Kategori: Depresyon

ONLİNE TERAPİ NEDİR ? NASIL OLMALIDIR ?

Online terapi, çeşitli engeller nedeni ile psikiyatri uzmanları veya psikologlar ile  bire bir görüşme imkanı bulamayan danışanlar için geliştirilmiş, profesyonel danışmanlık hizmetidir. COVID-19 Salgını nedeniyle yaşamış olduğumuz deneyim sağlık alanında teknoloji uygulamalarının ne kadar değerli ve hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Kişiler arası temasın yüksek riskli olduğu salgın döneminde hastaların psikiyatrik tanı ve tedavilerinin aksamaması ve sağlık hizmetlerinin devam edebilir olması çok önemlidir. Çeşitli site ve uygulamalar üzerinden online danışmanık- online terapi hizmetleri verilmekte, ülkemizde ve dünyada yoğun olarak talep edilmektedir. Peki online danışmanlık alacak kişi nelere dikkat etmelidir ?

  • DİPLOMA VE YETERLİLİK

Mutlaka diploma ve yeterlilik belgeleri sorgulanmalıdır. Daha önce yüz yüze görüşme yapılmış uzmanlar tanı ve tedaviniz hakkında daha fazla veriye sahip olacaktır.

  • KAMERA KULLANIMI

Kameralı görüşme tercih edilmelidir. Uzman ve danışanın karşılıklı olarak birbirlerini görmeleri güvenilirlik, tanı ve değerlendirmenin sağlıklı yapılabilmesi açısından son derece önemlidir. Bu yönde kullanılabilecek oldukça güvenilir uygulamalar bulunmaktadır.

  • UZMANIN BULUNDUĞU ORTAM VE RANDEVU SÜRESİ

Kameralı görüşme yüz yüze görüşmeler gibi randevulu, 45 dakikalık randevu süresi görüşme ne kadar sürerse sürsün kişiye ayrılmış olmalıdır. Mümkünse uzman ofisinde hasta ile kameralı görüşme yapmalıdır. Görüşme yapılacak ortam güvenlik ve çevre koşulları açısından uygun olmalıdır.

  • CİHAZ GÜVENLİĞİ ÖNEMLİ

Bilgisayar, akıllı telefon veya tabletlerden yapılan görüşmelerde, danışan ve uzmanlar kişisel bilgilerinin güvenliğine dair, virüs veya benzeri zararlı uygulamalara karşı kendini korumalı, görüşmeler sırasında ödeme veya kredi kartı gibi bilgi ve şifreleri paylaşmamalıdır.

  • KVKK KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNA UYGUNLUK

Görüşme yapılacak olan uzmanın kişisel verileri koruma kanununa uygun hareket edip etmediği, yani kişisel verilerinizin işlenmesi, saklanması, silinmesi veya paylaşılmasına yönelik aydınlatma metnini size bildirip bildirmediği, KVKK’ na uygun olarak izin ve onamlarınızı aldığından emin olunuz. Uzman ve danışan arasında yapılan tüm görüşme, eğitim, uygulama ve tedavi yöntemleri hasta hakları yönetmeliğine uygun olmalıdır. Görüşme kayıtları karşılıklı izin olmadıkça alınamaz.

  • TIBBİ BİLGİLENDİRME VE ONAM

Tıbbın her alanında olduğu gibi psikiyatrik tanı ve tedavi hizmetlerinde de uzmanınızın size tanı ve tedaviniz hakkında  bilgi vermekle yükümlüdür. Ayrıca uzmanınızın bir daha ki görüşmeler için notlar alması veya danışan dosyası oluşturması faydalı olacaktır.

ONLİNE DANIŞMANIK GÖRÜŞMELERİ HANGİ PROGRAM ÜZERİNDEN YAPILIR ?

Dünyada birçok uygulama kullanılmaktadır. Skype, zoom, hangouts, whatsapp ve facebook en çok tercih edilen platformlardır. Bazı uzmanlar kendi oluşturdukları sistemleri de kullanabilir.

Bu bir reklam değildir. Covid-19 salgını nedeni ile evden çıkmayan danışanların uygun koşullarda hizmet almalarını desteklemek ve oluşabilecek zararları engellemek amacı ile yapılan bilgilendirmedir. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

 

Sosyal Medya Kullanımı Yaşlı Bireylere İyi Geliyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, 65 yaş üstü yaşlılarda internet kullanımının son 5 yılda 4 kat arttığını bildirdi (mart 2019). İnternet kullanan yaşlı bireyler arasında erkeklerin kadınlardan daha fazla internet kullandığı görüldü.

Türkiye’de yaşlı nüfusun sosyal medya kullanımına dair Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde yapılan bir araştırmaya göre,  yaşlıların sosyal ağlar sayesinde yalnızlık duygusunu yenebildiği,  yaşam motivasyonlarının artabildiği bildirildi.

Araştırmada İstanbul ağırlıklı olmak üzere Ankara, İzmir gibi kentlerden, emekli, ağırlıklı üniversite mezunu, sosyal medya kullanan 65 yaş üstü 201 kişiyle yüz yüze ve anket yoluyla görüşüldü. Yaşlıların sosyal medya kullanım nedenleri arasında bilgi edinme, sosyal etkileşim, eğlence, çevre etkisi ve gözetleme motivasyonlarının öne çıktığı saptandı. Sonuç olarak ise, bu motivasyonlardan güç alarak kişinin hayatında daha merkezi hale gelen sosyal medya kullanımının, yaş almış kişilerde ‘’hayatı yakalama’’, ‘’içe kapanmayı engelleme’’, ‘’hayatın akışını yakalama’’, ‘’hayatla barışık hissetme’’ ve ‘’sosyal yaşamdaki çemberin içinde kalma’’ algısını güçlendirdiği gözlendi.

Güvenli sosyal medya kullanımı, ileri yaştaki bireylerin hem fiziksel kısıtlılıktan kurtulmuş olarak akraba ve dostları ile sosyal bağlarını devam ettirebilmesine, doyumlu ilişkiler yaşamasına ve yeni sosyal ilişkiler geliştirmesine imkan verirken,  ileri yaşta görülen depresif semptomlar ve fiziksel rahatsızlıkların azalması gibi olumlu etkileri de olabilmektedir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://haberler.boun.edu.tr/tr/haber/yaslilar-sosyal-medya-ile-yasama-sariliyor

TRANSKRANİYAL DOĞRU AKIM STİMÜLASYONU DEPRESYON İÇİN ORTA DÜZEYDE ETKİLİ BULUNDU

 

9 araştırmanın meta-analizine göre, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDCS), majör depresif bozukluğu (MDB) veya Bipolar bozukluğu (BD) olan hastalarda orta düzeyde fayda gösteriyor.

Araştırmacılar, Aralık 2018’e kadar Major depresyon ve Bipolar bozukluğu olan hastalarda plasebo kontrollü tDCS çalışmalarının sistematik bir incelemesini yaptılar. Toplam 9 çalışmanın verileri (N = 572 hasta; ortalama yaş, 46.8 ± 13.3 yıl;% 61.5 kadın) analiz edildi.

Çalışma sırasında hastaların% 37.3’ü psikiyatrik ilaç almazken, hastaların% 36.8’i ve% 25.2’si antidepresan ve benzodiazepin kullandı. Plasebo ile karşılaştırıldığında tDCS ve plasebo grupları arasında büyük bir fark yoktu (% 14.7’ye karşı% 10.9)

Analizin sınırlılıkları, dahil edilen az sayıda çalışma ve tDCS’yi farmakoterapi ile birlikte değerlendiren bir çalışmanın olmamasıydı.

Araştırmacılara göre, tDCS ile ilişkili genel fayda mütevazı düzeydeydi.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com/home/depression-advisor/transcranial-direct-current-stimulation-produces-moderate-benefits-for-depression/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=pa-spotlight-hay-20200129&cpn=psych_all&hmSubId=&hmEmail=zlb62feMTgU1&NID=&email_hash=d6001e4ea1b3a1750389924db35f8787&mpweb=1323-82265-348269

YAŞLILARDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI (Bölüm2)

YAŞLILARDA ANTİDEPRESAN KULLANIMI

65 yaş ve üzeri yaşlılık dönemi olarak adlandırılmaktadır. Yaşlılık döneminde fiziksel hastalıkların sıklığında artış olmakta, hem diğer hastalıklara bağlı hem de yaşla ilişkili olarak ruhsal hastalıkların da sıklığında artış görülmektedir. Yaşlı bireylerde yalnızca psikiyatrik ilaçlar değil her türlü ilacın kullanımında dikkatli olunmalıdır. Yaşlılarda ilaçların vücuttan atılması için gereken iki temel organ yani böbrek ve karaciğer, artan yaşla birlikte daha az çalışmaya başlar. Bunun sonucunda alınan ilaçlar vücutta daha uzun süre kalır ve yüksek dozda alınırsa birikmeye yol açabilir. Bu nedenle yaşlı kişilerde ilaçlara daha düşük dozlarla başlanır ve doz artırmak gerekiyorsa, doz artırımı daha yavaş yapılır.

Yaşlılıkta antidepresan kullanımına bağlı yan etkiler gençlere oranla daha şiddetli olabilir. Kalp ritim bozuklukları, canlı rüyalar, huzursuzluk ve kaygıda artış, uyku isteği, sersemlik, dikkatte azalma, unutkanlık, hareket bozuklukları, düşük tansiyon, halsizlik, isteksizlik, kanama pıhtılaşma sorunları, mide problemleri daha sık görülmektedir. Anafranil ve laroxyl gib ilaçlar yukarıdaki yan etkilere ek olarak ani tansiyon düşüklüğü, göz tansiyonu, prostat büyümesine neden olabilir.

ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

  • Yaşlı bireylerin kullanmış olduğu ilaçların listesi dozları ve isimleri tam ve doğru olarak hekime bildirilmelidir. Özellikle idrar söktürücü (lasix, desal), kan pıhtılaşmasını önleyici (coumadin), kalp ritmini düzenleyici (rytmonorm, isoptin) kalp yetmezliği (digoksin) ve yüksek tansiyonu önlemeye yönelik ilaçlar (beloc, micardis) kullanıyorsanız doktorunuza söyleyiniz. Bu tür ilaçlarla bazı psikiyatrik ilaçların etkileşme riski çok yüksektir.
  • Var olan tüm hastalıklar, diğer tüm hastalarda olduğu gibi eksiksiz şekilde hekime bildirilmelidir. Özellikle kalp yetmezliği, kalp ritminde bozukluk, yakın zamanda kalp krizi geçirme öyküsü, yüksek tansiyon, akciğer hastalıkları (sigaraya bağlı gelişmiş olan solunum yetmezliği, astım gibi),guatr ve diğer tiroid hastalıkları, son zamanlarda sık düşme öyküsü, bu düşmeler sırasında başınızı çarpma ve bilinç kaybı olması, felç geçirme öyküsü, göz tansiyonu, idrar yapmada tutukluk, prostat büyümesi, şeker hastalığı, yüksek kolesterol düzeyleri doktorunuza mutlaka söylemeniz gereken durumlar arasındadır.
  • Sadece yaşlı hastalar değil, tüm hastalar son yapılan tetkiklerini hekime bildirmelidir. (EKG, akciğer grafileri, EEG,BT,MR, kan tetkikleri vb)
  • Kabızlık için kullanılan ilaç ve bitkisel çözümler mutlaka hekime danışılarak kullanılmalıdır.
  • Akraba, komşu veya tanıdıkların önerisi ile ilaç kullanmayınız. Başka birisinin çok faydalandığı bir ilaç size uygun olmayabilir ve ciddi yan etkiler ve ilaç etkileşmeleri nedeniyle zarar görebilirsiniz. Doktorunuza danışmadan aktarlardan alacağınız bitki çayları, şifalı bitkiler vb maddeleri veya vitamin tabletleri vb takviyeleri kullanmayınız.
  • İlacı kullanımı sırasında zorluk yaşıyorsanız (tableti yutamama, tableti bölmede zorluk, ilacı sık sık unutma vb) doktorunuza iletiniz.
  • İlaçlarınızı doktorunuzun bilgisi olmadan kesmeyiniz. Bir psikiyatrik ilaç kullanıyor iken, yeni bir sağlık sorunu gelişirse, ilaçlarınız değiştirilir, yeni ilaç eklenir veya kullanmakta olduğunuz ilaç kesilirse mutlaka doktorunuza haber veriniz.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

ANTİDEPRESAN İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ, ÖNLEM VE ÖNERİLER (Bölüm1)

ANTİDEPRESAN KULLANIMINDA GÖRÜLEBİLEN BAZI YAN ETKİLER:

  • Mide bulantısı
  • Ağız kuruluğu
  • Kabızlık
  • İshal
  • Sindirim problemleri, karın ağrısı
  • İştahta değişiklik
  • Uykusuzluk
  • Kilo artışı
  • Baş dönmesi
  • Baş ağrısı
  • Aşırı terleme
  • Yorgunluk, halsizlik
  • Sinirlilik
  • Huzursuzluk
  • İdrar yapmada zorluk/tutukluk
  • Cinsel isteksizlik
  • Orgazm olamama
  • Erkeklerde sertleşme sorunları
  • Kaslarda seğirme veya kasılma
  • Düşük tansiyon
  • Yüksek tansiyon
  • Çarpıntı ve nabız sayısında artış
  • Kafa karışıklığı

Bu yan etkilerin türü ve şiddeti kişiden kişiye ve ilaca göre farklılık göstermektedir. Bazı hastalarda hiçbir yan etki görülmezken bazı hastalarda yan etkiler daha şiddetli olabilmektedir. Kişinin var olan diğer sağlık sorunları da yan etkilerin türü ve şiddetini değiştirebilmektedir. Yan etkiler çoğunlukla geçici olup tedavinin başlangıcında daha şiddeti iken zamanla kaybolabilir. Antidepresan ilaçların kullanımına bağlı yan etkiler mutlaka hekime bildirilmelidir. Böylece hekiminiz, yan etkileri gidermeye yönelik müdahalelerde bulunabilir.

ÖNLEMLER VE ÖNERİLER

  • Herhangi bir yan etki fark ettiğinizde hekiminize bilgi veriniz.
  • Ağız kuruluğu; Daha fazla su tüketimi, sakız çiğneme gibi tükürük salgısını arttıran uygulamalar fayda sağlayabilir.
  • Baş dönmesi ve düşük tansiyon; Orta düzey fiziksel aktivite, uzun süre yatar pozisyondan sonra daha yavaş ve kademeli bir şekilde ayağa kalkmak, ayağa kalkmadan önce yatak içerisinde bacakları çaprazlama, bacak kalça ve baldır kaslarını germek gibi küçük egzersizler yapmak fayda sağlamaktadır. Uzatılmış egzersizlerden kaçınılmalı ve çok sıcak ortamlardan ve çok sıcak duştan uzak durulmalıdır. Mutlaka hekime bu konuda bilgi verilmeli, düşme ve yaralanmalara karşı önlem alınmalıdır.
  • Mide bulantısı; İlaçlarınızı hekimin belirlediği şekilde, çoğunlukla tok karnına almak, hafif bulantı durumunda tercihen temiz havada derin nefes alıp vermek bulantının geçmesine yardımcı olabilir. Uzun süre aç kalmamak, mide bulantısını arttıracak gıdalardan kaçınmak (acılı, yağlı vb) aşırı derecede mideyi doldurmamak gerekir. Mide bulantısına yönelik bitkisel takviyeleri hekiminize sormadan kullanmayınız. Mide bulantısı, kusma, ishal veya mide ağrısı varlığında mutlaka hekiminize bildiriniz.
  • Kabızlık; Daha fazla su tüketimi, ılık su içmek, yüksek lifli gıdalarla beslenmek, yürüyüş, egzersiz yapmak, her gün aynı saatte, dışkı yapmasanız bile tuvalete oturarak bağırsak alışkanlığı edinmek kabızlık şikayetinizi azaltmaya yardımcı olur. Kabızlık şikayetinize yönelik hekiminiz destekleyici ek tedaviler önerebilir.
  • Kilo Alma: Bazı antidepresan ilaçlar iştahsızlık ve kilo kaybına neden olurken bazıları iştah ve özellikle tatlı tüketim isteğinizi arttırabilir. Hekiminiz kilonuzu ve diğer sağlık sorunlarınızı göz önüne alarak antidepresan seçimi yapmaktadır. Dengeli beslenmek ve daha fazla egzersiz yapmak veya bir diyetisyenden destek almak faydalı olacaktır. Fazla kilo beraberinde kalp damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırdığından ve beden imajını olumsuz etkilediğinden bu durumu lütfen hekiminizle paylaşın.
  • Cinsel sorunlar: Cinsel isteksizlik, boşalma- orgazm ve sertleşme sorunları antidepresanların en sık görülen yan etkilerindendir. Ancak bireyden bireye farklılık göstermektedir. Her antidepresan kullanan bireyde bu yan etkiler görülmeyebilir. Ancak bu yan etki geçicidir. Antidepresan kullanımın kesilmesiyle veya zamanla cinsel isteksizlik, sertleşme ve orgazm sorunları ortadan kalkar. Ancak bu yan etkilere yönelik mutlaka hekiminize bilgi verip size önerilerde bulunmasına izin verin.

Antidepresan ilaç seçerken hekiminiz sağlık durumunuz ve şikayetlerinizin türü- şiddeti, ilacın etki ve yan etki profili ve ilacın güvenirliği ve diğer ilaçlarla etkileşimini göz önüne alır. Hekiminiz zaman zaman ilacın türü ve dozunda değişikliğe gidebilir. Bu durum üzerinizde deneme yapmak için değil, kişisel farklılıklar, yan etkiler veya tedavi sürecinizin bir parçası olarak yapılır.

ETKİLEŞİMLER

  • Lityum ile antidepresan kullanımı (SSRI ve MAOI) serotonin sendromuna neden olabilmektedir.
  • SSRI ilaçlar kanama riskini arttırabilir. Bu nedenle kan sulandırıcı (antikoagulan) ilaçlarınız hakkında hekiminize bilgi veriniz. Digoksin ve diğer kalp ilaçlarınız hakkında hekiminizi bilgilendiriniz.
  • Epilepsi (sara) için ilaç kullanıyorsanız hekiminize bildiriniz.
  • Troid hormonu ve L-triodotronin, trisiklik antidepresanların etkinliğini arttırır.
  • Yüksek tansiyona yönelik bir ilaç kullanıyorsanız hekiminizi bilgilendirin.
  • Antidepresan kullanırken sigara içmeye devam etmek antidepresanın etkisini düşürebilir.
  • Kahvenin içindeki kafein bazı ilaçların çözülmesini yavaşlatıp ilacın vücutta birikmesine neden olabilirken, bazı ilaçların vücuttan atılımını hızlandırabilir.
  • Alkol karaciğerde parçalandığı için çoğu ilacın kandaki seviyesini artırarak sersemlik, baş dönmesi, yürüme bozuklukları, uyku hali, terleme ve benzeri yan etkilere neden olabilir.
  • Antibiyotik, tansiyon düşürücü, diyabet ilaçları da antidepresanlarla benzer enzim sistemini kullanıyor. Bu nedenle bazı antidepresanlar bu ilaçları çözen enzimlerin faaliyetini engelleyerek diğer ilaçların zehirleyici doza çıkmasına neden olup tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.
  • Doğum kontrol hapları da antidepresanların kan seviyesini artırabilir. Ayrıca doğum kontrol haplarının etkinliği bazı antidepresanlar ile azalabilir.
  • Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalıdır.
  • Antidepresanlar tiramin bakımından zengin yiyeceklerle tüketildiğinde tansiyonda kritik bir yükselmeye neden olabilir. Tiramin, eski kaşar, kurutulmuş et, konserve et ve balıkta bulunur.
  • Bazı kişilerde antidepresan ile beraber, pasiflora isimli şurubun beraber kullanılması serotonin sendromuna neden olabilir.

 

SEROTONİN SENDROMU

Serotonin sendromu farklı mekanizmalarla serotonerjik aktiviteyi artıran ilaçların tek başına aşırı dozda veya birlikte kullanımı sonucunda, santral sinir sisteminde artmış serotonerjik aktiviteye bağlı olarak aşırı canlılık, uykusuzluk,  hızlı göz hareketleri, hızlı kas kasılmaları ve gevşemeleri, huzursuzluk, terleme, yüksek ateş, yüksek tansiyon, hızlı nabız, titreme ve nöbetlerle kendini gösteren bir durumdur.

ANTİDEPRESANLAR HAKKINDA YANLIŞ İNANIŞLAR

Antidepresan ilaçlar bağımlılık yapmaz. Antidepresanlar düzenli biçimde her gün alınması gereken ilaçlardır. Bu sayede beyinde bozulmuş olan kimyasallar yerlerine konulur. Ancak beyin bu kimyasalların her gün düzenli biçimde bir oranda tutulmasına alışır, zaten iyileşme de bu şekilde gerçekleşir. Bir gün ilacı almayı ani kestiğinizde beyin buna adapte olamaz, bu bağımlılık değildir, tıpta “kesilme belirtisi” denilen durumdur. İlacı azaltarak kesmek gereklidir. Birçok depresyon hastası için tedavi süresi 1-1,5 yıl kadar sürer. Bazı durumlarda daha kısa da sürebilir. Ancak hastalık kronikleşmiş, şiddetli, çok sayıda tekrar varsa daha uzun sürelerle kullanım gerekir. Fakat bu süre “hayat boyu” değildir. Uyuşturucu yada uyarıcı değildirler.

Kişilik özelliklerini değiştirmezler. Kişiliği bir derece değiştirebilen tedavi ancak psikoterapidir. İlaç kullanımı yanlış kararlar almanıza, istemediğiniz davranışları yapmanıza neden olmaz. Depresyonu tedavi ederek daha üretken olmanıza, daha sağlıklı kararlar almanıza yardımcı olur.

Antidepresanlar hemen etki göstermezler. Örnek olarak, üzücü bir olay yaşadığınızda o an antidepresan alarak rahatlayamazsınız. Antidepresanların etkisi genellikle 2. Haftadan sonra başlar.

Kalıcı cinsel sorunlara neden olmazlar. Antidepresanların cinsel isteksizlik, ereksiyon (sertleşme ) sorunları, orgazm sorunları gibi yan etkileri vardır. Ancak bu yan etkiler geçicidir. İlaç kullanımı sona erdiğinde bu yan etkiler ortadan kalkar.

Antidepresan ilaçlar kişiyi intihara yönlendirir mi ?

Antidepresan ilaçlarla zehirlenmeler büyük oranda intihar amacıyla yüksek doz ilaç alımı sonucunda oluşmaktadır. Depresif bozukluklar intiharın en önemli nedenini oluşturmaktadır. FDA 2002’de, ilaç etiketlerine, çocuklara ve gençlere yönelik, intihar uyarısı konmasına kara verdi. Bu uyarı 2007’de 24 yaşına kadar olan kişileri kapsayacak şekilde genişletildi. Yapılan araştırmalara göre antidepresanlar 25 yaş üstü kişilerde özkıyım düşüncesi, girişimi ve tamamlanmış özkıyımı azaltmaktadır. Antidepresanlar 25 yaş altı kişilerde özkıyım düşüncesi ve girişimini tetikleyebilir ancak özkıyıma karşı koruyucudur. Antidepresanların yan etkisi sayılabilecek suisidal davranışların yanı sıra ergenlerdeki yararı göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Bu sebeple bu yan etki 25 yaş altı kişilerde antidepresan kullanımını engellememelidir.

Antidepresan kullanımı mutlaka hekim kontrolünde olmalıdır. Antidepresan tedavisinin yanında psikoterapilerin uygulanması depresyon tedavisinin daha etkin olmasını sağlamaktadır. Psikoeğitim verilerek hastaların kullanmış olduğu ilaçlar, etki ve yan etkileri konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Böylece yan etkilerle daha iyi başa çıkılabilir, ortadan kaldırılabilir ve daha sağlıklı ve etkili bir tedavi süreci oluşturulur. Lütfen ilaçlarınız hakkında hekiminize danışmaktan çekinmeyin.

Medyada her geçen gün doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış daha fazla bilgi yayınlanmaktadır. Size en doğru bilgiyi, sizi takip eden hekiminiz verecektir.

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

 

Kaynak:

https://www.journalagent.com/kpd/pdfs/KPD_7_80_17_24.pdf

https://www.turkiyeklinikleri.com/article/en-antidepresan-tedavi-ilac-secimi-kullanim-ilkeleri-yan-etkiler-ilac-etkilesimleri-ozel-durumlar-konusunda-bilmemiz-gerekenler-44368.html

http://www.akilciilac.gov.tr/wp-content/uploads/2018/12/BULTEN-EKIM-2018.pdf

http://www.psikiyatri.org.tr/

http://tfd.org.tr/sites/default/files/Klasor/Dosyalar/kongreler/2005/tfd2005_023_gok.pdf

 

Alternatif Tıp Uygulamalarının Depresyon Hastalığında Etkinliği

Klinik depresyon hastalığı için tamamlayıcı ve alternatif tıp tedavilerinin etkinliğinin araştırıldığı bir çalışmada, sistematik derecelemede incelenen iki tedavi yöntemi dışında etkinliklerinin düşük olduğu tespit edildi.

Monoterapi olarak yani tek başına veya diğer tedaviler ile birlikte uygulanan alternatif tedavilerin etkinliğini inceleyen çalışmada çeşitli veritabanları araştırıldı. Advers olaylara ek olarak depresyonun şiddeti, yanıt, remisyon ( iyileşme) ve replas (tekrarlama- nüks etme) üzerindeki etkileri araştırılan çalışmada, 7104 erişkin hasta ile yapıldı. Sonuçlar sadece 2 tür tedavinin orta derecede etkili bulunduğunu ortaya koydu. Yapılan çalışmada tekrarlayan majör depresyon vakalarında farkındalığa dayalı bilişsel terapinin, standart antidepresan tedaviye göre daha etkili olduğunu ortaya koydu. Akupuntur, aromaterapi, probiyotikler,triptofan, B ve D vitaminleri, çinko ve magnezyum, omega 3 yağ asitlerinin depresyon tedavisinde etkinliğinin daha düşük olduğu belirlendi.

*Belirtmek gerekir ki B vitamini, D vitamini veya minerallerin eksikliğinin bulunması bu araştırma sonuçlarının dışındadır. D vitamini ve B vitamini eksikliğinin depresyon ve diğer ruhsal hastalıkların oluşumundaki rolü ve tedavide bu eksikliklerin giderilmesine yönelik yapılan yaklaşımlar tabii ki etkili sonuçlar vermektedir. Çünkü zaten var olan eksiklikler tedavi ile kombine olarak yerine konulmaktadır. Araştırmada ise ekstra vitamin veya gıda takviyelerinin tedaviye eklenmesinden bahsedilmiştir. Probiyotikler için de durum aynıdır. Emilim bozukluklarının tedavi edilmesinde probiyorik tedavi etkinliği mevcuttur.

Kaynak: https://www.psychiatryadvisor.com/home/topics/mood-disorders/depressive-disorder/cam-therapies-evaluated-for-the-treatment-of-clinical-depression/?utm_source=newsletter&utm_medium=email&utm_campaign=pa-update-hay-20190815&cpn=psych_all&hmSubId=&hmEmail=zlb62feMTgU1&NID=&email_hash=d6001e4ea1b3a1750389924db35f8787&mpweb=1323-64948-348269

 

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

Bitter Çikolata ve Depresyon

Üzüntü normal yaşamın bir parçasıdır. Ancak bu üzüntülü durumun uzaması ve nedensiz ortaya çıkması ruh sağlığı sorunudur, depresyon olarak tanımlanır. Depresyon duygu, düşünce ve davranışı etkiler. Tedavi edilmediği taktirde aylar yıllar bazen de ömür boyu sürebilir. Türkiye’de 2 milyon kişiyi etkisine alan depresyon; yaşanılan çökkünlük haline denir.

*Önceden zevk aldığınız işlerden artık zevk almamak.
*Duygu değişiklikleri görülmesi, çabuk sinirlenmek.
* Sürekli üzgün hissetmek, çökkünlük hali.
* Çok uyuma, uyku arasında sık sık uyanma, uykusuzluk çekme ya da az uyuma, iştah değişikliği.
* Bir işe motive olamamak, dikkatin çabuk dağılması, huzursuzluk.
* Kendini işe yaramaz, değeri olmayan biri olarak görmek.
* Vücudun işlevlerinin azalması, cinsel isteksizlik, yorgunluk hisleri.
* Karamsar olmak, yaptıklarından kendini sorumlu tutmak.
* İntihar etmeyi düşünmek depresyon belirtilerindendir.

Tatbiki depresyon mutlaka bir uzman hekim kontrolünde tedavi edilmelidir. Yukarıdaki belirtilerin 2 haftadan uzun sürmesi durumunda mutlaka hekime danışılmalıdır. Hekiminiz gerekli tetkik ve tedaviler konusunda sizi bilgilendirir ve takip eder.

Beslenme, bağırsak sağlığı, vitamin ve minerallerin eksikliğinin depresyon üzerindeki etkileri kanıtlanmış, özellikle D vitamini eksikliği ve B12 Vitamini eksikliğinin depresyon ile ilişkisi çözümlenmiş durumdadır.

İngiliz bilim insanlarının 13000 kişiyle yürüttükleri bir araştırmada bitter çikolatanın zihin sağlığına etkisini inceledi. Bu araştırmaya göre süt içermeyen bitter çikolata tüketenlerin depresyona girme riski tüketmeyenlere göre %58 daha düşük çıkmaktadır.

Uzmanlar polifenol içeren besinlerin bağırsaklardaki iyi bakterileri arttırıp kötü bakterileri azalttığını gösteriyor. Antepfıstığı hem polifenol hem de fiber içeriği açısından bağırsak sağlığı açısından özellikle tercih edilmesi gereken bir besin. Çikolatada en az %70 kakao içeren bitter tiplerinin tercih edilmesinin önemli olduğunu vurguluyorlar.

Çikolata, insanın zevk almasını sağlayacak psikoaktif bileşenlere sahiptir.  En önemlisi, feniletilamin bakımından zengin, ruh halimizi ve eksikliğini düzenlemede rol oynayabilen bir nöromodülatördür ve depresyona katkıda bulunur.

Bitter çikolata beynimizdeki ödül sistemini aktive edebilir ve beyindeki dopamin, serotonin ve endorfin seviyesini artırarak ruh halimizi iyileştirebilir. Bu nörotransmiterlerin anormal seviyelerinin, depresyonun önde gelen nedenleri arasında olduğuna inanılmaktadır ve bu nedenle, eksiklikten muzdarip insanlar için çikolata, nörotransmiter seviyelerini yükseltmeye hizmet edebilir. Koyu çikolatanın zengin antioksidan profili, vücut üzerinde antienflamatuar etkiye sahiptir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, her gıdada olduğu gibi aşırıya kaçılmaması ve diyabet hastalarının mutlaka hekimlerinin önerdiği miktarda tüketmeleridir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlı, bilimsel çalışmalardan alıntıdır. Lütfen daha fazla bilgi ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak:  https://www.ba-bamail.com/content.aspx?emailid=33467

 

 

65 Yaş Üstü Antidepresan Kullanım Son 20 Yılda 2 Kat Arttı

Bir araştırma, yaşlı insanlar arasında antidepresan kullanımının, depresyonun hafifçe düştüğü tahmin edilen prevalansına rağmen, 20 yılda iki kattan fazla artmış olduğunu ortaya koydu. 1990-1993 yılları arasında 65 yaş üstü kişilerde depresyon sıklığı % 7.9 iken, 2008-2011 yılları arasında bu değer  %6.8’e düştü. Ancak antidepresan kullanımında artış görüldü. 65 yaş üstü bireylerde bu süreç içerisinde amtidepresan kullanımı %4,2’den %10.7’ye yükseldi. Araştırmacılar, Bilişsel İşlev ve Yaşlanma Çalışmalarının bir parçası olarak 1990 / 1993 ve 2008-2011 arasında İngiltere’de 65 yaş üzeri  15.000’in üzerinde kişi ile röportaj yaptı. Katılımcılara sağlık durumları, günlük aktiviteleri, sağlık ve sosyal bakım hizmetlerinin kullanımı ve ilaçlar hakkında sorular sordular. Ayrıca, enerji seviyesi, ilgi veya eğlence kaybı da dahil olmak küçük ruh hali

değişiminden daha şiddetli depresyon belirtileri bulunan kişileri belirlediler. Çalışmaya göre daha şiddetli depresyon belirtileri gösteren kişilerin antidepresan kullanmadıklarını ancak daha hafif

depresyon belirtileri gösteren kişilerin antidepresan kullandıklarını belirlediler. Çalışmanın baş araştırmacısı, Cambridge Halk Sağlığı Enstitüsü direktörü Profesör Carol Brayne, “Araştırmam

ız, nesiller boyunca demans oluşumunda dramatik bir yaş-yaş düşüşü göstermiştir. Araştırma sonuçlarına göre antidepresan kullanımındaki artış ile depresyon hastalarının sayısındaki azalma orantılı değildir. Bunun nedeni tam olarak belirlenemese de  depresyon tanısı dışındaki, farklı tanılarda da antidepresan reçete edilmesi olabilir” dedi.

Araştırma, UEA tarafından Cambridge Üniversitesi, Newcastle Üniversitesi ve Nottingham Üniversitesi ile işbirliği içinde yürütülmüştür. Bulgular İngiliz Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanmıştır.

Royal College of GP’nin başkanı Profesör Helen Stokes-Lampard bu çalışmanın 65 yaş üstü bireylerin daha fazla tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu gösterdiğini belirterek antidepresan kullanımının tedaviye ciddi katkılar sağladığını, terapi gibi ilaç tedavisine alternatif seçeneklerin geliştirebileceğini, ayrıca sosyalleşmeye yönelik girişimlerden çok daha fazla fayda görülebileceğini belirtti.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için hekiminize danışınız.

Kaynak: https://www.itv.com/news/2019-10-07/antidepressant-use-in-over-65s-more-than-doubles-in-20-years-study/

https://www.huffingtonpost.co.uk/entry/antidepressant-use-in-over-65s-doubles-in-20-years_uk_5d9af7ffe4b03b475f9c2924?ncid=newsletter-ukuklife100719&utm_campaign=newsletter-uklife100719

 

Erkeklerde Doğum Sonu Depresyon

 Aile Sorunları Dergisi’nde yayınlanan yeni bir UNLV çalışması, sadece annelerin değil babaların da doğum sonu depresyon yaşayabileceklerine değiniyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri verilerine göre ABD’deki babaların yüzde 5 ila 10’unun doğum sonu depresyondan muzdarip olduğunu gösteriyor. Çalışma,  erkekler için doğum sonu depresyon riskin yüzde 24 ila 50’ye çıktığını gösteriyor. Öte yandan eşinde yani bebeğin annesinde depresyon varsa %50 olasılıkla babada da depresyon görülüyor.

Yapılan çalışmanın sonuçlarına göre babaların çoğu doğum sonu depresyon yaşayabileceklerini veya yaşadıklarını bilmiyorlardı. Başkalarının da bu deneyimleri yaşadıklarını görmek onları şaşırttı. Babalar, eş ve çocuklarının ihtiyaçlarına odaklanarak bu durumu atladıkları ve bir uzman yardımı almamış olmalarından dolayı pişman. Çalışma sonuçlarına göre babalar, erkek olmanın toplumsal beklentileri nedeni ile duygularını bastırdı, zayıf görünmek istemediler, bu durumda yardım almalarını engelledi. Doğum sonrası babaların çoğu, şaşkınlık, tükenmişlik, çaresizlik, kapana kısılma hissi yaşadı, yaşamış oldukları uykusuzluk, stres ve depresyonu arttırdı. Çalışmanın bir diğer sonucu ise babaların bir kısmının öfke problemi ve zarar verme düşünceleri taşımaları yönündeydi. Sağlık sistemi ve toplum tarafından kaybolmuş, unutulmuş ve ihmal edilmiş hissediyorlardı.

UNLV araştırmacıları, bilgi eksikliği ve damgalanma korkusunun babaların kendilerini çocuklarından uzak tutmaya neden olduğunu dile getirdiler. Araştırmalar doğum sonu depresyon yaşayan babaların alkol ve madde kullanımına yönelebileceğini, aile içi şiddeti tetikleyebileceğini bildiriyor. Uzmanlar erkeklerin doğumdan sonra destek almalarının hayati önem taşıdığını dile getiriyor. Bu durumun damgalanmanın da önüne geçeceğini düşünüyorlar. Bu nedenle babaların da doğum sonu depresyon hakkında bilinçlenmeleri gerektiğini vurguluyorlar.

Bunalımlı ruh hali, önemli derecede kilo artışı ya da kaybı, huzursuzluk, yorgunluk, uykusuzluk ya da çok fazla uyumak, değersizlik hissi, karar vermede güçlük çekme, intihar ya da ölüm düşünceleri depresyonun genel belirtileridir ve kişiden kişiye değişiklik gösterir. Kendi kendinize depresyon teşhisi koymanız güçtür . Yeni bir bebek sahibi olduysanız eğer, ruh halindeki ve davranışlardaki değişimlere dikkat etmek çok önemlidir. Depresyon ciddi bir hastalıktır ve ölümcül olabilir. Doğumdan sonraki ilk günlerde, seks pek söz konusu olmaz; ancak dördüncü üç aydan sonra, yani doktorlardan cinsel ilişkiye devam izni geldiğinde, kendinizi cinsel açıdan önemli ölçüde isteksiz buluyor, partnerinize direniyor ve sonuç olarak kendinizi izole olmuş hissediyorsanız, bu bir depresyon belirtisi olabilir. Alkol almaya başlamak veya alınan alkol miktarının artması bir işaret olabiliyor. Asabi ruh hali yeni doğan bebekleri olan çiftlerde bir dereceye kadar normal olsa da asabiyetiniz, daimi ve bunaltıcı bir öfkeye dönüşürse eğer, bu bir uyarı işareti olabiliyor. Eğer şiddet uyguluyorsanız mutlaka yardım almanız gerekiyor.

Melankolide baba arkadaşları ile yemeğe çıkmak, maça gitmek gibi aktivitelerde bulunduğunda kendini çok daha iyi hissederken, depresyonda bu iyilik hali görülmüyor. Yakınmalar çok daha şiddetli ve uzun süreli oluyor. Genel olarak eğer melankolik durum 2-3 haftadan daha uzun sürüyor ise bunun depresyon olma olasılığının yüksek olduğu düşünülüyor. baba arkadaşları ile yemeğe çıkmak, maça gitmek gibi aktivitelerde bulunduğunda kendini çok daha iyi hissederken, depresyonda bu iyilik hali görülmüyor. Yakınmalar çok daha şiddetli ve uzun süreli oluyor. Genel olarak eğer melankolik durum 2-3 haftadan daha uzun sürüyor ise bunun depresyon olma olasılığının yüksek olduğu düşünülüyor.

Depresyon ihmal edildiğinde sonuçları evliliğine zarar vermeye hatta ve hatta çok ciddi durumlarda intihara kadar gidebiliyor. Gerekli olan tek şey erkeğin ve toplumun,  bunun bir karakter zafiyeti değil tedavi edilmesi gereken tıbbi bir durum olduğunu kabul etmesi ve yardım alması. Anneler kadar babaların da çocuğun sağlıklı gelişiminde büyük etkisi oluyor. Sağlıklı bir aile hayatı için her iki ebeveynin de psikolojik olarak sağlıklı olması ve birbirleriyle iletişim kurabilmeleri oldukça önemli.

Eğer siz, eşiniz veya bir yakınınız doğum sonrası bu tür şikayetleri yaşıyorsa mutlaka bir uzmandan yardım almalıdır.

Kaynak: https://www.sciencedaily.com/releases/2019/03/190307091448.htm

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için lütfen hekiminize danışınız.

BİPOLAR BOZUKLUK ve İLAÇ DOZ ATLAMALARININ ETKİSİ

Bipolar Bozukluk eski ismiyle manik depresif hastalık, ikiuçlu bozukluk olarak bilinen bir duygudurum bozukluğudur. Bipolar bozukluk tanısı alan kişi yaşamı boyunca mani, depresyon, hipomani ve karma dönem gibi çeşitli hastalık dönemleri geçirebilir.

Bipolar Bozuklukta, hastaların  ilaç kullanımına uyum sağlayamaması ciddi tedavi aksamalarına ve sorunlara neden olmaktadır.

Yapılan araştırmalara göre bipolar tanısı almış hastaların %64 ünün ilaçlarını düzenli olarak almadıkları belirlenmiştir. Ancak aynı çalışmalar bipolar bozukluğun tekrar eden ataklarının en önemli nedeni düzensiz ilaç kullanımı olduğunu göstermektedir.

Hastaların ilaçlarını kullanmama sebepleri çoğunlukla hastalığı inkar etmek, tanıyı reddetmek, bir daha hiç atak geçireceğini düşünmemek , ilaç yan etkilerinden çekinmek, ilaç kullandığının bilinmesini istememek ve damgalanma korkusu, aile ve çevrenin eleştirileri ve günlük ilaç kullanımından sıkılma,iyileştiğini ve artık ilaca ihtiyacı olmadığını düşünmedir.

İlaç kullanmama yada düzensiz ilaç kullanımının en önemli sebebi yetersiz bilgilenmedir. iyi bir doktor ve klinik izlemi,  Psikoeğitim ve terapi yöntemleri ilaç kullanımındaki düzensizlikleri önler.

(2018 , Uluslararası Bipolar Bozukluk Dergisi )  241 Bipolar Bozukluk tanısı alan hasta grubunda yapılan bir çalışmada hastaların  ilaçlarını 3 gün ve üzeri eksik aldıkları durumlarda, hatta tek günlük ilaç almama durumunda bile günlük duygudurumlarında ciddi bozulmalar rapor edildi. Depresif gün yüzdesinin düzenli ilaç alımına oranla ciddi artış gösterdiği gözlendi.

Yapılan araştırmalara göre tek günlük ilaç atlamalarının aynı zamanda düzenli ilaç kullanımı üzerinde de olumsuz etkilerinin olduğu iletildi.

Bipolar Bozukluğu olan hastaların tedavisinin asıl amacı ilaç kullanımı ile yaşam standartlarının ,hastalık ataklarının azaltılarak veya ortadan kaldırılarak iyileştirilmesidir. Bu nedenle ilaca uyum oldukça önemlidir. İlaç yan etkilerinin iyi izlenmesi , rutin kan tetkiklerinin düzenli aralıklarla izlenmesi, tedaviye yan etkileri azaltacak ilaçların eklenmesi, hastanın yan etkiler konusunda bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Hastaların ilaçlarını kendi kendilerine kesmeleri , değiştirmeleri, doz değişiklikleri yapmaları tehlikeli sonuçlar yaratabilir.

Yapılan araştırmalara göre 5 yıllık ataksız dönem geçiren hastaların bile ilaçlarını kestiklerinde ataklar tekrar edebilmektedir.Bipolar bozukluğu olan hastaların ilaçlarını düzenli almaları yanında stresten uzak kalmaları, uyku düzenlerini bozmamaları, alkol ve madde kullanımından olabildiğince kaçınmaları, günlük yaşamlarını düzenlemeleri, acil durumlarda destek alabilecekleri bir plan geliştirmeleri gerekmektedir.Hastaların ve yakınlarının manik ve depresif atak belirtileri hakkında bilgilendirilmesi ve uyanık olmaları oluşabilecek ciddi problemleri önlemek için oldukça değerlidir.

Sayfa içeriği bilgilendirme amaçlıdır.Tanı tedavi ve diğer sorularınız için lütfen hekiminize başvurunuz.

Sosyolog ve Psikiyatri Uzmanı Dr. Sedat İrgil: Belirsizlik kaygıyı artırıyor

Yazar Haberci Gazetesi  15 Nisan 2020 ÖZEL HABER – Sosyolog ve Psikiyatri Uzmanı Dr. Sedat İrgil, korona …

Covid toplumu nasıl etkileyecek?

HABERCİ GAZETESİ 10 NİSAN 2020 Balıkesir Psikiyatri Derneği Başkanı Psikiyatri Uzmanı Sedat İrgil, Covid-19 hastalığında …

ONLİNE TERAPİ NEDİR ? NASIL OLMALIDIR ?

Online terapi, çeşitli engeller nedeni ile psikiyatri uzmanları veya psikologlar ile  bire bir görüşme imkanı …