve koruyucu önlemlerin alınması ile bu tablonun ortaya çıkma sıklığı azalacak, ortaya çıktığında hızla tanınması tedavisini kolaylaştıracak, etkin ve hızlı tedaviler sekel olasılığını ortadan kaldıracaktır.

  • Lityum kullanımına başlamadan önce ve tedaviniz sırasında düzenli aralıklarla doktorunuzun önerdiği laboratuvar tetkiklerini yaptırın. (karaciğer ve böbrek fonksiyonları, tiroid fonksiyonları, ilaç kan düzeyi ölçümü, diyabete yönelik tetkikler, kolesterol değerleri vb. )
  • Tedaviniz sırasında takiplerinizi atlamayın. Doktor ile randevularınızı ihmal etmeyin .
  • Kendi başınıza ilaç dozlarınızı değiştirmeyin.
  • İlaca yönelik fark ettiğiniz yan etkilerin her birini önemseyin ve doktorunuza mutlaka bildirin. Bu yan etkilerin her biri değerlidir. Doktorunuz yan etkilerin kontrolünü sağlayacak bilgi ve destek tedaviler önerebilir. Ciddi komplikasyonların önlenmesini sağlar.
  • Zehirlenmeye yönelik bulgu ve risk etmenlerini öğrenin. Acil durumlar için yakınlarınızın bu bulgular hakkında bilgi sahibi olmasını sağlayın.
  • Tedaviniz sırasında doktorunuzun bilgisi dışında kilo kontrolü, yan etkileri gidermeye veya başka nedenlere yönelik bitkisel ilaç veya takviye kullanmayın.
  • Gelişen yeni hastalıklara yönelik (gribe yönelik ilaçlar, ateş düşürücüler, ağrı kesiciler, yüksek tansiyona yönelik ilaçlar, diyabet ilaçları vb.) ilaçları doktorunuza danışmadan kullanmayın.
  • Daha önce lityum zehirlenmesi yaşadıysanız bunu doktorunuzla paylaşın.
  • Kafein ve alkolden mümkün olduğunca uzak durun. Bol sıvı tüketin. (kafeinli içecekler el titremesi veya idrar çıkışını etkileyebilir. )
  • Var olan kronik hastalıklarınıza yönelik doktorunuzun istemi dışında bilinçsizce tuz kısıtlaması yapmayın.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

İLİK NAKLİ YAPILAN BİR HASTANIN DNA’SININ DONÖRÜN DNA’SI İLE DEĞİŞTİĞİ BELİRLENDİ

 

Nevada eyaletinde Washoe County Şerifi bürosunda görevli Chris Long dört yıl önce Alman bir donörün bağışladı kemik iliğinin vücuduna transfer edilmesi ile sağlığına kavuştu.

Ancak Long’un adli tıp bölümünde çalışan mesai arkadaşları ilik naklinin Long’un DNA’sını nasıl etkileyeceğini merak ettikleri için düzenli testlerde takip etmek istedi. Adli tıp uzmanları nakil sonrası Long’un DNA yapısında değişiklikler olmasını bekliyordu. İlik naklinin amacı zaten Long’un kanının donörün kanıyla değiştirilmesiydi, bu da doğal olarak kanın genetik yapısını değiştirecekti. Ameliyattan sonra dört ay içerisinde Long’un kanı tamamen değişmişti. Fakat uzmanlar değişimin bu denli olacağını hiç tahmin etmemişti.

Long’un sadece kanında değil dudak ve yanak içinden alınan DNA örneklerinde kendisinin yansıra Alman donörün DNA’sı da tespit edildi. 

SPERMDEKİ DNA’NIN TAMAMININ DONÖRE AİT OLDUĞU BELİRLENDİ

Long’un spermlerindeki DNA artık kendisine değil donörüne aitti. Long’un sadece saç ve göğüs kıllarındaki DNA hiç değişmemiş bir şekilde kaldı.

DNA KESİN KANIT OLARAK KABUL EDİLDİĞİNDEN BU KEŞİF ADLİ TIPÇILAR İÇİN ENDİŞEYE NEDEN OLDU

Her yıl kan kanseri ya da lösemi, lenfoma ya da orak hücreli anemi gibi diğer kan hastalığı olan on binlerce kişi kemik iliği nakli oluyor. Washoe County Şerif ofisindeki adli tıpçıların merak sonucu tespit ettikleri bu durum suçluların tespiti konusunda neredeyse şüphesiz bir delil olarak kabul edilen DNA testlerinin sorgulanmasına neden oldu. Normalde olay yeri inceleme ekiplerinin bir suç mahallini araştırması sonucu bulunan DNA örneklerinin tamamen kurban ve saldırgana özgü oldukları varsayılır.

Euronews’in aktardığına göre, bu sonuçlar kemik iliği nakli olan birisinin suç işlemesi durumunda olay yerinde bırakacağı DNA örneğinin tamamen başka bir kişiye ait olabileceğini ortaya koyuyor.

ÖRNEK BİR SUÇ VAKASI DA YAŞANMIŞ

Adli tıp uzmanı Brittner Chilton, bunun bir örneğinin 2004 yılında Alaska’da yaşandığını belirtiyor. Bir saldırı soruşturmasında dedektifler DNA veritabanından bir kimliğe ulaşmalarına rağmen bir sorun vardI. Çünkü kimliği çıkan kişi saldırı sırasında hapiste bulunuyordu. Sonra bu kişinin kemik iliği nakli olduğu tespit edildi. Sonrasında donör olan kardeşi suçlu bulundu.

SPERM DNA’SI DEĞİŞİYORSA,  LONG’UN ÇOCUĞU ALMAN DONÖRÜN DNA’SINI MI TAŞIYACAK ?

Bu aşamada bunu cevabını bilmek pek mümkün görünmüyor çünkü Long ikinci çocuğu olduktan sonra vazektomi yaptırmış. Uzmanlar bunun pek mümkün olmadığını söylüyor ve normalde kemik iliği nakillerinde sperm DNA’sının değişmemesi gerektiğini belirtse de açık bir kapı bırakıyor.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

Kaynak: https://www.dailymail.co.uk/news/article-7769433/Nevada-mans-DNA-changes-bone-marrow-transplant-replaced-German-donor.html

https://hekimcebakis.org/haber/bilim-icin-hayret-adli-tipcilar-icin-endise-verici-kesif/

Sosyolog ve Psikiyatri Uzmanı Dr. Sedat İrgil: Belirsizlik kaygıyı artırıyor

Yazar Haberci Gazetesi  15 Nisan 2020 ÖZEL HABER – Sosyolog ve Psikiyatri Uzmanı Dr. Sedat İrgil, korona …

Covid toplumu nasıl etkileyecek?

HABERCİ GAZETESİ 10 NİSAN 2020 Balıkesir Psikiyatri Derneği Başkanı Psikiyatri Uzmanı Sedat İrgil, Covid-19 hastalığında …

ONLİNE TERAPİ NEDİR ? NASIL OLMALIDIR ?

Online terapi, çeşitli engeller nedeni ile psikiyatri uzmanları veya psikologlar ile  bire bir görüşme imkanı …