Kategori: Hasta ve Yakını

HAMİLELİK- EMZİRME VE ANTİDEPRESAN KULLANIMI (Bölüm3)

Hamilelerde ve emziren annelerde depresyon yaygın bir sorundur. Gebelikte ve emzirme döneminde annede oluşan hormonal değişimler ve gebelik öncesinde var olan psikiyatrik bozukluklar doğum sonu depresyonun en sık nedenleri arasında gösterilmektedir. Depresyon ilaçları, anne karnındaki bebekte bazı sorunlara yol açabilir. Ancak çoğu zaman; tedavi edilmeyen depresyonun hem annenin hem de bebeğin üzerindeki olumsuz etkileri ilacın olası yan etkilerinden çok daha fazladır. Bu gibi durumlarda ilaç kullanımı zorunlu hale gelebilir. Hekimler hamile ve emziren annelerde antidepresan kullanımına karar verirken kişinin sağlık durumunu, gebelik sürecinde var olan veya ön görülen sorunları-riskleri de göz önüne alarak kar- zarar hesabı yapar.

Uzmanlar antidepresanların risklerini değerlendirmede farklılık gösterebilirler. Gebelikte yüksek dozda paroksetin kullanımı hakkındaki veriler endişe vericidir, kullanılmamalıdır. Bu nedenle, ilaç kullanırken, korunma önlemlerine dikkat edilmelidir.

Antidepresan kullanımına karar verildiğinde gebelik ve doğum sonrası bebeğin sağlığı ( doğum sonu beslenme, nörolojik durum vb) izlenmelidir. Yapılan çalışmalar doğum sonrası SSRI kullanımının gebelikte kullanıma göre daha güvenli olduğunu göstermektedir.

Gebelik planlayan bireyler de ilaç kullanımına başlamadan önce hekimlerini bilgilendirmelidir.

ETKİLEŞİMLER

  • Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.
  • SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.
  • Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz.
  • Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.
  • Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin.
  • Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.
  • Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.
  • Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.
  • Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  • Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.
  • Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.
  • Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.
  • Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

YAŞLILARDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI (Bölüm2)

YAŞLILARDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta, hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

  • Yaşlı bireylerin kullanmış olduğu ilaçların listesi dozları ve isimleri tam ve doğru olarak hekime bildirilmelidir. Özellikle idrar söktürücü (lasix, desal), kan pıhtılaşmasını önleyici (coumadin), kalp ritmini düzenleyici (rytmonorm, isoptin) kalp yetmezliği (digoksin) ve yüksek tansiyonu önlemeye yönelik ilaçlar (beloc, micardis) kullanıyorsanız doktorunuza söyleyiniz. Bu tür ilaçlarla bazı psikiyatrik ilaçların etkileşme riski çok yüksektir.
  • Var olan tüm hastalıklar, diğer tüm hastalarda olduğu gibi eksiksiz şekilde hekime bildirilmelidir. Özellikle kalp yetmezliği, kalp ritminde bozukluk, yakın zamanda kalp krizi geçirme öyküsü, yüksek tansiyon, akciğer hastalıkları (sigaraya bağlı gelişmiş olan solunum yetmezliği, astım gibi),guatr ve diğer tiroid hastalıkları, son zamanlarda sık düşme öyküsü, bu düşmeler sırasında başınızı çarpma ve bilinç kaybı olması, felç geçirme öyküsü, göz tansiyonu, idrar yapmada tutukluk, prostat büyümesi, şeker hastalığı, yüksek kolesterol düzeyleri doktorunuza mutlaka söylemeniz gereken durumlar arasındadır.
  • Sadece yaşlı hastalar değil, tüm hastalar son yapılan tetkiklerini hekime bildirmelidir. (EKG, akciğer grafileri, EEG,BT,MR, kan tetkikleri vb)
  • Kabızlık için kullanılan ilaç ve bitkisel çözümler mutlaka hekime danışılarak kullanılmalıdır.
  • Akraba, komşu veya tanıdıkların önerisi ile ilaç kullanmayınız. Başka birisinin çok faydalandığı bir ilaç size uygun olmayabilir ve ciddi yan etkiler ve ilaç etkileşmeleri nedeniyle zarar görebilirsiniz. Doktorunuza danışmadan aktarlardan alacağınız bitki çayları, şifalı bitkiler vb maddeleri veya vitamin tabletleri vb takviyeleri kullanmayınız.
  • İlacı kullanımı sırasında zorluk yaşıyorsanız (tableti yutamama, tableti bölmede zorluk, ilacı sık sık unutma vb) doktorunuza iletiniz.
  • İlaçlarınızı doktorunuzun bilgisi olmadan kesmeyiniz. Bir psikiyatrik ilaç kullanıyor iken, yeni bir sağlık sorunu gelişirse, ilaçlarınız değiştirilir, yeni ilaç eklenir veya kullanmakta olduğunuz ilaç kesilirse mutlaka doktorunuza haber veriniz.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

Oğlunun Hazırladığı Diyetle, Hafızasını Geri Kazandı

Manchester Evening News’in raporuna göre ; Üç yıl önce Mark Hatzer, 82 yaşındaki annesi Sylvia’nın demans belirtileri göstermeye başladığını farketti, Sylvia’nın hastalığı oğlunu tanıyamayacak kadar ilerledi ve hastaneye kaldırıldı. 82 yaşındaki annesi demans belirtileri göstermeye başlayınca 1987 yılında kaybettiği babası gibi annesini de kaybedeceğini düşünerek demansla mücadele edebilmesi için annesine özel bir diyet uygulamaya başladı. Yaptığı detaylı araştırma sonucunda Mark, Akdeniz ve çevresindeki ülkelerde demansın daha az görüldüğünü farketti. Annesine Akdeniz ve çevresindeki ülkedeki insanların yediği yiyeceklerle bir diyet hazırladı.

“Bu bölgede balık tüketildiğini herkes bilir. Öte yandan yabanmersini, çilek, fındık ve ceviz de en çok tüketilenlerden. Bunların beyne iyi geldiğini düşündüm”

Sylia brokoli,çilek,fındık,balık, yulaf, tatlı patates, yeşil çay ve siyah çikolata tüketmeye başladı, bir anda olmasa da diyetine sadık kalmasının üstünden aylar geçtikten sonra hafızası güçlenmeye başladı. Anne ve oğul birlikte bilişsel egzersizler, sosyal gruplarda insanlarla buluşmak ve pedal çevirme aleti ile egzersizler yaptı.

“Elbette bir gecede olmadı. Aylar sonra sonucu ancak görebildik. Doğum günlerini hatırlamaya ve eskisi gibi davranmaya başladı. Daha fazla tetikteydi ve daha fazla ilgiliydi. İnsanlar teşhis koyulduktan sonra hayatlarının bittiğini düşünüyorlar. İyi ve kötü günleriniz olacak ama hayatınız sona ermeyecek”

Britanya Alzheimer Derneği, Sylvia’nın beslenme sonucu gösterdiği ilerlemeden oldukça fazla söz etti. Alzheimer’s Society’deki önde gelen araştırmacılardan Doktor Doug Brown, diyetin demansa yakalanma veya belirtilerini azaltma riskini ne kadar etkilediği hakkında net bir yorum yapabilmek adına hala sürmekte olan bilimsel araştırmaların sonuçlarını beklediklerini söyledi. Kraliçe Elizabeth, Mark’ın ve Sylvia’nın yaptığından o kadar etkilendi ki onları konuk etti.

Haberin içeriğine ; https://www.manchestereveningnews.co.uk/news/greater-manchester-news/mums-dementia-bad-kept-hospital-14557468?_ga=2.256075403.1241475330.1569589995-431636406.1569589995   linkten ulaşabilirsiniz.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize başvurunuz.

İnme Sonrası Demans Tahmin Edilebiliyor.

İnme tüm dünyada yaşlı nüfus için önemli sağlık sorunlarından. İnmeden sonra yaşamını sürdürebilen hastaların büyük bir kısmında, kişinin sosyal ve mesleki işlevlerini ve aile yaşamını ciddi biçimde etkileyen kalıntı fiziksel ve bilişsel yeti yıkımı ve davranışsal değişimler gözlenir. İnme sonrası demans kişinin çevresine bağımlı olmasına neden olan ve yaşamını kökten etkileyen en önemli komplikasyonlardan biridir.

İSD, inme öncesi demansı olmayan fakat inme sonrası demans tablosu geliştiren hastaları tanımlayan bir terimdir. İSD, nedeni ne olursa olsun (vasküler, dejeneratif, karışık) inme sonrası gelişen tüm demans olgularını içerir. İnme geçiren hastalarda demans sıklığının ortalama 4-12 kata kadar arttığı, ortalama İSD yaygınlığının %30 civarında olduğu bildirilmektedir.

Amerikan İnme Derneği’nin bir dergisi Stroke’da yayınlanan yeni araştırmaya göre, inme ile ilişkili, küçük damar hastalığı olan  hastalarda gelişmiş Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) beyin taraması analizi, düşünce, hafıza ve hatta bunama sorunlarının tahmin edilmesine yardımcı oldu.

Bu çalışma, inme ile ilgili düşünme problemlerini ve demansı öngörmede difüzyon tensör görüntüleme (DTI) kullanarak yeni bir MR analiz tekniğinin doğruluğunu test etti.

Çalışma, beyindeki derin kan damarlarını tıkayan bir inme türü olan iskemik inmenin neden olduğu küçük damar hastalığı olan 99 hastayı içeriyordu. Kadınların üçte birinden biraz fazlası kadın, ortalama yaş 68 ve çoğu Kafkasyalıydı. Tüm katılımcılar, 2007’den 2015’e kadar Londra’da St George Biliş ve İnme Nöro Görüntüleme (SCANS) çalışmasına dahil edildi.

Katılımcılar üç yıl boyunca her yıl MRI taramalarını ve beş yıl boyunca her yıl çeşitli bilişsel testlerden geçti.

Araştırmacılar on sekiz katılımcının, çalışma sırasında yaklaşık üç yıl ve dört ay ortalama bir süre içinde hastaların demans geçirdiğini, gelişmiş MRG analizinin, beş yıllık bir sürede kimlerde demans gelişip gidemeyeceğini oldukça kesin ve hassas bir işaretçisi olduğunu belirtti.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize başvurunuz.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/09/190912080004.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Demansın unutulmuş semptomu APATİ

Apati, demansın en yaygın nöropsikiyatrik belirtisidir. Alzheimer hastalarında herhangi bir dönemde davranış bozukluğu görülme oranı %80’dir. Yaygın olmasına rağmen, bakım evi gibi ortamlarda saldırganlık gibi semptomlardan daha az rahatsız edici olduğu için apati genellikle göz ardı edilir. Apati çevreye karşı normal olmayan boyutlarda duyulan ilgisizlik, duygusuzluk, kayıtsızlık olarak tanımlanabilir. Demans ile yaşayan insanların ve ailelerinin yaşam kalitesi üzerinde büyük bir etkisi vardır.

Exeter Üniversitesi’nin öncülüğünde ve LA’da Alzheimer Birliği Uluslararası Konferansında sunulan araştırma Alzheimer hastalığı olan 4.320 kişinin analizine dayanmaktadır. Raştırma sonuçlarına göre, çalışmanın başlangıcında başvuran hastaların  % 45’inde apati bulguları görülmekteyken,  zaman içerisinde bu kişilerin % 20’sinde apati bulguları kalıcı hale geldi. Bu kişilerde depresyon bulgularından bağımsız, bir demans semptomu olarak görülen apati, kendine özgü klinik ve biyolojik bir profile sahipti. Londra’daki Exeter Üniversitesi ve King’s College’dan Dr. Miguel de Silva Vasconcelos’a göre; “insanların çeşitli faaliyetlerden çekilmeleri sonucu bilişsel gerileme hızlanabilir. Ölüm oranlarına bakıldığında ise apati bulguları olan demans hastalarında risk daha fazladır. Apati demansın unutulmuş bir belirtisidir, ancak bunun yıkıcı sonuçları olabilir. Araştırmamız demans hastalarında apati bulgularının ne kadar yaygın olduğunu göstermektedir. Araştırmanın sonuçları doğrultusunda daha etkili ve yeni tedavi yaklaşımları geliştirilebilir. Kişisel bakım ve sosyal etkileşimi arttırmaya yönelik çalışmalar ile gerçek bir fark yaratabiliriz.”

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/07/190717105335.htm?utm_source=feedburner&utm_medium=email&utm_campaign=Feed%3A+sciencedaily%2Fhealth_medicine%2Fhealthy_aging+%28Healthy+Aging+News+–+ScienceDaily%29

Röntgen ile kanser riski arasındaki bağ tespit edildi

MedicalXpress sitesinde yer alan habere göre;

İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma sonucunda güvenli radyasyon seviyelerinin, yüksek kanser riski ile ilişkili P53 gen mutasyonlarına sahip hücrelerin sayısını artırdığı belirlendi. Bugüne kadar güvenli olduğu düşünülen bilgisayarlı tomografinin 3 seansına eşdeğer küçük radyasyon dozlarının bile P53 gen mutasyonlarına sahip hücrelerin sayısını arttırdığını bildiren araştırmacılar, röntgen öncesi içilen antioksidanların, sağlıklı hücrelere, P53 geni “bozuk” hücrelere karşı başarıyla mücadele etmeye yardımcı olduğunu iletti. Ancak bu terapinin, sağlıklı hücrelere zarar verebileceği ve hatalı hücrelerin çoğalmasına katkıda bulunabileceğine inanılıyor.

Cambridge Üniversitesi Profesörü Phil Jones, bilgisayarlı tomografi ve röntgen risklerinin tam araştırılmadığını, söz konusu çalışmanın düşük doz radyasyonun etkilerini ve taşıyabileceği riskleri daha iyi anlamaya yardımcı olduğunu söyledi.

Tüm insanların vücudunda kansere dönüşebilen mutant hücreler var. P53 de bu mutasyonlardan biri. Sayıları yaşla birlikte artar, ama aralarında çok azı kanser hücrelerine dönüşüyor.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

 

İşlenmiş Et ve Bipolar Bozuklukta Manik Atak Arasındaki İlişki

Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki bilim insanlarının yapmış olduğu araştırmaya göre işlenmiş et tüketimi, bipolar bozukluğu olan hastalarda manik atak riskini arttırmaktadır.

Bulgular, mevcut mani ile nitratlı kurutulmuş sığır eti yeme öyküsü arasında güçlü ve bağımsız bir bağlantı olduğunu göstermektedir.Bu ilişki diğer diğer et veya balık ürünlerinde gözlemlenmemiş, işlenmiş etin manik nöbetleri tetikleyici özelliği olduğu bildirilmiştir.

İşlenmiş et tüketen bireylerin manik nöbetler nedeni ile hastaneye başvurma oranları üç buçuk kat daha fazla bulunmuştur. Uzmanlar, et koruyucuları olarak kullanılan nitratın, onları yiyen insanların beyinlerini ve bağırsak bakterilerini etkileyebileceğini,ayrıca, nitrik oksitin, bipolar bozukluğu olan kişilerin kanında daha yüksek seviyelerde bulunduğunu ortaya koymuştur.

Bu araştırmanın sonucuna göre Johns Hopkins Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden çalışmanın yazarı Dr. Robert Yolken, “bipolar bozukluğu olan veya maniye karşı savunmasız olan insanlarda manik atak riskini azaltmaya yönelik bir diyet düzenlemesinin yapılabileceği” açıklamasında bulunmuştur.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com

Bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Psikiyatri Hastaları ve Oruç İlişkisi

 

Psikiyatri Hastaları ve Oruç İlişkisi

Sayılı günler kala, evlerde Ramazan telaşı şimdiden başladı.Belirli hastalıklardan muzdarip, düzenli ilaç kullanması gereken kişilerin oruç tutup tutamayacağı veya hangi şartlarda oruç tutabileceği ise, yine her yıl tartışılan konulardan biri… Aslında bu konunun cevabının temelindeki mantık şu: Hastanın fiziksel ve zihinsel bütünlüğünü kaybetmemesi, sağlığını olumsuz yönde etkileyecek veya yaşamını tehdit edecek duruma düşmemesi gerektiği…
Aslında temel sorun açlık değil. İnsan fizyolojisi kısa süreli açlıklara çok iyi dayanabilir. Ancak aşırı sıcak aylarda uzun saatler  susuz kalmak, artan terleme ve sıvı kaybı ile birlikte tüm bedensel yapıyı şiddetle ve olumsuz etkilemekte. Özellikle yaşlılar ve bazı metabolik hastalıkları olanlar ile lityum gibi tuzları kullanan hastalarda bu konu hayati önem taşıyabilir.
Peki konuyla ilgili olarak, psikiyatri hastaları özelinde neleri göz önünde bulundurmak gerekir?

Eski adıyla manik-depresif, yeni adıyla bipolar bozuklukhastalarının tedavilerinde kullanılan lityum tuzu, beraberinde bol su tüketimi gerektirir. Hastaların bu ilacı kullanmama seçeneği yoktur zira ilacın kullanılmaması hastalığın mani veya depresyon nöbetlerini tetikler. Bu ilacı kullanıp sıvı alımını sınırlandırmak ise böbreklere ciddi hasar verebilir. Bunu anlamanın yolu kan kreatinin düzeyini tespit etmektir. Neredeyse her yerde yapılabilen bu tahlil çok iyi bir yol gösterici olabilir. Sadece böbrek sorunları değil lityumun kandaki oranının yükselmesi de yine ciddi zehirlenmelere neden olabilir. Yeşil renkte görmeyle başlayan bu zehirlenmelerin ölümcül olabileceğini hatırlatmakta fayda var.
Bipolar bozukluk hastaları için oruç tutmanın olası olumsuz etkilerinden biri de uyku konusunda olacaktır. Sahura kalkmak, yemek yiyip yatmak, sabah tekrar uyanmak demek, düzensiz uyku demektir ve bu, söz konusu hasta grubu için kaçınılması gereken bir durumdur. Bipolar bozuklukta duygudurumun kontrol altında tutulması ve sabit bir duygusal çizginin yakalanması için düzenli ilaç kullanımının yanı sıra düzenli uyku da şarttır. Uykusuzluğun manik dönemi tetiklediği, bu hastalığın mizacına dair uzun zamandır bilinen bir gerçek. Hastaların bunu muhakkak göz önünde bulundurması gerek.

Halk arasında “sara” olarak bilinen epilepsi hastalığında da ilaçların düzenli kullanımı ‘hayatî’ derecede önemlidir. İlaçların etkileşimini sadece “ilacı içmiş olmak” sağlamaz. Vücuttaki sıvı kayıpları ve uzun açlık süreleri kan değerlerini (sodyum, potasyum ve kalsiyum gibi elektrolitler, vitamin ve mineral düzeyleri gibi) değiştirip nöbetleri tetikleyebilir. Çünkü bu tarz ilaçların işleyişi, etken maddelerin kanda belirli bir düzeyde bulunmasına dayalıdır. 16 saat boyunca aç ve susuz kalmak, kan şekerinin düşmesi ve sıvı kaybının artması ile ilaç-kan dengesi büyük oranda bozulacaktır. Kan şekerinin 60 ve altına düşmesi, sağlıklı kişilerde bile  tek başına epilepsi nöbeti riski yaratır.

Demans hastalarının da oruç tutmaları hastalığın etkilerini olumsuz yönde arttırabilir. Hastalığın ileri seviyelerinde zaten kişinin bilişsel işlevleri zayıflamıştır. Ancak, hastalığın ilk aşamalarında da hastalığın seyrini kontrol altında tutmak adına kullanılan ilaçların günün belirlenen saatlerinde alınması gerekir. Oruç sebebiyle ilaç kullanımının ertelenmesi ve sıvı kaybı “sundown sendromu” diye adlandırılan ve akşam saatlerinde artan şaşkınlık, bilinç dalgalanmaları, hırçın ve saldırgan bir tutum gibi davranış sorunlarına yol açabilir.

Uzun süreli aç ve susuz kalmanın hastalığın seyrine dair olası etkilerini görmezden gelmek pek çok kaynakta tavsiye edilmiyor zaten. Oruç tutmak isteyen ve buna niyetlenen bütün psikiyatri hastalarının muhakkak doktorları ile görüşmesi,  tedavileri üzerindeki etkilerini öğrenmesi ve buna göre karar vermesi çok önemli. Tabi ki sadece psikiyatrik hastaların değil, yüksek tansiyon, diyabet ve kalp hastaları gibi düzenli ilaç kullanmak zorunda olan tüm hastaların ve gündelik hayatında yüksek oranda alkol tüketenlerin de uzman doktorlarla görüştükten sonra karar vermesi gerektiğini de hatırlatalım.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

Alzheimer Vakfı

Git Gel Duygu Seli – Alzheimer

Canan Baksay- Hasta yakını (kızı) – Nisan 2004

Annem yaklaşık 10 yıldır Alzheimer hastası ve ben 8 yıldır bunun farkında olarak yaşıyorum. Babam hayatta ve annemle birlikte yaşıyor fakat bu hastalığı hala tam benimsemiş ve kabullenmiş değil. Annemin yeni durumuna bir türlü alışamadı ya da alışmak istemiyor. Bu nedenle; ben ve iki kardeşim büyük ölçüde bakımını üstlenmiş durumdayız. Haftayı belli günlere bölüp, günümüzü annemle geçiriyoruz. Bu sisteme, 3 sene önce annemin evden çıkıp, kaybolması neden oldu. Hayatımın en çaresiz günüydü. Read more

KORONAVİRÜS VE ÖNLEMLER

Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs 2 (SARS-CoV-2 [1]), Çin anakarası dışındaki 30’dan fazla ülkeye …

Sosyal Medya Kullanımı Yaşlı Bireylere İyi Geliyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, 65 yaş üstü yaşlılarda internet kullanımının son 5 yılda 4 kat arttığını …

TRANSKRANİYAL DOĞRU AKIM STİMÜLASYONU DEPRESYON İÇİN ORTA DÜZEYDE ETKİLİ BULUNDU

  9 araştırmanın meta-analizine göre, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS), majör depresif bozukluğu …